Yazar arşivleri: Ayşe Reşad

Ayşe Reşad hakkında

Yüreğin kadarsın aşkta Aşkın kadarsın kainatta.. Ayşe "Birgün akşam olur, biz de gideriz; Kalır dudaklarda şarkımız bizim.." Necip Fazıl

207352_2066424100158_1231453203_2608448_3483262_n

Özürlüyüm, özürlüsün, özürlü..

Özürlüyüz evet.

Şu kainat kitabını;
Her yıl tazelenen mevsimleri,
Her gün doğan-batan güneşi,
Meleklerle kolkola inen yağmur tanelerini, karı,
Tebessüm eden çiçekleri,
Biz bozmadıkça tıkır tıkır kusursuz işleyen şu vücud makinasını,
Yanıbaşında kendisine sevgiyle bakan bir çift gözü görmeyen, kör değil de nedir?

Görme, işitme ve konuşma özürlüyüz.

Duygu, düşünce özürlüyüz..

Sevgi engelli, muhabbet yoksunu, yoksuluyuz.

Maalesef.

*

En yakınlarına yüz çevirenler,

Apartman komşularını dahî tanımayanlar..

Bırakın bayramı seyranı, ev ziyaretlerini, merdivende, asansörde, yolda görünce bir selamı, bir tebessümü bile esirgeyenlerle dolu etrafımız..

Belki biz, biz de öyleyiz kimbilir..

….

Nasıl böyle iletişim özürlü, sevgi engelli bir toplum olduk ki?

Kendinden önce gayrını düşünen, tek ve en kazançlı yatırımı; yürekler kazanmak olan o muhteşem sevgi toplumundan, duyarsız, sevgisiz bunca insan nasıl yetişti?

Biz bizi nasıl unuttuk?
….
….

Aslında biz O’nu unuttuk dostlar!..

Evet. Kendimize şah damarından da yakın olanı, Rabbimizi unuttuğumuz için hep bunlar..

O’na vefasız olan, artık kime vefa gösterecek ki?

O’nu sevmeyen kimi sevebilir ki?

O’nu unutan kimi hatırlasın?

Ve.. O’ndan utanmayan, kimden utansın?

*

Halbuki, sevdiğini söylemek sünnet, “tebessüm sadaka” diyor, Gül efendim..

“Çorbanın suyunu çok koy, komşuna da ikram et” denmiş,

Gönül almak için hep teşvik edilmişiz..

İş bitiricilik sadaka. Dert dinlemek sadaka.

Hediyeleşmek muhabbet arttırıcı..

Selam vermek sünnet ve muhabbete vesile..

E o zaman?

*
Geçen gün iş yerinde çalışanlardan işitme ve konuşma engelli bir arkadaş, bayram münasebetiyle, eşimin avucuna küçük bir kağıt bırakmış..

Kağıtta şunlar yazıyor:

“Esselamu aleykum bayramınız kutlu olsun.
Nasılsın, iyi misin? Elhamdulillah ben iyiyim.
Fahd Essulemi-Sağır ve dilsiz”

Görünce öyle duygulandım ki gözlerim doldu hemen..
Yazıp sizlere de ulaştırmak istedim, bu duyarlı, zarif insanın yürek türküsünü..

Ve.. Asıl engelli olan O değil, biziz, bunu anladım..

O engelli olsaydı, konuşamıyor olsaydı sesi sanal aleme ve sizlere kadar ulaşmazdı..

Bakın işte Fahd burada, aramızda, tebessüm ediyor ve hepimizin bayramını kutluyor..

*
Demek ki yürek engel tanımıyor..

İnsan isterse, görmese de, konuşmasa da, duymasa da iletişim kurabilir çevresiyle.

Ama seviyorsa…Yüreği unutmamışsa sevmeyi, insan yüreği taşıyorsa..

İbret olsun konuşabildiği halde en yakınlarıyla konuşmayanlara..

Gördüğü halde görmezden gelenlere..

Duyduğu halde duymamış gibi davrananlara..

Yüreği olup ta sevmeyenlere..

Düşünce engellilere..

Hepiniz özürlüsünüz!

Hepimiz ö-z-ü-r-l-ü-y-ü-z.

Ayşe Reşad

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
246847_206533376056690_132228510153844_596531_6087255_n

Kendine iyi bak! Görüşürüz!


kendine iyi bak deme denmez saçma
kendime bakarım elbet sen hiç korkma
kendine kalıyor insan eninde sonunda
sen bize iyi bak tanrım sevdalı kullarına..
candan erçetin

*

Kendine iyi bak!
-Sakın ha, kes benden umutlarını..

Kendine iyi bak!
-Oldu, sanki demesen bakmayacağım!

Kendine iyi bak!
-Zaten bakıyorum, bakıyorum da göremiyorum, sorun bu!.

Kendine iyi bak!
-Anca bu kadar!

Kendine iyi bak!
-Bulsam bakacağım da nerde ben?!

Kendine iyi bak!
-Tamam..Sen kendine ben kendime

Anne Kendine iyi bak!
-İyi de seni ne diye doğurdum ben?!

Kendine iyi bak!
-Sana bakmaktan kendime bakamıyorum!!

Kendine iyi bak!
-Sana ne?!

Kendine iyi bak!
-Sen sana, ben banaysak neden yanyanayız?!

*
Hiç sevmedim, bu İngilizce’den direk dilimize tercüme edilmiş dublaj cümlelerini!

Sadece bu değil, “kendine iyi davran” “ görüşürüz” ve daha neler var..İçi boş film replikleri hepsi de.

İçine “gönül” katılmamış hiç birşey tad vermez zaten insana..Vermiyor.

Bunun yerine kendimizden “içi gönül dolu” temennilerimiz var, onları kullanalım..Neden hep taklit ve kolaycılık ki?

Mesela bakın; “Kendine mukayyed ol” hoştur onun yerine..Hem de ne kadar derin..Mukayyed ol derken;

Aman kendini başıboş sanma, herşeyin hesabı tutuluyor.
Hesaba çekilmeden hesaba çek kendini.
Bağlısın sen unutma, emanetini iyi koru, deniyor bir anlamda..

“Birbirinize mukayyed olun” derler ki, bu da çok hoştur..
Aynı manada düşünün. “Hayırhah”lığı da çağrıştırıyor hemen..

Yani biz hem burda hem de ötede birlikte olacaksak eğer,

Senin de “öteye yaramaz” hallerin varsa,
Ben, senden kendimi sorumlu hissedip, düzeltmeliyim..
Sen de benimkileri aynı şekilde..
Ki ikimiz birden Rabbe yarar olalım..

Yine Şeyh Galib’in; “Hoşça bak zatına kim zübde i alemsin sen” de de aynı derinlik var yürekleri ısıtan..

Alemler insanın içinde dürülmüş. Rabbimizin de “emaneti” teslim etmeyi layık bulduğu insan hakikati..

Ve “nefslerine zulmettiler” gerçeğiyle yola çıkarsak, insan kendine hoş bakacak ki, içindeki alemleri keşfetsin, O’nu bulsun ve kendini Allah’tan öteleyenlerden sakınsın daima.

*

Görüşürüz!

Nerden biliyorsun görüşeceğimizi?!
Hadi sen öldün, ya da ben! Nasıl görüşeceğiz o zaman?!

Hadi bir şey oldu, trafik kazası ya da ne bileyim benzer bir şey, teker patladı, acil işim çıktı vs. Nasıl görüşeceğiz?

“Görüşürüz” demek için kudretimin olması gerekmez mi?

Zamana, kendime ve muhatabımı kapsayacak ve hepsine yetecek bir kudrete sahip olmalıyım ki bunu diyebileyim..

Diyeceksiniz ki; “Ne var bunda, sadece bir temennidir.”

Ama olmuyor işte, “kesinlik” var bunda, kudretli olmayı dışa vuran. Böyle böyle şuur altı yapıyor bazı olaylar, sözler, sonra vurdumduymaz oluyor, kendimizi bir halt sanıyoruz..

Hem sonra, ben ne diye elalemin dil ve yürek kalıplarını kullanacağım ki? Yok mu bizde böyle temenniler?

Olmaz mı çok.. Ben üçünü yazayım gerisini siz getirin:

Allah’a emanet ol..
Nasipse tekrar görüşmek isterim..
Görüşmek umuduyla..

Bakın bu söylemlerde “kayıt altındaki bir kul” var dikkat ederseniz..

Rabbinden izin isteyen, O’na sığınan, Allah’ı hayatının merkezine koyan, her işinde; “Acaba Allah ne der, razı olur mu?” diye düşünen Allahlı bir kul..

Ve..Kehf suresi 23-24. Ayetler:

“Allah’ın dilemesine bağlamadıkça (inşâallah demedikçe) hiçbir şey için «Bunu yarın yapacağım» deme. Bunu unuttuğun takdirde Allah’ı an ve: «Umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir» de.

Kur’an’ı, okuduğum an “bana iniyor gibi” okuyorsam eğer,
Okuduklarımı hayatıma geçirmek için, bu düşünceyle, içini boşaltmadan ayetleri..

Alın işte, direk Rabb’in emri bu ;)

*

Hiçbirini de kullanmam..

Çünkü ben, “bana” asla bakamayacağımın bilincindeyim..

Allah istemese kolumu bile kıpırdatamam ki?!

Kaldı ki içimde 1 saatin içinde bile neler oluyor neler?

Haberdar mıyım? Yoook ne gezer?!

Sadece keyfini sürüyorum tıkır tıkır işleyen vücud ülkemin.

Vücudumda 1 saatte bile olan tüm olayların bir tanesini bile yapmaya gücüm yetmez.

*

Bir endüstriyel yapı olarak insan-Lütfen bu videoyu izleyin

*

SubhanAllah! Ya Qâdir!

Elimi bile kıpırdatmadan, Hiç ücret ödemeden,

Hiç zahmet çekmeden beni bir ömür boyu ayakta tutana,

Gözümü, beynimi, kalbimi, midemi, karaciğerimi çalıştırana, Kainattaki zerreler adedince şükrolsun..

Yeryüzünde senin verdiklerinle sana isyan edenlerin isyanları ve baktıkları her güzellikte seni görenlerin zikirleri -şükürleri adedince sana şükrolsun ya Rab!

Ne olur tut yüreğimi..

Senin verdiklerinle sana isyan eden nankörlerden eyleme beni..Göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa nefsimin eline bırakma. Amin.

Muhabbetle efendim..

Ayşe Reşad

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
283266_2240459648754_1165932099_32692298_4348201_n

“. . . . .” Buraya Onun Adını Yaz!

“. . . . .” Buraya Onun Adını Yaz..

Kimin mi?

Hani o, seni en çok üzenin, en kızdıranın..

Eşin belki..Belki de annen-baban..
Ya da kardeşin, komşun, en iyi arkadaşın..
Artık, seni inciten ve de “kıymetlin” her kimse, işte onun..

Yaz adını buraya; “. . . . .” ve ekle;

“. . . . .” Öldü! Yok artık!

Ne bir daha bu eve gelecek, ne telefon edecek, ne de bir daha karşılaşacağım onunla!

Artık “. . . . .” Yok! Öldü O.. Hiç olmayacak bir daha..

Bundan sonra, aranızda geçen olayları düşün..

Hani seni çok inciten, üzen-kızdıran ve “Asla!” dedirten her yaşanmışlığı..

Gör bak, nasıl bomboş ve anlamsız gelecek..

Ölümün değdiği her şey nasıl silikleşecek, nasıl artık fonda kalacak hayat!..

Aniden değişecek paradigmalar!

“Neden?” diyeceksin..”Neden kırdım ki onu?” “Şu üç günlük dünyada değer miydi?”

Ve.. Tarifsiz sızlayacak yüreğin..

İşte bak dünya bir an! Bir varmış, bir yokmuş..

Giden asla geri gelmiyor ve insan “keşke” diye bir ömür boyu yürek sızılarıyla kalıyor sonra.

Böyledir ölüm..Ansızın gelir ve keskin bir bıçak gibi ayırıverir dünyaları..

Ve bizler, hep “ölecek yaşlarda” olduğumuz gerçeğini bile bile, görmezden gelir, hiç ölmeyecek gibi yaşarız..

Oysa geçen her saniye haykırır bize; “Ölüm var heyy!”

Bir ebemkuşağıdır ölüm..

Her giden hep “sırma saçlı-badem gözlüdür” ya hani..

“. . . . .” Öldü diyerek işte, şimdi değiştir paradigmaları!..

Ve en bâdem gözlüne sımsıkı sarıl! Bırakma sakın!..

Bak, tik-taklıyor zaman; “Ölüm var heyy!”

İşte bu, “Ölmeden önce ölmek” yani Olmak sırrındandır..

Ve bundandır “Her vakit ölümü hatırlayın!”diye emredilmesi..

Sırra eren, hiç “keşke” demeyecek.

Ve..

Nasıl hayattayken öldürüp de gayrımızı, sıfırlıyorsak ona karşı içimizi, aklımızı-yüreğimizi..

Nefsimize de böyle yapmalı!..Sıfırlamalı dâim..

Sınır dışı tüm arzu ve dayatmalarını, ölüm silgisiyle silivermeli..

Ölmeden Ölmeli!..

Ölmüş olan, hiç dünyaya tapar mı? “Şunu, şunu da isterim” der mi?

Ölmüş olan, yalan-kötü söz söyler mi?

Ölmüş olan, haset-zulüm eder mi hiç?

Ölmüş olan, benlik davası güder, kin tutar mı?

Ölmüş olan, incinir mi?
Ölmüş olan, İncitir mi hiç?

?

Gelin ÖLüverelim hadi!..

OLuverelim..

Muhabbetle efendim..

Ayşe Reşad

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
kutsaltopraklar

Bir Aşk Hikayesi

Âşık olmak kolay değil. Hele ki şu bahtsız çağda..Dünyayı, şanı-şöhreti, malı-mülkü arkaya atıp, nefsi sıfırlayıp da; “Lebbeyk” demek, yanmak..Daim Yâr olanın Yâri’ni yâr bilmek.

Tek tek devirmek yürekteki putları, hiç kolay değil.

Hac mevsimindeyiz efendim. Mahşerin provasına az kaldı..Allah’ın Misafirleri, ışığın etrafındaki pervaneler gibi, akın akın Aşkın Merkezi’ne koşuyorlar şimdilerde..

Bu anlatacağım aşk hikayesi de, işte yine böyle bir hac mevsiminde, âşıkların yola revan oldukları bir demde yaşanmış. Evet bu bir aşk hikayesi..Âşık bir adamın hikayesi.

Ankara sokaklarında, tam da Diyanet İşleri Bakanlığı’na giden yolun üstünde, orda burda yatıp kalkan, üstü başı perişan, evsiz barksız, kağıtlara sarınıp uyuyan bir adam var..Hani eskiden her mahallede mutlaka olan, halkın “deli” dediği meczublardan biri, dış görünüşte..

 

Ama, ne adam..

Gül yüzlü’nün nazlısı, hem sevdalısı o adam..

 

“Harâbat ehlini hor görme zâkir, defineye mâlik viraneler var”* dediği gibi şairin, bilinmez ki Hakk’ın sırları..Candan geçen bir deli, Hakk yolunda bir veli, sırılsıklam âşık bu adam..

Koyalım şimdi burada âşığımızı, başından anlatayım hikayeyi efendim.

Hac yolunda, pek çok şahidin önünde yaşanmış bu anlatacaklarım..

Bana da, Sevim Yılmazel Yazar kardeşim anlattı, hem radyo programımda okuyayım, hem de yazayım, yüreklere ulaşsın diye..O da, hac yolunda, kafile başkanları Şaban Hoca’dan dinlemiş..Eskiden hacca kara yoluyla hacı götürürmüş hocaları..

İşte Şaban Hoca, o eski yıllarda kendi şahid olduğu bu ilginç hikayeyi, 2002’de onları hacca götürürken, tam da Medine’ye girmek üzere oldukları bir vakitte anlatmış gözyaşları içinde..

Evet mevsimlerden Hac,

Günlerden, vakitlerden, saatlerden, şehirlerden aşkmış.

Aynen şimdi olduğu gibi..Adanmış yürekler-vakitlermiş yine..

Ve otobüslerle kudsîler ordusu yoldaymış..

Aşkın Merkezi’ne bir yürek dolusu seyahatteymiş..

Şaban Hoca’nın kafilesi Medine’ye girmeden önce, otobüsteki hacı adayları demişler ki:

“Hocam şurada azıcık mola verelim, Peygamber Şehri’ne, huzura gireceğiz, kendimize bir çeki-düzen verelim, abdest alıp, tazelenelim..”

“Olur” demiş Hoca ve herkes inmiş, bagajlar açılmış..

Bir de bakmışlar ki ne görsünler!

Açılan bagajın içinde, valizlerin arasında, yarı baygın vaziyette uyuyan bir adam!

Çıkarıyorlar dışarı tabii adamı..

Herkes başına toplanıp, hayretler içinde bakıyor adama, kimdir, necidir, ne işi var burda?.

Şaban Hoca hemen tanıyor adamı..Evet O işte! Bu, O meczub..

Bakanlık yolunda her zaman gördüğü, kimsenin ehemmiyet vermediği, o perişan, o dilenciye benzeyen, kağıtlara sarılı uyuyan o garip adam bu!

Herkes hayret ve dehşet içinde..Kafalarda sorular, sorular..

Adam biraz kendine gelince diyor ki Şaban Hoca;

“Bre adam sen delirdin mi? Ne işin var burda?..Başımızı Arap polisiyle belaya mı sokacaksın?! Biz şimdi ne yaparız, ne deriz?”

Adam mahzun bir boyun büküşle der ki; “Allah aşkına bana dokunmayın! Ben özel davetlisiyim O’nun! -Sallallahu aleyhi ve sellem- Her gece, her gece rüyamda görüyorum ben O’nu..Gül Efendim bana geliyor her gece ve diyor ki:

Bugün de gelmedin, nerde kaldın?!

Halbuki ben bir garip âdemim, tek sermayem yüreğim ve O’na olan aşkım..

Ne param var, ne pulum.. Hacca gelmek benim neyime?

Ama ısrarla davet var!

“Bugün de gelmedin nerde kaldın?!” diyor Gül kokulum, çağırıyor beni..

Dayanamadım, baktım ki Hac otobüsü gidecek, attım kendimi bagaja..

Madem ki O çağırdı, elbet bir yol bulunacak, şu yüreğim maşûkuna kavuşacak.

Ne olur dokunmayın bana, yalvarırım beni yine yerime koyun.

Buraya kadar getiren Allah, elbette bana bir zarar iliştirmez..

Vuslatım yakındır elbet.”

“Harâbat ehlini hor görme zâkir, defineye mâlik viraneler var..” *

Ah ki ah..

Mekke’ye, Medine’ye parası olan değil, aşkı olan gider ah..

Bunun üzerine tüm hacılar, Şaban Hoca’ya yalvarıp diyorlar ki; “Hocam ne olur, biz de yardım edelim bu garip kardeşimize..Resul’ün nazlısıymış meğer, özel davetlisiymiş hem, üzmeyelim O’nu..”

“Aşıka Bağdat sorulmaz, ufukları aşar gider
Ümid yolcusu yorulmaz, baht izinde koşar gider

Sevdaya karşı durulmaz,gönüllerde yaşar gider
Ümid yolcusu yorulmaz, baht izinde koşar gider” **

Karnını doyurup, üstünü değiştiriyorlar..

Titrek yürekler, yaşlı gözler ve gül kokulu dualarla tekrar bagaja sırlıyorlar âşığı..

Aşk, ciğerleri deler işte böyle..Tesir eder, teshir eder herkesi, her mahlûku, âh..

Dağ taş bile anlar aşkın dilini..

Gâh inleyen bir hurma kütüğü olur aşk,

Gâh mâşûku için bagajda can vermeye hazır bir garip..

Sadece mühürlenmiş yürekler, kördür aşka.

Tabii ki efendim, hiçbir engele takılmadan, polis denetiminden çok kolay geçip, Medine’ye girmiş kafilemiz.. Şaban Hoca bundan sonraki olayları gözyaşları içinde şöyle anlatmış:

“O kargaşada ben O’nu kaybettim, bulamadım, ama aklım da hep O’nda, “ne yaptı acaba?” diye meraktayım..Hacıları otellerine yerleştirdikten sonra, Ravza’da polis olan tanıdığıma gideyim de, beni içeri alsın, rahatça Resululallah’ı göreyim diye oraya yöneldim..

Yeşil Kubbe’ye doğru ilerlerken bir de ne göreyim! Ayaklarımın dibinde, dizleri üstünde sürüne sürüne, ağlaya ağlaya Ravza’ya doğru gidiyor, bizim bagajdaki âşık!..

Dedim ki: Sen ne yapıyorsun böyle? Kalksana ayağa, niye böyle yerlerde sürünüyorsun?

O da hepimizi, tüm Hacc kafilesini hıçkırıklarla ağlatan şu cevabı verdi:

“ Hocam bırak beni kendi halime!..Yıllardır ben bu hayalle yaşıyorum. Her gece evimi, yüreğimi şenlendiren, bu aciz kulu sürekli hânesine davet eden peygamberimin huzuruna ayakta dikilerek girmekten haya ederim..”

İçeri beraber giriyorlar, fakat Şaban Hoca; “İçeride kimse olmamasına rağmen, O’nun dışarı çıktığını görmedim” diyor..Günlerce hep O’nu arıyor, ama bulamıyor.

Türkiye’ye döndükten sonra da, bir daha O’nu ne görüyor, ne de bir haber alıyor.

Âşık, maşûkuna kavuştu, sır oldu.

Sana da ey okuyucu ve ey yüreğim, bu “sır”dan bir hisse düş-tü.


Sevim Yılmazel Yazar kardeşim, bu hikayeyi anlattıktan sonra dedi ki;

“Ve Ablacığım, biz Medine’ye bu hikaye ile, ağlayarak, yanarak girdik..

Ravza’ya ilerlerken de, aynen o âşık gibi, yerlerde dizlerimizin üzerinde ilerledik.

Ne zaman Medine ile ilgili birşey duysam, evvela Sevgili peygamberimi, sonra da O’nun özel davetlisi, hicabından iki büklüm, diz üstü ağlaya ağlaya Ravza’ya koşan bu Resul âşığını hatırlarım..Benim haccla ilgili en güzel anım budur. Rabbim inşaAllah tekrar Medine’ye varmayı, sürünerek o huzura çıkmayı nasip etsin..”

Ben de bu kardeşimin içten duasına “amin” diyor, benimle yüreğini paylaştığı için teşekkür ediyorum.

Mekke’ye, Medine’ye  parası olan değil, aşkı olan gider..

Ey tâlib, aşk biriktir sen de, oyalanma!..

Muhabbetle efendim.

Ayşe Reşad

*Erzurumlu İbrahim Hakkı

**Münir Nureddin Selçuk

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email