Anneanneme…

 

Anneannem;

Küçük bir kızken şimdi olduğumdan daha farklı düşünürdüm. Bazı şeylerin bizim dışımızda herkesin başına geleceğini düşünürdüm. Bizim ailemize hiçbir şey olmazdı. Bizim ailemizden biri ölemezdi, değil mi? Hayır, bu imkansızdı ! Sende bir şey söylesene anneanne… Söylesene ölümün bizim ailemizden birini alıp götüremeyeceğini!

Anneanne konuşsana! Konuş anneanne! Sana diyorum!

Gecenin bir yarısında arka arkaya gelen telefonların hiçbirine inanmadım ben.  Üstelik Ankara’ya gelirken hiç ağlamadım. Neden ağlayayım ki? Değil mi anneanne, ölüm bizden birini alamaz. Daha binaya adımımı attığım an yukardan gelen ağlayışları duymama rağmen inanmadım. Hatta bana inanmayacaksın ama evdeki o kadar kişiyi görmeme, erkekler ağlamaz demelerine rağmen gözyaşlarını tutamayanları gördüğümde bile inanmadım. Neredesin anneanne hadi çık dışarı!

Senin içerde bir yatakta yattığını ve bunca gözyaşının bundan olduğunu biliyordum. Neden kaşlarını çatıyorsun ki? İnanmadım işte! Sen hastaydın ve biraz sonra seni görecektim. Yapma, anneanne… Hemen söylemesinler, ne olur… Biraz daha bu hayalle avunayım.

Bana veda etmeden “Elveda,” bile demeden nereye gittin böyle? Buralarda bir yerde olduğunu biliyorum. Hadi, daha fazla dayanamayacağım; çık dışarı! Sen kızmaz mıydın? Sana veda etmeden, çekip gitmeme… Şimdi ben de sana kızgınım. Beni bu kadar çabuk bıraktığın için sana, seninle hiçbir şey paylaşamadan gittiğin için kendime kızgınım!

Bizi böyle bırakıp gidemezsin. Odalardaki kokun bile daha gitmeden ruhun bizi terk edemez. Herkesin zihninde varlığın bu kadar netken gidemezsin!

Sana mektuplar yazdım ölümünden sonra. Altına da “Melekler bunu sana okuyacak,”diye not düştüm. Merak ediyorum… Melekler sana hiç onları okudu mu? Oysa ben hep yatmadan önce yazar yastığımın altına saklardım. Böylelikle ben uyurken melekler onları yastığımın altından alıp sana okuyacak ve sonra tekrar geri getireceklerdir. Biliyorum sana saçma gelecek ama ben bazen o mektupların yastığımın altına bir daha hiç gelmemesi için dua ederdim. Çünkü o zaman gerçekten sana ulaştıklarından emin olabilirdim.

Ölümünden sonra kimileri kokunun daha uçmadığı kazakları alırken kimileri eşarplarını aldı. Senden bir şey taşımak istedikleri için. Bana kalan tek şey ise “ismim” oldu. Emin ol bu ismi gururla taşıyorum, anneanne.

Seni Seviyorum. Sana hiç söylemeye fırsat bulamadım bunu… ama işte şimdi söylüyorum! Seni Seviyorum ve özlüyorum. Bu oyun çok uzadı… Hadi saklandığın yerden bir an önce çık da yaşanmamışlıkları yaşamaya başlayalım.

Melekler ben yanına gelene kadar sana eşlik etsin…

Torunun…

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

8 Cevap e “Anneanneme…” Subscribe

  1. Jane 19 Ağustos 2011 de 23:38 #

    Ah Deniz…İşte bu mükemmel ötesiydi.Fazla söze gerek yok.”İyi ki ismini taşıyorum anneanne” dedim,okuduktan sonra :) Başarılar.

  2. Burcu Bağcı 20 Ağustos 2011 de 10:27 #

    İnanılmaz bir yazı daha. Gerçekten duygulandım. Kısaydı ama harikaydı. Tebrikler :’)

  3. Buse Doğan 26 Ağustos 2011 de 21:56 #

    her kelime,her anlam farklı duygulara götürdü beni.. genellikle zaten sevdiklerimizin değerini kaybedince anlarız ya… Okuduğum en güzel yazılardan biriydi.tebrikler :))))

    • AnkariaRC 27 Ağustos 2011 de 12:22 #

      teşekkür ederim. Güzel bir noktaya değinmişsin. Kaybedince anlıyoruz değerlerini ne yazık ki:S

  4. Buse Doğan 27 Ağustos 2011 de 12:41 #

    rica ederim (:
    ne yazık ki…:S

Bir yorum yaz