Yazar arşivleri: Esma Hatipoğlu

Esma Hatipoğlu hakkında

Öyle belli bir kimliği yok. ACZ' in izinde Esma Hatipoğlu işte. Kendi h/iç aleminde yaşayan .

sabrım ve sessizliğim, veli nimetim…

Olduğumuz yerde kaç sessizlik taşıyorduk kim bilir. Kaç iç geçirişle birbirimize yandık. Kaç namaz sonrası dualarda buluştuk. Yan yanayken bir esvedi tebbete nasıl ram ettik ki sabra düştük, sabrın içinde boğulduk. Sabır ve sessizlik içinde boğulurken veli nimet saydığımız şey birbirimizden ayrı kalmamız mıydı ?

 

Konuşarak kelimeleri incittik kırılmış yanımızı Allah’a emanet edelim şimdi.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Gel Dedim (de)

Ne söyle ne de sor benim bu ahval-i bedbin beklemelerimi. Kaşlarını yık; geç bu vakitten sonra.
Senin sırrındayım sevdiğim, sorma beni.
İfşa etme beni durulmayan ateşe.
Ah benim sevdiğim , bir tesbihin en yücenin şah ismiyle çekilmeyi sakince ama sabırsızca beklemesi kadar bekledim seni.
Bekleyenlere aminler olsun sevdiğim.
Bekleyenlere nefes sayısınca aminler olsun.

Kuşlar ki onların da bekleyenleri vardır sevdiğim. Kuşlar seni beklediğimden uçarlar.
Ah bu kuşlar sevdiğim birine fısıldadım adını şimdi gökyüzünü senin adınla donatırlar.
Kuşlar sana selam getirmek için varlar sevdiğim..

Her sabah bir -Aleykumuselam
buyur şu yüreğime.

Duman içinde bir karasevda.
Sevda içinde kuşlar.
Kuşlar ki senin gönlünü kıskandıkları için uçarlar.

Kör olasın – demiyorum ;

Kör olma
da

Gör beni…

gel dedim (de) gelmedin ..

Esma Hatipoğlu

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

DERÛNİ

d111111.jpg
 
 
 
Lâl olmak .
Unutmak .
Unutulmak.
Râhe olmak.
Uzlete varmak..
Gemilere rakbedip ışıkları beklemeden tuul olmak. 
Arşa geçmek . Uzlet olmak.
Edebden manaya kavuşmak .
Râhe de huzur bulmak. İnşirâh serinliğinde dûstura ermek.
Nefsine yol bulmak . Ha, Mim ‘de sır olmak.
Adını Rabbe adamak
Gaib denizlerde iştirak edecek olana intizâr etmek. 
İntizâr .. İntizâr..
Mor hüzünlerimi yakıştırdığım, sûrur’a eremediğim , içimde ki fevc
Esvedin üzerindeki tebbet.
Tebbetten gelen gark.
Cîhetimde herşey sırr-u gadem.
Ben bir sırr-u gadem’i cûlhabıma derr edemedim
Gûma geldiğinde gemilerimi yaktım da
Bir sırr-u gademi kendime yediremedim.
 
*her hakkı yazıda değil içimde saklıdır
 
Esma HATİPOĞLU
 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
bayram_pabucu

Geç Kalınmış Bayram

Bayram denilince aklıma hep Barış Manço
gelir. Bugun bayram isimli şarkısını hatırlarım. içimi hüzün kaplar.

 

oysa bayram adı üstünde neşeli sevinçli bir
gün değilmidir?

 

Barış Manço ise söz konusu parça ile
hareketli bir melodide, üzmeden ve ağlatmadan farklı bir mesaj
vermiştir..

 

 

bugun bayram erken kalkın
çocuklar

 

giyelim en güzel
elbiseleri

 

elimizde taze kır çiçekleri

 

üzmeyelim bugun
annemizi

 

 

İnsanoğlu ne acayip. Nedense elimizdekinin
değerini kaybedince anlıyoruz. Arkalarından ağıtlar yakıyoruz. Aslında kendimiz
için ağlıyoruz. “Neden beni bıraktında gittin?” diye isyan ediyoruz. Oysa Yahya
Kemal’in Sessiz Gemi’sindeki gibi;

 

 

Dünyada sevilmiş ve seven nafile
bekler

 

Bilmezki giden sevgililer
dönmeyecekler

 

 

Herkesin özlediği herkesin kaybettiği birieri
var. Şehit cenazelerinin gölgesinde bir bayram yaşıyoruz. Özlenen anneler,
babalar, kardeşler nice sevgililer var.

 

 

Bugun , biliyorum yine mezarlıklar dolup
taşacak. Yine kapıdaki çiçekçilerle pazarlıklar edilecek” Niye evden bir bidonla
su getirmedim ? bak çeşmede de sıra var” diye söylenilecek. Yine gözyaşları
akacak Nil gibi.

 

 

Bir bayram sabahı daha
geçecek.

 

 

Bugun bayram çabuk olun
çocuklar

 

Annemiz bugun bizi
bekler

 

Bayramlarda hüzünlenir
melekler.

 

Gönül alır bu güzel
çiçekler

 

 

Sonra kendimize geleceğiz . Hayat bu devam
edecek. Büyüklere ziyaret….. Kapıyı çalan çocuklara şeker ikram ederken genci
yaşlısı “nerede o eski bayramlar” diye söyleneceğiz. Özlediğimiz aslında nedir?
Kaybettiklerimiz mi, eski bayramlar mı ?

 

 

Bir çok gidenin her biri memnunki yerinden

 

Bir çok seneler geçti dönen yok seferinden

 

 

deyip teselli bulacağız belki de
!….

 

 

Lâl-Râhe (esma htpğl)

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
asmakilit_kuyu

Ebva Kuyularından Çöllere

El değmemiş hayallerin ortasında kalmış bir karasevda
beni kendime getirmeye yetmiyor. Sallantıda kalan gülüşlerim ise artık hiç
uğramıyorlar yanıma. Artık ne eteklerime sevinç dökebiliyorum nede düşlerimi
kitap aralarında saklayabiliyorum. İçimden göçmen kuşlar göçüyor. Ne yağmur
engelleyebiliyor bunu nede yağmuru içinde barındırmak istemeyen vefasız kardan
bulutlar. Yağmur düşünce sevinçten mi yoksa pişmanlıktan mı o hırçın sesi
çıkarırlar. Damlacıkları meleklere teslim ettikleri için simsiyah oldu kardan
bulutlar. Yaralı bulut, kırık Ay…ve bulut yerini Ay’a verip saklanmak için can
atıyor. Ve sıra Ay’da …

 

Ay gitsin sen kal bu gece.

 

Ayın ondördünde
Aşk..

 

Ay’da kalsın..
Sende kal…

 

 

Cüzlenmiş hayallerimi ebva kuyularına sarkıtarak
sarkaçlardan hüzünleri çıkarıyorum bütünlemek için hayallerimi. Yeryüzüne düşen
ilk yağmura krizantem ,  toprak ve çöl …
ve Adem nasıl telaşlandıysa öyle telaşlanıyorum parçalarımı bütünlerken.
Beceremiyorum…..

 

Yeryüzüne düşen ilk yağmur damlası yüreğimi daha da
derinden yağmalıyor. Adem sevinmişti ; matemleniyorum. Çöl çamur olmuştu bir
damla ile; bataklığa dönüyor beynim. Güneş nereye kaçmış? Gökte miydi , yerde
mi? Kurutsun beynimi.!! Güneş kim için inmiş gökteki
tahtından?

 

Güneş gitmiş yalnız söz kalmış. .

 

Evvel ahire söz…

 

Evvel ahir söz. ..

 

Ayraçlar dahi ayıramasın sözlerimi. Bir solukta bittim,
bir solukta bitsin sözlerim. Kimseye emanet edemediğimiz düşlerimizi bi’lâl’ler
sahiplensin. Sözlerde düşlerde şimdi bi’lâl’lere emanet. Ceplerimde
biriktirdiğim sitemler ise Râhe’yeRâhe saklar onu kaldırımdaki
çelimsiz taşlar altında. Sitemleri yerin altına tıkıştırmanın zamanı geldi. Ve
zamanı geldi sözleri aydınlatmanın. Bunuda beceremiyorum! Kirli önlüklerle
parlatılan elmalar gibi kirli yazılarımla parlatamıyorum sözlerimi. Bende
Selem’lileri anmaya başlayıp kırık olan hayallerime yenilerini ekleyerek
rüzgarları da melodi yapıp kendime anlatıyorum. Hayallerim yine kendi içinde
birer ayna olmaktan öteye geçemiyor. Mürmür böceğinin kanatlarından daha ince
olan hayatım düzeltmeye el yetiremediğim kırıklıklarla taşmaya devam ediyor..
bir ‘nun’ misali…

 

 

Lâl-Rahe(esma hatipoğlu)

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
kuflu-kelimeler

Küflü Kelimeler

Artık planlarımı hayattan gizli yapıyorum.
Sanki, hayat işini gücünü bırakmış planlarımı bozmak için bir şeyler yapma
peşinde. Ya da sanki yavaş yavaş ölüyor muyum ne? Aslında hayallerim için risk
almayı bıraktığım an anladım yavaş yavaş öldüğümü.

Ne diyor şair:
“Çingene benleri, ne dersiniz, pembe olmalıydı değil mi? Ama dünyada hiçbir şey
olması gerektiği gibi olmuyor ki.”
Doğru demiş şairim.. (!)

Aslında
bir şey itiraf etmem gerekirse hayallerim için risk almayı bıraktığım an kendimi
yarım kalmış bir şiir gibi hissettim. Sanki o riskler şiirimi tamamlıyormuş da.
…. Bir söz verdim kendime. Sonra büyük hayallerimi küçük yazılara sığdıramaz
oldum. Bir de fark ettim ki o da ne ! hayallerimin son ödeme tarihi geçmiş..
Hislerime tercüman olması için yine bir şiire başvuruyorum..
Ne diyor şair :
“bilmezdim şarkıların bu kadar ..
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
…”

Doğru demiş şairim .(!)

… vee basit bir düşüş senfonisi yaşıyor
gibiyim. Dışarıda yağmur var ve hayallerimi kendimden gizlemek için güzel bir
gün..
Bazen ölümlerden kendime uçurtmalar yapsam diye düşünüyorum.. peki kaç
hayal kırıklığı eder bir düş. Ya daaa bir düş için kaç hayal kırıklığı
vermeliyim. Hayallerimi buna göre pazarlamayı düşünüyorum çünkü. Mesela gitsem
komşuya, çalsam zilini :” bir fincan “düş” alabilir miyim sizden? “ desem
..Sonra suçlu bir çocuk gibi sesimi titreterek başımı öne eğsem : “şeey mümkünse
hayal kırıklığı olmayanından olsun. Bende kalmamış da. “ desem. Bir fincan “düş”

Düşlerimin “düş”ünden…

O sıra iri gözlerimden kan gibi ılık yaşlar
boşalırken elimi elimin üstüne koysam .. Bir dost eli gibi (!)… Her şey değişse
kendiliğinden. Kana kana sonsuza kadar yine risk alma cesaretim olsa. Yine
hayallerimle olsam .. (!)

Hayallerimi kutuya kaldırdım.

Yağmur yağınca boğulur karıncalar …

 

O kadar çare’s”iz”im. !!

onbeşşubatikibinonbir
Lal – Rahe ( Esma Hatipoğlu )

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
eski-kitaplar-temsil

Batı Kadar Klasik Çocukluğum

Hayatın bana laylaylom geldiği dönemlerde kitap okumak en sıkıcı işlerden bir tanesi gibi gelirdi. Ve ben sıkıcı olan hiçbir şeyi sevmezdim ki bu dönemim ilkokul dönemimdir. İlkokul dönemimi atlattıktan minicik bir zaman sonra artık sıkılmanın bile sıkıcı geldiği bir zamanda kendime yeni uğraşlar edinmeliyim şeklinde düşünürken –ki bu tahayyülüm kütüphanenin karşısında oluyor—gözüm kütüphaneden bir kitaba ilişti. Kitabın kapağı o kadar ilgi çekiciydi ki elime almadan edemedim. Biraz kurcalayayım şu kitabı düşüncesiyle elime aldığım kitaba yumulmam bir oldu. Kitabın adı “kitap okumanın zararları “ idi. Evet kabul ediyorum ilk defa kitap okuyan ben için ağır ve kafa karıştırıcı bir kitaptı. Lakin o dönemler – velev ki bu düşüncem hala aynı şekildedir- babamın olan her şey zararlı ve yanlış da olsa benim için doğruluk değeri paha biçilemez(di). Kitapta benim durumumda olanlardan da bahsediyordu. Kendimden parçalar buluyordum kitapta ve her ayrı bir sayfada acaba bu sayfada neler bulacağım kendimden diye hızlı hızlı sayfaları çeviriyordum. Birden kitabın bittiğini anladım ve “yok ya hu. Ben ki kitap görmek istemeyen Esma hiç ara vermeden bir kitabı heyecanla bitirmiş olamam” diye söylenmeden de edemedim. Vel hasıl-ı kelam kitabı bitirdikten sonra başka başka kitaplar okumaya başladım. Sonra İstanbul’a göç eyledik. Ve istediğim kitabı araştırıp bulup okumak daha da kolaylaştı. Orta okula başladım ve batı klasiklerine büyük bir merakım vardı. Kendi hallimce annemin bana okul kitaplarımı koyayım diye ayırdığım dolabıma okul kitabı koymak yerine özene bözene batı klasiklerimi yerleştiriyordum sonrasında ise gelişigüzel ir şekilde ders kitaplarımı yerleştiriyordum. Hergün dolabımı açıp kendime ait olan o 8- 9 kitaba bakmak bana huzurun ötesinde bir sevinç veriyordu.
Babam pek bi ilgilenirdi ne okuduğumla. Bakalım bu kız ne okuyor diye elime aldığım her yeni bir batı klasiğini fark eder  -“tamam bunları da oku ama önce Türk Edebiyatından birşeyler oku “- derdi. Bense hiç Türk Edebiyatına ilgi duymazdım. Bir gün yine babamın kitaplığını karıştırırken –ki kitaplık tarafımdan haftada en az 4 -5 defa dağıtılır tekrar toplanırdı- Halit Ziya Uşaklıgil diye bir yazar gördüm. Kitabın kokusu babamın eskittiği yılların kokusu gibiydi sanki. Sanki o kitabı bana yatırım olsun diye almıştı. “ben bu kitabı alayımda Esma diye bir kızım olursa Batı Klasiklerinden vazgeçirip bununla Türk Edebiyatına geçiş yapmasını sağlarım” demişliğinin tadı vardı. Kendime hayret ediyordum sıkılmaktan başka bir işim yokken şimdi bir oturuşta bir kitabı bitirmeden kalkmıyordum.

Okuduğum Türk yazarların çok farklı düşünceleri vardı ve bunlar hakkında bilgi edinmeliyim diye düşündüm mesela Reşat Nuri Güntekin’in Yeşil Gece’sini okurken pasaklı ve ayyaş olan adamın imam olduğunu anlamıştım ama onun neden böyle bir düşünceye sahip olduğunu merak etmiştim. Her sayfasında inkılap öncesi hayat kapkaradır demeye getiren cümleler karşıma çıkıyordu. Okulun kütüphanesinde “Türk Edebiyatı Antolojisié diye bir ansiklopedi gibi bir şey buldum başladım Reşat Nuri ‘yi okumaya. Aman Allah’ım o neydi öyle akımlar realistler , egzistansiyalizler, emperyalistler, parnasitsler vs.vs. bis dolu bilmediğim ve aklıma gelmeyen kelimeler. Kitabı değil rafa koymak kapatmadım bile. O kelimelerden kurtulup bir an önce kendimi dışarı attım ve kapı önünde gözlerimi pörtleterek “off o neydi öyle beee” dediğimi hatırlıyorum.

Gelelim lise yıllarıma. Lisedeyken daha fazla kitap okumaya başladım. Tabiri caiz ise kitap kurdu diyebilirdim kendime. Sonra Mustafa Sekili hocamızın Fatih’te bizim için kiraladığı apartman dairesine arkadaşlarla her cumartesi gidip kitap tahlilleri yapmaya başladık. Ve bizim gibi bir yığın öğrencide gelip orada sağlanan imkandan yararlanabiliyorlardı. Babama bana böyle bir imkan sağladığı için elbette ki teşekkürden fazlasını borç bilirim. Lisedeyken birde kütüphane kartına 4 tl para vermemek için kütüphane kolu olup yaklaşık 10 tane kart ç/aldığımızı da hiç unutmam. Ahiretimi sabırsızlıkla bekliyorum. Acaba arkadaşlarla topluca yaptığımız için suçum hafifler mi ?  (:

Neyse o zamanlar yazdığım ufak tefek yazılar oluyordu lakin onları gün yüzüne çıkarmak için cesaretim yoktu. Lise sonda iken edebiyat derslerinde hocamız fazlası ile kompozisyon ödevi veriyordu ve artık biraz cesaretimi yenmiş olarak yazdıklarımı sınıfta okuyabiliyordum ve hocam genelini beğeniyordu. Liseden mezun oldum ve karşımda bambaşka bir Esma vardı. Lisedeyken hiç çalışmadığı kadar üniversite için ders çalışan ve kitap okumaları azaltıp yazı yazmaları fazlalaştıran ve yazdıklarını gün yüzüne çıkaran. Hee siz siz olun yazı yazıyorsanız mutlaka en başından gün yüzüne çıkarın. Sonra “bunu sen mi yazdın ki ? “ gibi gurur kırıcı tepkilerle karşılaşabilirsiniz ..! Ama bir şeyi daha iyi anlıyorum şimdi. İnsan okudukça daha iyi yazabiliyormuş.
Ne diyorum ben ya.. :S
Yapmayın Allah aşkına sonuna kadar okudunuz mu ki ?

Lal-Rahe ( esma htpğl)

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
kalp-temsili

Yürekler kıymet bilene emanet

Elif, Lam, Ra…

Yürekler kıymet bilene emanet..

Neresindeysek hayatın orasına döküyoruz kazağımızın ön kısmına tıkıştırdığımız hüzünleri.

geriye kalan tebessüm..

Maksat sadakayı yerine getirmek…

Do.. Re.. Mi..Fa…

sevinçler besteleniyor. Ay yerini güneşe bırakıyor. Silgiler bir olup tüm kötülükleri siliyor.

Yusuf’lar çıkıyor kuyudan. Mısırda hüzün son buluyor. Gözleri karaya kavuşuyor hasret çekenler. Gözler açılınca hüzün sona eriyor. Kara saçlı Züleyha bir aşk peşinde!!

Nil derin çağlamakla meşgul…Mısır’ın yüzü gülüyor…

Herşey güzel derken Pandora kutuyu açmasa olmaz. Hep merak…İllâ merak. ..İşte saçıldı etrafa tüm korkular, hüzün, keder, haşerat, fitne fesat…

Gönüller bir olunca bununda üstesinden geliniyor. Pandora kutuyu kapatıyor… Lâ merak.!!

‘ney’ gönülleri hoşnutlamak için koşturarak geliyor. Bir ‘nâr’ harlanıyor.. sol emanette huzur var… keman, gitar tırmalayıcı seslerinide alıp kaçıyorlar utanarak.. Lâ mekan…….

Rahe Lâ- lâl oluyor. suskunluğunu bozuyor. Bİr martı havada kaptığı simidi paylaşmayı öğretiyor bir yetimle… ‘ney’ huzuru harlandırmaya devam ediyor…

Bir Filistinli kurtuluyor zulumden.. Zehra’nın gözleri kendisinde.. Kenan ili sûkutta… Ay süzülüyor kırmızı halıda… Şems dokunduğu yüzü arındırıyor hâyâsızlıktan..

Herkes iman(l)a s/aklanıyor. hoş sedalar yankılanıyor. İman bir kere daha artıyor. Bir kerre daha duyuluyor İstanbul’un sesinde.

En yüce beste söylüyor.. “insan zayıf yaratılmştır”.. gözler okuyup beyinler idrak ediyor. gönül bir kerre daha ferahlıyor. İman sevgi ile bir kere daha artıyor. Anahtarlar arkasında kilitli kalanlar çıkıyorlar meydana. Hüzünden korkulmuyor bu defa.

Hüzün bir kalbi daha okşuyor… ‘inşirah’ nefes aldırıyor okşanan kalbe…

Dantel işleniyor mermerlerden… heybetli bir kubbe. İnanmış bir el gibi uzanmış gökyzüne minareler. Nur’dan bir sel boşanıyor yere. Müezzin kimlik hatırlatmak için mihrapta. kalpler yine huzurda. Herkes öğreniyor artık beklemeyi, hayal’i, ümidi…

Artık gözlere bakılınca anlaşılıyor sevgiler. O söylemeden anlaşılabiliyor huzur. Derin kuyulardan suları çeker gibi sevgiyi çekiyor yürekler.

sevgi iki sevgilinin el ele tutuşup sahilden geçmesi değil bu kez.

Sevgi.. Rahe’nin sunduğu buluttan kelimeler.

Do.. Re… Mi…Fa…Sol…

Mutluluk kasidesini besteliyor…

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email