AKVARYUM

20 yaşımı doldurmama 6 aydan az bir süre var.Başka bir deyişle, 20 yaşımı doldurmama 3 aydan fazla süre var.

Dünyadaki 20. Yılımı doldurmama 155 gün var.3 saat sonra falan 154 olacak.

Oysa ben henüz hayata dair hiçbir şey bilmiyorum.İnsanları bilmiyorum.Onların hüzünlerini ve neşelerini anlayamıyorum. 5 kişiye yetecek tavuklu çorbayla dolu bir tencereye ne kadar tuz atarsam mutlu olurlar bilmiyorum.Hoşuma giden bir kıza ne dersem mutlu olur bilmiyorum.Yaptığım bir iş ne zaman efsane olur, bir kız için ne zaman nasıl bir kavga çıkarırsam heykelimi dikerler bilemiyorum.

Ama denemedim değil. O zaman annemden hayatımda ilk kez “beni hayal kırıklığına uğrattın” lafını duymuştum.Genelde gurur duymazdı, “böyle seviniyosun ama şımarırsan diğer sınavda bu puanı çekemezsin” falan derdi genelde. Ama hiç hayal kırıklığına uğratmazdım onu. Kimseyi. Kaşımdaki yara bandının altındaki dikişlerin acıtıp acıtmadığını sorabilirdi en azından.Onun yerine “yarın gidip özür diliyosun” dedi.

Öyle yaptım. Çünkü dediğim gibi, insanlar ne zaman ne dersem, ne yaparsam memnun olur bilmiyorum. Sadece ihtimaller arasından bir tercih yapıyorum, eğer illa bir şey yapmak zorunda kalırsam tabi.

Ben bir akvaryumda yaşıyorum.

Arada gelenler oluyor. Daha önce de olmuyor değildi. Yalnızca dışardan bakabiliyorlar elbette, bordo kareli bir gömlek giymiş yalnız bir balık görüyorlar. Yakışıklı değilsin ama sevimlisin balık.

Kimi zaman akvaryumun önünde uzun süre kalanlar oldu. Onlara gitmeleri gerektiğini söylemedim, kendileri keşfetmeliydiler. Bazen yem atanlar oldu. Yüzeyde bir hareketlenme yaşandı, izleyenler benim yüzeye çıkmamı, dışarı falan zıplamamı beklediler.

Ah hayır, aksiyonu sevmem. Dışarı falan da çıkmak istemiyorum.

“Yazarın özellikle ilk gençlik dönemi öyküleri incelendiğinde kendi korkularını, zaaflarını, hayal kırıklıklarını konu edindiği ve kendi iç dünyasından bir türlü çıka,,”

Saçmalık.

Burası, yani akvaryumun içi öyle güzel, öyle zengin, öyle renkli, öyle sıcak ki.Güneş ışığı yüzeyden bulunduğum yere gelirken kırılıyor doğal olarak, ama fizikçilerin ve boyama kitaplarındaki gökkuşaklarının söylediği gibi yedi renk falan değildir ışık.Renkler artı sonsuzdan eksi sonsuza gider.Huzurlu bir sessizlikle kaplı bu yerde ben, sonsuz renk ve sözcük içerisinde, sonsuz yıl yaşamanın ne demek olduğunu düşünecek gibi olurum bazen. Bu dışardakilere göre çok sıkıcıdır, akvaryumumu sıkıcı bulup beni dışarı çekmek isteyenler için.

Oysa burdan bakınca her şey anlam dolu, herkes hikayelerle kaplı. Bazen bi kıza yalan söylerim, farkında olmadan, ama tam olarak yalan sayılmaz, bu onun burdan nasıl göründüğüyle alakalı küçük bir benzetmedir. Yazdığım bir hikayede ona biçtiğim rol.Eğer ona benim için üzerinde oturduğu sandalyenin de, elinde tuttuğu kupa bardağın da onunla aynı derecede hikaye değeri olduğunu söyleseydim, kırılabilirdi.

Bazen kısa saçlı bir kadın görürüm, hemen dergilerin orada, ben Uykusuz’un son sayısına bakmaktayken o da moda dergilerinin olduğu kısımdadır, bu nasıl oluyor her seferinde emin değilim ama ben beş saniye baktıktan sonra o da gözlerini bana çevirir, yalnızca bir an mavi gözleri olduğunu görürüm.

Bir an, bir hikaye.

Saçlarını kızıla çalan bir tonda boyatırsa mavi gözleriyle çok iyi gideceğini söyleyen arkadaşı, kısa saç konusunda yanılmıştır. Belki saçını kestirmek kendi fikridir, belki bir zamanlar onu sevdiğini iddia eden ve her perşembe sabahı masasına bitter çikolata koyan bir adam “bir süre yalnız kalıp düşünmek istediğini” söylemiştir.

Bunalım dönemi kuaför seansı sonucu ortaya çıkan kısa saç.

Belki adam iyi biridir.Belki sadece bir parça masumiyet aramaktadır, belki bu masumiyeti her perşembe sabahı bitter çikolata aldığı büfedeki sarışın kızda bulmuştur. Belki aradığı masumiyet, tam bulmuşken dağılıp kaybolmasın diye, “Bi bitter çikolata lütfen. Evet o kare olandan” cümlesinden başka cümle çıkmamıştır ağzından.Ve hayatında ilk defa beş saniyeden fazla bakamaz olmuştur, her hafta gördüğü birinin gözlerinin içine.

İçindeki ihanet duygusu o kadar büyümüştür ki, gerçekten ihanet ediyormuş hissi oluşmuştur içinde belki, paniğe kapılmıştır. Gerçekten düşünmesi gerekmektedir hakikaten de.

Belki de o sarışın kız, kadının çalıştığı ofiste işe girebilmek için gerekli olan sınavı kazanamadığından o büfede çalışmaktadır.

Genellikle bir süre sonra bu mavi gözlü kadının yanında mavi gözlü bir kız çocuğu belirir, kendi kızı. Hikaye darmadağın olur, akvaryumun camında beliren yansımaların hepsi yalanmış meğerse.

İstisnasız tüm “seni seviyorum”lar yalan, tüm o hayatını adamalar, “sonsuza kadar mutlu yaşadılar” diye biten hikayeler. Adı üstünde hikaye. Gerçeğe dönüştürmem için dışarıya, gerçek dünyaya çıkmam gerekiyor, bu çok zahmetli, çok gereksiz.

Atılan tüm o yemler boşa gitmekte.

Tabi evrendeki diğer her şey gibi bu da böyle durağan gitmeyecek, bir şeyler değişecek. Bir gün devasa bir yem atılacak, kırdığım tüm kalplerin kefareti olarak, yaratılışsal bir içgüdüyle atlayacağım bu yeme, durup düşünme fırsatım bile olmayacak.

Allah var güzel yem. Sarışın (çakma).Yeşil gözlü(muhtemelen lens). 48 kg (Aslında 51).Sınavda derece yapmış. (O sene kolaydı sorular) Yemek yapabiliyor. (Tavuklu çorba yapamaz ama) Klasik müzik konserine gelebilir.(Normalde sevmiyor, nezaketen hani)

Yan akvaryumda yaşıyor,,(Şimdi bu doğru ama,,yani oraya geçmek,,hani akvaryuma,,sonuçta çok farklı çok yabancı çok,,çok şey,,)

Belki devasa bir okyanus var bizi bekleyen, boşa oyalanıyoruz buralarda. 20 yaşıma 155 gün kala, burda gereksiz saçmalamalara giriyoruz. Belki yanlış yapıyoruz fena halde, sonu gelmeyecek bir hüzne gark olmaya götürecek yolun ilk adımlarını atıyoruz.

Ama yine de,,Yani, bilirsiniz işte,,

-Annee baksana,anne bak, anne bak, şurda bi tane balık diğer akvaryuma zıpladı, anne baksana yaa kaçırdın, bırak o dergiyi, annee!!                                                                                                                                                                                                                                Not: Bu yazıyı yaklaşık 8 ay önce yazmıştım, 20 yaşımı geçeli yaklaşık 2 ay oldu özetle,,

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

2 Cevap e “AKVARYUM” Subscribe

  1. a 06 Mayıs 2012 de 10:19 #

    Yazınızı okumaktan keyif aldım, teşekkürler…
    Siz de Küçük Kara Balık’ı okuyun lütfen. Akvaryumunuzun okyanusa açılan küçük kapısından çıkmak istediğinizde de insanların bundan pek hoşlanmayacağından bahseder. Kendi içinizde yalnız kendinizle ama akvaryumda değil de okyanusta olmak da güzeldir muhakkak. Denemeye değer.

Bir yorum yaz