Aylık arşivler: Haziran 2011

zynp

Ölüme Dikkatlice Gidiyorum..

Olay mahalindeyim şuan..her yer kırık dökük..Sana getirilen güzel kır papatyalarını koymak için aldığın vazo,duvarda güzel saatleri,dakikaları saydığın turkuaz mavi saatin,seni mutlu günlere uyandıran gukguklu saatin onlar bile kırılmış..ilerledikçe anlıyorum ki asıl kırık olan ‘KALP’in..Kalbin çok kırılmış..Geceleri başını yastığa her koyuşunda yalnız olduğunu anlamışsın.Otobüste eve dönerken yine başını cama koyup kimsen olmadığını anlamışsın.Evde yemek yerken hayali biriyle konuşmuşsun, dertleşmişsin.Onu arkadaşın,ailen hatta sevgilin olarak düşünmüşsün.Artık saygın kalmamış kendine.Bitmiş,tükenmiş,hissizleşmiş bir insan olup çıkıvermişsin.Sonra da durmadan boş sokaklarda boş boş gezinmişsin.”Yalnız olmak iyidir aslında hergün boş yere başın şişmez,yüreğin acımaz ve sonunda üzülmezsin”Tekrar kendime gelip , dönüyorum.Kimbilir kaç keç üstünden geçtiğim kağıda ilişiyor gözüm.Elime alıyorum. Küçük bir bebeği elime alışımdaki hassasiyeti gösteriyorum ona.Sanki bir insanmış gibi ve kalbini kırmak istemezmiş gibi,sonunda ölüm varmış ve ölüme dikkatli gider gibi,nazikçe açıyorum.’Merhaba’yla başlayıp ‘Hoşçakal’ ile biten bir mektup..Dikkatlice bırakıyorum mektubu, güzel günlerin ,güzel hatıraların yaşandığı evden çıkıp kapıyı örtüyorum..Ve ölüme dikkatlice gidiyorum…

saat

Canımı Sıkan Bi’şey

Zamanın hızına yetişememekten dolayı can sıkıntımı paylaşacağım sizlerle. Çoğumuz şikayetçiyiz aslında bu durumdan, zamanın koşar adımlarla yanımızdan geçip gitmesi ve yanımızdan geçerken de bize gösterdiği o garip tebessümünden, ama hani bazı anlarda daha çok hissedilir zamanın gittiği ve sizin bir yerlerde kaldığınız, sanırım ben şuan işte oradayım…Geçen zamana bakarsınız aslında pek de bir şey yaşamamışsınızdır, küçükken abi abla dediğiniz insanların o zamanlar özendiğiniz ve gözlerinizi kocaman açıp ‘ne kadar da büyük ve ne çok şey biliyor’ dediğiniz o yaşlara siz de ulaşmışsınızdır. Ama gelin görün ki o kadar da büyük değilsinizdir aslında, daha fazla sorumluluğunuz vardır, sizi yoracak daha fazla uğraşınız, birilerinin beklentileri ve davranışlarınızın sonuçlarını tek başınıza yüklenmek zorunda olmanız. Bazen o küçük çocuk olmak istersiniz yine, ama zaman acımasız ve bizden bağımsızdır, siz bunu düşünürken bile o ileride bir yerlerde koşmaya devam etmektedir.Tam yaşınıza alışırken bir diğerini getirir zaman size, bazen üzüldüğünüz olur yine zamanın getirdiği bir şeylere ve zamanın size bir iyilik yapası gelir. Bazen bir ay, bazen bir yıl, koşar yine acınızı eskitir, unutursunuz, eskisi kadar üzmemektedir sizi- canınızı acıtan her neydiyse-, ama zaman işte karşılıksız yapmamıştır yine, cebinizden tek tek saniyelerinizi alarak koşmuş, koşmuştur…He bazen gerçekten çabuk geçmesini istediğiniz anlar olur, hani şu zamanın bu kez aheste adımlarla, bazen durarak ilerlediği anlar, o da başka bir yazının konusu olsun… Ve Behçet Necatigil’den bir şiir paylaşmak istiyorum sizlerle, bize bir gün gelipte, zamanın bizim için artık bir öneminin kalmadığı o anda, pişmanlık duymamamız için yaptığımız ya da yapmadığımız bir şeyleri hatırlatıyor bizlere:

SEVGİLERDE
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz.)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz,
Çirkindi dar zamanlarda bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı.

 

sertap-yar

Sertap Yar’ın Kartal Gazetesi ile yaptığı söyleşi…

Söyleşi: NESLİHAN DİLBER

SERTAP YAR;  1969’ da, İstanbul’da  doğdu. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümü mezunu.

Yazarlık konusunda ne kadar hırslı olduğunu bildiğim Sertap Yar, yazmak konusunda kendini geliştirmek için bir çok faaliyet gerçekleştirdi.

İlk olarak Müjdat Gezen diksiyon kursuna giderken aynı zamanda bir inşaat firmasında çalışıyordu.

Ardından Bilgi Üniversitesi’nde senaryo derslerine katılarak kendini geliştirmeye devam etti.

Son olarak, kuzeni Mesut Yar  (Star Tv’nin sabah haberleri ‘Uyan Türkiye’ programının sunucusu)  vasıtasıyla Mario Levi ile tanışınca, Aralık Derneği’nde Yazı Atölyesinde yazı kurslarına başladı.

Ünlü yazar Mario Levi, atölyede öğretmenlik yaparak, yazı derslerini kendisi veriyordu.

Tüm kurslarını bitirdikten sonra, yazarlığa hazır olduğuna inanan Sertap Yar ‘Tuzlu Fıstık’ adlı şiir kitabını yayınladı.

Şiirleri olduğu kadar, tiyatroyu da sevdiğini söyleyen Yar ilk defa orta okulda şiir yazdığını söyledi.

“İlk olarak orta okul’da kısa skeçler yazıyordum. Arkadaşlarımla beraber okulun tiyatrosunda oynuyorduk.

Daha sonra, lise yıllarımda ‘Gençlik’ isimli bir şiir yarışması düzenlendi. Bu yarışmaya katıldım ve üçüncülük kazandım.

Şiirimden bir bölümü sizinle paylaşmak istiyorum: ”

‘ Gençlik bir çiçektir, çiçek sulanmazsa kurur.

Gençliğin de dili vardır, konuşur.

Bir kuş olur, göklerde uçuşur.

Kuşun kanadı kırılırsa, hayatı son bulur.’

Şiirlerine hiç ara vermediğini belirten Sertap Yar,

“Aslında şiirlerim hayatımda hep var oldular. Ben onlarlayım, onlar benimle.” dedi.

Hem roman, hem şiir çalışması yapan yazar;  şiirleri daha çok sevdiğini dile getirirken,  “Çünkü bir romanı, bir mısrayla’da anlatabilirsiniz.” dedi.

Sertap Yar, roman ve şiir üzerine çalışmalar yapmaya devam ediyor. Önce ilk şiir kitabını, daha sonra ilk romanını çıkartan Yar, şu sıralar ikinci romanı üzerine çalışıyor.

Çıkacak olan romanı; ilk romanında ve ilk şiir kitabında olduğu gibi, yine gerçek hayatı konu alıyor.

Yaşanmışlıkların gözünde daha değerli olduğunu, içinde bir emek olduğunu belirtti.

TUZLU FISTIK

2009’da ‘tuzlu fıstık’ adlı, ilk şiir kitabını yayınladı.

Kendisine, tuzlu fıstığın anı’sını sordum . Öğrendiğime göre; Evde oğluyla televizyon izlerken tuzlu fıstık yiyorlar.

Bunun üzerine bir anda, tuzlu fıstık üzerine kafasında birkaç cümle beliriyor. Bu cümleleri kağıda dökünce ‘Tuzlu Fıstık’ şiirini oluşturuyor. Bu şiiri’nin adını aynı zamanda kitabın adına vermek için uygun görünce, kitabın adı ‘Tuzlu Fıstık’ olarak piyasaya çıkıyor.

Kitabın gelirini LÖSEV’E bağışlayan yazarımız, çevresi tarafından yardımseverliğiyle’de tanınıyor.

Şiir kitabı’nın, iç dünyasına ayna tuttuğunu söyleyen yazar ‘Tuzlu Fıstık’ adlı kitabını ailesi’nin üzerine yazdığını dile getirdi.

Şiirleri için, ”şiirlerim çocuğum gibiler. Hepsini yoğun duygularla yazıyorum. En sevdiğim şiirimse, kitaba ismini verdiğim tuzlu fıstık.” dedi.

Romanlarında’da duygu yoğunluğu içerisinde olan Sertap Yar, ikinci romanında ağladığı çok sahneler olduğunu ve bu duygu yoğunluğunu atlatamadığı için, romanına bir süre ara verdiğini söyledi.

“YAZMAK, TÜM ÇIPLAKLIĞINIZLA KELİMELERLE SEVİŞMEKTİR”

Yazarların yalnızlığı seviyor olmaları, sanırım hepimizin bildiği bir gerçek.

Sertap’ da bu düşünceyi savunan yazarlardan biri. Yalnızlık hakkındaki düşüncelerini, “Zaman zaman yalnızlığı her insan gibi seviyorum. Ama ailemin ve dostlarımın hayatıma, çiçek gibi serpilmesinden büyük zevk alıyorum.” şeklinde anlattı.

Yazarımıza, yazmanın kendisi için ne olduğunu sordum. Cevabı gerçekten etkileyici oldu : “ Yazmak, tüm çıplaklığınızla kelimelerle sevişmektir.” dedi.

Biraz’da ilk romanı olan ‘Aşk Seni Affettim’ den söz edelim.

Gerçek hayatı konu alarak yazdığı romanı’nın ayrıntılarına girmeyeceğim, merak uyandıran bir konusu var. Okumanızı tavsiye ediyorum, bu sebeple konusunu anlatıp hevesinizi kaçırmayacağım.

Aşk’ın her zaman her yerde olduğunu söyleyen yazarımız, aşk’ın sadece sevgiliye olan bir duygu olmadığını ve yemek yapmanın’da bir aşk olabileceği gibi, bir mum ışığını izlemenin’de bir aşk olduğundan söz etti.

Yazarken, hayallerin tabiattan beslendiği; düşüncesinde olduğunu’da söyledi.

Sertap Yar aşk’ın sanatsallığını keşf eden, nadir ve değerli sanatçılarımızdan biri.

Romanı’na ‘Aşk Seni Affettim’ adını vermiş.

Sebebini, aşk üzerine yaptığı açıklamada anlayacaksınız :

“Yaşanan aşklar’da hep bir suçlu aranır.

Aslında aşk olan her yerde, herkes masumdur.

Çünkü insanları baştan çıkaran aşk’dır.” dedi.

gizemli-kadin

Başlıksız Şiir

Sokak köşesinde bir kadın…
Dumanı ciğerlerimde dans ederken sigaramın,
Yollar kıvrım kıvrım bitmez sana doğru,
Sen sokak köşesinde ben ötesinde
Kalbinin…
Sana koşulacak kadar kudretlimisin,
Yürümeli bence,
Ağır ağır çekmeli seni kendime.
Ağır ağır sen bana ben sana…
Acele etmemeli…
Göğüslerinin ucuna konmuş bir kelebek farzet beni
Öleyim mi senden evvel?
yoksa sana yeteyim mi?
Ölmemeliyim değil mi?

yaprak_kiz_1252237376

Keyfine Bak!

  • Keyfine Bak/Enjoy your life!Keyfine bak!/ Enjoy your life!
    Kalemini çek gözüne/ Put your pencil eyeliner
    Dudağına kondur rujunu/ Put your lipstick on
    Saçlarını dağıt/ Let your hair down
    Giyin cici elbiselerini/ Wear your cutest dress
    Tıkır tıkır salla terliklerini/ Shake your flip flops
    Ve affet tüm evreni./ And forgive all universe
    Sonra../ Then…
    Sonrası, bir şarkı tuttur/ Then, start singing
    Yüreğin en doruk noktasında/ With all your heart
    Kuş cıvıltıları kadar özgür,/ Like a free bird
    Sezin kadar sonsuz olan./ Boundless like Sezin.
    Keyfine bak!/ Enjoy your life! 

    Sertap YAR
    İngilizce çeviri: Sezin Şirin

cay_vapur

DOST VeTERMOS

Mutluluk insanlar vapurda çaya para öderken senin yanında koca bir termosunun olmasıdır. İçi çay dolu koca bir termos, yanında da o çok sevdiğin dost…Ortalama bir buçuk saat sürer İstanbul’da vapur gezileri, iki köprünün de altından şöyle bir geçer, geri gelirsin. Kıyıda yalılar vardır, balkonunda güneşlenen insanlar. He bir de vapurun peşinde martılar ve ardında beyaz köpük. İzlemek doğaldır güzeldir manzara, kimileri de hayıflanır bir yalıda güneşlenenin de kendi olmadığına. Ama mutluluk bugün ne martılardaydı, ne yalılarda, bir çala gördüm hepsini. Yanımda o çok sevdiğim dost, anlatmak için birikmiş onca şey ve koşup giden zaman… He bir de koca bir termos çay, benim fıstık yeşili bardağım, dostun turuncu bardağı. Mutluluk anlatacak onca şeyi o güne sığdırabilmek için hızlı hızlı konuşmak ve ne söylersen söyle dostunun seni anlayabileceğini, yargılamayacağını bilmekti bugün. Buna bir de güven diyorlardı herhalde… Mutluluk güvendi bugün.Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan inilen vapurun ardından çıkılan yokuşlar, ardından gidilen Ağa Kapısı. Güzel yerdir gitmediyseniz, muhteşem bir manzara. Süleymaniye’de Ağa Kapısı… Birer Osmanlı şurubu, ve yine kopkoyu bir sohbet. Hatırlanan eski günler ve planlanan gelecek. Ağa Kapısı’ından sonra Süleymaniye’yi ziyaret. Sabah onbirdeki buluşmadan beri anlatılarak bitmeyenler ve saat akşam dört. Termos artık boş Ama Lale Bahçesi bu yakınlarda. Çayları muhteşemdir Lale Bahçesi’nin… Oturup anlatılanlar, şaşırılanlar ve saat yediye doğru ancak kalkılabilen bir masa. O da evden gelen telefonların hatırına…Yaşadığım müddetçe kopmayacağımı bildiğim, sevdiğim, güvendiğim bir dosttan ayrılış ve Haşim İşcan’dan yarım saatte bir geçen otobüsümün ben merdivenlerden inerken gelivermesi. Mutluluk bir de şanstı bugün daha bitmedi çünkü… Gelen otobüste tek bir boş koltuk ve ayakta bir tek ben:). Mutluluk işte böyle bir şey…

ask-temsili-3

Yasak Aşk

Adını anmam yasak biliyorum,

Dilimin ucunda öksüz bir sözcük ismin.

Yüreğimdeki yangının külleri düşüyor üzerine;

Alev alıyor ellerin…

Tutuşuyor sevgin, içime yer ediyor deli hasretin.

Bir küçük aralıktan bakıyor sanki gözlerin

Puslu, ürkek, bensiz…

Ben yokum bakışlarının düştüğü yerlerde.

Adını anmam yasak biliyorum

Dilimin ucunda öksüz bir sözcük ismin.

Günahlarım sırtımda yol alıyorum; siliniyor geçmişin.

Gidiyor yüreğim!

Terk ediyor bedenimi aşkın sihri

Bir büyü bozumu avuçlarımda

Kelimelerim yetim bu sensiz akşamda.

Ne çok arasam senli düşleri

O kadar uzaklaşıyorum yarınlardan.

Sessiz çığlığım gecenin içinden süzülüp çarpıyor duvarlarına.

Duy istiyorum yüreğimin senli bestesini,

Herkes bilsin istiyorum dünlerimin hikayesini.

Konuşmam gerek, biliyorum.

Oysa susuyorum sadece.

Susamışım ben sana ölesiye.

Kuruyan dudaklarımın fısıltısı adın,

Bir dua gibi dilleniyor her gece.

Günbatımı

Bulutları Seyrediyorsun

kor kırmızı gün batımında
yürüyorsun ya gölgene doğru
hiç bir şey umurunda olmuyor
ya da boşverip çöküyorsun çimenlere
sırtüstü uzanıp bulutları seyre dalıyorsun
bir şeyleri özlüyorsun hani
gözlerin biraz tuzlanmış oluyor
çünkü az önce koşup terlemişsin
hayat koşusunu unutmak için
bir şeylere sövüyorsun hani
gözlerin çapaklanıyor durduk yere
çok yoğunmuş hani yorulmuşsun
koltuğa yayılıp çay içiyorsun
yanında sigarası eksik
ne de olsa hassas ciğerlerin
öksürürken kan kusuyorsun hani
eski türk filmlerindeki gibi
bulutlar üzerine yürüyor
gözlerin başka bir evrene göç etmiş
topukların kor kırmızı yürümekten
ardında diken önünde alev
umurunda olmuyor ya hani
uzanmışsın bulutları seyrediyorsun

ask-temsili

Aşkın Gerçekten Yaşı Yok Mu?

Yaz havasının yüreğime kattığı romantizmle soluğu Catherine Zeta-Jones’un baş rolde olduğu “Aşkın Yaşı Yok” filminin karşısında aldım. Niyetim sadece hoş zaman geçirmekti aslında ama daha film başlar başlamaz zihnim filmin sloganının cevabını arar oldu. Aşkın yaşı yok mu? Film, ülkemizde alışkın olduğumuz olgun erkek- genç kız ekseninde değildi öncelikle. Tam tersi, olgun, yeni boşanmış, 40 yaşında iki çocuklu bir anne ve karşısında daha üniversiteden yeni mezun olmuş 24’lük delikanlı. Hal böyle olunca, insan bu aşk yürür mü, diye düşünmeden edemiyor. Ekran akıp gittikçe, insanın aşka inancı artarken yaşın önemi küçülüyor. Hani derler ya, aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur, diye. Söz konusu aşk olunca, ister kadının yaşı erkeğin iki katı olsun ister tam tersi, bir önemi kalmıyor. Çünkü aşk kapıyı çalınca, mantık zihni arka kapıdan terk ediyor. Duygular alev alıyor. An’ı yaşamanın dışında her şey önemsizleşiyor. Sorumluluklar, insanlar, tenkit eden o bakışlar…

Film, tüm bunları o kadar naif bir dille anlatıyor ki bittiğinde bir süre koltuğunuzda kalıp, çalan o romantik parça eşliğinde sadece aşkı düşünmek istiyorsunuz. Sadece aşkı! Arkama yaslanmış kendimi müziğin ritmine bırakmışken aklıma Cenap Şahabettin’in bir sözü geliyor. Kocaman bir gülümseme gelip yüzüme yerleşiyor. “Kadın olsun, kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır.”

Olay ne yaşta, ne sosyal çevrede. Tek gerçek var; o da duygular. İnsanı olduğu yerden sürükleyip götüren, dünyada bir kendisi bir de sevdiği varmışçasına büyüleyen bir duygu, aşk. Ne yaşı ne milliyeti var. Aşkın tek bir dili var, aşık olanın yüreğinde dillenir o. Sadece aşıklar duyup anlar. Ve zaman, bir tek aşkın karşısında güçsüzdür. Zamansızdır çünkü aşk. Aslında belki de, aşk hakkında tek bir doğru ya da yanlış yoktur. Herkesin doğrusu ve yanlışı başkadır aşkta. Bugün şiddetle karşı çıktığımız yarın yüreğimize sızan bir virüs gibi bizi başkalaştırabilir. Söz konusu aşksa bugünün yanlışı yarının doğrusu olabilir. “Asla” dediklerimiz bir gün “belki” hatta “kesinlikle” olabilir.

annem-temsili

Anne

Karanlıkta yazıyorum bu yazıyı anne.Yanlızca seni sana anlatmak istedim..Senin her zaman başımı koyabileceğim yumaşak bir omzun vardı.Ne zaman kendimi kötü hissetsem yaslardım başımı.Nedense birden dolardı gözlerim.Evde ki herkesin nazını çekerdin sen..Sen yeri geldiğinde herşeyin fazlasını düşünürdün belkide.. Amacını bazen yanlış anlayanlar olsada.Ama ben seni bilirdim anne.Sen çocukların için isterdin hep fazlasını.Hep fedakarlık hep fedakarlık, zor iş anne..Bazen kızarım anneme,istemeden de olsada kalbini kırarım ama gidipte yanağına ufak bir öpücüğü konduramam.Ufak bir öpücüğü çok gördüğümden değil , ne biliyim( bu duruma bir isim koymak zor geliyor) açıkcası nedensiz!Ufak bir şeye canım sıkılsa hemen annemi özlerim.Bilirim ki onun yumuşacık omzunda rahata,huzura kavuşacağım,tüm dertlerimden kısa bir süre olsada(o süre ömre bedel)kurtulacağım..Şu cümleleri yazarken bile gönlünü almak istediğim zaman ki çekingenliğim var.Gözlerim doluyor ama ağlayamıyorum ANNE!..