Aylık arşivler: Aralık 2011

hayal (1)

Hayallerim Kayıp

Buruk çilekli süt tadında bir sabah ve ılık esen rüzgar..Beynimde dönüp duran ve düşen cümleler.Kifayetsiz anlamsız lakırdılar…

Yaşanmamış bir hayale doğru ilerliyorum..Yaşanmayacak belki de..Hayal etmek güzel şey de.Olmuyor işte..Gün gelip bakıyorsunki yeni hayaller gelmiş,eskileriyse bir paçavra gibi kenara fırlatılmış..Hayalin suçu ne ki..Gerçekleşmediyse bu onun suçu muydu sanki..

Denize attığın taşın dalga dalga iz bırakması gibi giden hayaller de öyle bir iz bırakıyor.Sonra denizin dibine doğru kayboluyor.Şimdi o ilk gün ki heyecanı,o hayali ilk kurduğum günün etkisini hissedemiyorum..Neden diye sorguladım çoğu kez ama cevap bulamıyorum..

Ama yalnız hissediyorum kendimi böyle de..HAyallerim bana arkadaşlık ediyordu..Samimiydik,yakındık biz birbirimize.Şimdi ne olduysa bir başıma ve yalnızım..Yeni hayallerin de pek tadı tuzu yok sanki…Olsun…Gözyaşlarımla arkadaş olurum bende.O da beni yalnız bırakmıyor çünkü..Sabah akşam demeden kimse görmüş görmemiş demeden çat kapı geliveriyor.Ben de çaresiz göz’üne toz kaçmış diye savunuyorum onu…

Yeni yıla bir kala…

Yeni Yıla Bir Kala
Yeni yıla bir kala, içinde bulunduğumuz yılla hesaplaşmamızı yapalım istiyorum.Ta en başından , sona kadar , aklıma gelen her şeyi sırayla döküyorum kaleme….Sonra birbirine zıt anlamlı iki başlık atıyorum başka bir kağıda…
“Hüzün” ve “Sevinç” diye…Her olayı puanlıyorum kendimce…
Ve en sonunda görüyorum ki, bu yıl beni hüzün teslim almış…Doluyor gözlerim istemsizce, fakat buna da şükür diyorum yine.Her acıyı en baştan andım.Sevinci de öyle…Hesaplaşmam bittiğinde ise, geriye yaslanıp derin bir nefes bırakıyorum.Sessizce vedalaşıyorum 2011 ve son iki gün kala benden aldığı Meloş’umla…
Huysuzluğunun ardına sen hüznü gizledin,
Yalnızlığın acısını ise, gözlerine kilitledin.
İkisini de bir tek ben gördüm,
Ses etmedim, gördüklerimi bende gizledim.
Sana bir sürü şakalar yaptım, her seferinde gülüp geçtin….
Başkası yapsa canına okurdun oysa,
Deli kadın, kıyamıyorsun beni paylamaya….
“Off Güneş, rokoko yaptım gel hadi.” Diye elini sallıyorsun.
Seni bu kadar sevdiğimi bende bilmiyormuşum,
Asonsöre tam bineceğim sırada ,düğmeye basışın,
Benimde sinirle kala kalışım geliyor aklıma…
Ve yine bu sabah asansörün önün de etrafa bakınıyorum,
Yoksun…. boğuluyorum hıçkırıklara…
Seni çok seviyormuşum Meloş’um….

Tamam , kabul ! Bunları yazarken de ağlıyorum.Ama vedalaşıyorum öyle değil mi? Dolayısıyla bu da çok normal….
Sonra başka bir nefes daha alıp, yeni yıldan ne istediğimi düşünmeye başlıyorum.Bu sefer bir çok şey isteyeceğim her yılın aksine…..Sağlık tabiî ki, sonra huzur, mutluluk…Ama daha fazlası da var…hayatı doyasıya yaşamak, cesaret, ardı ardına çıkan kitaplarım olsun istiyorum…
Sonra etrafımda bir çok sevenim, sevdiğim olsun….İyilik olsun, güzellik olsun …Para olsun, aşk olsun.Ailem hep yanımda olsun.
Bunlarla kalmayacak istek listem, düşündükçe , aklıma geldikçe isteyeceğim.Eee daha ne olsun?

Bildiğim ilksontek nota.

“Beni boğuyor” demiştin, daha ben -ne- olduğunu soramadan:
“Belki bir gün ben onu boğarım. Kurtulur insanlar.”

Değişen bir şey olmadı. Çabanı kimse görmedi, farkına bile varmadılar aslında.
Şimdi, deniz esmer ve yorgun. Gelgitlerin arasında, köhne bir yalnızlığa sığınıyor. Karaya vurmuş balıklar, tanrılarına dönemiyorlar.
Yüzüme çarpıyor bütün pisliklerini. Koku ağır, koku acı.
Şimdi, tam burada, ondan beni dinlendirmesini ya da dinlemesini isteyecek iken ben, o saldırıyor, unutulmuş bir dost gibi.
Hangi yüzle gelmişim soruyor, nasılını, cür’etimi. Sanırım cesaretli olduğumu da düşünüyor. Ben susuyorum yine, olması gerektiği gibi, annemle konuşur gibi.
Sıkılmış, içinden küfürler geçiyor, esmer küfürler. Yorgun sesiyle, biçimsiz küfürler…

İçine boşalıyor bütün şehir. Midesi bulanıyor, kusuyor, genzi yanıyor ve bir daha kusuyor.
Bir daha, çok defa daha. Yapılmış bütün hafriyatları sindirmek zor geliyor. Belli.
İçinde yüzen; doğmamış çocuklar, okunmamış kitaplar, gidilemeyen yolların biletleri, sönmemiş sigaralar, söndürülememiş umutlar…
Bir tek seni göremiyorum pisliğinin içinde. Bazen dostlar bile aldıklarını geri vermiyor.
Ne tuhaf. Yoksa değil mi?
Ya da utanıyorsun, bilmiyorum.
Oysa boka batmış kanatlarınla bile gelsen şimdi, ne güzel uyarsın düşüme…

Tanrım, beni duymalısın! Mutlu olamazsın. Deniz esmer, deniz yorgun. Anlatacakları var sana. Onu dinlersin, biliyorum.
Hem laf arasına karışıp, bir şeyler söylerim belki ben de.
Tanrım, mutlu olamazsın. İşlerinin onsuz ilerlemesinin olasılığı yok, yerini dolduramazsın.
Başvuruları kabul etmeye başlamışsın, gereği yok. Sana bedelsiz bağlanacak kimsen yok. Yok işte!
Hiçkimsehiçbirşey yok.
Evet, batan bir dünya yarattın.
Batan, detone…

Böyle olacağını düşünmemiştin, kutsadığın armoni bozuldu. Çaldığın şarkıya eşlik bile edemiyoruz ucundan.
Sözlerini bile bilmiyoruz hatta. Ezbere bir yarışın ortasında, elimizde kitapla, tek bir emir ve ikra!
Kabul et artık.
Hayat damağımıza yapıştı kaldı, sesler boğuk ve gözler bozuk.
Geri ver onu işte, git sonra.
Sende, beni teselli edebilecek başka hiçbir şey yok. Onu bana unutturacak tek bir güften bile yok.
O; bildiğim ilksontek nota, bütün cümlelerimin varacağı son nokta.
Ve deniz esmer.
Ve  deniz yorgun.
Ve ben yüzme bilmiyorum.

0

Sürü Psikolojisi


Buz gibi bir kışın sabahında üzülerekde olsa sıcak yatağımla vedalaşarak başlıyordum güne. Çarşamba en sevdiğim gündü mesela . Çünkü haftayı ortalamış ve garip bir rahatlama hissi yaratan ayrımın başına gelmiştim. Okula giderken günlere böyle bir misyon yüklüyordum. Pazartesi günleri bir azaptı mesela. Uzun gelen bir ömrün başlangıcı gibiydi. Daha sonra Salı, pazartesi sendromunu biraz daha hafifleten gündü. Çarşamba ise dediğim gibi haftayı ikiye bölen ve bitiş çizgisine en yakın yeri işaretleyen bayrak gibiydi! Haftanın yükünü üzerimde az da olsa hafifletmeye yarayan bir psikolojiye itiyordu beni. Daha bir rahatlamış ve daha bir mutlu hissediyordum kendimi. Ve böyle rutin devam eden bir dizi düşünce ve gün sıralamaları… Sonuçta her hafta yaşadığım şeylerdi bunlar. Devamlı bir ruloya sarılmış ip gibi aynı sıra halinde devam ediyordum hayatıma. Bu durum, bir yolu üst üste birçok kere dolaşmışım gibi bir hissiyata sürüklüyordu beni. Bir monotonluğun en güzel örneğiydi aslında! Tıpkı şuan yapacaklarım gibi! Kısa bir zamana sığdırılan alelacele bir kahvaltı, giysilerimi giyinmen ve evimize en yakın durağa, sık ve hızlı adımlarla ilerlemem ve bineceğim otobüsü beklemem gibi. Hep aynılık ve hep bir devamlılık yaratan zorunluluk!

Yine böyle bir sabahta bütün ritüelleri gerçekleştirip durağın yolunu tuttuğum da aslında insanların yaşamlarına karşı ne kadar saplantılı davrandıklarını düşündüm. Mesela benim günler hakkında ki bu saplantım! Fark etmeden günlerin anlamlarına saplanarak değerlerini yitirmiş gibiydim aslında. Tüm bunlar düşüncelerimde hayat bulmuşken, durağa az bir mesafede, iki yönlü yolun arasını bölen şeridin tam ortasında, yayaların rahatlıkla geçmeleri için yapılmış oyukta, bir yaşlı adamın savaşını izlemeye koyuldum.

Küçük bir tüp ve kestane dolu el arabasını, tam o iki yolu ayıran şeridin ortasında devirmiş, kışın sembolü olan kestaneler dört bir tarafa saçılmıştı. Kestanelerin sahibi olan yaşlı adam ise iki tarafından da süratle geçen trafiğe aldırmadan düşürdüğü kestaneleri toplamaya çalışıyordu. Ne tuhaftır ki yanından geçen hiç kimse yerdeki kestaneleri toplamaya yardım etmiyordu. Yaşlı adamın gözü akıp geçen trafikte ve kestaneler arasında gidip gelirken tuhaf bir vicdani hesaplaşmayla buldum kendimi. Tüm bu gelişen olaylara seyirci kalmamayı kafama koyarak, süzülen arabaların arasından yaşlı adamın yanına ulaştım ve onunla birlikte yerde dağılmış kestaneleri birer birer toplamaya başladım.

Beni gören yaşlı adam teşekkür etmeye başladı. Üstelik bir kaç kez tekrarlayarak! Sonra gelişen olay ise beni daha derin düşüncelere sevk etti. Karşı tarafa geçmek isteyen ve yanımızdaki oyukta duran insanlar, yerdeki kestaneleri teker teker el arabasının içindeki kutulara bırakmaya başladılar. Az önce dönüp bakan ama hiç bir eylemde bulunmayan insanlar, şimdi bizimle birlikte kestaneleri topluyorlardı.

Tüm kestaneler toplandığın da yaşlı adam yüksek sesle genele hitap ederek teşekkürlerini sundu. Bir kaç kişi tebessüm ettikten sonra kaldıkları yerden hayatlarına devam ettiler. Ben ise düşüncelerimi sesli bir hale getirerek “Çok tuhaf!” dedim. Yaşlı adam ise yanıma yaklaşarak “Sürü psikolojisi!” dedi. Şaşkın bir ifade ile “Efendim?” dediğim de, derin nefes aldı. “Kızım bak ben emekli öğretmenim. Emekliliğim başladıktan sonra ek gelir için mecburen kestane satıyorum ve bütün gün sokaklarda bu tür insanlarla karşılaşıyorum. Eğer sen gelip bana yardım etmeseydin galiba bütün kestaneleri tek başıma toplayacaktım.” dedi. Şimdi aslında ne demek istediğini daha iyi anlamıştım. Sürü psikolojisi dediği tam olarakta buydu. Kalabalık toplumlarda çoğunluğun hareketlerine göre yaşamayı amaç edinen insanlarla doluydu etrafımız. Bir kişinin hareketini komut edinen robotlar gibiydik! Tıpkı boş reyonlardaki malların “Çok satıldığına göre daha kaliteli ve güzeldi!” diyerek alma psikolojisine iten tuhaf davranış bozukluğu gibi.

Tiyatro-surat2

Mevsim Tanışması (Bir Çocuk Oyunu )

Mevsim  tanışması_Bir Çocuk Oyunu

Yazan :KADİR BAYATA

 

 

Sonbahar , kış ,ilkbahar ,yaz ve çocuk

 

Sonbahar

_Ben geldiğim zaman şemsiyeler çıkar ortaya renkli ,renkli ,yağmurlarım yağar ilk baş ılık sonraları soğuk ..Ben sıcak aynı zamanda soğuk bir mevsimim .Bahar olsamda adımın önünde bir son vardır ..sonbaharım ben .

Kış

_Ben yeni yılla birlikte gelirim .Ben gelice sonbahar gider

Daha gitmedin mi son bahar ?

Beyaza boyarım bir ressam gibi tüm renkleri , kardan adam olurum en büyüğünden ,en küçüğüne ,burnumda bir havuç ,kışın en yakışıklısı ben olurum ..

_Çocuklar beni çok sever

İlkbahar

_Ben gelince kış gider  ,yine gitmemiş bak !

_Gitmese bile mevsim artık benden sorulurur..Biz  dört mevsimiz.

_Ben ile başlar yaz ,güneş saklandığı dağın arkasından çıkar ,kuşlar sesine kavuşur her telden çalarlar ,özlemle kendini gösterir o büyük dağın arkasından .

Deniz başlar kokmaya ,çiçekler ben ile başlar hayat bulmaya ,yeşerir toprağa değen her yer.. bir ağaç bende çiçek açar ben o ağaçtayım işte ,ılık yağmurlarım yağmaya başlar ,yağar sizin için ..tarlalar , çiçekler sulanır ,yeni bir hasat vakti yani ..ben ile başlar ..

Çocuk

_Aman düşme.mevsimlerden biri eksik kalır

Yaz

_Sıra bana daha çabuk gelir belki o vakit

Yaz çok sabırsız ,hemen sıra gelse diye bakar kendine .söz sırası gelmiştir mevsimi olmasa bile

 

Yaz

_Sıcağım ben ,eldivenler ,bereler kışta kalır beni görünce

_Ayıptır söylemesi benden korkar mevsimler aramızda kalsın ama …Yaz gelir okullar tatil olur ..Ege de bir sahil bizi bekler,balıklarla beraber bazen denizdeyimdir ,ben  ısıtırım o kara kışın üşüttüyü suyu ,sabah erkenden güneş görür tabi ki mesai saatler içinde sizleri ısıtırız berbarce ,güneş benimledir..

Ben gelice  tüm mevsimler gider .sokaklar ,insanlar yaza benzer ,yaza bürünür ..her yaz Ege de bir sahile aşık olurum ..denizn mavisi bendendir ..bir ışık saçarım deniz coşar .ışıklarım gündüz olur ,aydınlık olur ,sıcak olur .içim dışım sıcaktır benim .içim dışım aydınlık ve çocuk .

Çocuklar en çok beni severler bu yüzden

Çocuk

_Tanıştığımıza memnun olsdum ,bende çocuk

 

_Hem sevecen hem de sevilen ,kırmızı yanaklı al al bir çocuğum ,yanaklarımm kışın soğukluğu ,saçlarım yazın sıcaklığı ,sarışınlığı

 

_Sen kış nerden geliyorsun ,nereye gidiyorsun böyle ?Dört mevsim var nereye gidip ,nerden gelirsin söyle ?

Kış :

_Karımı ve kışımı gerekli olan yerlere taşırım sırtımla ,beni çağırırlar zaten

_Biz dört mevsimiz…

Yaz

_Çocuk sen söyle hangimiz daha neşeli ve eğlendirici ,kiminle  oynarsın öyle  güzel ve hasta olmadan ?

İlkbahar

_Tabi ki ben ile

Sonbahar

_Tabi ki ben biraz yağmurluyum o kadar ,yağmurun kokusunu kıskanmayın arkadaşlar

Kış

_Karın lapa lapa yağmaasını hanginiz yapabilirsiniz ,en güzel mevsim benim ,kışım

Yaz

_Sıra yine bana geldi ,bu sefer mevsimim geldi

Parkta oyun oynamak ve salıncakta ,terlemeden tabi ki,anneleriniz peşinizden koşar ,siz önde ,en güzel mevsim benim yani

Ben varsam bol bol su tüketirsiniz ,kışın ise o faydalı suyu içmemezsiniz ,içiniz üşür ,ya bende uyanırsınız bir sabah vakti güneş uyandırır sizi ilk ,

İlkbahar arkadaşımdır benim ..o benim habercimdir

Kış

_Benimde bir habercim var ,o da sonbahar

Sobanın başında kestane yemwek ,bazende kahvaltı etmek benim sayemde hep ,

Camdan güzel bir manzara izlemekten ötesi olamaz ,

Çocuk

_Hımm  tamam , tamam kavga etmeyin ,dört mevsimin tümüde bizi için faydalı ,ne güzel şeyler öğrendim bugün sayenizde sonbahar ,kış ,ilkbahar ,yaza, teşekkürler hepinize

 

Kışın üşüsemde karı seviyoprum o kışın karını ,

Yazıda çok seviyorum ,güneş içimde sanki o an ,sevinçle kalkıyorum sabahlara ,

Sonbahar ve ilkbahar sizde benimlesiniz yılın belirli zamanlarında sizinle oynuyorum ..

 

Dört mevsim birbirini itttirmeye başlarlar ,ancak sıraları bellidir ,hangi mevsim olacağıda bellidir ancak bir kargaşa olur ,

Kış yazla yer değitirmeye kalkar ,mevsimlerin dizilimi son bahar ,yaz ,ilk bahar kış olmuştur ..

Çocuk

_Mevsimler benim bildiğim ilkbahar ,yaz,sonbahar ,kıştı şimdi ne oldu ?

_işte kış değilmi yazdan aceleci ,böyle olmaz ki

Kış

_Neden olmasın ,böyle daha yakışıklı olduk .

Yaz _

Bende beğenmedim sen kış ilkbaharla yer değitir bence

Çocuk

_yaaaa kızdım şimdi

Kış

_Tamam kızma ,biz olduğum sırada duralım ,zaten mevsimlerde yer değiştirmez hiç

İlkbahar ,yaz ,sonbahar ve kış

İlkbahar

_Şaka yaptık 1 nisan

Kış

_Bende de 1 ocak var ne olacak

Yaz

_Bende de bir şairin doğumu var 16 temmuz

Çocuk

_Çok mevsim gördümde dalga geçen bu kadar mevsim görmedim

O zaman oyun vakti

Kimde daha fazla balon var bilin bakalım ,

Kış

_Tabi ki çocuklarda

Ve seyirciler ile oyun başlar

 

Kış

_Size kar topu atmak isterdim ..ancak kısmetsizlik işte ,bu kış hazırsız gelmişim ..bir daha ki kış kar toplarım sizde bilin ,

Beraberce burda kardan adam bile yapabiliriz ,neden olmasın ..

Yaz

_İlkbaharım gelir o yaptığın kardan adamların erir yavaştan ..kötülük için değil ,ilkbahar işte ..mevsimler özlemle beklenir ve gelir kapınızdan ilkbahar ..

Hani nasıl Noel baba evinizin bacasından içeri giriyorsa ,ilkbaharımda öyle gelir ,geleceği bellidir..

İlkbaharım gelir ısıtırım sizi yavaş yavaş ..Ben yazım ..yardımcımdır ilkbahar

Dört mevsimiz biz .,hep geliriz ..

Çocuk

_Bugünkü gibi hep tanışırız o zaman …her mevsim …biraz üşürüz ,biraz ısınırız sizinle ..

Yağmurlarınızda su birikir barajlarımıza ,kuraklık kalmaz ..

Türkiye Cumhuriyetindeyiz..Dört mevsim hep bizimle ..

Afrikada ki kardeşlerimiz  yağmurun ,karın farkında değil ..onlara uğramaz mısınız ? Su olmadan kuraklık yaşanır ..

Kış

_Biz her kapıyı çalmak isteriz ,bu yaz yok mu ,baen kapıları bize kapatır ,giremeyiz sonbahar ve ben ,ilkbahar yazı getiren yağmurlarını getiremez ..

Yaz

_Bazı kıtalarda benim hükmüm geçer , bazılarında ise kışın hükmü geçer ,kimi ülkeler güneşi nadir görür ..yani bunda bizim bir suçumuz yok

İlkbahar

_Evet haklısınız yaz ve kış

_Biz hep arada kaldık ,ancak habercisiyiz mevsimlerin ..biz gelmeden yazda gelemez ,kışta..,

 

Çocuk

-_Aynı anda dört mevsimde gelemez değil mi ? Hem kış hemde güneş daha yakışıklı olursunuz ..

Yaz

_Sıramız var ,biz dör mevsimiz ,dört kardeşiz yani ,dört sevgi dolu mevsim ,dört gelip ,giden mevsim.

Her mevsim başkaır ,hüneride ,ıslatmasıda

İlkbahar

_Ben ıslatırım anncak saçınızı yağmura verirseniz saçınızı tararım bir anne şefkatiyle ,ılıktır yağmurlarım ,bir yağarım bir geçerim ..

Sonbahar

_Benim yağmurlarım sizi o sıcak yatağınızda tutabilir ,biraz soğuktur,

Mevsimimin özelliği işte ,ne yaparsın kışa hazırlık ben ile başlar ..sobalarınız kurulmak ister ,benimde vaktim geldi der  bir müddet ..

Çocuk

_Tatili özledim galiba

Yaz

_Çocuk beni  davet ediyor ..siz kaçılın bakalım..

Tatil bende var ,karne heyecanı yaşanır ve en iyi karneler ben ile ödüllendirilir

Kış

_Tatil bende de var ,gerçi her mevsim değil her hafta var ..Cumartesi , Pazar ..bir hafta 7 gün  ,bir ay 30 gün ,bir yıl 365 gün ..

Yaz

_Unutmamışsın bak ! geçen bana soruyordun ayları ,yılları

Kış

_Çocuk sordu ya ona söylemem lazımdı ..biz onlar içiniz ,onlar bizle güler ,bizle hüzünlenir ,bizimle oynarlar dört mevsim ..

Çocuk

_Yağmurda ıslanmak yerine şemsiye alırım ,kış oldu mu eldivenim ,berem ,atkım ve o kırmızı paltom üşümeden oynarım ,ilkbaharın yağmuru olduğu zaman kokusu gelir burnuma ,koklarım sanki cennet kokusu ,toprak kokar benim içimde ..Yaz mevsimi oyun mevsimi ,bisikletler dışarı çıkar ,çocuklarda öyle .

Oyun , oyun ,evde bilgisayarın başında oturmak olmaz ,dışarıdayımdır ..Bahçemde çiçekleri koklarım ve dışarıdayımdır ..Güneş çarpmaz beni öğle sıcağında durmam hiç ..Öğle vakti yemek vakti anneciğim merak eder o vakit ..Akşamda öyle eve hava karamadan giderim ,yazda olsa karanlık ,bende bir çocuğum ..annem ellerini yıka der ..haklıda dışarıda kumla oynadım ellerim üstüm biraz dışarıdan armağan aldığım kumları temizlerim ,ellerimi yıkarım bol sabunla ,temizlik imandan gelir tabi ki

Yaz

_Aferim çocuk sana , o ellerini yıkadığın su ilkbahar ve sonbaharın sayesinde ..

Çocuk

_Teşekkürler ilkbahar ve sonbahar

İlkbahar ve sonbahar

_Teşekküre gerek olmadığını düşünüyoruz ..biz dört mevsim sizin için ..

Bizde ellerimizi yıkıyoruz ,bizde gittiğimiz yerden toz bulutu ,güneş tozu getirebiliyoruz üstümüze ,başımıza

Yaz

_Olur o kadar ,ben çölde baya zorlanıyorum ..her yer  kum ..

Çocuk

_Ne güzel şehrimizde ağaçlarımız var ..Balıkesir bir başka yer ..yemyeşil ..ağaçları çiçek açar ,meyva yapar bize ..çölde ağaç olmaması ne kötü

İlkbahar

_Evet çok şanslısınız ..dört mevsimde burda ..her damla yağmurumda bir ağaç yeşerir ..ağaçta insanlar gibi su içmese olmaz ,su içer büyür.. dalları gölgeniz olur yaz sıcağında ,sizleri korur

Çocuk

_Bir çocuk vardı gördüm ben ,ağaca kızmış taş atıyordu ..

Sonbahar

_Olmaz ki ,çok yanlış yapmış ,ağaç o da canlı ,çiçekler canlı sizin gibi..

Yani canı acır öyle yapılırsa ,küser ,ağlar siz gidince ,

Yalnız kalmayı sevmez hiçbir çiçek ve ağaç ,bitki örtüsü dahil buna ,

Çocuk

_Biz gidince yalnız mı kalırlar

İlkbahar

_Gerçi yalnızlık değişir biraz..o zaman karımcalar çıkar ortaya ,arılar ,böcekler hem bir arada çiçekler ile birlikte şarkı söylerler ,

Karınca ile Ağustoz böceği gibi ..biliyorsunuz demi bunları ?

Çocuk

_Duymuştum ,karınca  çalışkan ,ağustos böceği keyfe keder..

İlkbahar

_İşte onlar benim mevsimimde dışarı atarlar kendilerini ,parkta bir çimen topluluğunun altında veya yanlarında bulunabilir dikkatlice bakarsanız ..Benim mevsimim işte ,sadece benim ..

Kış

_Benim mevsimimde de yuvalarına çekilirler .ilk bahar gelene kadar kar ve kış yuvalarının kapısını kapatır ..sonra mevsimi gelir erir üzerinde ki karlar ..karıncalar dışar çıkarlar ..

Mevsimlerin güzelliği burda ,her mevsim çocuklar içindir ..

Çocuklar için büyüklere mevsim ,mevsim yok !

Çocuk

-Ne güzel sadece bizim içinmiş ..

Kış

_Kış gelince bütün ağaçları yılbaşından önce veya sonra ben süslerim ,tabi ki bazen geç kalabilirim ..bu yüzden özlenebilirim ..

Yaz _

En çok ben özlüyorum seni galiba

_bazen çalışma saatlerimi ay olarak hesaplayınca uzun gibi geliyor

Kış _

Yine işten kaçıyorsun Yaz ..işten kaçmasan şimdi İngiltere güneş görürdü ,Fransa çöle bürünürdü ..

Sonbahar

_Galiba işimi en iyi ben yapıyorum ..yağmurlarım ,kapalı gökyüzüm hep vardır ..

Çocuk

_o vakit hep senin suçun sonbahar ,uyku mevsimi ,insanın içi kapanıyor bulutlarla ,

Sanki uyku havası senin gökyüzün ..

Sonbahar

_O  da benim hünerim işte ..

Kış

_Kimileri  bazı şeyleri hünerden sayıyor galiba ,öyle hisssettim birden

Yaz _

Evet bencede ,güleyim bari

Çocuk

_Hiç yakıştı mı size ,birisi yanlış bir söz demiş olabilir ..Dalga geçilmez benim bildiğim , okulda öyle öğrettiler elleri öpülesi öğretmenlerim .

Birisinin kusuru varsa örtülmeli hani senin uykulu gökyüzün gibi bir örtü ile..

 

Kış _

Evet gökyününün o örtüsünü iyi bilirim ..baştan başa bembeyaz her ve gök ..yağar karım ..hiç durmaz ..siz söyleyin hiç benzer mi o şimşek çakan masmavi gökyüzüne ?

Son bahar

_Yağmur bitki örtüsüne hayat verir.kuşlar sürgündedir ..o sürgün kuş cennetinde son bulur ..büyük göç başlar ..kuşlar yer değiştirir..o mevsimden ,bu mevsime

İlkbahar

_Yani benim mvsimime ..

Çocuk

_O mevsim şarkılar bestelenir ,iklim değişir akdeniz olur hadi gülümse ..

İlkbahar

_İlkbahar gülüğmseme vakti tabi ..gülümse hadi gülümse ..

Kış

_Şimdi kimin mevsimi bilen var mı mevsim arkadaşlarım ?

Yaz

_Benim değil sanırım

İlkbahar

_Yaz yine işten kaçıyor ..ben hesapladım sıra yaz mevsimindemiş

Yaz

_Ters bakmışındır ,o takvim Ocaktan başlıyor ,milat yani

Kış

_Benim milatım doldu

İlkbahar

_Tamam mevsim sırası bende olsun yine

Çocuk

_Bende olacak değl ya ,sarı saçlı ,denizi seven bir çocuğum sadece ..

İlkbahar

_Şimdi güneş açacak iyi bakın ,içiniz yağmurla ve ben ile dolacak

_Bugün ilkbahar

_Aşıklar meydanlarda miting verecek ,bir gül uzatacak ..

_Bir söz var söylenecek ,o da bahar vakti şimdi

_İlkbahar ..

Kış

_Yine aşık oldun galiba sen ilkbahar ,mevsimindir doğal ..

İlkbahar

_Yine soğuksun sen kış , işte kışşş ,kışşş ..git sen ..

 

_Bu mevsim benim

_Son bahar bir şimşek çak ,ben geldim

Çocuk

_Tekrar hoşgeldin ilkbahar

Her mevsim yeniden tanışıyoruz ..

Yeni bir mevsim ,yeni bir yağmur sanırım

Her mevsim giderken elveda dese ne güzel olurdu ..sizin gibi düşünceli mevsimlerim benim

Kış

_En düşünceli benim sanırım ..hem kış uykusundayım ,hem de yağmaktayım ,soğutmaktayım ..

Uykum geliyor kışları ne yapayım ki ?

Yaz

_Sen uyu evet ,ilkbahar senden sonra çok çalışıyor ..karlarını eritiyor ,çiçek açtırıyor ,

Uyku yok ona ..

Çocuk

_Uykucu bir kış nasıl buldunuz beni siz ?

Kış

_Doğduğun günden beri yanındaydık zaten ..camın dışarısında güneş yüzüne vurur uyandırmak için seni ,kar yağışını seyrederdin daha küçük yaşlarda o zamanda bize baktığını biliyorduk ,

Biz dört mevsim hep seninleydik ,

Sen ilk ağladığında bu baharlar öyle ağladı ki ,hiç sorma sen ağlıyorsun diye ,onlarda yağdı ..ağladı ..

Çocuk

_Düşünceli mevsimlerim benim .

_Artık şimşek çaktanızda en kötü yağmurda korkup uyanmayacağım .  karda yürürken düşersem ağlamayacağım ..oyun oynuyoruz çünkü ..

Kış

_Sen yine karda fazla yürüme ,düşersin baharlar yine ağlar sonra

İlkbahar

_Tabi ki ağlarız ,biz hep yağarız

_Şimdi aramızda bir oyun oynayalım

_Sen hangi mevsimsin diye soralım ..sonbahar mı ,kış mı ,ilkbahar mı ,kış mı bilelim ?

Ve seyirclere sorular sorulur ..

Bahar mevsimi hep birinci seçilir .bahardır çünkü ..yüreği yağmurdan geçer ,ılamur kokar ,anne özlemi olur..

En uzaktaklardan bir davul sesi duyulur ..mevsim değişmiştir artık ,yazdır mevsim ,

Yaz mesaisine başlar ..

Yaz

_Sıra geldi bana ..nerde üşümüş bir çocuk görsem içi dışı ısınır ..kimseyi üşütmeyeceğime söz veriyorum

Çocuk

_İlk kez  söz vererek görevine başlayan bir mevsim tanıyorum

Yaz

_Daha bizi sen çok tanıyacaksın ..

_İlk görevimi yaptım ..dışarıda kalan çocukları ısıttım ,akşamları ise soğuk olmayacak tabi ki ,

Bir çare gibvi geldim girdim kar gibi balkanlardam değil balkonunuzdan usulca  girdim ..

Eviniz yok şise gönül kapınız var hep bana açık ..sıcağım ben ,sıcağa aşık .

Çocuk

_Çocuklar üşümez ise ne kadar mutlu olurum ..bir felaket olur ,bebekler ,çocuklr hep dışarıda kalıyor ..evi yıkılıyor ..Çok ağlıyorum onları görünce ..

Yaz

_Artık ağlama bir çareyim ben ..kış Balkanlara geri döndü bak ,oradan gelmişti zaten ..

Bebekler ve sen artık mutlusunuz..nerde dara düşseniz mevsimler yer değiştirir..

Yağmur lazım olunca baharlar gelir ..çocuklar üşümesin diye güneşi sırtımla getiririm ..sen üzülme çocuk

Küsmede bize ..

Bak şimdi sonbahar geldi ,sıra onda çünkü

Sonbahar

_Sonunda geldim  yağmurlarım yağar artık soğuk bazende ılık ,

Yapraklar saralır ve uçuşur ..gökyüzünde yine ben varım .yağmurlarım toprağı besler .yaz sıcağından kavrulmuştur bitki örtüsü ,onlar serinler ..ben serinlerim ,ben ağlarım ,yağmur yağar

Yaz

_Yine ağlattın milleti,

 

Bu ne hiddet ,bu ne celal ?

Kış

_Benden öğrenmiştir bu hüznü

İlkbahar

_İlkbahar aşkın mevsimi ..karamsarlık değil ..sıra bana gelsinde görün

Sonbahar

_Şimdi icraat vakti ..sen çocuk benim mevsimimi seviyor musun ?

Çocuk

_Mevsimini seviyorumda ağlar gibi yağmanı sevmiyorum ..

 

Yaz

_Sulu gözlü mevsim işte ..

Sonbahar

_Tamam bende az ağlarım .o vakliite yıkanmaz ağaçlar ve doğa . ben geldim mi yıkanma ve temizlenme vakti doğanın ..

Çocuk

_Onu öyle bilmiyordum ..o zaman ağla sen sulu gözlü mevsiimim sonbahar ..Arkamdan ağlama ama ..

Sonbahar

_Çok yağmurum yağdı ,kurudu sanırım bulutlarım ..Ne güzeldir bulutlarım denizin mavisinden daha mavi ,yağmur mavisi .

Çocuk

_Şemsiyeden kafamı kaldırıp yukarıya bakamıyorum ..yani dediğin maviye ..kusuruma bakma

İlkbahar

_Benim gökyüzüm olsa bembeyaz pamuk bulutlarım olurdu ..Araba şeklinde ,tren şeklinde ,bazende o para şeklinde kimine .

Para gözlü olan insanlar bulutlarda para şeklini görüyormuş ,öyle dedi bulut kardeşler ..

Yaz

_Para gözlü  olmak nedir ki

Çocuk

_Ben biliyorum sanırım ..Hani yaz mevsimi olunca ,deniz kenarından yürümek gelir içimden..babamla birlikte yürürken o deniz kenarından bir otele aitmiş o mavi deniz …deniz sahiplimiş ..bence bu konuyla ilgili ..bildim sanırım ..

Yaz

_Bildin ,aferim Çocuk

_O yaz aylarında denizi ben ısıtırım ..o vakit en ısıtmayım bari ,sahipleri ısıtsın bi zahmet ..deniz çocukların ,babaların ,annelerin bir süsü

İlkbahar

_Çok güzel dedin Yaz mevsimi ..denizi ilk baharda hep ben temizliyorum .rüzgarlarım balıkları okşar ,ben temizlerim ..o mavi deniz ve bulutlarım hep benimle ..

Dört mevsimiz biz .sonbahar ,kış ,ilkbahar ,

Kış

_Şimdi mevsim sırası bende ..kış vakti uyku vakti ,sıcacık bir saba

Çocuk

_Bu ne ya dört mevsimide bir anda yaşıyorum ..Hasta olacağım bu kadar mevsim değişirse..

Kış

_Merak etme kar yağar güzel bir manzara olur ..resmini çizmek istersin ,elinde ki kalem bunu ben yapamam der ..yapmazsın sende ..

Kar yağar ben geçerim her ücra köşeden ,en bilindik köşeye ..sizleri izlerim ..kardan adam yapan çocukları çok severim ..beni mutlu eder benimle oynamanız ..ben soğuğum diye benimle oynamazlar diğer mevsimler..bende sizlerle beraber oynarım ..siz kara adımınızı atarsız ,ben üstünüze renk olurum ..

_Akşam oldu mu bazen ateş yakılır bir dağ başında o ateşin yanında ısınmak isteyenlere arkadaş olurum ..onlar ısınır ben eririm onlar için

_Sizin için hiç erimeyecek kar olurum ,kardan adam olurum burnunda bir havuç ,bazenn keskin bir kalem ..

_Sevdikleriniz yanınızda olur aynı oda da ,aynı ateşin başında ..ocak ayında yılbaşım olur ..yıl değişir ..ben biraz durup sonra değişirim bir mevsimden ,başka bir mevsime ..dışım soğuktur ,içim sıcak ..mutlu ederim insanları ..

_Çocuklar benim tek oyun arkadaşımdır

Çocuk

_Kış ayı çok neşeli geçiyor ..çocuk olmak ayrıcalıkmış.bunu anladım ..herşey çocukların yani bizim ..

İlkbahar

_Sevemeyeceksin artık yine sıra bende

_Kar erimeye başlıyor ,çiçekler , kuşlar baharın haberini veriyor ..gerek yok artık davulcuya _İlkbaharda aşık oldun mu hiç şu güğzel çiçeklere çocuk ?

Çocuk

_Çiçekleri kopartmadan bir bir saymaya çalışmıştım ..o vakit bir papatya gördüm ..yapraklarını kopartmadım ..sanki ilk gördüğüm çiçekti ..sadece bu aklımda kalan çiçeklerle ilgili

İlkbahar

_O da birşey ..mesela bu uykulu  kış hiç çiçek görmedi bu yaşına kadar ,

Kış

_Çok çiçek gördüm ancak hep karla kaplıydı..reklerini ben belirledim ..bembeyazdı ..

Yaz

_Bende çok çiçek gördüm ancak ilkbahar kadar değil tabi ki

_Sonbaharda şansına hep kurumuş yapraklar gördü ..ve birazda çiçek ..

Sonbahar

_Çiçeklere ve yapraklara hep ben rengimi verdim .Çoğu zaman sararmaktaydı ..Yağmurlarım yeşertemedi ..Yeşil olmasını çok isterdim ,benim mevsimimde hep sarı işte çiçekler ve yapraklar

Çocuk

_Her renk biraz farklı ..hepsini tanıdım sizinle ..

_Kışları bembeyaz

_Yazları deniz mavi ,gökyüzü beyaz pamuklarla sarılmış ,

_İlk baharda öyle yağmurlu ve yeşil her yer ,

_Sonbahda sarı renk fazla ve  yağmuru

Yaz

_Biz tam dört mevsimiz

_Sonbahar gelir kış gelir ,ilk bahar ve yaz gelir

_Biz tam dört mevsimiz

_Yılı dörde böldük ve paylaştık ,

_Biz tam dört mevsimiz

_Sonbahar  ,kış ,ilk bahar ,yaz

_Dört  dost mevsimiz sıramızı biliriz

_İlkbahar ve sonbahar ağlar ,yaz ve kış biz güleriz.

 

 

Çocuk

_Tanıştığımıza memnun oldum tekrardan  ,bende çocuk

 

_Hem sevecen hem de sevilen ,kırmızı yanaklı al al bir çocuğum ,yanaklarım kışın soğukluğu ,saçlarım yazın sıcaklığı ,sarışınlığı , içim çimen ve papatya kokusu ,kar sanki hep ellerimde her yürüdüğümde dört mevsim benimle ..

_Sonbahar ,kış ,ilkbahar ve yaz dört mevsim şimdi benim mevsimim

_Çocukların oyun mevsimi ..koşarak ,okuyarak ,yazarak alfabemizde ki tüm harfleri ,severek herkesi ,

_Dört mevsim değil ,şimdi çocuk mevsimi

_Öğrenerek yeni mutlulukları  çocuk mevsiminde tüm çocuklarla paylaşacağım mutluluklarımı .

_Esmer ,beyaz tenli ,çekik gözlü ,fakir ,zengin değil ,sadece çocuğuz anne kokusu  ,baba kuzusu ..

_Çocuk mevsiminde sadece çocuğuz ,çocuk ……

annelerin-cilesi

kafam kazan gibi!

ne çok kişi ne çok şey bekliyor benden. boynum sanki çok kocaman boncuklu ve ağır bir kolye taşımaktan yorulmuş gibi, enseme klipsi batıyor resmen! ellerim bildiğin şişmiş; klavyede bir parmağıma üç harf düşüyor.

çok fena gribim arkadaşlar… ama öyle yatıp duramıyorum yapı itibarıyle. zaten iki gündür toplam bi aylık uykumdan fazla uyudum, bildiğiniz ölü gibi. eve girip çıkanı, enseme çöreklenmiş gırlayan kediyi, elektrik süpürgesinin ve çamaşır makinesinin sesini ve bulaştırmayım diye benden kaçırılıp babalarına götürülen çocuklarımın hoşça kal ve geçmiş olsun naralarını bile duymadan aralıksız uyumuşum.

kafam kazan gibi… işi okumak olanlar her tür durumda okuyabilirler. ben de yatarken okuyabiliyorum. ipad de bunu oldukça kolaylaştırıyor. ama iki gündür aynı sayfayı üç kez okuduğuma bakılırsa okusam da çalışacak halde değilim.
bu yüzden şu aralar nadiren yapabildiğim gibi zevkine okumaya karar verdim. yani yazara fikir vermek gerektiği için kenarına not almadan, altını bir daha düşünmem gerektiğini ifade etmek için çizmeden, virgülüne noktasına takılmadan.
bir takvimim var, edebiyatla ilgili her türlü geçmiş gelecek önemli gün ve etkinlikleri haber veren, hatırlatan… bugün günlerden kemalettin tuğcu’nun yaşgünüymüş. ben de günün bu saatine kadar rafta ilk elime geçen kemalettin tuğcu romanı olan ‘annelerin çilesi’ni okudum kutlama niyetine. hemingway’ın lafı vardır; “iyi bi yazar olmak için kötü bi çocukluk şarttır,” diye. benim mutlu bi çocukluğum olsaydı bile okuduğum onlarca kemalettin tuğcu romanı mahvedebilirdi çocuk ruhumu. kaldı ki, açtığı yara büyüktür.

beni ağlayarak kitap okurken gören ve okuma yazma bilmeyen annemin babama fısıltı halindeki yakınmalarını hatırlıyorum dün gibi. “âşık oldu diycem, o da değil… fotoroman değil, bildiğin roman okuyor. ama yine de ağlıyor.”
neyse fazla uzatmayım, dedim ya, kafam kazan gibi!

eminim sıkı okurların çoğunun kitaplığında atmaya kıyamadıkları bi kemalettin tuğcu romanı mutlaka vardır. alın birini okuyun bugün biraz. çocukluğa dönmek, yılı bitirirken size de iyi gelecek…

benimkinde “okulların açıldığı ilk gündü, birinci derse her zaman olduğu gibi türkçe öğretmeni geldi.” yazıyor…
sizinkinde?

kısa

Siyah hasret

Arzuman,

Kalın çizgilerle ayrılmışız siyasi haritalarda, bazen kesik bazen daha silik oluyor çizgiler. Bilmiyorum farkında mısın bunun ve yine bilmiyorum hiç ne kadar uzak olduğumuza baktın mı herhangi bir haritadan.

Mesela fiziki haritalarda gri veya koyu gri arasında, çoğu z
aman siyah bizim mesafemiz. Gözlerin kadar, gece kadar siyah.

Daha yakınsa mesela bir köy, ondan daha büyük bir kasabaya. Çizgiler kesik, çizgiler silik ve mesafeler yakın. Ama seninle aramızda koyu ve kalın çizgiler, insanlar, siyahlar, griler ve duvarlar var aralarından geçemediğim.

Şimdi daha iyi anlıyorum, seninle yaşadığımız bu coğrafya bizi parçalıyor sevgilim. Aramızda kadastrolar var, hiç kimse yoksa bile. Büyük ölçekli bir ayrılık çizmişler bize. Kuş olsan bakamazsın, o kadar uzak ihtimal. Bize ihtimaller hep uzak. Şehrin kadar, ihtimalin kadar, -bir ihtimale bağlı kader, olmamasına bağlı keder.-

Pafta üzerine yamanmış bütün aşklarla sana doğru yürümek siyahlığı deler. Yolda yürüyen çok âşık var ama hepsi umutsuzca bakıyorlar siyaha. Siyahla inatlaşıyorum anca, sana gelemiyorum sevgilim.

İhtimalimizi gerçekleştirmem devrim niteliği taşımaz belki ama çabam toplumsal hafıza gerektirir.

Duvarlarla bölünmüş şehirleri unutmamayı gerektirir mesela. Kudüs, Berlin, Beyrut, sen, ben.

Siyaha boyanmış şehrin, gece karanlığında bulmak, devrimim.

Bunları bil diye söylüyorum Hasret’im.

Betondan hasretlere gebe bu coğrafya ve biliyorsun bizi parçalıyor sevgilim.

Kudüs’e ağlıyor hala duvarlar, kan döküyor kutsal davalar ve sen uzaklaşıyorsun. Şehrin uzaklaşıyor gözlerimde. Gözlerin ne kadar siyah olabilir Arzuman!

Gözlerin ve devrimim için aynı duayı ediyoruz, bir harf farkla. Sadece bir harf sevgilim.. Sadece bir harf arıyor bizi haritalarda. Sadece bir harf değişiyor ve uzaklaşıyor gözlerin. O harfe rağmen…

Âmin.

hasret-temsili

Hasret, sana ulaşmam gerek

Ben; devletin meşrulaştırdığı bir evliliğe ait, orgazmsız bir sevişmeden ibaret, imamın inandırıldığı bir nikâhın mamulü, döl sebebimin mülkü, Allah’ın kulu, Muhammed’in ümmeti ve senin köpeğin. Bırak beni gideyim şeyhim. Hasretime bile hasretim. Bırak sınırları, sınırlarımı geçeyim!

Hasret,
Yanıma yola çıkarken aldığım tek şey ihtimalin idi. Bunu daha önce yazmış zaten sana.
Devrimi müjdeleyen cümlelerle, sana koşma isteği katıldı sonra buna. Tekil hayatımın devrimi…
Büyüttüm cümlelerimi, acizliğimi düşünmedim hiç, adının anlamını lügatımdan sildim.
Sana yürümek için Hasret, ruhumu kanatlandırıp uçmayı öğrettim. Hayal kurmayı öğrettim zihnime. Çünkü… Çünkü Hasret, yaşamam gerek. Bunlar dışında başka hiç bir şey yetmeyecek buna biliyorum.
Bir şey yap Hasret! Cevapsız mektuplarımla birlikte ölmek istemiyorum.

Ölüm var Hasret! Yürümek ölümü öğretiyor. İnsanlar ölüyor her coğrafyada. ‘Ne çok acı var’ bir bilsen. Ölümlerin, daha doğrusu ölülerin çoğu ne için can verdiklerini bile bilmiyor. Savaşa karşı kimse barışı istemiyor. Kan kokusu her gün biraz daha yayılıyor. “Dava için” diyorlar hala, kaç duruşma daha olur bilmiyorum. Aymaz yarasalar doymuyor kana, son duruşmaya herkes gelecek, bilmiyorlar.
Fakat kimse vazgeçmiyor ölümden, sebebini bilmeden. Kimse derken anla işte…

Hasret, sana ulaşmam gerek.
Sendeliyorum…

Pembe kraliçeden pembe cevaplar

Artık bütün renkler pembeyi kıskanıyor çünkü pembe hiç bu kadar sevilmemişti. Neden mi?

Romantik komedinin kraliçesi Vefa Enver bu soruyu ve takipçilerimizin diğer sorularını cevapladı.

***

Sevcan Demircan ‎”Sanal dunyada hıkaye yazarken kıtap halıne getırme ıstedıgı nasıl ortaya cıktı hem romantık komedı yazarı hemde pembe aşıgı olmayı nasıl başarabiliyorsunuz?”

Ben sanal dünyada hikâye yazmaya başlamadım, yazdığım romanı sanal dünyada paylaşma kararı aldım. Aradaki nüans göründüğünden çok daha büyük anlam taşıyor. Çünkü ikincisi ilkinin aksine okurun düşünce, eleştiri ve yorumlarından bağımsız olarak yazma anlamı taşıyor -ki bu da yazarı daha özgür kılar. Romantik komedi yazmayı seviyorum çünkü hayata bakış açımla en çok bu türü özdeşleştiriyorum. Benim romanlarımda mutlaka hüzünlü geçişler vardır ama geneli güneşli bir gün gibi okurun içini enerji ile doldurur. Bana kalırsa bu enerjiyi de pembeden başka renk yansıtamaz.

 

Sezgi Salman ‎”Çocuk da yapamadım Kariyer de” romanındaki karakterlerden biri sık sık sizin bir arkadaşınıza benzetiliyormuş. Siz bu karakterleri kendinizden ya da arkadaşlarınızdan esinlenerek mi oluşturdunuz?

Evet, bir arkadaşıma benzetildiği doğru ve herkes bu konuda onu sıkıştırıyormuş ama işin aslı ben onu bu romanı bitirip yayınladıktan sonra tanıdım. Ama demek ki Aslı karakteri ya da diğerleri hayatın o kadar içinden ki, okuyanlar kendilerinden ya da yakınlarından bir şeyler buluyor.
Karakterlerimi yaratırken herkesten ve her olaydan esinlenir, sonra bunları hayal gücüm ile geliştiririm. Kimsenin hayatını alıp roman yapmam ama birileri mutlaka ilham verir.

 

Deniz Burcu Akbulut ‎”Romantik komedi yazarlığını espri yeteneği olan herkes yapabilir mi? Türkiye’deki komedi kültürü sizce ne derece gelişmiştir? “

Romantik komedi esprili diyaloglar ya da ana karakterler arası tatlı bir çekişme yazmaktan ibaret değildir. Aslında hiçbir tür bu kadar basitçe ifade edilemez. Bir roman yazıyorsanız türü ne olursa olsun tekniğiniz güçlü olmalıdır. Tekniğinizin güçlenmesi için ya eğitimini almış ya da çok okuyor olmanız gerekir.  Bir romanın vazgeçilmezi olan duygu ve durum tasvirleri romantik komedinin tadı tuzudur mesela. Olayları aktarırken okur film izliyor gibi olmalı, karakterin içine düştüğü her komik durumu sanki yanı başında durup tanık oluyormuş gibi hissetmelidir. İçe bakış bana göre karakterlerin duygularını aktarmada olmazsa olmazlardan. Bunlar gibi daha pek çok detay var bir kitabı keyifle okunabilir kalitede kılan.
Türkiye’de komedi ne derece gelişmiştir sorusuna gelince, maalesef hiç diyeceğim. Bizimki kadar komik ve esprili bir millet bunu kitap ya da filme aktarmak söz konusu olduğunda nasıl bu kadar başarısız olur anlayabilmiş değilim. Ya fazlasıyla abartılı ya da zorlama izlenimi vermekten öte gitmiyor. Zamanla gelişmesine katkı sağlayabilmeyi diliyorum.

 

İrem İvgin Merhaba.. Öncelikle neden pembe? Bir de sizden duyalım. :)

Bunun cevabı bilinçaltımıza kazınmış durumda aslında. Pembe mutluluk, umut ve güzel şeyleri sembolize eder. Pembe hayaller, pembe panjurlu ev tanımlamaları bu yüzden var…

 

Merve Duman Sorulacak çok soru var ama az ve öz; ben yazan bir kişinin ne şekilde olursa olsun kendi hayatından esinlenerek hareket ettiğini düşünürüm. Bu teorime dayanarak soruyorum. Kitaplarınızdaki renkli hayatı biraz da olsa yaşayabilen şanslı insanlardan mısınız?

Yazar algıları daha keskin, çevresine daha dikkatli bakan, hayal gücü daha geniş olan kişidir. Aksi takdirde herkes yazar. Çevremdeki her şeyi detaylıca incelerim, algılama seviyem oldukça iyidir. Çoğu kişinin gözünden kaçan benim ağlarıma takılır ve hayal gücüm son derece canlıdır. Çevremde gördüğüm, duyduğum, gözlemlediğim her şey ilham kaynağı, herkes bir roman karakteri olabilir.

 

Fehiman Neşe ‎”Romantik komedi eşittir pembe”den yola çıkarsak diğer kitap türleriyle renkleri eşleştirseniz hangi türe hangi renk denk gelir sizce ve neden? :)

Aslında ben bunu diğer türlerin yazarlarına bırakıyorum. Ben rengimi seçip onu ileriye taşıdığıma inanıyorum. Hatta bir sloganımız bile var artık. Pembe aşkına!

 

Feyza Altıngöz ‎”Yazmaya başladığınızda hedefiniz kitaplar çıkarmak mı yoksa sesinizi duyurabilmek miydi? Hedefiniz hangisiyse ulaşabildiniz mi? Hedefinize ulaşmak için attığınız adımlarda çevrenizdeki insanların tepkisi ne oldu?”

Hedefim kitap çıkararak sesimi duyurabilmek ve evet hedefime ulaştığıma inanıyorum. Şimdi oraya vardığıma göre rahatça yerime yerleşip artık keyfini sürme vakti. Çevremdeki insanların tepkileri kişilerin hayatımda sahip oldukları yerle bağlantılı olarak değişkenlik gösterdi. Hayatımda yeri olmayanlar kıskandı, benim için değerli olanlar içtenlikle destekledi. Ben önem verdiğim kişileri dinleyip diğerlerine kulaklarımı tıkamayı tercih ediyorum.

 

Sümeyye Irmak aşk denilince aklıma gelen ilk renktir pembe.mutluluğun temsili belkide.sizin pembe ye olan sevginizin nedeni ne peki ??

Ben doğru dürüst pembe giymem bile! Pek çok kereler belirttiğim gibi pembe bana göre bir hayat görüşüdür. Bazı insanlar gridir mesela. Motivasyonları hüzünden gelir. Bardağın boş yarısı için üzülerek geçer zamanları. Oysa pembe bardağın dolu yarısıdır. Pembe ile adı anılabilecek öyle çok sıfat var ki! Neşeli, sıcak, zarif, umut dolu bir renk olduğu için seviyorum pembeyi ve sembolize ettiği her şeyi.

 

Rumeysa Şenoğlu Neden çik-lit? Ve fantastik yazmayı düşünür müsünüz? :)

Sahi neden çik-lit sormuşsun? Ben çik-lit’ten çok romantik komedi yazıyorum aslında :)Ve evet! Fantastik yazmayı çok isterim, içinde yine komedi unsurları barındıran.

 

Kübra Esra Ercan Yeni nesil yazarlar için ne düşünüyorsunuz ve önerileriniz nelerdir? Birde neden romantik-komedi?

Yeni nesil yazar olarak gayet olumlu şeyler düşünüyorum. Her nesilde olduğu gibi bizim neslimizde de gerçekten kaliteli çalışmalar ortaya çıkaran yazarlar olduğu kadar sabun köpüğü gibi geçici, bugün okunup yarın adı hatırlanmayacak yazarlar var. Kimin kalıcı kimin geçici olduğunu zaman ve elbette okur belirleyecek. Bu yüzden okurların daha seçici olmaları gerektiği kanısındayım.

 

Hayriye Özaslan Vefa hanım kurguladığınız karakterleri çok seviyorum :) Özellikle Leyla yı :) Kitaplarınızdaki bu sevdiğim karakterleri nasıl yaratıyorsunuz?? Leyla nasıl ve nereden geldi?? :) Sevgiler

Leyla hiç beklenmedik anda ansızın çıkageldi:). Oradaki Engin karakteri bir arkadaşımın anlattığı bir anısı ile hayalimde filizlendi ve birkaç gözlemden sonra iyice şekillendi. Öyle aksi bir polisi çileden çıkaracak uç noktada bir karakter yaratmak istedim. Hiçbir şeyi alışılmış değil, tamamıyla sıra dışı bir karakter olmalıydı. İlk aklıma gelen şu olmuştu “Merhaba ben Leyla Özgün, ama arkadaşlarım bana Lili der. Siz de Leyla demezseniz sevinirim.” Bu hızlı girişin ardından devamı da aynı hızla geldi.
Karakterlerimi kurgularken hepsinin birbirinden farklı olmasını arzulamam beni değişik yönlere itiyor. Her karakterin bir şarkısı var mesela. Ben o şarkıyı dinlerken kafamda o karakter canlanır, hareket eder, kızar, gülümser, korkar, sever, sevilir, kırılır, üzülür ve böylece tam anlamıyla şekillenir. Onun bölümlerinde hep o şarkıyı dinlerim mesela. Dinlediğim müzik türleriyle de alakalı bana kalırsa karakterlerimin farklılığı ve renkliliği.

 

Sezgi Salman ‎”Kitaplarınızın film yapılması” olayına bakış açınız nedir? Bence kitaplarınızın konusu yapılmış romantik-komedi filmlerden daha güzel. Ortaya çok güzel şeyler çıkabilir.

Kitaplarımın film olması harika olurdu… eğer Türkiye’de romantik komedi film ve dizileri bu denli başarısız olmasaydı!

 

Hülya Şenoğlu Yılmaz En çok sevdiğiniz yazar?

Susan Elizabeth Phillips, Helen Fielding, Jane Austen benim için yazarlar arasında önemli bir yere sahipler.

 

Ilayda Kıyan kendinize örnek aldığınız bir yazar varmıydı?

Sevdiğim ve okuduğum her yazar tüm okurlara olduğu gibi bana da bir şeyler katmıştır ama hayır kimseyi kendime örnek almıyorum. Yazarken olan biteni gözlemleyen ve kaydeden bir kamera olmak yerine orada bulunan karakterlerin ta kendisi olup onların bedeninin içine girmeyi seviyorum. Ben olsam nasıl hissederdim demek yerine her biri ben oluyorum.

 

Dianna-Tr AFans Yazı yazmak sizce doğuştan gelen bir yetenek mi? Yoksa sonradan da kazanılabilir mi birey bu yeteneği?

Bana göre yazmak doğuştan gelen bir yetenektir. Ama geliştirilmemiş bir yetenek ham haliyle hiçbir şey ifade etmez. Parlaması için işlenmesi gerekir.

 

Gamze Yıldız Özgüner kitaplarınızı yazarken kimlerden ilham alıyorsunuz? 2 çocuklu bir anne olarak kitap yazmaya nasıl vakit ayırabiliyorsunuz???

Kitap yazarken sizlerden ilham alıyorum. Hepinizden… tanıdığım ve tanımadığım ama bir şekilde yolumun kesiştiği herkesten. İki çocuklu bir anne olarak yazmak için gerçekten çok programlı olmak gerekiyor. Kolay oluyor dersem yalan söylemiş olurum ama hayatın iyi programlanması halinde maksimum verim elde edilebileceğine inanıyorum. Ne kadar çok sorumluluk varsa o kadar iyi değerlendiriliyor gün. Ne kadar boşsa bir insan o kadar çok boş işle uğraşıyor.

 

MeRve Krsnts Romanlarınızı sinema ya da dizi formatına çevirmek için teklif gelse hangisini favori olarak gösterirsiniz? “Bu kesin sinemaya uyarlanmalı”diye düşündüğünüz tek bir roman…

Evet, her romanım sinema ya da diziye uyarlanabilir nitelikte çünkü yazım tarzım zaten okura bir film izliyormuş hissi veriyor. Ama ilk olarak tercih edeceğim Leyla Gibi olurdu sanıyorum.

 

‘Seher Tokur Bütün romanlardaki içimizi ısıtan kahramanların hepsi birbirinden orjinal ve eğlenceli. Peki bu kahramanları çevrenizden esinlenerek mi oluşturuyorsunuz? Yoksa sadece sizin güzel hayal dünyanızla mı yaratıldı?

Hepsi hayal ürünü karakterler. Kurguyu hazırlarken Türkiye’nin gündemindeki kişilerden ve olaylardan esinlensem de karakterlerin özelliklerini belirlerken tamamıyla hayal gücüme başvuruyorum. Mesela Leyla Gibi’yi yazarken kafamda canlanan kadın Christina Applegate idi. Eğer Hollywood’da olsaydık ve Leyla Gibi filme çekiliyor olsaydı şüphesiz bu rolü ona vermek isterdim. Engin karakteri için ise Jason Statham’ı uygun bulurdum.

Aslıhan Sedef Yazarlık aşkınız nasıl oluştu ve karakterlerinizi kaleminizle şekillendirirken çevrenizden mi esinleniyorsunuz yoksa hayal dünyanız buna gerek bırakmıyor mu?

Yazarlık aşkım hep vardı. İlkokulda, ortaokulda, lisede, üniversitede hep yazıyordum, tek fark sadece yakın çevreme okutmamdı. İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı bitirdikten sonra sadece isteğe değil teknik bilgiye de sahip oldum. Ben becerinin yanında eğitim ve tekniğin gerekliliğine de inananlardanım.
Çevremden de esinleniyorum hayal ürünü karakterler de yaratıyorum.

 

‘Seher Tokur Açıkçası biz sizin kitaplarınıza doyamıyoruz. Özellikle ben :) Bütün kitaplarınızı en az beş kere okumuşumdur :)
Yeni bir kitap daha çıkarmayı düşünüyor musunuz ? Düşünüyorsanız herhangi bir zaman dilimi verebilir misiniz?

Beni  Buna Zorlama! En yenisi biliyorsun. Bundan sonraki Bahse Var Mısın? olacak. Yepyeni bir romana başladım mı diye soruyorsan, evet başladım ama şu aralar kesintiye uğradığı için ara vermek zorunda kaldım… Yine de daha önce yazdığım on bir romanın aralarını çok açmadan arka arkaya yayınlanmasını planlıyoruz.

 

Kübra Esra Ercan şu an hangi kitabı okuyorsunuz? hangi türler ilgi alanınızda?

Şu an elimde Agatha Christie var fakat eskisi gibi rahat okuyabildiğim söylenemez, çünkü bebeğim henüz üç aylık ve altı buçuk yaşında bir oğlum var. Dolayısıyla zamanımın büyük çoğunluğunda aileme odaklanıyorum tabii.

 

MeRve Krsnts Herhangi bi romanınız da kendi hayatınızdan bir parça bir an bir olayı yazdınız mı ?

Hepimiz romanlardaki renkli hayata sahip olmak isteriz, ama işin aslı renkli olan hayal gücüm :)

 

MeRve Krsnts İlk gözağrınız “Çocuk da yapamadım kariyer de” mi yoksa başka bir pembeniz var mı kitap haline gelmeyen ?

Her şey Çocuk da Yapamadım Kariyer de ile başladı, öncesinde yazdıklarım hikâye, deneme ve şiirdi.

 

MeRve Krsnts Ve ilk yazma aşkı hikaye günlük deneme vs ne zaman geldi ? Kendinizi nasıl ne şekilde yazarken buldunuz ve ben bu işi iyi yapıyorum hobi olmaktan çıksın dediğiniz an ne zamandı ?

Ben hiç günlük tutmadım ama canım her sıkıldığında yazarak rahatlardım. Düzenli ve bir defter içinde olmasa da duygularımı yazarak ifade etme durumum hep vardı. Zaten böyle bir eğilimim olmasa üniversitede bölüm seçerken edebiyata yönelmezdim sanıyorum. İşin hobi olmaktan çıkması için ilk adımı en yakınımdaki arkadaşlarım ve eşim sayesinde attım. Onlar bu kadar ısrarcı olmasaydı belki de bugün bu kadar ilerlemiş olmazdım.

 

MeRve Krsnts Kitap yazmıyor olsaydınız hangi mesleği yapmak isterdiniz ? Yazdığınız romanlardan hikayelerden en çok hangisini kendi hayatınıza benzetiyorsunuz çevrenizde hangi karakterlerden insanlar çoğunlukta mesela “Leyla Gibi” :) bir arkadaşınız ya da tanıdığınız var mı ?
Daha önce de değindiğim gibi Leyla benim kafamda oluşturduğum bir karakter kimseyi anlatmıyor, ama birileri çıkıp kendine benzetiyorsa ne mutlu bana! Kitap yazmıyor olsaydım ya vitrin tasarımı ya da marka iletişimi yapmak isterdim.

Nadire Yılmaz Kitaplarınızı okumamız için bize bir tek neden söyleyebilir misiniz? :)
Çünkü hayata pembe bir mola vermek hepinize iyi gelecek.

Arda Deliismail Bir kitabın sonunu değiştirmek isteseydiniz bu hangi kitap olurdu?
Hiçbiri! Hepsinin kurgusunu başından sonuna kadar ince ince işledim şimdi sil baştan yazmam ama belki ek bölüm yazabilirim ne dersiniz?

Pınar Şentürk İmkanınız olsaydı karakterlerinizin hangisinin hikayesini yaşamak isterdiniz ve neden?
Bazı açılardan hepsini ve bazı açılardan hiçbirini.. çünkü çoğunun geçmişlerinden gelen derin bir yarası var ve romanın ilerleyen bölümlerinde su yüzüne çıkıyor. Bu nedenle Vefa Enver romanlarına sadece romantik komedi olarak bakmak, içeriği kısıtlamak demek. Yine de verdiği his açısından ele alınırsa son derece romantik komedi.

Pınar Şentürk Yazarken sinirlendiğiniz bir karakteriniz var mı :D
Hepsini ayrı ayrı seviyorum sinirlenerek yazmam mümkün değil, ama karşısındaki karaktere sinirlenen bir karakterin tüm öfkesini, hayal kırıklığını, acısını yaşayabilir ve bunu okura yaşatabilirim. Yine de tarafsızlığımı korumaya özen gösteririm. Eğer tarafsız olmasaydım Leyla’yı haklı göstermek için Ömer’i yermem gerekirdi ya da aynısını Sibel ve Baran için yapabilirdim.

Pınar Şentürk Bugüne kadar okuduğunuz en kötü kadın-erkek karakter ve en sevdiğiniz kadın-erkek karakterler hangileri?
Bugüne kadar okuduğum öyle çok “en kötü erkek ve kadın karakter” var ki! Burada isimlerini söylemem hoş olmaz, ama okur olarak son derece seçiciyimdir. Herhangi bir okurdan farklı olarak ben yazarın tekniğine çok dikkat ederim. Sadece heyecanlı bir aşk hikâyesi anlatması benim bir kitabı okumam için yeterli değildir. En sevdiğim karakterler Jane Austen’ın Pride and Prejudice kitabından Elizabeth ile Mr.Darcy’dir. O ikisini okurken ve izlerken yaşadığım heyecanı başka hiçbir karakter bana yaşatabilmiş değil.

Havanur Baltacı hangi konular ve temalar işlemeyi tercih edersiniz? ve hangi kitabınzın insan üzerindeki etkisi siz daha mutlu etmiştir?
Romantik komedi unsurları bulunduran aşk romanları yazıyorum. Her romanda daha önce yazmadığım bir karakter oluşturmayı seviyorum. Kimi çok güzel, kimi daha sönük, kimi kilolu, kimi ufak tefek, kimi baş döndürücü… Erkekler de aynı şekilde farklı karakteristik özellikle gösteriyor. Beyaz atlı prensleri sevmiyorum, çünkü gerçek hayatta insanları beyaz ve siyah olarak ayırmak mümkün değil. Herkesin farklı renkleri, farklı tonları var ve hepsi de içinde beyaz ve siyahın izlerini taşıyor. Basılmış olan kitaplarım içerisinde Çocuk da Yapamadım Kariyer de ilk göz ağrım olduğu için ona ve devam kitaplarına gösterilen ilgi beni çok mutlu ediyor. Bana Prenses Deme!’nin  de yeri ayrı, çünkü ana erkek karakter başta çok tepki almıştı ama ben “Sabırlı olun Yiğit hepinize kendini sevdirecek,” dedim ve öyle de oldu. Yapılan son ankette en sevilen erkek karakterler içersinde birinci oldu. Ben okura zaten seveceği karakterler yerine ilk başta tepki göstereceği, benimsemeyeceği karakterler sunmayı seviyorum. Bana kalırsa asıl keyifli olan sevilmeyecek olanı sevdirmekte…

Reyhan Erol kitap kapaklarınızın tasarımı nasıl gerçekleşiyor ?
Çok keyifli gerçekleşiyor. Özellikle Önce Kitap ile çalışmaya başladıktan sonra kapak tasarıma harcanan zaman ile doğru orantılı olarak orijinalliği de belirdi. Kitabın genel fikrine ya da belirli bir sahnesine uygun bir fikir oluşturup ona göre çekim yapıyoruz. Son derece eğlenceli bir süreç oluyor.

 

Semra Dede En çok beğendiğiniz yazar ve kitaplar nelerdir? kitap alırken nelere dikkat edersiniz?
Günümüz yazarlarından Susan Elizabeth Phillips ve Philippa Gregory sevdiklerimin başında geliyor. Yazarını  tanımadığım bir kitap seçerken tamamıyla önyargısız davranırım. Kitabı elime alıp arka kapakta yazanları ve ilk sayfayı okuduktan sonra ortalarda gelişigüzel bir iki sayfa açarak yazarın genel üslubuna bakarım. Üslubun akıcılığı kitaba şans vermemi sağlar. Bu şekilde seçip sonradan hayal kırıklığına uğradığım kitap azdır.

Zeynep Doğan Kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? Bu konudaki en büyük destekçiniz kim oldu ?
Kitap yazmaya karar vermedim her şey kendiliğinden gerçekleşti. Başlarda sadece yazmayı sevdiğim için yazıyordum, sonra okundukça beğenildi ve devamı geldi.

Semra Dede yazarlık dışında Vefa Enver kimdir, nelerden hoşlanır, vaktini nasıl değerlendirir?
Vefa Enver evli, iki çocuk annesi, gününün her dakikasını dolu dolu yaşamayı seven ve müziğe aşırı ilgili biridir. Hızlı tempoda yaşamayı severim. Sağlıklı uyandığımız her günün bize sunulmuş bir armağan olduğunu düşünerek her anını yaşamaya çabalarım. Negatif insanlara ve negatif düşüncelere sırtımı döner hayata pozitif açıdan bakmayı severim -ki bu anlamda sporun da çok faydası oluyor. Vefa Enver Forum’da eskisi gibi yoğun olmasa da hâlâ yazıyorum. Daha çok yeni yazar adaylarına şans tanımayı tercih ediyorum. Kısacası zamanımı ailem, yazarlık, forum, spor ve diğer sorumluluklarım arasında dengeli biçimde bölmeye özen gösteriyorum.

Helin Mercekli Yazar olmak sizde bir farklılık yarattımı? Tarafsız olmak gibi mesela. Çünkü genelde yazarlar okuyucuların tepkisini çekmemek için gelişen olaylara yorum yapmaktan kaçınıyorlar. Belirli kutuplaşmayı önlemek için. Sizde açık sözlülükle buna siyasette dahil yorum yapabilirmisiniz? (Farklı bir soru sormak istedim:))
Ben apolitik bir insanım ama olmasaydım bile kesin yargılardan kaçınırdım, çünkü madalyonun iki yüzü olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle her zaman temkinli konuşmayı tercih ederim ama bu okurlarımın tepkisini çekme endişesinden çok olayları terazinin kefelerinde adil biçimde tartabilmek için.

Helin Mercekli Romantik komedi yazıyorsunuz ve kitap isimlerinizin bir albenisi var. Anlaşılan bu türde yazmak size iyi geliyor. Ama hiç şu türde kitap yazmayı deneyipte yazamadım dediğiniz oldumu? Ya da çok yazmak istediğiniz ileride de muhakka bu türde roman yazmak istiyorum dediğiniz mesela; fantastik, macera, polisiye, drama, korku vs…
Uzmanlık gerektiren konular haricinde edebiyatın her türünde yazabilecek eğitim ve donanıma sahip olduğuma inanıyorum. Türkiye’de romantik komedi kitabı yok film ve dizi olarak ise ciddi anlamda yetersiz ve belki de basmakalıp. Hayat görüşüme uygun olması haricinde denenmemişi yapmanın keyfini yaşamak için bu türe yöneldim.  Ama mesela hüzünlü ya da fantastik bir roman yazmak isterim ilerleyen zamanlarda.

Helin Mercekli Roman yazarken kendinize edindiğiniz bir teknik var mı? İşte roman yazmaya başlarken önce roman akışının nasıl olacağını, karakterlerin özelliklerini belirlediğiniz bir teknik gibiı? Yoksa akışına göre mi gelişiyor yazdıklarınız?
Her yazarın kendi yöntemini oluşturduğuna inanırım. Benim nasıl yaptığımı soruyorsan, bir romanı oluştururken ilk aşamada zihnimde başından sonuna kurgular ana hatları ile oluştururum. Bölüm ayrımları da dahil olmak üzere yazmaya başlamadan önce her şey netleşir. Daha sonra detaylandırılmasına ve diyalogların biçimlenmesine kalır iş. Yazdıklarım ne akışına ne de okurun beklentisine göre değişir. Farklı yazdığım için okurdan eleştiri alacağım endişesi taşımam, çünkü farklılığı severim.

Helin Mercekli
Türkiye de özellikle yazarlık anlamında bir aynılık var. Nasıl derseniz hep göz önünde olan belli başlı yazarlar var ve sanırsınız ki Türkiye de başka yazarlar yok. Gazete küpürlerinde, dergilerde ve söyleyişi programlarında hep onların bir ağırlığı hakim. Sizce büyük bir haksızlık yapılmıyor mu? Şahsen ben artık Elif Şafak, Canan Tan ve Ayşe Kulin vb. gibi yazarları görmekten sıkıldım. (Tabi bu onları kötü görüyorum anlamı çıkarmaz.)

Haksızlık asıl okurlara yapılıyor bana kalırsa. Okurlara dikte edilen bazı kriterler var. Bu kriterlerin dışına çıkmaları halinde hor görülmekten endişe ediyorlar. İnsanlarımız kimi zaman sırf her yerde övüldüğü ve medya tarafından yere göğe sığdırılamadığı için bazı yazarları ve eserlerini okuma zorunluluğu hissediyorlar. Elbette bu zorunluluk onlara her zaman keyif vermeyebiliyor, hatta okuma şevklerini kırabiliyor bile. Bu da ülkemizde neden az kitap okunduğunu açıklıyor. Oysa ben inanırım ki her kitabın okura verdiği bir şeyler vardır. Mesela kötüyü okumadan iyiyi anlayıp takdir edemezsiniz. Okuduğunuz her ne olursa olsun hayat görüşünüze katkıda bulunacaktır.

Kübra Yıldırım ‎”Beni Buna Zorlama” isimli kitabın yazarı olarak, sizi bu kitabı yazmaya zorlayan kimdi, ne gibi unsurlardı?
Okurlarıma yeni yayınevimle birlikte yeni bir tat sunma arzusu beni bu romanı yazmaya zorladı :)

Yuksell Tugba Merhaba….kitaplarınızın basımında yayınevi seçiminde ne kadar titizsiniz? her yayıneviyle çalışabilir misiniz? yazar ve kitabı iyi olduktan sonra yayınevi adını yeni duyursa bile sizce kitap ne kadar amacına ulaşabilir? teşekkürler…
Her yayınevi ile çalışabilirim ben bir profesyonelim, ama her yayın yönetmeni ile aynı frekansı yakalar mıyım diye sorsaydın hayır derdim. Önce Kitap’ı tercih etmemin nedeni  Nursel Hanım’ın beni çok iyi anlaması, fikirlerimizin uyumu. Bunu kitap kapaklarımızdan bile anlayabilirsiniz. Benim amacımı anlayıp uygun araçları önüme seren bir yayınevi ile -yeni kurulmuş olsa bile- çalışmak tercihimdir.

Onur Çelebi ilk kitabınız ne zaman yayınlandı? ismi nedir ?
Çocuk da Yapamadım Kariyer de 2009 yılında yayınlandı

Canan Var İçimde o kadar çok duygu fırtınaları kopuyor ki, elime kalem aldığımda hepsi bir anda silikleşiyor; yazabilmek için ne yapabilirim?? Daha önce ilk yazdığım şiirle bir şiir yarışmasında Sunay Akın’ın elinden ödül aldım, bana yazmaya devam etmemi söyledi.. Ama yazamıyorum:(
O halde eline kalem alma önce kafanda yaz her şeyi. Düşün, hayal et, canlandır ve nihayet duyguların yavaş yavaş yatışmaya başladığında kelimelere dök. Fazla heyecanlanmak pek çok şeye ket vurduğu gibi yazmak konusunda da olumsuz etki gösterebiliyor zaman zaman.

Yegane Aka Türkiye’de yazar olmanın zorluklarından biraz bahsedebilir mi acaba? Kitabını yayınlatma sürecinde neler yaşamış?
Türkiye’de yazar olmak hâlâ çoğu kişi için anlaşılmamak ile eş değer. Ağdalı bir dil kullanmak, sayfaları çevirirken okuru duraksatmak bir başarı olarak kabul ediliyor. Yurtdışında her tür rahatlıkla alınıp okunabilirken bizim insanımız açık alanlarda ellerinde tutmaktan çekinmeyecekleri, başkaları tarafından saygı ile karşılanacağına inandıkları kitapları okuma yanılgısı içerisindeler. İşte tam da bu nedenle Türkiye’de kitap okuma oranı diğer ülkelere göre çok düşük. Popüler edebiyatı edebiyat olarak kabul etmemekte direnen bir kesim var. Bana göre popüler olsun ya da olmasın yapılan iş kaliteliyse kalıcı olur. Ben hiç denenmemiş bir türü sevdirme misyonu üstlenmiş bir yazar olarak elbette zaman zaman birtakım önyargılarla karşılaşıyorum, ama biliyorum ki insan doğal tepkisi sonucu yabancı olduğu şeylere şüpheyle yaklaşır. Yine inanıyorum ki tanıdıkça sevecekler, vazgeçemeyecekler.

Helin Mercekli Hiç yazmaya yeltlendiğiniz ve o duyguyu daha iyi anlamakta kendinizi yeterli bulmadığınız oldu mu? daha iyi hissetmek ve anlamak için aynı eylemleri yapmaya kalkıştınız mı? Mesala matemdeki bir kadının mezar başında ki hareketlerini gözlemlemek gibi ya da aldatılmış bir kadının yağmur altında ıslanışını ve akabinde psikolojisini anlamak gibi…
Gözlem konusunda çok dikkatli ve detaycıyımdır, bir duyguyu daha iyi anlamak ya da anlatmak için ise başvurduğum yöntem kendimi o kişi ile özdeşleştirmedir. Karakterin bedeninin içine girdiğinizde, onunla bir olduğunuzda hissettiklerini anlamak da anlatmak da çok kolaylaşıyor.

Nursel Azaklı Türkiye’de kitap okuma oranı çok az ve sizin gibi bir çok başarılı yazar var. Kitabınızın, yazdığınız kelimelerin tamamı size ait olan bir kitabı insanların okuması nasıl bir duygu ?
Harika bir duygu! Bazen benim aklımdan çıkmış olan satırları onlar hatırlatıyor, bazı karakterleri benden bile fazla benimsiyorlar. Çok hoşuma gidiyor.

Burak Güneş Kitabınızda genelde duyguları soyutsal biçimde aktarmışsınız. sizce soyutsal mı yoksa somutsal anlatım mı zordur ?
Soyutsal ve somutsal derken neyi kast ettiğinizi ve hangi kitabımdan bahsettiğinizi anlayamadım…

Cihat Çakır yazarken konu şeçermısınız yoksa bırakırmsınız hayatın akışına o sizi bulur mu ? yazmakmı zor okumak mı?
Hayatın akışına bırakırım ve konu gelir beni bulur ya da belki de ben çok meraklıyım çok araştırıyorum ve denk geliyorum. Yazmak aylar sürer okumak bir iki gün. Siz karar verin hangisi daha zor…

Mukadder Kayıkcı Yazarken bir noktada tıkanıp kaldığınızda o sıkıntıyı üzerinizden atıp yeniden konsantre olmak için neler yapıyorsunuz? Yazarların en büyük sıkıntısıdır bu.
Müzik dinliyorum ve kahve içiyorum. Kahve kokusunda beni canlandıran, bana ilham veren bir şey var. Müzik ise her günümün vazgeçilmezi.

İlker Doğan Vefa hanım yeni bi kitap hazırlığınız var mı?
Her zaman! :)

Sinem Yıldız Balaban Bugüne kadar sizi en çok etkileyen roman?
Benim “en çok”larım yoktur aslında. Pek çok yazar ya da kitaptan etkilenebilirim. Bu gerilim de olabilir, aşk romanı da, klasiklerden de. Önemli olan ne olduğundan çok nasıl yazıldığıdır. Mesela lise yıllarımda Dean R. Koontz’a bayılırdım ama V.C Andrews’u da okurken çok keyif alırdım. Üniversite yıllarımda Jane Austen’ın romantizmi etkilediyse de Charles Dickens’ın realizmi de beni içine çekti. Judith McNaught’un peri masalları yanında Marian Keyes’in trajikomik kitaplarını da okuyorum. Kısacası üslubu akıcı, tekniği güçlü olan her roman beni etkisi altına alır.

Seyhan Potuk Merhaba Vefa hanım ne tür müzik dinlersiniz?
Beni etkileyebilen her müzik kabulümdür ama tür olarak rock ve jazz’a bir eğilimim var.

cocuk-olmak

Hep Çocuk Kalmamalı İnsan..

Büyümeli bazen insan, hep çocuk kalmak başkalarına haksızlık gibi birşey..

Çocuk olup tolerans beklemek, hep almak hiç vermemek..

Yok yok olmaz öyle, çocuk olmak güzel şey elbette ama, çocuk kaprisi yapmak düşünmeden konuşmak yaralar karşıdakini..

Çocuk olmanın heyecanını, neşesini yansıtmak, uzun uzun kahkahalar atmak, koşulsuz sevmek, küçücük şeylerden mutlu olmak  ne güzeldir oysa.. Hayat o zaman daha anlamlı daha yaşanılır olur..

Çocuk tarafı hep köşede tutmak, karşıdakine de gereken özeni hassasiyeti korumak güzel olan taraf..

Hep sevgiyle kalmak dileği ile..