AĞLAMAK

Ağlamak iyileştirirmiş insanı, gözlerin kuruluğuna da iyi gelirmiş, nemli gözler biriktirip, gözlerimi iyileştirmektir asıl telâşım, bakma sen ağladığıma, ağlıyorsam, ağlama nedenim bundan…
Geçmişe gitmedim yine, şu ândayım mesela. Ağladığım biri yok, yas tuttuğum biri yok, bak gözlerim yandı. Uzun zaman ağlamayıp, gözyaşlarına eyleme geçmelerini hatırlatınca böyle oluyor…
‘Ağlamazsan, mutluluğu da tadamazsın’ Öyle diyorlar, öyle diyenlerin yalancısıyım. Mutsuzlukla mutluluk dengede olmalıymış ki, hayatın tadı çıksın. Sevinç gözyaşları da var tabi, unutma.
Ağlamak da gerekli işte bu hayatta, bahanesi olmaz ağlamanın. Koy ver gitsin… İster biri için, ister bir şarkı için, istersen gözlerinin gülmek kadar ağlama hakkının da olduğunu ona yeniden hatırlatmak için… Fark eder mi?
‘Ağlamak güzeldir’ demiş Sezen Aksu. Güzelse, daha fazla çirkinleşmeden güzelce ağlamak gerek…

‘Kış bitti’ diyorsun. Yağmurlar da bitti, bana ne gözlerimin çeşmesinden? Toprağa ben mi can vereceğim gözlerimle, benim neyime ayrılıkları sulamak? Yeniden yeşermesine izin vermek sığar mı sevmeyi bilen birine, yakışır mı?
Kış bitti. Evet… Sadece kışın yağmaz ki yağmur. Bırak, bu sefer de toprağa gözyaşlarınla can veren sen ol. Ne kaybedersin? Yüreğinde biçare öldürdüğün o zavallıların topraklarına gözyaşlarının tuzuyla can vermek istemez misin? Ağla gitsin…

Ağlamanın gurur meselesi hâline getirildiği bir düzende, hıçkırıklarının ölmesine izin verme. Hıçkıra hıçkıra ağla, haykıra haykıra ağla, insanoğlu ağlayan bir insan görsün. Bilsin ki; yaşamak kadar doğaldır ağlamak, bilsin ki ayıp değildir bir başkasının karşısında hıçkırıklarına şahit olmasına izin verecek kadar ağlamak… 
Ağlamaktan korkan, sevebilir mi? Nefes almaktan da korkmalı ağlamaktan korkan… Çünkü ölmüş bir insan ağlayamaz, ölmüş bir insan gülemez, ölmüş bir insan sevemez. Ölmeden önce yaşaman gerekenleri yaşamalısın. Ağlamanın bahanesi olmaz, nedenin yok diye ağlama hakkının olmayacağını mı sandın? ‘Niçin ağlıyorum ben?’ diye sorarsın kendine, ‘Neden, ortada hiçbir şey yokken, bu yaşlar niye?’ Cevap alamazsın. Boş ver, ağlamayı da sorgularsan, sevgiye ikramiye çıkmaz, yalnız kalırsın.
Yalnızlık bile yalnız. Yalın bir hâlde yalnız… Gözlerinin kıymetini yaşlarınla bil, elbet gülersin yeniden.
Ağlamak gülmeye engel değil ki, gülerek ağla, sevinçten ağla, mutluluktan ağla, yeter ki ağlamaktan korkma…

Kim demiş ki ağlamak zayıflıktır diye? İki damla gördüm toprakta, güneşli bir hava vardı, onlar gözlerimin damlalarıydı. Toprağa can vermenin nasıl bir lüks olduğunu yaşamak istemişlerdi.
Yüreğimde, yüreğimin kabrinde sulamışım böylelikle içimde ölenleri, bak bunu bilemedim.
Canlanacaklarını bilemedim, iki damlayla bile onlara hayat oldum. Onlar ölürken ben bin damlaya esir düşmüştüm de, yaşatan olmamıştı.
Hayat garip dostum, bunu sakın sorgulama. Yüzünün de beslenmesine izin ver, iyidir ağlamak…
Satırlarım da susamışlar, kâğıdımı beslemek isterdim, bahtıma klavye düştü. Bir hançer saplandı yüreğime, sanırım dirilttiklerimden biri acımasızca hançerini sapladı. Olsun, güzeldir ağlamak…
Dirilenleri, suçlayanları, unuttuklarını ve unutanları sorgulama. Sorguların esiri bir beyin, yeniliklerin kapısından eli boş döner. Çanta ister misin? Bugünün anısı olan gözyaşlarının fotoğrafını çekerim, çantana koyarsın. Bir de bakarsın ki çantan ağlamış, şaşırıp, kalırsın. Zaman geçer anlarsın, su dökülmüştür üstüne, suyun da bereketi vardır…

Ağlayamazsan kızma kendine, su serp yüreğine ve yüzüne; unutma, ağlamak, insanın doğasında vardır. Ağlayamadığın ve katılaştığın için üzülme, insanlığını kirletenleri düşün, yağmurdan kaçarken doluya tutulurlar. Ağlatırlar, kanatırlar, gözyaşlarını çalarlar, yağmuru beklerler, oysaki onlara hep dolu yağar. Merhametten yoksun bir yüreğin cezası, kendi gözyaşında can simidiyle bile olsa boğulmaktır. Bırak, boğulsunlar…
Sen ağladığında onlar sana siper olup, yüreğine baharı getirip, güneş mi oldular?

Dilara AKSOY

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Tags: ,

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz