Aylık arşivler: Mayıs 2012

fairteller

FALCI VE İYİ ADAM

Emrah Serbes’e ithafen, ve bir de birkaç kişi daha var ama boşverin,,

Sakalımı 10 gündür kesmemiştim, sonra üzerime bir ceket geçirdim ve dışarı çıktım. Uzun sayılmayacak bir süre sonra da bir kızla tanıştım, sizin de başınıza gelmiştir böyle şeyler.

“Şimdi çıkıp gideceksin” dedim. “Ve ben önündeki bardakta yarım bıraktığını içeceğim. Yarın sabahsa birbirimizi hatırlamayacağız” İsmimi öğreneli 25 dakika olmuştu, “Enver” dedi “Sen duygusal falan değilsin. Sadece arada duygusala bağlıyorsun”

İsmimi saygı duyulası biçimde 2 E ile söyledi. Benim ismimi telaffuz etmek için 2 E yeterli, fazlası değil. Bu kurala uymadığı için kaç kişiden soğuduğumu size anlatamam, çirkin bir kibre sahibim evet. Oysa o krallığımın muhafızlarını aştı ve tahtıma ulaşmayı başardı, sadece “Eeeenver” ya da “Enveeeer” yerine “Enver” diyerek.

Giderken not falan bırakan şu adamlardan biri olsaydım, yani harbiden duygusal biri, bir kağıda “keşke seni keşfetmeden önceki halinle kalsaydın” yazardım, keşfetmeden hemen önceki heyecan, evet durulması gereken nokta tam olarak burası. Soru sorma. Merak etme. Kibarca iyi geceler dile, evine git, uyu. Uyuyamıyorsan biraz Bach dinle, sonra uyu. Ya da ılık süt içip uyu. Daha da olmazsa benim gibi, küvete uzanıp tavanı seyret, evet biliyorum hep nemli olur o köşe. 


Ne halt yersen ye, ama soru sorma.

-Öğrenci misin sen?
-Pek sayılmaz. Öğrenecek pek bir şeyim kalmadı.
-Eee bu yaşta bir kız ne yapar ki başka? Evlendirdiler mi yoksa seni?
-Biliyor musun, bu toplum senin gibi geri kafalı hödükler yüzünden geri kaldı.

Tanımlara ihtiyaç duyduğumuz doğrudur. Kesinlik içermeleri şart değil, yalnızca işleri kolaylaştırırlar.

-İyi be tamam sormadım say. Bi işin var mı peki?
-Falcıyım ben.
-Harbi mi? Geleceği, insanların iç dünyasını falan mı okuyorsun?
-Geleceği yalnız Tanrı bilebilir. Ben gözlerinde gördüklerimi söylüyorum. Ama bu çok övünülecek bir şey değil, bu iş için para alıyorum onlardan.
-Boşver, o kadarcık kötü olmak makul. Bende ne görüyorsun peki? Param yok ama.
-Boşver o kadarcık fukaralık makul.

Evet yerden o taşı alıp kaldırabileceğimi ben de biliyorum. Ama bunu bana başka birinin söylemesi daha çok hoşuma gidiyor.

-Bana burcunu söyle.
-Balık.
-Kafası çalışan bir balık, klasik. Çok iyi bir kariyer görüyorum. Ne okuyorsun?
-Boşver bunları. Sence ben iyi bir adam mıyım?

Herkesin derdinin “iyi biri olma çabası” olması ne komik bir paradoks. Elbette aktif ve sürekli bir iyi olmaya çalışma hali değil bahsettiğim. yaşam enerjimizin devamlılığını sağlayan şey gittiğimiz yolun doğru olduğu fikridir, kimse bile bile elleriyle kendi kuyusunu kazmaz, yapılan kötülüklerde ya da kötü olduğu içten içe sezilen davranışlarda bile uzun vadeli bir iyilik ya da ortaya çıkacak kötüyü telafi etme ihtimali sezgisi vardır. Bilginin barındığı tek yerin beyin olmadığı ise apayrı bir tartışma konusu tabi.

-Sen iyi bi adamsın, ama bazen bir kadın kadar evhamlı olabiliyorsun. Ve takıntılısın. Arama artık şu kızı.
-Yok zaten kontörüm bitti.
-Ve sevdiğini hemen belli etme, gerizekalı. Kızlar yüz vermeye gelmez.
-Haklı olabilirsin. Sanırım sorunu fazla kaderci olmam çıkarıyor, en nihayetinde olacak olan gerçekleşir öyle değil mi?
-Saflık farklı bir şey ama. Safsın sen.
-Saf olduğumu nerden çıkardın?
-En basitinden, hala falcılara inanıyorsun.

Canım sıkıldı “Ben bi hava alıp gelecem” dedim. Önce dışarda yarım saat boş boş kaldırımları izledim, sonra da arkama bakmadan çekip gittim. Ertesi gece tekrar aynı yere geldiğimde bıraktığı notu elime tutuşturdu birisi:

“Bir falcıya asla yalan söyleme. Ve umarım aradığın ilhamı bulursun,,”

O gece tek satır yazamadan sabahladım. Peri meri hiç bi halt gelmedi.

Ama bence sen de iyi biriydin sevgili falcı.

531201_333482360040192_167556556632774_789867_519889540_n

AZAR AZAR

Sevmeyi borç bilseydim eğer öderdim azar azar. Ben seni
sevmeyi kaderim bildim, ölünceye dek bu yazgıyı hiçbir borçla kapatamam. Nazım
Hikmet der ki; “Sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı?”
Ben de derim ki; “Elma tarafından sevilebilmek için, elmanın çekirdeği bile
olmaya razıyım” Yıldızlar parlamaktan vazgeçerse, güneşim bu sabah sana doğru
doğup beni terk ederse, rüzgâr saçlarımı benden yana sana estirirse, bil ki
rüzgârın  da ben olacağım yıldızın ve
hatta Ay’ın da.

Seni sevmeyi borcum bilseydim eğer, korkma öderdim hiç korkmadan.
Hâlbuki ben seni sevmeyi gönlümün hakkı saydım, sözümdü, yazımdı, yazgımdı.
Şimdi sensizliği ödüyorum azar azar, seni biriktirdiğim aşka. Bana kızma ama;
sevilmek kadar güzel bir şey yokken, sevilmemek için çırpınan yüreğine ne
demeli? Otursam, seni düşünsem, seni yazsam pamuk ipliğine bağlı kaderime…

Yazgımı değiştirircesine, bizi anlatsam dağa, taşa, kör
denize. Denizyıldızlarımı çalmasa, seni benden almasa, kum tanelerine
sensizliğimin hesabını soracak bir yüz bıraksa… Değmez misin yine de yüreğimin
inci tanesine? Gör bak, nemli gözlerime nasıl da süreceğim aşkımızı. Bir gör
bak dene…

Kaldırımların sesi olsam, her bir adımında sana ulaşsam.
Görmez misin yine beni? Görmezsin tabi…

Kaşım gözüm, günahım sevabım sensin. Bekletmeseydin,
beklenmez miydin? Seni yazsaydım sana, değmez miydin?

Onca kızgınlığı, onca aşkı biriktirdiğim sen! Şimdi dön de
bendeki sana bak. Nasıl da küçüldün öyle değil mi? Oysaki büyük hayallerim
olacaktın. Kapılacaktım seline, boğulacaktım belki, bir ümit selinde, ruhunda
yaşayan olacaktım. Aşkımı borç bilseydim eğer hakkıyla öderdim, azar azar.

Ben sensizliği borç bildim, gereksiz, sevdanın bile
konmasını istemediğim günlerden birinde senden almıştım. Sana birikebileceğim
ümidiyle yine sana akarım diye onu da nimetim sanmıştım.

Olmadı, tozu dumana kattım sonra, hiçbir veda senin
cümlelerin kadar acıtmadı. Sar beni saray yavrusu kalbine, çok üşüyorum. Sev
beni inceden inceye yağan kar tanesi yerine…

Yağmurum da sen ol, güneşim de. Sensizliği öderim, kirpik
uçlarımın neminden çalar, yüreğinin seline ilave ederim. Yeter ki yetişemediğim
sen’i küçült biraz olsun bana ver.

Gözlerinde can bulsun bu ayrılık tüneli. Yeniden açılsın
aşka dair serüvenler. Korkunun da mı ecele faydası yok? Gülüşün de mi erteledi
beni?

Çaresizliğimden al, artıklarımla bile olsa sev beni. Kendime
arttığım o günlerin çoğundan çal da istersen azalt beni. Öyle deli, öyle belalı
başım ki; sana çıkmayan hiçbir yol, yolum değil.

Ne demişti yüreğim? “Seni unutacağım” Zoraki bir unutmanın
firarındayım. Kendimden çıktım yine uçarcasına sevda ezen yüreğine koşmaktayım.
Ya durdur beni, ya da yolum ol.

Ya bak gözlerime, hep ‘Sen’ dercesine, ya da çıkışımı yaz.
Benden gittiğim gibi senden de alayım kendimi, bu cümleler bu kadar karmaşık
değildi.

Hakkım yoktu bilirim. Sen de beni hak etmemişsin. Ödeştik
yüreği savrulanım; ödeştik.

Hangi rüzgârın tenine değip geçtiği bir andasın bilmem;
borcum olsun bir kez daha gelmek.

Bir kere de kapatacağım, yüreğimin kaygılı sevmelerini,
dönüş yok bu sefer!

Kurtuldun sevmek hançerinden, sevemezsin sen. Böyle deli
kapılmak mı?

Çaresizsin, buruksun, sevemezsin, yapamazsın. Yok, sende
öyle bir yürek!

Şimdi yüreğine sövdürme, bastım gittim; çaresizliğimle
birlikte ben…

Dilara AKSOY

severmisin?


Şimdi, tutarmısın elimi
kırmadan, acıtmadan, yakmadan
hiç kullanılmamış sözlerden
ilk kez yazılan cümlelerden 
yeni bir alfabeden
ve, en derin hislerden okurmusun beni.
severmisin?
şimdi, tutarmısın elimi.

 

 

şehri çabuk

Yazdıklarımda Saklıdır Varlığım

Mutsuzluk paylaştıkça azalır, demişler… Külliyen yalan! Evet, mutluluğunuzu insanlarla paylaşabilirsiniz, artar mı bilinmez ama, en azından paylaşılır. Oysa mutsuzluğun tabiatı farklıdır. Anlattığınız hiç kimse, sizin gibi üzülemez bir gerçeğe. Belki üzülür bir nebze, ama üzüldüğü şey sizin anlattığınız şeyin kendi geçmişinde bir yaranın kabuğunu kaldırmasındandır. Kendi farkında olmasa bile, içten içe bir tatmin yaşar… Çünkü bir başkasının mutsuzluğu, insanın haline şükretmesini sağlar. Başka bir kalbin kırıklığı, bizim kalbimizi bütünler belki de… İşte ben, bu yüzden yazıyorum. En çok da acılarımı, mutsuzluklarımı… Acılarım kelimelere dönüştükçe, ben ferahlıyorum. Çünkü biliyorum ki, onu okuyan birileri kendi acısının üzerine bastıracak, bir başka yaraya merhem olacak. Hiç tanımadığım biri, benim ağladığım gibi ağlayacak o kelimeleri okudukça! İşte o zaman gerçekten, mutsuzluğumuzu bir parça somunu bölüşür gibi paylaşmış olacağız onunla. Hiç tanımadığım o insanla, bir bağ kurulacak aramızda. Farklı farklı kelimeler yanyana dizilecek ve beni ona, onu bir başkasına anlatacak. Kimi anlayacak, kimi gülüp geçecek! Ne fark eder ki… Yüreğimden damıtılan sözcükler, kocaman cümlelere dönüşüp acımı söküp atacaklar içimden. Noktayı koyduğumda, derin bir nefes çekeceğim içime. Yazdıklarımı, aslında gözyaşlarımı, hayal kırıklıklarımı başka kalplerin içine üfleyip bekleyeceğim. Anlaşılmayı! Harf harf çözecekler beni. Satır aralarında yakalayacaklar içimdeki kederin nedenini. Bir insanı gerçekten tanımanın en kolay yolu; söylediklerine değil yazdıklarına bakmaktır çünkü. Yürekteki karanlık, yirmi dokuz harfe tutunup aydınlanır. Yolu bilen; karanlığın içindeki umudu çekip çıkarır kelimelerden. Aslında bulduğunun ben olduğumu sezerek!

images

SEN GEÇİNCE…

Sen geçince aklımın kıyısından, bir garip oluyorum. Sevdiğimden, özlediğimden
değil; yalnızlığın şerbetini fena içtiğimden. Artık yalnız olmak istemiyorum.
Bendeki bu boşluk kalp ağrısı bile olamıyor artık, sadece yaşadığımı
hissedercesine yeniden sevmek istiyorum.

Hani bir zamanlar aşktın,
gerçektin, vardın, varlıktın? Hangi arada kayıp oldun, yok oldun, hiç oldun da
canımı acıttın? Ayları sayamaz oldum, günlerin birbirine ikiz, birbirine eş
oluşuna sitem edemez oldum.

Sen geçince aklımın hizasından, gönlümün
boyuna eş oluyorsun. O kadar büyüktün ki, artık bu sevda tüneline çok ufak
geliyorsun. Vardım gittim yoluma sensiz, beni artık sensiz derbeder mi
sanıyorsun?

Büyü bozuldu gül yüzlü yârim, bu büyü çoktan bozuldu. Hareket
hâlindeydi yüreğim, nasıl da deli çarpardı. Bu aşk büyüsü bozuldu. Şimdi aklında
değilim, körkütük sarhoşun da değilim. Şartlar o kadar eşitlendi ki, bana reva
gördüğün bütün ayrılık şarkılarını, seninle bitiriyorum. Gidenlere yazdım hep,
oysaki giden benmişim meğer. Bunca satır bana yazılmış, bunca acı yalnızca bana
birikmiş. Kalan hep başkalarıymış meğer. Konamadım hayatınıza, konmayı
istemedim, bu bir seçimdi, sizler bana layık değildiniz.

Sen gelince
aklımın köşesine, ters köşeye yatıyorum. Saçmalıyorum, burnuma buram buram
sensizlik kokusu geliyor. Sonra fark ediyorum, seni çoktan bir başka yolun
yolcusu yapmışım meğer. Gözlerinin değdiği her şeyi silmişim, sözlerinin değdiği
her şeyi unutmuşum, başka sevdalarda kendime yer bulmak istemişim ama kapılan
onca yerin sonuncusu olmuşum, ayakta kalıp oturduktan sonra da ‘Hancı’ olmuşum.
O kadar çok ‘Meğer’ biriktirdim ki, büyüdüm ben artık.

Satırlarım büyüdü.
Gözbebeklerim büyüdü, herkesin duyguları nasıl da değişiyor, sancılar
değişiyor…

Şimdi sen geçtin yürek sazımın tellerine, seni çaldım her
bir nota yerine. Konma gönül kuşuma, eğer onun üstüne sen gelirsen, bir daha
ötemez olur. Şarkıları da şiirleri de yaşamaz olur.

Vurma yürek sızıma, o
kadar çok kanadı ki bitmez olur. Acılar denizinde boğar beni, susmaz
olur.

Sen sevince yüreğimi, şarkılar yazmıştım sana, en güzel bestem
olmuştun. Umuttun, yoldun, candın, çoğalır olmuştun. Şimdi bir esir gibiyim,
saklı kalan yanlışların özlediğim öznelerinde belirtisiz sevda yolcusuyum.

Bana seni verme, sen çoktan kayıplara karıştı. Bana beni de verme, ben
beni alacak cesareti çoktan aştım. Sevdim yine zamanla birlikte, zaman geçti,
her şey eskidi sandım, sevdim. Yine yanlış oldu.

Bir gün bir doğru
gelecek karşıma sevdiğim, o doğru seninle birlikte yaşamımda karşılaştığım bütün
yanlışları unutturacak. Her bir aşk tomurcuğunda paralayacağım namussuz sevda
illetlerimi.

Büyü bozuldu anlıyorsun değil mi? Konma sakın gönül
kuşuma, çayı demledim, ütüsünü yaptım sualsiz aşkkonmazlarımın. Üşüdüm, tarumar
olmuş beni çıkartıp, umut kokan yarınları giymeye gidiyorum. Yoksa çaldın mı
onları? O vakit ben de dünlerimi sana vermiyorum!

Dilara AKSOY

Hayat!

Pazar’ın Ertesi 4

BİR KADIN GERİ DÖNMEK İSTERSE…

Bazı anlar vardır susarsın ve sadece gözlerin konuşur ya hani,bazen de konuşmazsında yazışmalarınla tüm duygularını ayyuka çıkarırsın.İşte o anlardan birini yaşadım geçenlerde.Sizinle paylaşmak istiyorum.
Kadın: Bir kadın bir erkeğe ‘günaydın’ diyorsa;kalk benimle ilgilen demek istiyordur.Günaydın canım benim :)
Erkek: Bir erkek bir kadına ‘günaydın bitanem’ diyorsa o kadın o erkeğin bitanesidir ve o erkek o kadınla çoook ama çoook ilgileniyordur.Günaydın bitanem J

 

Kadın: Bir kadın kendisi ile ilgilenen bir erkeği düşünüyorsa eğer, gerçekten düşünüyordur. Sırılsıklam yalnızda olsa, o kadın o erkekle mutludur.
Erkek: Bir erkek bir kadının sırılsıklam yalnızlığına mutluluk katıyorsa,o erkek o kadını çoook ama çoook seviyordur.

 

Kadın:Bir kadın sırılsıklam yalnızlığında yine o adamı görüyorsa o adam o kadını hiç ama hiç kaybetmemelidir.
Erkek: Adam kaybetmek istemiyordur zaten.Eğer adam sahiplenmeseydi o kadını,kendisini bırakıp yalnızlığa giden o kadını geri döndüğünde kapılarını sonuna kadar açıp beklemezdi kapının önünde.Hoş geldin:)

Bu güzel selamlamayla beni selamlayan güzel insana(Esra) selam olsun.

***

Bazı anlarda susarsın ya hani,sadece gözler konuşur.Bazen de sevgililer yaşayamaz sevgililiğini,nedensiz bir kendini kanıtlama oyunlarına dönüşür sevme meselesi.Güvensizlik söz konusudur.Güvensizleştirildik!
***

‘Ben aşık sevme beni,dertlere salma beni/götür sarrafa göster,kötüysem  alma beni’

Güvensizliği yaratan bizler,ilerde güvensizlikten sitem eder hale geldik.Ortakıkta o kadar güvensizlik uçuşuyor ki,dürüst sevgilerde başlamadan bitiyor haliyle.Sarrafa gidip kendi sevgimizi ölçer hale geldik anlayacağınız.Ne kadar işe yarar bilinmez…
***

HUZUR YAHU!

Bazı anlar vardır ya sadece türkü dinlemek istersin.Türkü yöremizdir,türkü yaşanmışlıktır,türkü aşktır,türkü sitemdir,türkü Anadolu’dur.Türkü Yavuz Bingöl’dür.

Hemen hemen bütün türküleri huzur arayanlara ilaçtır.’Kara Tren,Gitme,Yemin,Üşüdüm Biraz…’ ve niceleri.Melankolik ve yalnız gecelerimize bire birdir.
***

Gülhane’de dolanıyorsun ya hani,huzur buluyorsun her dolandığında.Çıkışta Sarayburnu’na gitmeden sağ tarafta bir kafe var.Kendi çapında tahta sandalye ve masa ile farklı bir ortam yaratılmış.Çaydanlıkla çayını istiyorsun ve güzelim çayını yudumlayarak içiyorsun ya İstanbul’u.Huzur yahu!

21.05.2012  Emrah Yayla

Geri Dön

geri dönüp arkasını, okşanmamış bir kalple bana baktı
susmaktan başka elimde neyim kaldı?
suskunluğumu, ellerimden söküp alırken
cılız bir sesle
gözlerimdeki bulutlar “geri dön” şarkısını çaldı
geri dön, ne olur geri dön
gökyüzünü hüzünlü bir mavilik sardı
bastığımız yerde toprak çatlayıp ikiye ayrıldı
bana aşkı anlatan adam
koptu benden uzaklaştı
tekrar döndü arkasını, suskunluğumu acıttı
son çığlığı bastırırken içimde
karanlıkta oturmayı tercih etmiş gibi, bulutlar karardı
süzülü verdi bedenim ellerimden
ilk defa sayfa koparır gibi, yarı kalan ömrümden
şarkı aynı nakaratta takıldı
geri dön, ne olur geri dön
**şehri çabuk**

CEYHUN ÇAYLAN

(Her şey menfaat değildir. Hala ‘eskide’ olduğu gibi güzel olanları yaşayan ve ‘YAŞATAN’ da var hayatta. Her seven kirli, her sevgili kirleten değilmiş demek ki…)

Bu belki de hayatım boyunca gururla anacağım yazılarımdan biri olacak. Çünkü seni tanımlamaya, dilim döndüğünce seni anlatmaya çalışacağım. Zor! Gerçek anlamda seni tanımlamak çok zor!

Öyle bir zamana gelinmiş ki baba-oğul, anne-kız bile karşılıklı menfaat içerisinde hareket ediyorlar. Sevgililerden söz etmek bile başlı başına bir dipsiz konu… Gözlerden tenlere, tenlerden ceplere, ayaklardan dört tekerlere kadar inen aşkların âşıklarıyla dolu böyle bir zamanda hiçbir şeyin son olmadığının bazı kanıtları vardır hayatta. Senin gibi…

Yüreği cesur insan! Herkesçe dost, herkese vefalı insan… Başkalarınca tebessümle anılan, adı geçtiğinde bile milyonlarca sözü ardı ardına sıralatan insan… Ceyhun Çaylan!

İyi bir evlat! Annesinin onur kaynağı… Arkadaşı, sırdaşı, gururu, umudu ve hala aynı heyecanı…

İyi bir dost! En yakın dostunun kardeş dediği insan… Değer verilir ama değer görülmez. Ona değer verirseniz, değer görürsünüz. Bazen kibrinize yenik düşüp, kendinizden başkasını tanımadığınızda bile onun nazarında değerlisiniz. Sadece kötü gün dostu olmakla yetinmez, iyi gününde de, iyi günlerinizde de samimiyetin simgesi olur.

İyi bir çalışan! Hayatında işi kadar önemsemiyordur belki de kendini… Sorumluluk onun vazgeçilmez mecburiyetidir. Hani kaytarmak ister ya zaman zaman insan, imkânsız! İyi olmak gerçek anlamda iyileştirir kendisini…  Şansa bırakmaz, riskten korkmaz, vasfının bir değeri olmaz gözünde… İster patron deyin, ister yönetici, o kendi gözünde işinin işçisidir. İyilikle, sevgiyle çalışmanın ifadesidir.

Suçlu bir beden! Kendine karşı acımasız, kendine karşı suçlu… Başkalarının mutluluğu onun mutluluğundan kat kat değerlidir. Kendini, isteklerini, heveslerini erteler. Bedeninin yorgun savaşçısı, ayaklarının zamansız çilesidir bir anlamda.

Mükemmel bir SEVGİLİ!

Ceyhun demek huzur demek seven için… Kaygısız, şartsız güven, mutluluk demek… Öfkeliyken rüzgâr gibidir. Eser ama serin eser… Derine inmeden diner… Sonra hemen uysal uysal yüzünü okşar. Öfkeli olan sensen, dinmeni bekler. Korkup, terk etmez. Şefkatin ruhu elinde olur. Sımsıkı kenetler ellerine…

Sabırsızlığın sabra dönüştüğü yerdir omuzları. Başını yaslarsın, sıcacık elleriyle okşar, sever. Sen kötü oldum dersin, öyle sanırsın, kahredersin kendini, o ise yüceltir yerle bir ettiğin tüm duygularını.

İtiraf etmek gerekirse şu zamanda türünün son örneği… Sevdiğinden faydalanmak, sevgisinden nem kapmak, duygularını incitip, onuruyla oynamak, bunu ağzından sakız yapmak, sevdiğini başkalarına yem yapmak moda iken iyi olan şeylerin hala yitip gitmediğinin canlı kanıtı.

Ceyhun Çaylan!

Hayatımda olduğun için, yüreğimi yüreksiz insanlardan koruyup, yüreğine eklediğin için, buz gibi ellerimi her fırsatta ısıttığın için, inadımı kırarak sabrını, sevgini sunduğun için, yüreğinin tam da üstünü bana yuva yaptığın için, sevmek fiilini yüreğime yeniden kazandırdığın için, temiz olan hiçbir şeyin kirletilmesine, kirlenmesine izin vermediğin için, sonsuz bir huzru, mutluluğu tüm olumsuzluklarıma rağmen benden esirgemediğin için, benim olduğun için önce Allah’a sonra da sana tüm yüreğimle TEŞEKKÜR EDİYORUM!

Geç yerine geç! Dediğin her an hayata teşekkür ediyorum; çünkü öyle deyip, yüreğinin üstüne koyuyorsun beni…

Seni sevmek lüksüne sahip olduğum için çok şanslıyım. Bu şansı bana verdiğin için de sana borçluyum…

CELALEDDİN

Celaleddin

 

Ne çok söz söylendi onlar hakkında… Ne çok hikaye yazıldı, ne çok şiir derlendi. Hepsi doğru, ama hepsi eksik kaldı. Ey cihanımın zarif, kibar, güzel sultanı! Şems’in ziyası aşk gibi tesir etti canıma, kanıma… Aşk ki bilerek, bilmeyerek her insanın gayesidir. Fakat bir damla suyun başına gelen maceralar gibi o da çok defalar bu gayeye pek karışık yollardan gider. Her insanın kendi istidadına uygun bir sevgiliye gönül vermesi kadar normal bir şey var mıdır? Ki Aşk, Allah’ın apaçık bir sıfatıdır.

Mevlana Celaleddin yüzyıllar boyunca alemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler saçtı. Aşk ilmiyle cihanı güneş gibi aydınlattı. İnsanların ruhunu taze bir hayat ve ölçülemeyecek bir rahmete boğdu. Kıymetli canına Aşk gibi tesir eden Şems’in ziyasıyla suret aleminin ölülerini diriltti. Bu hikaye onun hikayesi… Mevlana Celaleddin’in, Şems-i Tebrizi’nin, celâlin, cemâlin, aşkın ve mananın hikayesi bu. Eksik kalacak belki onlar hakkında yazılmış diğer tüm hikayeler gibi… Varsın, eksik kalsın. Biliriz ki Aşk tamamlar her eksiği. Aşk düzeltir her eğriyi. Aşk doldurur her boşluğu. Açılsın söz goncaları, Aşk’la vesselam.

satilik

” SATILIK SEVDA MEVCUTTUR” ” Yaşasın TİYATRO ”

”  SATILIK SEVDA MEVCUTTUR”

” Yaşasın TİYATRO ”

 

 

Çığırtkan _

İki sevda alana ,bir savda bedava bizde ..Gel,gel sevdalara gel .

 

Hususi _

İki sevda alana bir sevda senin cebinden çıkıyor sanki ? Hep benden ,hep benden ..Bak ,müşterim  geldi

 

Müşteri_

Ben ilk alıyorum bilmiyorum, porsiyon hesabı mı, vizite hesabı mı ?

 

Çığırtkan _

Yok, ikisi de değil, yürek satış hesabı bu, kebir gibi bir hesap .

 

Şair _

Bu el arabasıyla satılan karpuz olmalıydı ..Şu televizyon çıkalı neler değişmiş neler ..Bir mağarada atmış sene uyumuş gibiyim..Satıcının  el arabasında satılık sevda ,satın alana o sevda yar olmaz ki .

 

Müşteri _

Müşterisi hazır ,ben satın alacağım .İki sevda alana bir sevda bedava ..Annemim üç aylık emekli maaşı feda olsun ..bu satın aldığım sevda ile atmış sene ben uyurum o mağarada ..inşallah

 

Çığırtkan _

Hayrını gör abi ..

 

Şair _

Hayret bir mevzu , şu pazarı  biraz daha izleyeyim , cebimde ki para yetmez bir şey almaya ,sadece seyirciyim .

 

Biraz ileride ki çığırtkan gurur ve cesaret satışı yapmaktaydı Önünde müşteri namına bir şey yoktu, fiş kesmiyor mu ne?

Adımımı attığım yerde yeni bir çığırtkan beliriyordu. Kimisi el arabasıyla satış yapıyordu, kimisi çorabında ve ellerinde bir veya iki sevda çıkararak satış yapıyordu. Demek ki sevda hızlı gidiyordu.

Çığırtkan _

Aşk var ,sevda var ..Kaçak abi bunlar mavi bandrollü..Zabıtalara denk gelmeyim ..Alıcı değilsen önümü kapatma ..

 

Şair _

Yok ben kullanmıyorum ve gidiyorum, hayırlı işler.

 

Hususi_

Sana da sevda verelim bir tane, çok almana gerek yok.

 

Şair _

Valla bana insanlık lazım ..İnsan olmak ,adam olmak lazım bana …En acil ihtiyacım bu .

 

Hususi _

Sana insanlık bulamam ,ancak adam bulabilirim ..Şöyle güçlü ,kuvvetli ,.yakışır

 

Şair _

Yuh artık, yuh sana

 

Birkaç adımlık  mesafemde vasıflı  insanlık vardı ..Birde o Hususi bey yok diyordu , bana insanlık lazımdı.

 

İnsanlık Satan Kadın _

Kaç beden insanlık arıyorsan var, insanlık hala ölmedi… Gel abi , gel

Şair _

Beden ölçülerine gerek yok ..Bir bakıp insanlığa çıkacağım derler ya ..Şu insanlığı göreyim bir ..Aynı mesele işte bir bakıp çıkmak gibi , yani alıcı değilim ..

 

İnsanlık Satan Kadın _

Bakmak bedava ..Bak bu insanlık biraz eziyet görmüş ,bu insanlık türü Hiroşima ‘  da bomba yağdırmış , bu insanlık ise Irak ‘  ta tecavüze uğrayan kadınları görmezlikten gelmiş ,dinini reddetmiş.Bu insanlık türü ayrımcılık yapmış ..O kadar elimde iyi mal kalmadı bu sefer. İnsanlık ölmedi yinede.

 

Şair _

Malını hem övdün ,hem de dövdün ..Ancak insanlıktan biraz daha çeşidin olsaydı alırdım ..

 

İnsanlık Satan Kadın _

Geriden geldiğine göre gurur ve cesareti tezgahta görmüşündür ..Tezgahın önü açıktı, müşterisi olmaz hiç gurur ve cesaret satanın

 

Bak şu kıvırcığa her şeye maydanoz olmuş ,yeşillik niyetine her şeye maydanoz olmak bile çok satıyor..

Gerçi ucuzda ondan , kilo hesabı o ..

 

Şair _

Nasıl pazarsa bu , bir şairliği satmıyorlar pazarda kilo hesabı , veya tane ..Belki de porsiyon hesabı ,viziteye çıkmak gibi de olabilirdi…Serbest piyasa ekonomisi işte .

 

Şair bir vakitler melankoli olduğu bir insanlık abidesi gibi yüreğinde hala duran Nalan ‘ ı bir tezgahta satışa sunulmuş halde buldu ..Milli piyangodan para çıkması gibi değildi ,gökten talih kuşu yerine başına binlerce taş yağmasıydı Şair ‘ in bu tezgahın önünde ki hali.

 

O ölüm uykusundan uyanmadan önce Şair Nalan ile sadece sevişmişlerdi..Bu duruyordu yüreğinde o insanlık abidesi şeklinde ..Sevişmeler her şekle girebilirdi yüreğinde ,o baştan başa bir abideydi .

 

Niye o tezgahtaydı diye düşündü ..Bir etiketi bile yoktu ..kilo hesabı mı ,porsiyon mu ,tane hesabı mı bilmiyordu ..Vizite hesabı olmadığından emindi o yüreğinin vizitesine çıkmıştı ,randevusunu almıştı ..Yanında ki kızlarla aynıydı saçları ,dudakları,fotokopiyi geçmişlerdi ,yinede tanıdım .Bu tanışıklık benim oradan uzaklaşmam için bir nedendi..Malum ya geçmişten kaçıyorum cebimde yok para birimi ile..O ‘  yok ‘ para birimi parası biten herkes için geçerli bir para birimiydi…Malumun ilanı  işte serbest piyasa ekonomisi ,serbest bir parasızlık .

 

Veresiye bir sevda için teklif etme hakkımı kullanmak istiyordum.öyle ya veresiye bir yaşam şekliydi ..Nalan ‘ ın satışa sunulduğu tezgahın önündeydim ..Bakışları pahalı diyordu ,ancak insanlığını mı satıyordu ,sevdasını mı ,yoksa o kıvırcık gibi her şeye maydanoz olması mı ?

Cesaret ve gurur satışları para etmiyordu, bunu biliyordu.

 

 

Nalân  _

Ooo zengin bir beyefendi gelmiş ,gördüğün gibi tezgahın üzerindeyim bu bayan arkadaşlarla sevdamızı satıyoruz beraberce ..Pahalı değiliz ,sadece sevda satıyoruz..Pazarlığı kendimiz yapıyoruz , işine gelirse .

 

Şair _

Albeniniz var evet .param yok,.veresiye teklif ediyorum ..İsteyenin bir yüzü kara ,gösterip de vermeyenin iki yüzü.Var mı ötesi bir avuç sevda istiyorum .

 

Nalân _

Sen istemiyorsun, dileniyorsun sevda diye. Yok sana sevda, oldu mu canım ?

 

Bu pazar öyle bir pazar ki şairliğimi satıyorum ..almak isteyen var mı ?Bir çığırtkan niyetine bağırıyorum ..

Şair _

Şairliğim çok uzuzdur, her eve lazım, şairliğimi satıyorum

 

 

Çığırtkan _

 

SATILIK SEVDA MEVCUTTUR, KELEPİR FİYATLAR BENDE

Bana rakip mi çıktın bu pazar yerinde .?.Şairliğin müşterisi çıkmaz , boşuna beklersin pazar yerinde ..

 

Şair _

Bana istesem de müşteri gelmez. Hem porsiyon hesabı mı, kilo hesabı mı, yoksa vizite mi? Ben yapamam bu işi ..

 

Çığırtkan _

Şimdi oldu ağabey .Zaten malların elinde kalırdı ,çürürdü giderdi ..

 

Şair _

Doğru söz, şairliğim çürüyecekse içimde çürüsün. Akan, kokan bende olsun, bende dursun.

 

Kim satarsa satsın kendinden  bir şey ..Benim satacak şiirimden bir hecem yok ..Hece ölçüsü ile satan satsın , ancak ölçülü satsın .

 

 

 

 

KADİR  BAYATA