Yazar arşivleri: Emrah Yayla

Emrah Yayla hakkında

Hukuk okuyan, İstanbul'da yaşayan arada fotoğraf çeken TOG( Toplum Gönüllüsü) ben; Jason Donovan Sealed With a Kiss şarkısını size hediye ediyorum. Sevgilerimle :)

İnsan Hakları Üzerine

“ Bütün insanlar  hür,haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar.Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.”

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi(UDHR)

İnsan hakları diye bir kavram dillerde dönüp dolaşmaktadır asırlardır.Peki nedir bu haklar,neden senelerdir tartışılır, neden birileri bu haklara karşı çıkar ve tanımaz,tanımak istemez. Neden,neden ve neden?

Bu nedenleri çoğaltmak mümkün. Bu soruların çözümü konusunda ise ciddi sıkıntılarımız vardır. İnsanlığın insanlığa zararının, faydasından çok olduğu bu dünyada yine insanları insanlardan koruyan kanunların var olması,oldukça ironik bir durumdur.Bu kanunların varlığı, insanoğlunun güç ile iktidar ile zenginlik ile ne kadar tehlikeli olabileceğinin de göstergesidir. Ortada bir kanun varsa,o kanunun oluşmasını sağlayan nedenler de vardır. Nedenlerin varlığıysa kanunun oluşmasında insanlığın ne kadar çile çektiğinin bir göstergesidir adeta.

Peki suçlu kimdir? Bu düzen neden  böyle işlemektedir?
Bunca olanların tek suçlusu vardır, EGO! İnsanlar hareketlerinde egosunun etkisi ile gayet acımasız olabilmektedir. Bir yerlere gelebilmek için iki seçenek vardır.Ya çok maharetli o lmalısındır ya da birilerinin sırtına binip, onları ezerek yükselmelisindir. Maalesef ve maalesef  insanoğlu daima  işin kolayına kaçmış ve yaşadığımız dünya genellikle birilerinin sırtına binerek yükselen insanların yönetiminde dönmüştür. Bundandır ki ezilenler sürekli haksızlığa uğramış,köle gibi çalıştırılmış,ezilmişlerdir eski dönemlerden taa günümüze kadar. İşte bu ezilen insanlar dönem dönem isyan etmiş,kanlarını dökmüş,kayıplar vermiş ve nihayetinde bazı hakların sahibi olmuşlardır. Bu hakların ayrıntıları ise zamanla gelişmeye başlamış ve eskiye nazaran  sözüm ona demokratikleşmeden bahsedilebilmiştir.

Tarihi sürece bakacak olursak ilk olarak; M.Ö 539lu yıllarda Pers İmparatoru Büyük Kiros tarafından Yeni Babil imparatorluğu fethedilince, Kirosun yazılı olarak niyetlerini belirttiği  ‘Kiros Silindiri’ insan haklarının temel taşlarındandır.

Zamanla dinlerin yaygınlaşması ile dinler arası çatışmalar olmuş ve insanlar sebepsiz yere savaşmışlardır. Bu sorunu çözmek için 622 de Müslümanlar,Yahudiler ve Paganlarıda kapsayacak şekilde Medinenin önde gelen aşiretleri tarafından ‘Medine Sözleşmesi’ imzalanmıştır.

Yine 1215 yılında Magna Carta, İngiliz hukuk tarihi için ayrı bir önemi olduğu kadar günümüz Uluslar arası Hukuk ve Anayasa Hukuku için de ayrı bir öneme sahiptir.

Unutmamalıyız ki doğada her etkinin bir tepkisi vardır. Bundandır ki zalimler elbet bir gün cezasını çekmiş ve en tepeden alaşağı edilmişlerdir. Bunun en belirgin göstergesi ise 18.yy da yaşanmıştır. Baskıcı,totaliter zalimlere karşı 1776 da ABD, 1789 da Fransa halkı isyan etmiş ve ilerde dünyamızın düzenini değiştirecek olan ‘Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ ve ‘Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları  Bildirisi’ yayınlanmıştır. Artık zalimlerin kolu bir nebze olsun bağlanmış ve insanlık biraz olsun rahat nefes almıştır. Artık demokrasi,hürriyet gibi sözcükler konuşulur olmuştur.

ABD ve Fransa’daki yenilikler dünyanın düzenini değiştire dursun, iktidar uğruna insanlar illaki birilerinin canını yakmışlardır,yakacaklardır ve yaktılar. Bundandır ki kendi halkına hak tanıyan bu insanlar,bu güçlerini elinden kaybedince bu defa gözünü başka ülkelere,o ülkenin değerlerine dikmişlerdir.Bu diktatörlerin tek amaçları vardır. Sömürmek! İşte bundandır ki kendilerinden daha güçsüz olan veya iç karışıklığa müsait olan ülkeleri sömürmeye başlamıştır. Kendi halklarına  insanlık namına hak tanıyan bu diktatörler,bu defa kendilerinden olmayan başka ülkenin insanlarına zarar vermeye niyetlenmiştir.Güç burada da kendini göstermiştir. Taa ki halk yine akıllanıp ayaklanana kadar.

Artık İmparatorluklar yıkılmış ve zalimlerin kendi iç hesaplaşmaları başka zalimlerin iç hesaplaşmalarıyla çatışmıştır. İzlerini hala taşımakta olduğumuz 1.ve 2. Dünya savaşları ile dünyanın şekli bir defa daha değişmiştir. Savaşlarla ayyuka çıkan faşizm ile acı çeken insanlık savaşlardan sonra bu defa toplu olarak hep beraber  Birleşmiş Milletleri kurmuş ve 1948 de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini yayınlamışlardır.

Günümüzde hala geçerliliğini koruyan bu sözleşmeye zalim iktidarların ne kadar uyduğu ise  hala tartışma konusudur.Şunu söyleyebilirim ki asla ve asla zalimlere göz açtırmamalıyız. Geçmişte yaşananlar hepimize ders olmalı, bu olanları unutmamalı gelecek nesillere sürekli hatırlatmalıyız. Aksi taktirde gelecek nesilleri büyük tehlikeler bekleyecektir. Unutmamalıyız ki zalimlerin yaptıkları zulme karşı vermediğimiz her tepki,kısa vadede onlar için,onların zulmünü destekler nitelikte olacaktır. Önümüzdeki olası tehlikelere karşı uyanık olmalı ve insanlığı zalimlerden yine hep beraber  korumalıyız. Hep beraber vereceğimiz tepkiler ile onları zalimliklerinden yıldırmak mümkündür. Haklarımızın elimizden alınmadığı günler dileyerek sözümü şiddet karşıtı Martin Luther King’in sözü ile bitiriyorum. ” Bir hayalim var! ”   Sevgilerimle…

Emrah YAYLA

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
Hayat!

Pazar’ın Ertesi 4

BİR KADIN GERİ DÖNMEK İSTERSE…

Bazı anlar vardır susarsın ve sadece gözlerin konuşur ya hani,bazen de konuşmazsında yazışmalarınla tüm duygularını ayyuka çıkarırsın.İşte o anlardan birini yaşadım geçenlerde.Sizinle paylaşmak istiyorum.
Kadın: Bir kadın bir erkeğe ‘günaydın’ diyorsa;kalk benimle ilgilen demek istiyordur.Günaydın canım benim :)
Erkek: Bir erkek bir kadına ‘günaydın bitanem’ diyorsa o kadın o erkeğin bitanesidir ve o erkek o kadınla çoook ama çoook ilgileniyordur.Günaydın bitanem J

 

Kadın: Bir kadın kendisi ile ilgilenen bir erkeği düşünüyorsa eğer, gerçekten düşünüyordur. Sırılsıklam yalnızda olsa, o kadın o erkekle mutludur.
Erkek: Bir erkek bir kadının sırılsıklam yalnızlığına mutluluk katıyorsa,o erkek o kadını çoook ama çoook seviyordur.

 

Kadın:Bir kadın sırılsıklam yalnızlığında yine o adamı görüyorsa o adam o kadını hiç ama hiç kaybetmemelidir.
Erkek: Adam kaybetmek istemiyordur zaten.Eğer adam sahiplenmeseydi o kadını,kendisini bırakıp yalnızlığa giden o kadını geri döndüğünde kapılarını sonuna kadar açıp beklemezdi kapının önünde.Hoş geldin:)

Bu güzel selamlamayla beni selamlayan güzel insana(Esra) selam olsun.

***

Bazı anlarda susarsın ya hani,sadece gözler konuşur.Bazen de sevgililer yaşayamaz sevgililiğini,nedensiz bir kendini kanıtlama oyunlarına dönüşür sevme meselesi.Güvensizlik söz konusudur.Güvensizleştirildik!
***

‘Ben aşık sevme beni,dertlere salma beni/götür sarrafa göster,kötüysem  alma beni’

Güvensizliği yaratan bizler,ilerde güvensizlikten sitem eder hale geldik.Ortakıkta o kadar güvensizlik uçuşuyor ki,dürüst sevgilerde başlamadan bitiyor haliyle.Sarrafa gidip kendi sevgimizi ölçer hale geldik anlayacağınız.Ne kadar işe yarar bilinmez…
***

HUZUR YAHU!

Bazı anlar vardır ya sadece türkü dinlemek istersin.Türkü yöremizdir,türkü yaşanmışlıktır,türkü aşktır,türkü sitemdir,türkü Anadolu’dur.Türkü Yavuz Bingöl’dür.

Hemen hemen bütün türküleri huzur arayanlara ilaçtır.’Kara Tren,Gitme,Yemin,Üşüdüm Biraz…’ ve niceleri.Melankolik ve yalnız gecelerimize bire birdir.
***

Gülhane’de dolanıyorsun ya hani,huzur buluyorsun her dolandığında.Çıkışta Sarayburnu’na gitmeden sağ tarafta bir kafe var.Kendi çapında tahta sandalye ve masa ile farklı bir ortam yaratılmış.Çaydanlıkla çayını istiyorsun ve güzelim çayını yudumlayarak içiyorsun ya İstanbul’u.Huzur yahu!

21.05.2012  Emrah Yayla

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Pazar’ın Ertesi 3

Pazar’ın Ertesi 3

Hayatımızın rengini o kadar değiştirdik ki…

Aşklarımız,sevmelerimiz,dostluk ilişkilerimiz,iş ilişkilerimiz,futbolumuz,okulumuz, hatta ve hatta siyasetimize bile siyaset karışır oldu.

***

Her ne yana bakarsak bakalım işin içinde siyasi bir parti,siyasi bir olgu arar olduk halk olarak.’Onun sakalı şöyle,o muhakkak böyledir’,’o adam şuna şu yardımda bulundu bu da muhakkak onlardandır’…daha niceleri.Ne diyeceğimi şaşırır oldum.Bazende ben hangi sınıftanım acaba diye kendimi sorguladığım.Bilemedim,bulamadım.Bulabilene aşk olsun!

***
Hayatımız o kadar siyasileşmiş ki,ondan kurtulabilene aşk olsun.Her nasıl olduysa bir girdabın içine girdik ve hayatımızın bir çok olayında herkesin bir birine farklı olarak baktığını görüyorum.Ufak bir konuşmadan bile siyasi sembol,siyasi düşünce çıkarma derdine düştük ki bu maalesef bizlere uzun vadede çok kötü şeyler yaşatacaktır.Bunlara nihayet deme vakti gelmiştir.Her vatandaşın siyasi parti başkanı gibi konuştuğu ülkemizde sesim kısık bir şekilde sadece şunu diyorum:Gelin bizler kendi işimize bakalım büyüklerimiz işlerini yapsınlar.Onlar da halkın sesini güzelce dinlesin ve halkı yapacakları yeniliklerde güzelce bilinçlendirsinler.İşte o zaman güzel bir Türkiye bizim olacaktır.Tabi ki bu bir Ütopya!

***

Neden mi mavi.

“…yeşil bir zeytin tanesi

Ve bir parça mavi deniz alır beni”

Hayatımın en önemli rengidir mavi.Deniz ve gökyüzünden geliyor ve ben bu ikisinden bulduğum huzuru hayatta hiçbir şeyde bulamıyorum.Psikolojide mavi mutluluk demek,bayraklarda ise barış demek,belki de düşlerdeki barışı sembol ediyor.İşte o düşlerin içersinde sevdim maviyi.’Mavi gözlüklü şövalye’ lakabına sonuna kadar layık olacağıma söz veriyorum.

***

Kendi mavimde boğulduğum zamanlarım oldu İstanbulda.İşte o zamanlarımın birinde tanıdım Zarife(Kavlak) annemi.Annem diyorum;çünkü manevi anlamda İstanbul’daki annemdir kendisi.En zor zamanlarımda bir anne şefkati ile sardı beni.Korudu,yol gösterdi,kızdı,sevdi.Bugün İstanbul Aydın Üniversitesi olarak onu onore eden bir programla kutladık anneler gününü.Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum ve annemin,Zarife annemin ve tüm annelerimizin gününü kutluyorum.Onları çok seviyorum

***

Huzur Yahu!

Joy FM akustik ile müzik dinlemek bir ayrı zevkmiş.Bir kaç gündür sevgili Özgenin tavsiyesi ile dinledim ve kapılıp gittim akustik müziğin enfes lezzetine.Gökselden Bende Bir Aşk Var şarkısı ise herkese tavsiyemdir.Tabii ki Joy FM akustik yazarak bulabilirsiniz.

***

İstanbul’u koluma takıp gezerken Galata Köprüsünde verdim mola.Galatada balık tutmakta ayrı bir huzur veriyormuş insana bunu bir defa daha anladım.Balık tutmak,türkü söylemek,İstanbul’u seyretmek…Huzur yahu! Ayrıca unutmadan belirteyim ki yol üstünde satılan nohutlu pilav ve ayranın tadına bakarsanız her şey daha daha güzel olur : )

***

Mayıs ayında açan akasyalar ve onların enfes kokusu.Akasyasız bir bahar geçiremem sanırım.Dört bir yanı akasya kokuyor ya İstanbul’un,ben bu şehri çok seviyorum işte.Tek hayalim akasya ağaçlarıyla dolu mini minnacık bir evimin olması.Hayal etmesi bile huzur veriyor yahu: )


 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
Hayat!

Pazar’ın Ertesi

Teşekkürler

Öncelikle tüm sevgili okurlarıma yani tüm arkadaşlarıma,canlarıma;

İlk yazımdan gösterdiğiniz ilgi,tebrik ve güzel dileklerinizden dolayı teşekkür ediyorum.Beni çok mutlu ettiniz.Eleştirilerde oldu tabiî ki ama bunların olumlu yönden karşılık bulacağına sizlere söz veriyorum,iyi bir hafta olması dileğimle…
***

Tiyatrolar devlet tekelinden çıkartılıp özelleştirilsin isteniyor,ve bu hemen olsun isteniyor.Bu karar bence de doğru fakat şöyle bir durum var ki devlet bunun altyapısını oluşturdu mu?Ünlü aktör Haluk Bilginer aylar önce meslektaşlarına:Karar verin; ‘Sanatçı mısın,yoksa memur kalmak mı istiyorsun?’ diye seslenmişti.Galiba usta haklı,ama devlet tiyatro konusunda desteğini esirgememeli.Çünkü tiyatro kültürünün bir türlü gelişmediği ülkemizde özelleştirmeler için daha çok erken olduğunu düşünüyorum.

***
 Fazıl Say Türkiye’yi terk et!Lütfen bunu hemen yap.Yap ki kıymetini anlasınlar.

Bir insan düşünün ki ülkesi için güzel şeyler düşünsün.Bir insan düşünün ki sanat anlamında o ülkenin adını güzel şekilde duyursun.Bir insan düşünün ki sanatçı gibi sanatçı.

Ve bazı sanatçı tipli insanlar onu kendince haklı eleştirilerinden ötürü dışlasın ve ülkeden gitmek istemesine neden olsun,anketler düzenlesin.Her başarılı sanatçılarımız gibi onu da elinizden kaybedelim emi..Sonra da ah vah diyerek öldükten sonra onu analım olur mu?Nazım Hikmet,Yılmaz Güney,Ahmet Kaya ve niceleri.Hep o sığ görüşleriniz,hep o başarıyı hazmedememeniz ve o içten pazarlıklı karakteriniz,kıskançlığınız yüzünden gitmediler mi bu ülkeden.Ne oldu peki?Kocaman bir ahhh ve arkasından ölüm yıldönümünde düzenlenen sitemli anma törenleri.Yazık!

***

Bir futbol muhabbetidir aldı başını gidiyor.Hangi mekana gitsem,nerede otursam,başka sorunumuz yokmuş gibi,çok önemliymiş gibi  hararetli futbol tartışmalar yaşanıyor:

“-Siz şikecisiniz,

-sizde zamanında bizim rakibimize teşvik primi verdiniz,

-ee bizde sizi 6-0 yenmiştik!,

-sus şikeci seni,

-sen sus lan! benle böyle konuşamazsın!..diye giden abes sözler.

Önce takımlarına edilen hakaretler ve ardından takımlarını unutulup birbirlerine edilen hakaretler.Sanırım insanlar bu şekilde uyutuladursun birileri işi götürüyor zaten,sessizce.

Tabiki futbolda konuşacaksın fakat biz bunu bile beceremiyoruz.Burada bile bir ırkçılık bir düşmanlık aldı başını gidiyor.Malesef bunu bile beceremiyoruz.

***

58.madde sessiz sedasız değiştirildi ve sonra bir yaygaradır koptu.Maddeler “… uygulanabilir”, “Ağır ihlal hallerinde…” şeklinde değiştirildi.Ya kendinizi çok akıllı zannediyorsunuz ya da bu halkı çok geri zekalı zannediyorsunuz.Günü kurtarmaya yönelik yaptığınız değişiklikler yüzünden bugün bu haldeyiz.Eee ne olacak şimdi.Futbol daha bir kaosa sürükleniyor,hayırlı olsun.Ama yazıklar olsun!Koskoca hukukçulara sahipsiniz ve siz sadece suçluyu nasıl kurtarırım derdine düştünüz.Yazıklar olsun!

***

HUZUR YAHU!

Sherlock Holmes! Filmden sonra kitabı Türkçeye çevrildi ve bende sevgililer gününde kendime hediye olarak aldım.Kısmet o kadar çok kitap vardı ki ancak okuyabildim.Şunu söyleyebilirim ki şu an her olaya bakış açım değişti.Farklı bakış açısı ve tümdengelim stili ile muhakkak okunması gereken bir kitap,izlenmesi gereken bir film.

***

Bu aralar The Civil Wars sezonunu açtım The Civil Wars iki kez Grammy’e aday olmuş, şarkıcı ve söz yazarı Joy Williams ve John Paul White ikilisi harikalar yaratıyor adeta.Dinlediğimde ayrı bir mutluluk duyuyorum.Salt gitarın sesi,Amerikan folk müziği stilleri ile çok sevileceğini düşünüyorum.20 Year ve Forget Me Not aklımda kalanlar şarkıları.Hepsi dinlenesi.

***

Baharın neşesi İstanbul’u sardı sarmaladı.Gülhane’den Sarayburnu’na doğru güzel bir yürüyüş ve köşebaşındaki amcadan çekirdek alıp boğazı izleme keyfi,huzur yahu!:)

Emrah YAYLA 06.05.2012

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Pazar’ın Ertesi

Başlarken;

Büsbütün düşündümde demin,bir şeyler yazmalıydım.İnsanlar için yazmalıydım,yanlışlıkları görüyor ve üzülüyordum.Yazmalıydım;kimine göre saçmalık,kimine göre çok basit olan bir şeyleri yazmalıydım.Yazmalıydım yazacağım ve yazıyorum.Neden mi? Parası çok olduğundan rimellerini silmesi için bir kadın tutacağını tweetleyen 18-19 yaşlarındaki prenses! için yazacağım,onun düşüncesine katılan ve adeta aferin diyen insancıklar için yazacağım,farklı bir ırkın çocuklarına küfür edip onları dışlayan insanlar için yazacağım,insan için yazacam,insanlık için yazacağım.Destekleyen ve yardımcı olan tüm dostlara  teşekkürler.Her pazar haftalık notlarımı burada yazacağım.Sizi çok seviyorum :)

***

23 Nisan çocuklarımızındır,o günü lütfen siyasileştirmeyelim!
Bir ırkın çocuklarına,sırf büyüklerin savaşından dolayı kötü sözlerin söylenmesi kabul edilecek şey değildir.İleride bu çocuklar bu kötü sözlere,ellerindeki taşları bırakıp silahlarla karşılık verirlerse! işte o zaman hiçbir şey diyemezsiniz.Çünkü onun artık kendince! haklı gerçekleri vardır,beni ötekeleştirdiniz,beni ayırdınız bana küfrederek kenara ittiniz deme şansını yaratırsınız ki bu çok acıdır ve malesef o an sustuğumuz an olucaktır.Lütfen beyler,unutmayalım ki çocuk aklı deyip geçmeyelim onlar her zaman( H)aklıdır.Saf ve masum düşlerinde.Onları siyasetin pis,çirkef ellerine atmayalım!Şairinde dediği gibi Çocuk (H)aklı!

ÇOCUK (H)AKLI
güneşin ilk ışıklarıyla çık sokağa
telaşlı gürültüsüyle yolunu kesecek bir okul bahçesi
solmuş formaları ve boyasız kunduralarıyla
selamlayacak çocuklar seni
kızların perçeminde bir bahar
vitrin çatlatır oğlanların afacan sesi
kavgalar, oyunlar, sefertaşları
şehirler yıkar, şehirler kurar çocukların neşesi
her çocuk biraz eşkıya, biraz umuttur yakından baktığında
“çok yaşayın çocuklar
ama, yaşamayın bizim gibi
siz, çok yaşayın çocuklar..

Hovhannes Tumanyan‘ın Hint Orhnutyun (eski dua) şiirinden

Her şey bu şiirdeki gibi belki de.

***

O kadar farklı bir dönemden geçiyoruz ki.İnsanlar kendi kişiliklerini bir kenara bırakıp maddi varlıklarıyla bir yerlere gelmeye çalışıyorlar.Bu olay bu kadar basit olmamalıydı.Genç bir kız sanatçılarımızın da bol olduğu popüler bir internet sitesinden tweet atıyor ve diyor ki;

“Parası neyse verecem rimellerimi silmesi icin bir kadin tutacam.” Görgüsüzlüğün bu kadarına da yeter yahu diyoruz insanlık adına.Gün gelir devran döner!O parasını neyse veririm dediğin kadının yerine düşersen işte o zaman anlarsın o duyguyu.İtilmişlik,ötekileştirilmiş,çirkeflik…İşte bunları görürsün karşında ve o zamanlar ahh! ben napmışım dersin.İlahi adalet diyorum.İlahi adalette bunun böyle olmasını gerektirir ki bu kaçınılmazdır.

***

Huzur Yahu

Jason Donovan’dan Sealed with a kiss bir defa daha dinleyerek batırıyorum Pazarın güneşini.

Black Gold ( Kara Altın) Antonio Banderas ve harikulade bir film.Yabancıların; Araplık ve müslümanlık ile ilgili bu şekilde güzel ve şaibesiz  bir film yapabilmeleri takdire şayan doğrusu.Bizim insanlarımızında bu filmden ders alması gerektiğini düşünüyorum.Tarihseverler muhakkak izlemeli…

Sunay Akın’ın İstanbul’un Nazım Planı kitabını karıştırıyordum demin.Sohbetimiz sonrasında;sevgili kardeşim Emrah’a diye başlayan ve “çocukluğu elinden alınmak istenen çocuğa büyük derler!” diye bana ithafen söylediği söz.Çocukluğumu istediğim gibi yaşayamasam da,sonraki çocukların yaşaması için elimden gelen her şeyi yapacağım.TOG  bu konuda çeşitli çalışmalar düzenlmektedir.

TOG(Toplum Gönüllüleri) demişken;

Türkiye’nin hemen hemen bütün üniversitelerinde örgütlü faal bir vakıf.Her şey gönüllülükle başlıyor.Üniversitende TOG üyesi arkadaşlarını buluyor ve onlara katılıyorsun.Sonrasnda mı? Sonrasında sende Toplum Gönüllüsü olarak onlarla faaliyetlere başlıyorsun.Üniversitede okuyan ve bu konulara ilgisi olan bütün okurlarıma arkadaşlarıma tavsiyemdir.’Bir gönüllülük bir mutluluktur belkide mutsuz olan insana’.Ayrıntılı bilgi almak isteyenler bu konuda benden,üniversitesindeki arkadaşlarından ve http://togsosyalmedya.org/ adresinden bilgi alabilirler.Harika bir hafta ve kazasız belasız 1Mayıs dileklerimle,

Emrah YAYLA  29.04.2012

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
cay1

AÇIK ÇAY

Her zamanki gibi
açık istiyorum çayımı …
hayatta da her şey açık olsun istiyorum
yolımın açık olması gibi…
şeffaf ve alelade olmalı her şey
kurmaca,bulmaca dolu olmamalı hayat
kimse menfaati doğrultusunda dost olmamalı birileri ile!
Açık olmalı herkes,temiz olmalı
hava gibi,su gibi
şeffaf ve açık olmalı
tıpkı
yudumladığım çay gibi…
Emrah YAYLA 2010/G.Antep

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
ask-temsili-3

Destina – Bölüm 1

Sessizlik…

Gözler…

Sessizlik…

Gözler ve yeniden sessizlik…

Denizine küsmüş martı misali bakan bir çift göz.

Nefes alışverişinin hızlandığını,kalbinin aniden,hızla attığını hissettiği o an.Her şey bir anda olmuştu aslında.Hareket etmiyor,masumane bakan bu gözlere bakıyordu sadece.Ne kadarda farklıydı diye düşünüyordu.Dalıvermişti o deniz  güzeli gözlere.Kendisini kaptırmaması gerektiğini biliyordu.Hemencecik kendini toparladı ve aniden:

-Aman tanrım!Ne oluyor bana böyle?

-Hayır,hayırrrr!..sözleriyle bozdu o devasa sessizliği.

Engel olamıyorum kendime,zihnime dur diyemiyorum.Emredemiyorum ona.Dinlemiyor beni,dinlemiyor sahibini.Oysa,oysa ne kadar da uyumlu hareket ederdik.Ben ne dersem onu yapar ben içimden ne söylesem o onu söylerdi. Bana olumlu gelen herşey onun içinde olumluydu. Ama gel gör ki bu defa roller değişmiş, bana emirleri veren  o olmuştu ve beni yönetmeye çalışıyor diye düşündü.

Buna bir şekilde engel olmam gerekiyor diye mırıldandı.

Gaipten bir ses ayyuka çıktı ansızın,sanki birileri onu dinliyordu

-Konuşsanıza…

Kısa bir sessizlikten sonra devam etti konuşmaya

-Hey siz,ne bakıyorsunuz öyle.Birbirinizi arayıp bulsanıza.Siz birbiriniz için varsınız artık zamanı geldide geçiyor.Birşeyler yapsanıza.Daha nekadar böyle kayıtsız kalacaksınız,size söylüyorum konuşsanıza!

Sessizlik…Konuşması istenen bir insanın susması kadar anlamsız görünen bir sessizlik.Sessizliğin bazen ne kadar büyük bir konuşma olduğunu haykıran devasa sessizlik ve yine o masum,maviliğini yitirmeye yüz tutmuş deniz misali bakan gözler…

Her ikisininde başı önlerinde öylece kalakaldılar.Umarsızca…

Heryer bir anda;dörtbir yanı kaplayan ışık,dalgakıranlara vuran ürkütücü dalga sesleri ve dalganın gerisin geri dönmesi ile içine çekip kendisi ile geri götürdüğü taşların sesleri  ile doldu . Hiçbir şey göremiyordu.Işık daha çok göz alıyor,sesler daha çok artıyor,dalgalar daha hırçın vuruyordu.Gözünü ışıktan korumak ve etrafını görmek için elini gözüne siper ettiğinde kocaman dev bir dalganın üzerine doğru geldiğini farketti.Masum masum uyurken,hiç tanımadığınız birisinin bir şekilde sizi uyandırdığını ve başucunuzda eli silahlı olan o kişinin sizi öldürdüreceğini söylediğini düşünsenize.Ömrünüzün en uzun,ömrünüzün en kısa o anında nasıl bir tepki verirsiniz acaba?İşte bu düşünceler o kısa zaman içerisinde beyninden geçmişti ki  ani bir refleks  ile ellerini,’ben suçsuzum!’der gibi havaya kaldırdı üzerine doğru onu yutmak  için an be an yükselen hırçın dalgaya.Umarsızca bakınırken,aniden elini yüzüne doğru kapadı ve herşey tekrar karanlık olduverdi

***

Yataktan fırlayıverdi.Kayıtsızca etrafına bakındı burasıda neresi der gibi.Herşey bıraktığı gibi duruyordu oysaki.Çıkarıp attığı pantolonu,hatta yolda geçerken pantolonuna sıçrayan çamur izlerini bile görebiliyordu ama o izin nereden orada olduğuna bir türlü anlam veremiyordu.Çalışma masası okumak isteyip bir türlü fırsat bulamadığı kitap yığını ile doluydu ama ‘neden bukadar dağınık bu masa?’der gibi bakıyordu.Oysaki son bir aydır o masa o vaziyette öylece duruyordu.Duvarda araştırmak için dipnot düştüğü yazılar vardı.Bir süre bakakaldı öylece.Nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu hala.

Bir türlü nerede olduğunu kavrayamıyordu.Oysaki ömrünün son iki senesini göçlere tok bir şehrin mağrur duruşunu simgeleyen köhne bir binanın,kuzeye bakan,güneşin sadece bir   kısmını görebilen genelde hep karanlık olan,sadece kirası ucuz olduğunda tercih edilebicek tek odalı bu dairesinde yaşıyordu.Bir öğrenci için oldukça lükstü tabiki!

Birden sarsılıverdi.Elini terden ıslanmış olan saçlarına götürdü ve mırıldanmaya başladı:

-Rüyaymış!..

Gördükleri sadece bir rüyaydı.Basit,sıradan bir rüyaydı.Kendini bu şekilde avutmak istiyordu.Basit bir rüya!Titriyor,hızla nefesini soluyordu.Midesinde tarifsiz bir duygu ayyuka çıkmıştı.

Bana neler oluyor der gibi bilinmeze öylece bakakaldı.Bilinmez dediğimiz kendi bilemediklerinden başkası değildi aslında.Bilemediği için bilinmez oluyordu onun adı , çünkü;bilmediği için bir anlam veremiyor ve somut bir kavram olmaktan çıkıp bilinmez oluveriyordu.Somut olarak ise bu yorgun ve çatlak duvardan başka birşey değildi.Dört bir yanını karaladığı,şiirleri ile doldurduğu,ders notlarını tuttuğu basit bir duvar…

Gözü ansızın bir yazıya takıldı duvarda,uzun zamandır böyle melankolik olmasına neden olan nedeni anımsadı.İki elini başının arasına aldı ve sessizliği bozuluverdi kayıtsızca şu tek kelime ile : DESTİNA!..

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email