Aylık arşivler: Temmuz 2013

8f4e68ff62c84bbc4b400a38a709a020_1325426788

KİBİR

‘Şunları görüyor musun? Nasıl da kahkahalarla gülüp, yemek yiyorlar.’
‘Evet… Hepsi böyle. Yalnız, içlerinde mutsuz olanlar da var.’‘Keşke onlar gibi olsaydık biz de. O vakit istediğimiz her şeyi yapardık.’

Denize karşı oturuyorlardı. Birdenbire Cengiz, oflayıp poflayarak elindeki gazeteyi masaya vurdu.
‘Ne oldu Cengiz?’
‘Bir şey yok Aysel, bir şey yok. Ye yemeğini sen.’
‘Ne oldu diyorum?’
‘Bir şey yok be kadın! Yemeğini yesene sen…’
‘Hep annenin yüzünden bu hâldeyiz, biliyorsun değil mi?’
‘Her suçu da anneme atarsın zaten. Ne biçim bir kadınsın be! Kendi hatalarını göremiyorsun bir türlü.’
‘Bazen seninle evli olduğum için, hatta insan olup, seninle şu masaya oturduğum için bile kendimden utanıyorum.

Onlar da can kulağıyla masanın kenarına yaklaşmış, bağırıp çağrışan çifti merakla dinliyorlardı.
‘Demek öyle! Asıl ben insanlığımdan ve sana değer verip seninle birlikte olduğumdan dolayı utanıyorum.’
Cengiz, Aysel’e tokat atacakken, birdenbire kıyamet koparcasına ortalık talan oldu. Her şeyin normale dönmesi için, masa örtülerinin uçuşması, masaların havaya kalkması, garsonların ve şeflerin kendilerini dışarı atmaları, müşterilerin ise çığlıklarla bir o yana bir bu yana kaçışmaları gerekti. Onlar da ne olduğunu anlayamamışlardı, birdenbire kendilerini Cengiz ile Aysel’in oturduğu yerde buldular.

‘Aaa! Ama ne oldu bize?’
‘Sen… Sen ne hâle gelmişsin böyle?’
Olduklarından daha büyüklerdi artık.
‘Sen kendi hâline bak. Sanırım Allah duamızı kabul etti.’

Sandalyede diledikleri gibi arkalarına yaslanarak otururlarken Cengiz ile Aysel’i gördüler. 
‘Aaa! Olamaz! Şunlara bak!’
Aysel ile Cengiz de bu hâllerine inanamıyorlardı, yer değiştirmişlerdi. İnsanlıklarına sövdükleri için şimdi bir karıncaya dönüşmüşlerdi. Yerlerinde oturup, daha biraz önce insanlara imrenerek bakan karıncalar ise Aysel ile Cengiz gibi insan olmuşlardı.
Aysel ağlıyor, ‘Şimdi ne yapacağız? Bizi ezecekler, ayaklarının altında ezecekler, bir karıncaya dönüştük’ diyerek dövünüyordu.
Cengiz’in ağzını bıçak açmıyordu. Hızlı adımlarla gelen garsonu görünce Aysel’i kenara itip, ‘Kaç!’ diye bağırmakla yetirdi, kaçmasalardı ezileceklerdi.
İnsana dönüşmüş olan karıncalar, Aysel ile Cengiz’i hayretle seyrediyor, yanlarına çömelip, onları anladıklarını belirtmek istiyorlardı.
Aysel hıçkırıklarla ağlamaya devam ediyordu. ‘Allah’ım biz ne günah işledik de, böyle oldu?’
Cengiz, Aysel’in yanına iyice yaklaşarak: ‘Sanırım en büyük günahı işledik, insan olduğumuz için utandık, insanlığımıza isyan ettik. Allah bizi affetsin’ dedi.
Yeryüzündeki en kıymetli canlılar olmalarına rağmen, düşünebiliyorken, konuşabiliyorken, sevebiliyorken, okuyabiliyorken, yazabiliyorken, nimetlerin en güzeline sahipken insan oldukları için isyan etmişlerdi. Karıncalar şimdi bir an için de olsa insan oldukları için dua ediyorlardı Allah’a.
Onlar karınca oldukları için isyan etmemiş, sadece insanoğlu’na imrenerek bakmışlardı. 
Karınca, kararınca rol değişimi yaşanmıştı. Bir karınca, kararınca, özünden kopup, imrendiği insanlardan biri olmuştu. Bir insan, yeryüzündeki en kıymetli canlıyken, canlıların en üstünüyken, Allah’ın yarattığına karşı gelerek isyan bardağını kaldırmıştı. 
Cengiz, korkuyla karışık bir pişmanlık ifadesiyle: ‘Allah’ım beni, eşimi, bizi affet. Sana karşı geldik’ diye dua ediyor, etrafındaki insanlara sanki insanlığını bin yıldır kaybetmişçesine hasretle bakıyordu.
Birdenbire bir sarsıntı daha oldu ve pencerenin üstünde şu yazıyordu:
‘Kibirlenme ey insanoğlu! Senden büyük Allah var.’

Dilara AKSOY

Diğerleri Gibi Değildi…

Diğerleri gibi değildi. Yeniden yaşasa bile hayatı asla asal çarpanlarına ayırmazdı. Olduğu gibi kabul ederdi küçük ayacıklarını sığdırdığı eskimiş, çamurlu terliklerinde. Terliklerinden taşan topukları gibi bir yerlerden taşmak isterdi. Yüzünün güldüğüne inanmak, yaşamak ve yüzüne yabancılaşmak. Sevilmek isteyen bir kadının bütün notaları vardı içindeki müzikte. Ve hangi his hangi notayı basıyorsa çıkan sesten ürküp kaçmıştı sevgilileri.

Binlerce roman okumuştu aşk hakkında..Binlerce şiir dinlemişti. En son yetiştiği filmin karanlığında ilk bulduğu koltuğa oturduğu gibi sevgililerini seçmişti.

Yanıltmıştı onu hayat. Hani kazığını yediğin anda kendinde farkettiğin o ilk duygu var ya..Koymadan bir yerlere hislerini üzerini örtüverir gece. Boşverdi bir süre..Aşkın kendisine gelmesini bekleyecekti. Biliyordu belki de seven bir kalbin asla yalnız kalmayacağını…

Kendisini hayal etti bir erkeğin kollarında. Ona sarıldığını ve boylu boyunca iliklerine kadar yapıştığını. Çiğnediği cikletin damağına yapıştığı her an kendisinden asla kopamayacak bir sevgili düşledi.

Uzun boylu, güzel, ve içli bir kadındı. Masalsı duygular bağışlamıştı ona Tanrı. Gözlerini açan o ateş o kül değilmiydi onu sevgiye susatan. Belki de içinde esmeyen rüzgarların önüne dikiliveren hakim tepelere çıkamıyor, sevenlerin hikayelerinden medet umuyordu.

Kitapların kapaklarına bakıp içini açmaya üşenen müşterileri bekleyen bir satıcı gibiydi. Elinde ki kitabın üzerinde özgürlüğü yazıyordu. Ya içinde..? Bırak sende o kitabın sayfalarını sonuna kadar..Bir gün birer ikişer açıldığını göreceksin sonunda ya. Oku içinden gelen en yüksek sesle senin sana anlattıklarını. Belki bir gün sende yazmak zorunda kalırsın anladıklarını…

Oğuz Akdeniz

she didn’t feel like sharing family secrets
cartoon porn Save bucks With Diaper Coupons

which is equivalent to a size 10 or 12
miranda lambert weight lossLatest Fashion Trends and Gussi
how to lose weight fast
How To Invest With Fashion Trends
porno it is seen as a popular fashion accessory

Boost your fashion statement with online shopping
free gay porn are considered suggestions

Comparing coach outlet stores with coach outlet online
black porn piloted by a human

Vintage Fashion Icon Grace Kelly
gay porn In 18th century England

The Best Anti Snoring Devices
quick weight loss They aren really something you run a race in

Favorite fashion picks of the week
snooki weight loss Fashion game apps are taking over

Lauren Bush Wedding Mixes Fashion and Politics for Labor Day
miranda lambert weight loss is made of glow in the dark materials

Current Sandal Trends From Around the World
weight loss tips which starts at the shoulder
meyhane1

Naci’nin Yeri

Naci’nin Yeri

Meyhanelerden hoşlandığı pek söylenmez aslında. Kokusunu severdi ama tadını asla beğenmemişti. Yakup, meyhaneleri sevmediği gibi, İstanbul’un Ermenileri tarafından kurulan ve işletilen meyhaneleri daha da sevmezdi, düşman kesilmişti adeta. Ona göre o işletmelere buradaki Türk meyhanelerine zararlıydı. İşi kapan genelde onlar oluyordu. Sevilen taraf yani…

Kokusu muazzamdı meyhanelerin ama tadı berbattı, hoşlanmazdı pek fazla.

Fazla içen biri olmadığı için, girip çıktığı mekanlara da önem vermezdi. Bu sefer Beyoğlu’nda bir meyhaneye giriyordu ama bu ilk değil. Daha önceden bir ker gelmişliği var yani. Bu mekan buraların meşhuruymuş. Çevreden duyduğuna göre bu işletmenin sahibi ve çalışanı Naci, namını salmış baya!

Uğrak vermezdi meyhanelere pek fazla. Ama bu sefer doğaçlama olarak kendini burada buldu sanki. Gelmek zorunda hissetti kendini. Hakkı olarak bildi buraya gelmeyi.

Naci, her zamanki yerinde önünde ki müşterileriyle ilgileniyordu. Kafasında her zaman eksik etmediği Meksika şapkası, ara sıra taktığı gözlükleri olurdu. Ama bu sefer gözlük yoktu. Şapka ise muazzamdı. Farklı bir yenilik getirmişti sanki meyhanelere, o yüzden tercih edeni de fazlaydı. Ermeni meyhanelerine rakip hatta onların üstadı sayılırdı. Naci’nin mekânının bir de özelliği vardı, birine bu mekanda telefon geldiğinde, kişi o telefonu açıp “Naci’deyim,” dediğinde eğer o arayan kişi hayatı boyunca içki içmemişse, içten içe içi alkol dolu bardakları birbirine çarptırıp çıkan o tok sesi duymayı ister. Ve aynı anda da az rakı, çok şarap içmeyi ister. Şimdi aklınızdan “neden az rakı, çok şarap içmek istesin” diye bir soru sormuşsunuzdur muhakkak. Hemen söyleyeyim, Naci’nin yanındaki o güzel tayfası şaraptan başka bir şey içmez. E, sizde muhabbet ortamına girmek istiyorsanız o kadınlarla, şarap içmek zorundasınız. Hem de en pahalısından ki; Naci’ye faydanız dokunsun.

Dediğim gibi, burası Meksika görünümlü bir Türk meyhanesi, sizin içtiğiniz şarap ama sohbet ettiğiniz kadının ki şarap mı orası meçhuldür burada. Onca şarap içer ama sarhoş olmaz, hesabı size kitler ve vişne suyu içtiğini belli etmemek için sohbeti koyulaştırır.

“Odaya çıkmaya var mısın şekerim?”

Sizde doğal olarak “varım” dersiniz ve bir-iki saate kalmaz bir fahişenin sizi ne kadar da uyanıkça düdüklediğini anlamış olursunuz. Naci’nin yerine, Türk meyhanesine hoş geldiniz o halde! Burada düdüklediğinizi zannedip düdüklenmeye “merhaba” deyin!

Naci’nin hemen arkasındaki raflarda parlayan çoğu şişe şarap markasına ait. Şarapta çeşit çok yani. Bu adamın tek çeşit içkiden nasıl bu kadar para kazanır anlamış değil hiç kimse ama tabii tam anlamıyla tek içki sattığı söylenemez. Birada satar yani yada rakı. Ama sadece satar, kendisine sorun bir bakalım “Bira kaldı mı Naci?” diye.

Evet, “kaldı mı,” ekini mutlaka ekleyin aksi takdirde hayal kırıklığına uğrarsınız. Ve sonra da Naci’nin yanında çalışan, aynı zaman da güzel düdükleyen kadınları tarafından dalgaya.

“Kalmamış mı canım? Ben sana bulurum, gel buraya şeker!”

Sıkıntıların sıkıntısı

Yakup, sıkıntıları olan biri değildir normalde. Derdi, kederi olmayan, kendi halinde, zevkine ve hazzına düşkün, yaşamdaki amacı bilmeyen ama kendisine bir amaç belirleyen bir tip. Kendisine özgün bir amaç belirlemiş. Dert sahibi olmamak! Maddiyat olarak sıkıntı çekmiyor ama maneviyat olarak, kısaca ruhsuz! Sıkıntı saymıyor bunu da. Dert sahibi yada. Öyle bir şeye sahip değil yani. Ruhunu beslediği amacı kendisi belirliyor, maddiyata önem veriyor, maneviyata ise hazzın doruklarına çıkarak değer kattığını sanıyor, bu yaptığını doğru buluyor kendince.

Amacına, yaşamına ve maneviyatına kendisi karar veriyor.

Muazzam mı? Yoksa acınacak bir hâl mi? Anlamsız mı? Anlamsızın anlam aramayıp, anlamlı olmaya çalışması mı? Yakup, zengin mi, fakir mi gerçekten de? Amacı var mı gerçekten, ruhunu besleyebiliyor mu acaba? Orijinal ruhunu! Olmayan sıkıntılarına sıkıntı mı yaratıyor yoksa?

Meyhanelerden hoşlanmaz pek ama camilerden hoşlanır. Müslümandır nede olsa! Bir meyhaneye girdiğinde, camiye girdiği kadar göz emeğinde bulunmaz. Ama camiye girdiğinde o duvardaki işlemeler, gözlerinde harcadığı emeği ortaya seriyor. Bakışlarını keskinleştirip, detayları inceleyerek. Mihrap ve kürsüden de alamazdı gözlerini. Her gittiği farklı camii de, gezdiği farklı  mekanda.

Sizce Yakup sadece “Müslümanım” diyenlerden miydi?  Yoksa “Müslümanım” diyebilmeyi gösteren cesaretlilerden mi? Ya da ayyaş bir iyilik perisi olmaya özenen Müslümanlardan mı? Ama Yakup kendini fazla cesaretli görmezdi. Pısırık, içine kapanık, dostu az olan, parası çok olan, iç huzurundan emin olmayan ama kendinden de şüphe duymayan birisi! Amacı var ve onu uyguluyordu sonuçta! Kendisinin kendisi için yarattığı amaç; zararsız olmak! O yüzden de kendisini sorgulamaya pek gerek duymazdı. O sadece pısırık ve zararsız bir şarapçı Müslümandı! Dinin gerektiklerine inanan ama yerine getirmeyen, özgür olan ama sapkınlığı sevmeyen, inançları olan ama uygulamayan…

Yakup, böyle bir uçurumun eşiğindeydi. Ama ona göre o uçurum değil, papatyalar bahçesindeydi!

Meyhanelerden hoşlanmadığını kendine inandırmaya çalışan, camilerden hoşnut olan ve şarabına düşkün biri!

Doğruluk ve yanlışı ayıramayan, amaç ve özgürlüğü ayıramayan, inanmayı ve uygulamayı birbirinden ayıramayan, sapkınlığı ve aşırı hazza düşkün olmayı çok farklı bulan biri.

Aşırı hazza düşkünlüğün devamında neyi götüreceğini bilemeyen, annesiyle yaşamını sürdürmeye çalışan biri. Yatalak annesiyle. Hazzın doruklarına çıktı her gece, başka bir kadınla olmanın verdiği mutluluk mu yoksa amacını uyguluyor olması mı ona mutluluk veriyor kendisi de emin değildi.

Sapkınlığı sevmeyen, zevkin fazlasını seven.

Şarapçılarla sohbet edip her gün başka bir kadınla yatmayı öğrenip, bunu sapkınlık olarak görmeyip, hazzın doruklarına çıkmak olarak gören biri. Hazzın doruklarına çıkmayı ne olarak görüyor bu acaba? Başka bir kadınla sevişmek mi? Öpüşmek mi? Ya da her gün, her gece birbirlerine abanmaları mı? Belki de hepsi.

Sürtükler!

Yakup, doğruluğu ve özgürlüğün sınırını bulamayan, yatalak annesine bakan ve ondan kalan mirası Naci’de yiyen, “amacı olan” biri… Yaşam tarzı bu. Ama uçurumun eşiğinden kurtulmanın yollarını aramaya çalışan biri belki de. İnsan durduk yere camiye gitmez çünkü. Son zamanlarda aradığı çareyi orada bulma ümidiyle gidiyordu belki de. “Belki de” değil, onun için gidiyordu bas baya! Yakup sıkıntılarına sıkıntısını yaratmıştı ama şimdi kurtulmaya çalışıyordu bas baya! Ümitsizliğe düşmüyor, uçurumun eşiğinden kurtulmanın yollarını arıyordu, ayağı kayarsa lâkin tutunacak bir dal misali. O dalı ekiyordu, artık atlamamak gibi bir şansı yoktu, tek şansı tutunacak bir dal.

Kısa ve öz bir hayat! Yakup’un hayatı bunlardan ibaret, tabii arkasını bırakmayan, soluk soluğa kalmış kederleri dışında!

Bu arada, Yakup işinde aylak olmayan biridir, yanlış anlamayın Yakup’la beni, evine helalinden ekmek getirir yani. Harcadığı yerler meçhul tabii. Aldığı paranın helal, harcadığı yerlerin haram olduğunu bilmediği için, yanlış anlamayın onu! Namusuyla para kazandığının kendisi de farkında değil de…