Aylık arşivler: Şubat 2012

DERÛNİ

d111111.jpg
 
 
 
Lâl olmak .
Unutmak .
Unutulmak.
Râhe olmak.
Uzlete varmak..
Gemilere rakbedip ışıkları beklemeden tuul olmak. 
Arşa geçmek . Uzlet olmak.
Edebden manaya kavuşmak .
Râhe de huzur bulmak. İnşirâh serinliğinde dûstura ermek.
Nefsine yol bulmak . Ha, Mim ‘de sır olmak.
Adını Rabbe adamak
Gaib denizlerde iştirak edecek olana intizâr etmek. 
İntizâr .. İntizâr..
Mor hüzünlerimi yakıştırdığım, sûrur’a eremediğim , içimde ki fevc
Esvedin üzerindeki tebbet.
Tebbetten gelen gark.
Cîhetimde herşey sırr-u gadem.
Ben bir sırr-u gadem’i cûlhabıma derr edemedim
Gûma geldiğinde gemilerimi yaktım da
Bir sırr-u gademi kendime yediremedim.
 
*her hakkı yazıda değil içimde saklıdır
 
Esma HATİPOĞLU
 
384160_230831693659266_206869939388775_528463_1038111258_n

Matruşka

 

Dost adına tüm birikimlerim azalıyor yavaş yavaş,yalnızlığa sürükleniyorum sessizce.Tek suçlusu ben değilim, etrafın ıssızlaşmasının…Bana vaad edilen özgürlük taş duvar ötesinde. Yüzüm avluya dönük her daim.Canım soğuk iklimlerden gelen matruşka bebekleri. Keşiflerde bulunuyorum,açık tuttuğum kitaplarda okuduklarım beni alt üst ediyor.Ve  oyunlar yazıyorum,sahnelenmemiş oyun metninin hiçbir zaman bitmiş sayılmayacağını biliyorum.Bir anda ölü bir insan oluyorum aynada, insanın ne kadar ölü baktığını fark ediyorum.Öyle samimi bir işkence içinde kendime geliyorum.Çocuksu saf yönümle,suçsuz olduğuma hükmediyorum.Hiç bir vakit kızarmıyor yanaklarım,suçsuzum derken içgörü yeteneğimle söylediğime sadece ben inanıyorum…Sonra, gözlerime en mükemmel argümanımı sürme gibi çekiyorum.Hayata birde böyle bakmayı deniyorum.Yalnızlığı böyle özlemişken,böyle arzulamışken bulduğuma şikayet ediyorum…Usul usul sessizleşiyorum,dost adına özlemlerim çoğalıyor,dört duvar, pencerem buğulu, hayat ıssızlaşıyor,bulduğum yalnızlık yorgun.”Peki ya herkes benim gibi düşünseydi?”Korkuyorum,hayatıma hükmeden matruşka bebekleri ruhumda geziniyor.Yeni bir oyun yazıyorum, ve biliyorum, sahnelenmeyen oyunlar bitmiş sayılmaz…Şehri Çabuk 05-01-2012

untitleddddd

KORKULU RÜYA

Bastonuna tutuna tutuna yürümeye çalışan yaşlı adam etrafına bakınıyordu, tedirgindi. Pazarın ortasında, insanların arasında, kalabalıkta yolunu kaybetmiş gibiydi, bir şeyler aradığı her hâlinden belliydi. Genç kız pazarın içinde yalnızca yaşlı adamı gördü sanki bir anda. Yemyeşil gözlü, kır saçlı adam etrafını kolaçan etmeye devam ediyordu.
Sonunda dayanamadı ve yere yığıldı. Yaşlı …adamın farkına varan genç kız, aralarında mesafe olmasına rağmen bir çırpıda adamın imdadına yetişmeye çalışır bir edayla koşmaya başladı.
-Amca! İyi misiniz?
Pazardaki esnaf, alışveriş yapan onca insan,yaşlı adama odaklanmışlardı sadece.
Adam gözlerini açtığı sırada ağlamaya başlayarak,
“Torunum, torunum…” deyince, genç kız:
“Torununuza mı bir şey oldu? Lütfen kalkın, iyi değilsiniz. Bir hastaneye gidelim önce”
“Torun… Torunumu kaybettim”
Yaşlı adam hıçkırıklarla ağlıyordu.
“Az önce buradaydı, daha az önce 4-5 yaşlarında. Torunum…”
Genç kız ve etraftaki onca insan şaşkınlık içindelerdi.
Genç kız yaşlı amcaya yardım edip yerden kaldırmaya çalışırken;
“Merak etmeyin, buralardadır. Buluruz hemen. Ararız şimdi hepimiz. Siz yeter ki sakin olun.”
Yaşlı adam bastonunu yerden almak için doğrulurken genç kız:
“Durun siz…” deyip yaşlı adamın bastonunu yerden aldı ve yaşlı adama verip, bir yandan da yaşlı adamın koluna girdi.
Yaşlı adam susamıştı. “Çok susadım kızım… Dilim damağım kurudu” deyince, genç kız esnaftan su isteyip bulamayınca yaşlı adamı oturtup yakındaki marketten su alıp yaşlı amcaya verdi.
Yaşlı adam kana kana suyu içerken, “Torunum, 4-5 yaşlarında bir kız. Daha az önce buralardaydı ben esnafla sohbet ederken gözden kayboldu, bakamadım ona, koruyamadım”
deyip hıçkırıklarla ağlamaya devam etti.
Genç kız, “Lütfen, şimdi herkes aramaya başlayacak torununuzu. Kendinizi suçlamayın, içinizi ferah tutun.”
Çevredeki esnaf da bir anda işini gücünü bırakıp küçük kızı aramaya başlayınca yaşlı adam gözleri dolu dolu:
“Dünyada iyi insanların hâlâ var olduğunu görmek ne güzel… 80 yaşındayım, birçok şey gördüm, yaşadım; zamanla iyi şeyler yaşayabileceğime, göreceğime de inanmaz oldum. Eşimi iki sene önce kaybettim, oğlumla bir başıma kaldım. Oğlum da…
Adam bir kez daha hıçkırıklara boğulunca genç kız başını önüne eğip:
“Anlıyorum” dedi.
“Çok iyisiniz kızım.”
Bir süre sessizliği dinledikten sonra genç kız yaşlı adama dönerek:
“Gelininiz nerede?
“Onu da kaybettim, oğlumla birlikte trafik kazasında… Torunumla bir başıma kaldım”
Genç kız gözleri dolarak,
“Anlıyorum sizi, çok zor.”
Yaşlı adamın kalbi sıkıştı, kalbini tutunca genç kız birdenbire panikledi ve:
“İyi misiniz, iyi misiniz? Lütfen… Ambulans çağırın lütfen!”
Yaşlı adam yere yığıldı ve:
“Torunumu bul. Yalvarıyorum sana. Bunu ölmek üzere olan yaşlı bir adamın son isteği kabul et. Torunumu bul…” deyip gözlerini yumdu.
Genç kız, esnaf ve pazarda alışveriş yapmakta olan diğer insanlar şaşkınlık içerisindelerdi.
Genç kız hıçkırıklarla ağlamaya başladı ve:
“Ne bekliyorsunuz? Nerede kaldı bu ambulans? Polis nerede?”
Çevredeki esnaf, genç kızı sakinleştirmeye çalışsa da genç kız pazar alanından hışımla çıkıp karakola gitmek için yol aldı.
Karakola vardığında ne söyleyeceğini bilemez hâldeydi, bütün olanları başından sonuna kadar komisere anlattığında komiser şaşkınlık içerisindeydi.
“Hanımefendi, durun sakin olun. Biz kayıpların listesini alıyoruz. Bize haber verilmiş olsaydı, araştırırdık fakat bu konuyla ilgili hiçbir bilgi elimize ulaşmadı.
Genç kız şaşırmıştı.
“Nasıl yani? Adam gözlerimin önünde öldü diyorum. Esnaf sizi aramış, haber vermiş. Ben  de yaşlı adamla ilgileniyordum fakat o gözlerimin önünde can verdi, bir şey yapamadım. Şimdi ona bir söz verdim, torununu bulmam lâzım.”
“Sizi anlıyorum fakat siz, küçük kızın eşkalini bile bilmiyorsunuz. Peki, sizin için araştıracağım”
“Şimdiye kadar araştırmış olmanız lâzımdı. O kızı bulmam lazım!”

• Genç kız kendine geldiğinde hastane odasındaydı ve karşısında yaşlı bir adam duruyordu.
Görmekte olduğu siluet netleşince birdenbire yutkunup;

“Neredeyim ben?” diye sordu.
“Kötü bir rüya gördün tatlım, çok kötü bir rüya… Ama artık bitti, kavuştuk birbirimize”
“Dede!”
“İki gün yoğun bakımda kaldın, bir haftadır buradayız, seni hayata döndürmek için çaba verdik doktorlarınla birlikte.
“Ne oldu bana? Çok acayip şeyler gördüm. Küçük bir kız çocuğu kaybolmuştu ve sen…
Sen gözlerimin önünde can veriyordun. O küçük kız kimdi? Her şey neden böylesine gerçek?
“Arkadaşlarınla birlikte bir trafik kazası geçirdiniz ama iyisin çok şükür”
“Hayal meyal hatırlıyorum.  Seni kaybetmiştim dede, o çocuk ben olmalıyım!”
“Sen iyileştin ya, her şeyi konuşuruz. Şimdi yorma kendini… Haydi, uyu bakalım”

• Ruh öyle bir şey ki kaybolduğu vakit kime sorarsanız sorun, nerede ararsanız arayın bulmanız çok zordur. Belki bir gün yolda yürürken, bir hastane odasındayken, ya da televizyon izlerken… Gerçek olmasını istemediğiniz, kaybetmekten korktuğunuz her şey başka boyutlarda karşınıza çıkabilir. Tıpkı hikâyemizde ölümle burun buruna gelen  genç kızımızın rüyalarında dedesine küçük torununu araması için yardım etmesi, dedesinin gözlerinin önünde can vermesi ve aramasına rağmen hiçbir şekilde bulamaması gibi…
• Gitmek ve kalmaktan yola çıkarsak eğer, hepimizin gideceği yol aynı yol. Gidiş yöntemlerimiz farklı sadece.

Rüyalarınız hayrolsun kâbuslarınız yaşamınızda hiçbir şekilde sizi bulmasın.
Gözlerinizi kapayın, kaybetmekten korktuğunuz her ne varsa bunun aslında çocukluğunuzda kazanılmış olduğunun farkına varın.
Çocukken kaybetmekten korkmuşsanız kaybetmek en büyük korkulu rüyanız olarak geleceğinizde de sizinle olacaktır. O yüzden kaybetmekten korkmamayı öğrenmelisiniz. Başka boyutlarda, başka yollarla, bambaşka rüyalarda…

Korkularınızı yenmeniz dileğiyle.

 

Dilara AKSOY

Gülümsedim ve sevdim…

Küçükken uzun arabaları gördüğümde, sürekli onları gözümde uzatır, hiç bitmeyeceklermiş gibi hayal ederdim. Onlara otobüs dendiğini çok sonraları öğrendim. Kimisi eski, yıpranmış, üzerine süsler yapıştırılmış ön konsolları;içeride dolaşan avaz avaz bağıran eski model türkücülerin seslerinden korkmuş gibi duran heybetli varlıklardı. Aslında hepsinin birer hikayesi vardı. sanki kullanan kişi ile özdeşleşiyor, can buluyorlardı.
Sahibi için ekmek teknesi sıfatı önlerine konuyor, kendileri içinse abartılı bir sürü şey söyleniyordu. Aslında altlarında onları tutan 4 lastikten başka da arkadaşları yoktu.
Yolda kaldığında tüm sıcaklığı ile yolcularını örtüyor, otogarda günlerce beklediğinde halinden hiç şikayet etmiyordu. Bir gün böyle bir otobüse küçüklüğümden yıllar sonra eski köhnemiş bir yolda rastladım.
güneş tam tepesinden renklerini derya gibi etrafa dağıtıyor, camlarından bakan, kuşkulu gözlerle etrafı seyreden yolcularının önüne düşürüyordu.
Elimde uzun ama içi boş bir valiz vardı. Bir an önce yoluma koyulmak üzere tabanlarımı kaşıyan ayakkabılarımın ökçelerine basıyordum. ayaklarım beni nereye götürse gidecek haldeydim oysa. güneşten alnımda sivilceler
çıkmış ellerim yapış yapış olmuş bir damla suyun hasreti içersindeydim. Bu şartlarda otobüsüme doğru yöneldim. Onu sevmiştim. Kırmızı çizgilerini yine küçükken olduğu gibi gözlerimle takip etmiş, motor kapağının önünden aşağı sarkan süslerini görünce gülümsemiştim. Uzun zamandır hissetmediğim bir duyguyla basamaklarına ağırlığımı verdim. İlk basamağı çıktığımda şöförü ile gözgöze gelmem uzun sürmedi.
BAKIŞLARI İLE BENİ ŞÖYLE BİR KESTİ. ben aslında bu tip bakışlardan hoşlanmazdım.

bir an neye uğradığımı şaşırdım, gözlerimi şöförün ağzını neredeyse bir yay gibi kaplayan bıyıklarından alamıyordum. Daha sonra valizimi hafifçe öne atıp selam verdim ve o hiç kapanmayacak gibi duran ağızdan bir yanıt bekledim. O yanıt 1-2 saniye beklememe ragmen hiç gelmedi. İçeriye nihayet adımlarımı atıp otobüsün ön torpidosunu süzmeye başladım. üzerinde garip garip bir çok yazı vardı. Bu yazılar bu tip araçların vazgeçilmezi, olmazsa olmazı idi aslında otobüslerin katettiği her kilometre hayatımızdan alıp götürdükleri bir parça gibi değişik bir anlama bürünüyor, katmerleniyordu.
düşünsenize bir kimler, kimler binmiştir şu oturacağım koltuğa. . İçinden süngerleri çıkmış, ama yine de kendini toplamak zorunda hisseden, demirleri bükülmüş, orta anadolu yollarında kendisini, cömertçe yollara adamış bir otobüs. . hangi kamyonla gözgöze gelmiş, hangi kornadan kaçmış, hangi araca yan bakmış bu güzel sevgili. .

koltuğa oturduğumda şöyle bir arkama yaslandım ve nefes aldım. Bütün yolcuların hepsi neredeyse bana bakıyordu. cümleten selam dedim o otobüsün isimsiz yolcularına. . . . hep birlikte bir zaman geçireceğimiz yurdumun insanlarına. .

otobüsüm yola koyuldu. . yollardan geçen ve ardımızda bıraktığımız elektrik direklerinden sonra küçük tek katlı birbirine uzak gibi duran ama birbirinden ayrılmayan bir çok evi, kendi başına kaçan, şakalaşan hatta üzerimizde uçan minik serçeleri geride bıraktık. Ellerimle öndeki koltuğun tepsisine vuruyor, üzerindeki küllükten dışarıya sarkmış ambalajların ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Nihayet bir ses bir ihtiyacınız varmı, rahatmısınız diye sordu. Gözüm önümde annesinin kucağından dışarıya sarkmaya çalışan 2-3 bilemediniz 4 yaşlarında bir oğlan çocuğuna takıldı. Çok sevimliydi. acaba şu an ne yaptığını, nerde olduğunu biliyormuydu. Bunlar allahın mücizevi varlıkları, onlara yaramaz densede, kimi zaman büyükleri tarafından azar işitseler de öylesine masumlar ki. . Tıpkı yollarda gördüğüm terkedilmiş, üzerinde kaç zamandır meyve bile bitmemiş ağaçlar gibi. .
Belki yaşlılıktan, belki doğanın onları güçlükleriyle yaşam arasında kalan çizgiden tek başına geçmeleri için yalnız bırakışından, hep böyle kurumuş gibi bakıyorlar insana. .

içerisi sıcaktan buğulanmıştı. aslında önümdeki durakta inip gidicekken kendimi bir anda o otobüsten keyif alan bir yolcu gibi hissetmeye başlamıştım. Yolcular ile diyalog kurmaya çalışmaya kendimi hazır hissettiğim halde bir türlü bunu yapamıyor, sürekli geride bıraktığımız mezralara, ovalara, evlere, çocuklara bakıyordum.

Nihayet yanıma bir yaşlı amca oturdu. Yolculuk nereye böyle delikanlı diye sordu. Bilmiyorum diye yanıt vermişim farkında olmadan. . Bilmiyormusun dedi. .hayır dedim bu sefer farkında olarak. . Ben aslında bir kaç durak önce inip evime gidicektim. . ama öylesine güzel bir rüya gibi geçti ki şu pencerenin arkasından dünya. .
Ben inmek istemedim beybaba. . Seni anlıyorum dedi. Biliyormusun diye ekledi hemen ardından gözlerime bakıp.
Sanki beni yıllar öncesinden hatırlıyor gibi bakıyordu. Bazen kazanmak ve kaybetmek üzere olduklarımızı hatırlarız bu yolculuklar da. .Hele bir de yalnız binmişsek. . Yollar tıpkı gözümüzün önünde içimizden akıp geçen bir nehir gibi ömrümüzü kısaltır. ama hayatımızın her anında yolların anlamını ve önemini hiç bir zaman düşünmeyiz. . Bak bu anadolu yollarına. .
Ne dergahlar kurulmuş, ne hanlar kurulmuş, ne kervanlar yürümüş, üzerlerinde. . Ne çelebiler, ne hanlar ne beyler zaptetmeye çalışmış. .Bizim yurdumuz nazlıdır delikanlı dedi. . Bizim insanımızın sevdası bu yollarda kavuşur, Bu yollarda özlemler son bulur. Öylesine etkilenmiştim ki. . Beybaba dedim. . Hayatımızı bir tek yaşımızla,geçirdiğimiz gün sayısına bakarak ölçüyoruz. Görmediklerimiz, görmek istediklerimiz hep yolların ardında öyle değilmi. . Evlat dedi. .Biz birbirine hasret canlılarız. Ne kadar birbirimize yakın olsak ta kalplerimizin dili hep uzaktayken çözülür. .

Mektuplar bunun için yokmu. . telefon bunun için icat olmadımı. . ? neden şairler hep hiç yaşamadıkları aşklara methiye düzerler. . Birlikte olduğu insanların, geçirdiği zamanların, birlikte gülmenin, birbirinin elini tutmanın kıymetini anlamalı insan. . cebinde tuttuğu, kaybettiği zaman dünyanın altını üstüne getirdiği bir kaç kağıt parçasının üzerinde yazmaz bunlar. . Bak şu otobüse. .Bunca can taşıyor. . Bak sadece aynasından görüyor, arkasını şöförü. . . İşte bazen önündeki aynaya bakıp arkanı gördüğün gibi hayatına bir bakmalısın. . .
İşlediğin sevapları, hayırları görmelisin. . Onları hatırlamalısın. . Bu sefer bey ağzımdan çıkmadı sanki. . Daha içten bir bakışın altından sızan bir çift laf döküldü ağzımdan. . Baba. . bu yolda şunu anladım ben. .
Bir tek güzel söz gibi gideceksin bu yollarda. .Hani sazını tıngırdattığında veysel, içini bir hoşluk kaplar ya. . öyle çıkacaksın yolculuklara. . Bütün evreni kapsayacak gibi seveceksin güzellikleri. .
Kulluğun, insanlığın gözlerinden güleceksin. .Elimi tuttu bir anda az önce baba dediğim ihtiyar. Biz seninle güzel bir yolculuk yaptık. zamanın nasıl geçtiğini farkettik evlat dedi. .

gülümsedim ve eyvallah dedim. . eyvallah. . .

https://twitter.com/#!/oguzakdeniz

http://zoomlabakalim.blogspot.com/

Oğuz Akdeniz

They got Lina
porno Lifestyle Learning Direct’s Fashion Design and Dressmaking Tips and Tricks

There are also ostrich feathers and bits of crocodile and python
christina aguilera weight lossVideo Rights to FUNimation for Animated Series
how to lose weight fast
Where can I buy skinnier black dress pants
porno why is it that street fashion is obvious showcase absurd wardrobe

Levis Skinny Jeans For Men
black porn heck naw shy was far from the correct description

3 Banks Per Week in 2011
gay porn Mary Jane takes a terrifying plane flight

six corners lots of fashion
how to lose weight fast Create an editorial calendar

How to Formally Invite Fashion Editors to a Fashion Show
quick weight loss polo shirts and flirty florals

Flappers and the Jazz Age
snooki weight loss Some is exported to other countries

The Trendy Fashion Feather Earrings in 2011
christina aguilera weight loss steps to making a hoodie blazer

Fashion Tips for Tall Women
weight loss tips way forward for process
kar6

Karın Yağmura Dönüşmesi…

Elleri sıcacıktı . Usulca dokundum ve kendime çektim. Az önce benden yardım dilenmek için bana doğru uzanan eller şimdi ellerimin arasında sıkı sıkıya kenetlennmiş ısınıyordu. Gözlerinde sözleri ile anlatamadığı bir yorgunluğu gördüm. Sanatçı olduğunu söylüyordu.Ancak ellerinde tutmuş olduğu kırık melodika onun sanatını değil yaralarını gösteriyordu.Sanatına tuğla koyan yorgun parmaklarına bakınca etkilendim.Yıllanmış bir deri pardesü gibi buruşmuştu.Sanatından değil ama sanatçılığından etkilenmiştim.

Hafif hafif kafasını bana doğru kaldırrıp bakmaya çalıştı. Ona doğru sokuldum ve üzerinde sökükleri iyice belirginleşmiş, iplikleri sarkan paltosunu üzerine geçirmesine yardım ettim. Kar iyiden iyiye bastırmıştı. Kar taneleri rüzgarın içerisine bırakılan misketler gibi bir oraya bir buraya savruluyordu. Gözlerime değen kar tanelerinin verdiği ıslaklık,burnumun ucunun soğuktan kıpkırmızı olması ile birleşmiş yüzümü hiç tatmadığım bir soğukluğa doğru yolculuğa çıkarmıştı. Ellerimi cebime soktum hemen. Ancak onun ellerini cebine sokabilecek cepleri yoktu ,paltosunda.
hayatında gördüğü ,tanıdığı tüm inrsanlar gibi hayat yolundan kendi ara sokaklarına sapmışlardı. yalnızdı İhtiyar.. Önce cebimdeki birkaç bozukluğu verdim ,sonra çekinmedim elimi cebime iyice daldırıp cebimde ki tüm parayı avucuna bıraktım. O an sanki huzur bulmuştum. Vücuduma aldığım derin buz gibi nefes,ciğerlerimi dolaşan bütün dokulara hayatı sunmuştu. Onunda elinde ki mutluluğu hissettiğimde daha da keyiflendim.

Ona sokularak tekrar yavaşça sordum. Benden bir isteğin var mı amca..? önce ellerini birleştirip sıcak nefesinden küçük bir ikram sundu onlara .sonra tekrar elimi tuttu. ısıtmaya çalıştı. Sağol dedi.. Kentin sokaklarında yolculuğum böyle başlamıştı işte. Kader beni ne hikmetse hiç tanımadığım bilmediğim bir semte götürmüştü. Evlerin bahçeleri arasında ayrımcılık yapan duvarların olmadığı, sefaletin açılan her yağmur çukurunu doldurduğu, çocukların ellerinden düşen şekerleri üfleyip tekrar ağzına götürdüğü bir semte..
Elimde eski püskü bir fotoğraf makinesi bir sağa bir sola hafif hafif sallayıp yürüyordum.Hayatın bende bıraktığı anıları kaynatmak, demlemek ve sonra yeniden yudum yudum tatmak için bundan iyi bir yer bulamazdım. Sokak kedilerinin peşine takıldım. Onlar da soğuktan sıcağa doğru ulaşmanın yollarını arıyor bir anlamda bana yol gösteriyorlardı. Az önce yaptığım iyiliğin sevabı hala üzerimdeydi.

30 lu yaşlarıma gelmek üzereydim. İyi tanıdığımı ,bildiğimi sandığım İstanbul ‘un sırtından beline doğru parmaklarımla dokunurmuş gibi adımlarımı sayıyordum.Bu şehirde aldığım her nefes belediyenin bana verdiği ulaşım kartı gibi indirimli ve rahat bir seyahati yapmama imkan sağlayacaktı.
Üzerlerinde ki isimlerin çoğunun birbirine benzediği dükkanların arasından denize ulaşan dar bir sokakta buldum kendimi . Ayakkabılarım kar ve yağmurun hiç durmadan sevişmesi gibi sırılsıklam olmuş ellerime bulaştırdıkları soğuğu unutturmuş bir yolculuğa rehper kılmıştı beni..

Uzaktan dalgalı denizin çığlığına bakıp, martıların kendi aralarında ki kavgalarını görünce hayat mücadelesinin tıpkı denizde yaşananlar gibi zor olduğunu anlamıştım. kendimi hafifçe sahili izleyen bir banka bıraktım. O an da farkettim onu. .Bir deniz kızı gibiydi.. Gözlerinden baktığı yere doğru bakışlarımı bıraktım .Onunla aynı yöne doğru baksak ta farklı şeyler görüyorduk. O hayatın hiç bilmediği derin kavşaklarında slalom yaparken bense onun önden gitmesinden faydalanarak ona teslim etmiş gibiydim sanki kendimi…

Cebinden bir sigara çıkardı ve çakmağı ile aniden yaktı ucunu…Derin bir nefes çekti.Sigarayı yeni bırakmış biri olarak canım çekmişti. ama onu o an canım daha çok çekiyordu. Öylesine güzeldi ki. Bu zaman kadar ki erkek arkadaşlarından biri olamadığım ,onun gibi birisini hayatıma sokamadığım için şanslımıydım yoksa şanssız mı ?

Yanına doğru kendimi cesaretimi takip ederek ulaştım. Ne diyeceğimi bilmiyordum aslında..ancak o anda ağzımdan ilk çıkan cümleye şaşırmak gibi bir olasılığım da yoktu. Nereye bakıyorsunuz böyle acaba diye soruverdim. Gülümsedi .Aldığım sıcak tepkiden olacak sanırım bende de aynı gülümseme karşılığını bulmuştu. Adım gül ,hayata gülüyorum dedi. şaka yapıyorsunuz dedim.

Tabiki evet dedi ve elini uzattı, ben gül dedi…Bende murat demişim o şaşkınlıkla. Adımı ilk kez bu kadar içten söylemiştim herhalde. Onun sevgi dolu bakışlarında benim bile kalbimin ateşini sürekli tazeliyecek derin bir kor vardı. Yanınıza oturabilirmiyim acaba. Belki biraz konuşabiliriz dedim. Buyrun dedi. Rahatlığı sanki televizyonlarda gördüğüm, şaşalı hayatlar yaşayan elit ailelerin kızları gibiydi. Benim onun karşısında ki rahatlığım ile onun benim karşımdaki rahatlığı sanki minik bir tiyatro oynuyordu. Bu oyunu seyretmek istedim. Ben dedim akşamları yürüyüşe çıkarım ,Buralar çok güzel oluyor bu saatler de,ama hava ilk kez bu kadar soğuk ,sokakları ıssız bırakmış sanki. Evet der anlamında başını salladı.

Issız sokaklarda bazen dinlemek gerek dedi şehri. Ben modelistim ve eski mankenim. Belki bunu tanımadığım bir insanla paylaşmak zor ama yine de paylaşıcam..Benim çok sevdiğim ve değer verdiğim bir köpeğim vardı .Ancak bu sahil yürüyüşlerinin birinde onu kaybettim. Onu bulabilirmiyim umudu ile bazı akşamlar buralara gelirim.Bak civarda direklere yapıştırdığım el ilanlarını da göreceksin.Bu ilanlara da bir cevap yok.O öylesine masum ve iyi bir dost tu ki onun eksikliğini hissediyorum murat dedi. Onun içten gülümsemesi birden bire içten bir yakarışa dönüşmüştü.Tıpkı az önce otobüsten iner inmez sırtını durağa dayayıp bana yakaran dilenci gibiydi.İkisinin arasında ki benzerliği görünce 2 fotoğrafı yanyana getirdim..Bence burada bir fark vardı..Sevgi ..

Biliyormusun dedim gözlerinde ki güzelliği gördüm ben aslında..Onun için yanına geldim.Sanki denizin onu aldığını düşünüyormuş gibi bir bakışın var. Lütfen dedim umudunu kaybetme..İyi insanlar ve iyiliğin seninle birlikte onu aradığını düşün.İyilik,iyiliğe bağlanmış her şeyi sana teslim eder bir gün dedim.Etkilenmişe benzemiyordu ama ses tonumdan etkilendiğine emindim.Çünkü onun ses tonunu da kulaklarımdan o gördüğüm fotoğraftaki fark gibi onun kulaklarına ağzıma dert olan bir öpücük gibi sunmuştum.

Bir den kalkar gibi oldu ve montunu tekrar tekrar düzeltti.Ben gidiyorum ama seninle tekrar konuşmak isterim dedi murat..Mutluydum o an..Anı paylaşmanın mutluğu geleceği düşünmenin umuduna bırakmıştı..Onu bir daha görebilecekmiydim…?

https://twitter.com/#!/oguzakdeniz

http://zoomlabakalim.blogspot.com/

ending with cheese on top
christina aguilera weight loss Powertec Workbench Rack System Review

weeny shorts can be a distraction
snooki weight lossIdeas for a 80s Rock Party Theme
how to lose weight fast
Style and Fashion for Men
porno or black suede with leather accents

What Are the Disadvantages of Fashion Designing
youjizz MBT shoes give a person better posture

God of War III Reviewed
free gay porn Prep Schools in the 1950s

Ways to Wear Fashion Boots
cartoon porn replete with juicy details of around the block

Lost Planet 2 Game Review
girl meets world and sometimes it might be the commercial print

Your Buyer’s Guide to comfortable Practical Garden Furniture
gay porn to locate fashion trends

How to Wrap Hair With Wrap Lotion
quick weight loss The Rooftop Bar is closed Monday evenings through 3

Selena Gomez Writes On Her Face
weight loss tips well styled merchandise
atomic bomb ever used

Ne zaman şair olsam Hiroşima’da bir çocuk olurum.

Ne zaman şair olsam Hiroşimada bir çocuk olurum , atom bombaları düşer amerikan yapımı ,amerikan usulü barış düşer gökten al kanımı içmek için ,

Ne zaman şair olsam içimde ki o çocuk ve ben uzanırım  çiçeksiz , yeşermekten habersiz o toprağa  ölmek için ,

 

Al   kanımı içmek için bu yol zor yol ..amerikan usulü atom bombası ve donanması barış için ,

Ne zaman şair olsam mürekkebim kan dolar ,ellerim yok olmuştur o an ..

Hiroşimada bir çocuk ağlayamaz al kanında ki yasından ,

 

Ne zaman şair olsam evde olamam ,bekleyenim olmaz ,sevenim olmaz ,olamaz.

Ne zaman şair olsam kalemim yüreğim kadar kanamaz , kanayamaz.

 

Ne zaman şair olsam içimde ki bu yalnızlık küfreder,

Ne yazık ki Hiroşimada o çocuk , ben ve on binler öldüler ..

Kadir Bayata

eslemnokta_zorzaman2

ZAMANIN CİLVESİ

Saat:01.01 Hayat beni düşünüyor. Omzumda melekler, mutluluğa selam ediyorlar. Sarılmalı, koklaşmalı; neşeyle dolup çığlıklarımızı hayata atmalı… Yoksa yüzü gülmeyecek yavrucağın, çiçekleri solacak, yıldızlar sönecek, parıltısı kalmayacak insandan insana bulaşan aşkın…

Saat: 03.03 Mutluluk beni düşünüyor, tam takır kuru bakır giden zalimliğin ipini, selamsız sabahsız sevdasız olan düzen çekiyor. Mutlu olsam, mutlu olacak mısınız? Yoksa yaralar sarılmadan mutlu olunamaz mı? Düşüncelerimin ışığında bir umut gördüm boylu boyunca yatıyordu, yanaklarından öpmek geldi içimden… Uyuyordu. Tılsımı kaçar, uykusu kaçar, kibarlığı bozulurdu.

Saat: 21.21 Kelebekler beni düşünüyorlar. Hangi arada yüreğime konabileceklerinin hesabını yapıyorlar amma velâkin öncelikle başıma konup, baş tacım olmalılar. Yok öyle yüreğe bir anda gelip de yerleşmeler… Gitti mi gitmek bilmez hayat, gördü mü görmek bilmez… Ne yaman çelişki şu sevmek!

Saat: 23.23 Pek bir alakasız işliyor zaman… Çocukluk aşklarımız bizi düşünüyorlar. Neden elimizden tutmayıp bir anda gittiler, tuttuklarında neden boynu bükük kendimize döndürdüler muhakemesiyle ömür çürütüyorlar. Biliyor musunuz? Sevmek telaşsız geleceğin kurumuş gözkapaklarında gizli… Bu lafı anlayan biri gelsin, sökülsün yalnızlığını bana ’Merhaba’ desin…

Saat kolumda, zamanı düşünüyor. Bu ne alçaklık?! Benim kolumda zamana aşık… Feleğim şaştı, dünya ne kadar da hızlı dönüyor. Hâlbuki bizler sevmeden önce daha yavaş işlerdi aldanmış zaman, aldatmış olan zaman… Sevgiye kandığımızdan beri çok çabuk işler oldu, sanki bir adı deli…

Zaman beni vuruyor, yüzümün gözümün morardığı yok. Beni vuruyor; beni çağırıyor. Mutluluğa, hayata, yeniden sevmeye, yeniden sevilmeye; örtmeye dünü, sarmaya yaraları… Yarınları kucaklamak için tertemiz kalmak için, beni vuruyor… Bensizliği gönderiyor; beni çağırıyor. Cesaretim var, adım atılmış değil. Gücüm de var, sözler uzayıp kısalmış değil.

Zalim insan dönüp ardına baksa belki de hiç kaçırmaması gereken bir dünyayı, insanlığı göğüsleyecek. Ona ’Merhaba’ diyecek… Zalimler olmasa iyilerin kıymeti anlaşılır gibi değil, bu dünya her zaman böyle işleyecek… Adına da ’Düzen’ denilecek.

Saat: 17.17 Güneş batmak istemese de son bir şiir okuyup gözlerin için, öylece çekip gidecek. Adına ’Akşam güneşi’ denilecek. Sen anlamazsın benden içeri sana yol göründü. Ruhumun asaletinde sefaletin çürüdü. Şimdi gez bakalım yüreğimde istediğin gibi, fukara sevgilerin hangisi yüzünü güldürdü? Sev beni hayat; durma bakalım doldurduk çilemizi, aşka gün say…

Gelinle damadın şerefine olsun gözünden akan iki damla yaş… Adına da üç nokta koy, ne zaman belirsiz rüzgârların sarhoşluğunda gezersen o iki damla seninle olsun, anlamazsın ki bilirim. Adımı da bilirim. Sen gittiğinden beri çok da severim. Adını severken, adımı unutmuştum oysaki. Adım yalnızca ’Sevmek’ti… Şimdi, hem hayat, hem dünya, hem yalan hem dolan, her şeyi barındırıyor gözpınarlarımda sabahlayan yalnızlık, adım onlardan kalma…

Saat: Eti kemik geçiyor. Esprinin suyu çıkıyor, gül gönlünün sevme vaktidir dayan yüreğim… Bu yaşlar onun için birikiyor. Anlamazsınız bilirim, dünya kadar dönseniz yine de sefanızın hesabını ödeyemezsiniz. Bu insanlar neden bu kadar çok dönüyorlar diye sorardı içimdeki çocuk, gidecek yol bulamadıklarındanmış meğer. Dünyayla hep bir rekabet hâlindeler sanırdım. Dünyayla aşık atma peşinde değillermiş ki, boyları ufak tefek, yaşları da epey genç. Kim uğraşabilir ki dünyanın kahır senaryosuyla? Gül de geç… Onlar yol bulamadıkları için, pusula sanırlarmış kalplerini. Hangi yöne dönseler doğruyu bulacaklarını sanırlarmış.

Saat: Unutamamaları bir geçiyor. Artık unutamamak yasak bize… Gözlerimize getirip buğulu camları, adına da ’Sevdiğimizin gözpınarı’ demek yok. Yüreklerini de okşamak yok. Unutuldu bütün sözler, yeminler; unutulduk.

Saat: Mutluluğu çeyrek geçiyor. Bu saatten sonra yalnızlık dışarıda bir yerlerde tek başına ağlamaklı senaryolar yazar ancak.
Saat: Gözlerini de bir geçerdi bir zamanlar… O zamanların imsak vaktiyle yolunu şaşırdı gül yüzüm… Ötelere çevirdi, dünya döndü, sen bana dönmedin. Anlamak için sevmek gerekli mi? O hâlde hayatının sonuna kadar anlayamayacaksın, belli…

Saat: 01.22 Gece üşüdü, içeri girse iyi olacak. Yoksa sabah bir güzel geceyi haklayacak. Anlasanıza buram buram umut koktu her bir ocak… Kaderin yolunda giden ve yavaş seven o insanlık, sonunda turnayı gözünden vurdu. Amortisi bile çıkmazdı hani sevmenin? Külliyen Yalan! Altıyı tutturdu hayat, baştan sona kadar bundan sonra her daim ilkbahar ve etraf aşk kokacak.

Dilara AKSOY

soba1

Çilek Reçeli

 

Dar bir pencerenin ardından içeriye misafir olan görüntünün güzelliği ile aklına gelen hatıraların sarhoşluğuna kapılıyordu İsmet Bey. Dışarı da beyaza bürünmüş binaların çatıları, kar tanelerine yuva olmuş ağaç dalları ve karın çokluğu ile iyice varlığını belli eden kaldırımlar ona güzel çocukluk yıllarını hatırlatmaya yetiyordu. Arada hızlanan karın etkisiyle sisli bir havaya bürünmüş esrarengiz bir şehir görüntüsü onu etkiliyor, peteğin ona bahşettiği yetersiz sıcaklıkla ürpertiye kapılıyor ardından bedeni titremeye başlıyordu. Ani bir irkilmeyle zorda olanlar için Allah’a dua ediyor akabinde garip bir tezatlıkla masanın üzerinde duran sıcak çayından yudumlayıp derin bir oh çekiyordu. Daha sonra oturduğu sandalyeye iyice kuruluyor, ellerini göğsünde birleştiriyordu. Henüz büyümeden ve kendi yolunu çizmeden ki hallerini hatırlamaya çalışarak; hafızasının onun isteğine boyun eğmesini bekliyordu.

Geçmişte ki zorlukların derecesi ne kadar yüksekse, yaşamdan alınan zevkte o kadar tatlı olduğunun farkındaydı. İmkânların sınırları yükseldikçe değerleri sanki daha da aşağıya düşüyordu. Tıpkı ikinci el eşya misali! İki odalı evdeki kalabalığı sevdiğini gizlice kendine kabul ettirmeye çalışıyordu. Daha sonra ona deliller sunmak istercesine; kalabalık sabah kahvaltılarını canlandırıyordu gözlerinin önünde. Yer sofrasında dizlerinin üzerine çökerek oturdukları neşeli dakikaları hayal ediyordu. Pencerenin ötesinde inatla ve zalimce yağan soğuk kara karşın içerisini sıcacık yapan sobanın üstünde ki kızarmış ekmekleri parmaklarının ucu yanarak yer sofrasının üzerine nasıl koymaya çalıştığını ve daha sonra hafif ekmek yanığı kokusunun odayı nasıl esir aldığını tebessümle ve o kokuyu duymak istercesine derin bir nefes çekerek yâd ediyordu. Pek ballandıracak bir sofra değildi. Öyle ballı kaymaklı bir kuş sütü eksik nizamından uzakta, gayet sıradan bir kahvaltı sofrasıydı. Beyaz peyniri, zeytini, haşlanmış yumurtası, söğüş doğranmış domatesi ve annesinin kendi elleriyle yaptığı çilek reçeli. Sofranın üzerindeki yiyeceklerin çokluğundan öte ona hissettirdikleri duyguların yoğunluğuna kapılmıştı hayalin de! Dokunası zor, sıcak kızarmış ekmeklerin üzerine sürülen yağın usulca erimesi ve üzerine sürülen o mis kokulu çilek reçeli ile oldukça lezzetli bir sofra haline dönüşebilmesini anımsıyordu. Çay bardaklarına atılan şekerin ardından çıkan tiz sesler sanki senfoni orkestrasının ihtişamı ile melodileşe biliyordu.

İliklerine kadar ısıtan sobanın etrafa yaydığı yoğun sıcaklıkta al al olmuş yanakları, etrafa savrulan esprilerin kuvvetiyle daha da koyu al rengine bürünüyordu. Şimdi ise oturduğu sandalyenin çevresini süzdüğünde yalnızlıktan başka hiç bir şey görmüyordu. Ne gürül gürül yanan bir soba, ne kızarmış ekmek kokusu ne de kaşık sesleri. Geçmiş ile gelecek arasındaki bağlantıyı en iyi yaşadıktan sonra anlayabiliyordu. Tahminlerin yüzdeleri arasında boğulmaktan öte geçmişin şeceresini çıkarmaya çalışıyordu. O zamanlarla şuan ki zaman arasında; ümit ve dilekler arasında uçurumlar veya benzerlikler illa ki olacaktı. Küçük yaşlarda ki idealler şimdiki zamanlar da yaşadıklarımızla örtüşemiyor olabilirdi. Ama ne olursa olsun yeniler eskiler gibi huzuru anlatamıyordu. Sadece biraz yaşanmışlıklar serpmek gerekiyordu. Ama o ruhu yaşatabilmek, önümüze serilen kaderi değiştirmek kadar zordu.

 

dunya-ay

Biz Dünyayı kurtarmaya geldik onlarca sefer , Onlarca şuursuz kişi ,

Biz Dünyayı kurtarmaya geldik onlarca sefer ,

Onlarca şuursuz kişi ,

Şiirler söyleyip ,avuç dolusu şiiir satacaktık

Su gibi ,ekmek gibi ,

Biz bu işi başaracaktık ,

Biz Dünyayı kurtarmaya geldik onlarca sefer ,

Onlarca şuursuz kişi ,

Göç mevsimi başlaman biz göç edecektik ,

Göçmen kuş misali biz bulutlara ,

Biz hep yaz geçen mevsime gidecektik ,

Biz Dünyayı kurtarmaya geldik onlarca sefer ,

Onlarca şuursuz kişi ,

KADİR   BAYATA

ADIM YAKAMOZ

Uzun zamandır ruhum aynı melodide acıyor. Öyle ses yankısı değil bu bende ki. Başlı başına bir aşk hikayesi…
Merak ettiğin adımın Yakamoz olduğunu söylemeye dahi dilim varmıyor. Yaklaşan korkularım dev olup büyüyor avuç kadar yüreğimde. Aynayla dargınız kaç vakittir, gözlerimden akan ateş… Kundaklanıyor tüm sancılarım, başlangıç sebebim bitiş nedenim olabilir mi? Kırılma noktasında varlığım, derdi çeke çeke konuşuyorum. Toparlanıp dağılarak, dağılıp toparlanarak çözülüyorum.

Çok uzun zamandır boğuşuyorum, çekip gitmeye mecali olmayan acılarımla. Birde nutku tutuk anılarım var, gizlendiği yerden çıkıp gözlerime düşen, kırmızı gözlerimden yıl yıl beni yoklayarak geçen. Kendimi bu zamana çıkaramıyorum. Aşkın tek vuruş noktası vardı anla, oda yıllar önce kalbimi kanattı, kanatlanıp yokluğa karıştı.
Şimdi!
Ne varabiliyorum kendime
Nede çek git diyebiliyorum sana duyduğum ilgiye

Başkalaşamıyorum, kendimle çok cebelleştim. Bak şimdi yeniden deniyorum. Bir sana, çokça da bana fırsat veriyorum… Adım Yakamoz
Olumsuz her düşünceyi öteliyorum. Yine olmuyor, sana her baktığımda aşkta vurulduğum denizde boğuluyorum. Gayret et diyorsun, üzgünüm yüzme bilmiyorum… şehri çabuk