Amasra

Yeşil zemin üzerine, sarının her tonunu taşıyan bir doğa örtüsüyle karşı karşıyayım. Gözlerimin ve sözlerimin hızına yetişemediği, dağlar ve çam ağaçları sonu olmayan bir film şeridi gibi sanki, uzadıkça uzuyor. Kanımın ısındığını hissediyorum,kızarmış ormanda, kızıla çalan çiçekleri görünce. Nedense, damarlarımda yol alan ve bütün bedenimi heyecana sürükleyen bu hareketin, beni bir bilinmezliğin açmazına doğru sürüklediğini hissediyorum. Bu ısınış, birazdan sık sık elbise değiştiren doğanın, bembeyaz çiçeklerle bütünleşmesi ile devam ediyor. Uzakta kalan minyatür evler,insana , evcilik oyununu hatırlatır şekilde, serpilmiş toprak parçalarına. Kavuniçi ve kırmızı çiçeklerin, gökyüzündeki ağlamaklı bulutlara ve kavrulmuş kahvenin renginde ki, haşmetli dağlara nasıl bir keyifle göz kırptığını görmelisiniz. Kendilerine olan güvenlerini , gözlerinizi ayıramayacağınız güzellikteki renkleri ve dirilikleri ile “şartlar ne olursa olsun, biz hep canlı kalacağız” havalarında, evrende ki tüm değişimlere meydan okuyarak ispatlıyorlar.. İri kıyım çamlar ise göğüslerini gere gere, “huzur bizde” diye övünüyorlar.

Bir anda, etrafı boylu poslu ağaçlarla çevrili bir tablonun içinde buluyorsunuz kendinizi.Bartın ilinin Ulus ilçesinden Uluyayla’ya doğru inişli, çıkışlı yollarda ilerlerken,ruhunuz ve bedeniniz bol oksijenle derin nefes alıyor, huzura doğru.Bunca yeşilliğin çabası geçiyor varlığımıza, diye içimden geçiriyorum..Ve daha şükrederken Aşıklar Yolu çıkıyor karşınıza.Yaşanmış ve yaşanan aşkların kokusu yakar içinizi buram buram, bu sevda yolunda.Siz yanarken, Bartın çayının sesi müzik olur , şiir okur aşkların anısına.

Bakacak Tepesin’den “Merhaba “diyorum Amasra’ya. Kusursuz bir güzellik karşısında, dilim tutuluyor.O anda kanımın neden ısındığını hemen anlıyorum. Bir yerlere ait olduğunu hisseder ya insan zaman zaman. Fakat, bir türlü keşfedemez ve o arayış sürer gider hep.Benim arayışım bitmişti.Ben böyle bir yerde ben olmalıydım. Fatih Sultan Mehmet’in, Amasra’yı hayran hayran izlerken ” Lala lala, acep çeşm-i cihan bu mu ola”diye, bu cennet yeri dünyanın gözbebeği olarak ilan edişini, şimdi daha iyi anlıyordum

Amasra Müzesini ziyaret etmeden, kıyıya bütün mülayimliği ile vuran dalgaların sesini diniyorum., Kıyıya yanaştırılan kayıklarla , içindeki balık ağlarına takılıyor gözlerim. Bilincimde hatıra olarak, yarım yamalak izleri kalan , çocukluğumda ki, yazlık evimizi anımsatıyor bana. Hüzünleniyorum geçmişe dair.

Ve Amasra Müzesi’ndeyiz. Roma, Bizans, Hellenistlik ve Ceneviz eserlerinin yer aldığı arkeolojik bir müze. Beni en çok etkiyen, çok anlamlı bulduğum narin gözyaşı şişecikleri. Ölülerin ardından akıtılan gözyaşları bu şişeciklerde biriktirilir hatta mezarlara konulurmuş. Ayrıca, ayrı düşen sevgililer aşkları için döktükleri gözyaşlarını,adeta özlemin ve sevginin sembolü olan bu şişeciklerde biriktirir sonra da birbirlerine gönderirlermiş. Hem çok hoş hem de kederli değil mi? “Sevgim, döktüğüm gözyaşlarım kadardır” diyor hasret kalan sevgililer. Bu gözyaşı şişecikleri, şiirlerden, şarkılardan ve kalemlerden daha can alıcı geliyor bana.

Ünlü heykeltıraş Tankut Öktem tarafından yapılan Barış Akarsu’nun Heykeli önünde, duygu yüklü anlar yaşıyorum. Aynı kaderi paylaşan, 1999 yılında devlet sanatçısı seçilen heykellerin üstadı Prf.Dr.Tankut Öktem’e ve Rockç’ı , dizi yıldızı Barış Akarsu’ya önce insanlık namına sonra da emekleri adına sesizce dua ediyorum. Mekanları cennet olsun..

Amasra Kalesinde, yürüyüş ve göz banyosu. Yer yer mavi yer yer yeşil renginde ki deniz manzarası büyülüyor insanı.Ve üzerinde tavşanların yaşadığı, adını buradan alan Tavşan Adası. Bu ada, Boztepe ile çok yakın.Bir ucunda kaya kavuğu bulunan bu yerde, hastalar sandalla kaya aralığından geçirilir ve böylece iyileşeceğine inanılırmış. Amasra Kalesi,dışarıya Büyük liman ve Küçük liman kapıları ile açılıyor.Bununla birlikte, Zindan kapısı ve Karanlık yer kapısı isimli kapıları da bulunuyor.Bu kalenin içinde yer alan, Fatih camii, eski kilise halindeyken 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Amasra’nın fethi sırasında camiye dönüştürülmüş.

Çarşısı, yürüyüş alanları, eski ve yıpranmış olsa da evleri, denizi, çiçekleri ile sıcacık bir yer burası..İnsanın arzu edebileceği bütün zenginliklere sahip, büyülü ufak tefek bir masal şehri Amasra. Eşsiz lezzetteki her çeşit çıtır balıkları ve tadına doyulamayan , türlü yeşilliklerle donatılan salatası bu şehrin gizemini daha da arttırıyor. Kimi restoranlar denizin üzerinde duran bir sandal halinde.Siz de bu sandalın üzerinde ve bu büyülü şehirde, yeni umutlara yelken açabilirsiniz. Harfleri sözcük, sözcükleri cümle, cümleleri şiir, şiirleri beste,ve bunlardan oluşan hayatları roman yapmak, aşkları yazmak ve yaşatmak isteyenler için muhteşem bir yer Amasra!

Resim gibi. Çok güzel, çok hoş.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Tags:

3 Cevap e “Amasra” Subscribe

  1. vformumya 15 Kasım 2011 de 15:39 #

    Bu kasabayı o kadar çok görmek istiyorum ki

    • Sertap 15 Kasım 2011 de 18:29 #

      Muammer Bey; kendinizi bu mutluluk kokan şirin kasabadan mahrum etmişsiniz..Tez vakitte görmeniz dileği ile..Ben iki defa gittim ama hâlâ doyamadım..:)

  2. Muammer Çimen 15 Kasım 2011 de 22:44 #

    İnşallah ilk fırsatta gideceğim

Bir yorum yaz