Arşiv | Mart, 2013

Şıkırdayarak Ölmek

Gözleri boş, anlamsız ve burada değilmiş gibi televizyona bakıyordu ya da bakıyormuş gibi yapıyordu. Elleri, elinden eksik etmediği tespihin, boncuklarını tek tek geçiyor, ağzı hiç durmadan kıpırdıyordu. Gözlerini bazen dayanamadığı için kırpmak zorunda kalıyordu ama adeta belli etmeyerek, bir ölü gibi halsizce yapıyordu bu işi. Sanki gözlerini kırpmasını bile kutsal bir iş zannedebilirdi dışarıdan gelen […]

Devamı 0 Yorum

Gökler, Yıldızlara Hasret Kalmıştı

Saçlarının dağınıklığını, ellerinin nasırlaşmış parmaklarıyla düzeltmeye çalıştıktan sonra, gözlerine giren tozları çıkartmaya çalışır gibi ovuşturdu pınarlarını. Gözlerine şimdi rüzgar değdikçe, daha da sulanıyor, daha da bir tat tatlı kaşıyası geliyordu. Kendisine hakim olup, bu manzarayı seyretmenin güzelliğine varmak istedi. Ayak bileklerine kadar dökülen eteklerini elleriyle şöyle bir toplayıp, merdivenlerin basamaklarını narince inmeye çalıştı. Ayaklarında ki […]

Devamı 0 Yorum

Eskiler nasıl eskir, o dün nasıl eskir ellerinde ?

Eskiler nasıl eskir, o dün nasıl eskir  ellerinde ? O dünü takvimlerden yani milattan saymak eksik etek, fazla etek hizasının mükemmeliyetinde, Eskiler hanımefendide, o dün hanımefendide, o dün, bu dün hanımefendide, Eskiler nasıl eskir, o dün nasıl eskir ellerinde ?  

Devamı 0 Yorum

BEYAZ

Beyaz bir günden kalma sevinçlerim var sana dair. Yüreğim önce alev alev yandı, sonra buza döndü. Bembeyaz düşlerimle geldim. Eğer onları bizim için ayırırsan, söz veriyorum, incitmeyeceğim ikimizi. Cesaret edemem; bilirsin, zordur bunları sevdiğine söylemek. ‘Sen hiç sevmedin mi birini?’ diyemem, sevmişsindir elbet… İşte bu nedenle, ‘Biz’ demek, ‘ikimiz’ demek, ortaklaşa bir şeyleri paylaşır gibi, […]

Devamı 0 Yorum

YOKLUĞUNUN CEHENNEMİ

Cehennemle tanıştım ben. Bu, cehennem ateşinde yananların cehenneminden, bildiğimiz o cehennemden çok farklı. ‘Yokluğunun cehennemi’ Yüreğim yanıyor. Sen olmayınca yüreğim yanıyor. Ölüyorum. İnan bana, ölüyorum. Sensizliğin zifiri karanlığı çökmüş üstüme, hiçbir aydınlık, yüreğimi aydınlatamıyor. Ben koca bir aptalım! Seni sevdiğimi hep bilirdim, ama bu kadar çok sevdiğimi yeni anladım. Ölüyorum sevgilim, inan bana, ölüyorum. Sensiz […]

Devamı 0 Yorum

‘Asker’, ‘Nefes’ ve ‘Aşk’

Nefes almaya dahi çekiniyorlardı. Ezile büzüle ciğerlerini doldurdukları havayı tekrar dışarı saldıktan sonra, küçük bir çocuk gibi içleri içlerine sığmıyordu sanki. Boğazın üzerinde “marş marş” yürüyen kömür bulutları, maviliği fethetmişti. Denizde ise onların efendileri, soluk soluğa kalmış, gülümsüyorlardı gururla ve kibirle. ‘Asker’ kelimesi pek çok mana içerir içinde. Onlar hem ‘âşık’ hem ‘âşık eden’, bazen […]

Devamı 0 Yorum

ZAMANSIZ ZAMAN

Gemiyi en kısa sürede limana yaklaştırdım sanıyordum. Gemi batmış, liman yok olmuş, yüreğimdeki aksaklıklar attığım adımlara da yansımış. Sana dedim, hep sana dedim zaman! Bu kadar çabuk geçme. Öfkeliyim, bitiğim, yalnızım, derbederim, merak ederim gelip geçen o vefasızı… Sana dedim, bu kadar çabuk geçme. Hangi yalnızlığımın sigarasında söndürdüm bomboş geçen günlerimi? Onun için bir şeyler […]

Devamı 0 Yorum

İstanbul’da ki Sonbahar, Sonbahar mı?

 İstanbul… Adından ne kadar çok söz ettirdi… Ne çok konuşturdu kendisi hakkında milyonlarca insanı… Ne çok söz söyletti kendisi hakkında… Ne çok savaşlar yapıldı, ne çok kanlar akıtıldı uğruna…  Ne bulunmadık bir şehir olduğunu anımsattı bizlere… Ne çok insanın, kendisi için hayran kalan gözlerle ona baktığını gördü… Ne çok insan dokundu ona… Ne çok insan […]

Devamı 0 Yorum