Yazar arşivi

Lisede dostluk ömürlüktür!

Senenin, zamanın ya da günün pek bir önemi yoktur eğlenceli geçen bir anın yanında. Önemsemezsiniz. Geçen dakikaları, geçecek olanları. Çünkü dakikalar sıkıcı bir zamanda, duvarda duran tekerlek büyüklüğündeki saatin içinde tik tak ederken önemlidir sadece. Bakar durursunuz, gözleriniz saatin sarkacında bir o yana, bir bu yana gider, her geçen saniyeyi, hatta her geçen saliseyi bile […]

Devamı 0 Yorum

12 Eylül Hüznü…

Bugünden yıllar önce. 12 Eylül 1980/ Benim yaşlarımda bir çocuk: Adı Erdal Eren. Boynunda bir ilmek ve genişçe bir ip. İdam sehpasında. Asılmak için beklemekte. Suçu: bilinmemekte. Veyahut uydurulma bir suçtan muzdarip. Daha doğrusu, reşit olmayanı asan cunta bir hükümetin acımasızlığından idam sehpasında. Yaşı büyük değil… Henüz on altısında. Ya da gün almıştı on yedisinde. […]

Devamı 2 Yorum

Anadolu’da Bayram…

Bizim bayramlarımız vardı: Kurdeleli şekerlerin altında yatan sıcacık çikolatalarımızla birlikte. Yaşlı amcaların, teyzelerin kırışmış ellerinin yanı sıra, İçlerinde çarpan kusursuz kalbler vardı. Öyle sıradan değildi bizim bayramlarımız; lâkin bu kadar da katahor hiç değildi. Tatile gitmezdik, bundan önceki bayramlarda. Denizi bol bir memleketi, ailemize hiç tercih etmemiştik. Ufak bir yakınma dahi olmazdı gidemedik tatile diye; Çünkü […]

Devamı 0 Yorum

Vatan Sağolsun!

Bir insan neden yazar ki? Ya da bir yazar, klavyenin başına oturduğunda niçin alır başını gider cümleler? Aslında dökmek istediklerimiz midir ki bunlar böylesine istemsiz bir şekilde yazarken. Ya da rahatlıyor muyuz? Bilmiyorum… Lakin şu sıralar rahat olamadığımı burada açıkça yazmassam olmayacak. Rahat değilim. Yazsam da bitmiyor bu rahatsızlığım; yazdıklarımı tek bir sinirle yırtıp atsamda […]

Devamı 10 Yorum

Elfidâ

Kâf dağının eteklerindeydim bugün Yalnızlığın tebelleş olduğu amansız; ucu bucağı görünmeyen genişçe bir eteği vardı. Kâh simurgdaydı gözüm; kâh simurgun peşi sıra giden otuz kuşta… Hepsinin bir oluşunu, var oluşunu ve onca depdepeli yolu bir olup geçmesindeydi sırrım. Önce batıp çıktıkları aşk denizindeydi gözüm. Kâh masmavi oluşunda kâh güneşin ışıklarıyla acının kızıllığına bürünmesinde. Yüzmekteydi binlerce […]

Devamı 2 Yorum

Eski Aşklara Dem Vuruyorduk…

Eski aşklara dem vurduk Yağmurun hoyratça yağdığı, ağaçların çiçeğe durduğu bir ilkbahar akşamında. Kâh ben oldum Yusuf, kâh yoldaşım oldu Züleyha. Bazen kör kuyuların eşiğinde, bazense kör aşkların kucağındaydık. Bir yağmur tanesi kadar özgürdü, bir kar tanesi kadar çelimsizdi, ve yine bir rüzgâr kadar hoyratçaydı aşkın pencesi. Yorgun muyduk, yoksa haldeş miydik? Hiç birşeyin farkında […]

Devamı 22 Yorum

Sadakat ve Aşk!

Adem’in çamurdan biçimlenmiş dudaklarından bir kelime gafil çıkmıştı. Üç harfli bir kelimeydi; söylendiğinde etkisinden kurtulamayacak kadar ağır, taşlaşmış kalpleri yumuşatacak kadar narin… Üç harften müteakip kelimeydi, aşk! Yalnızlığın pençesinde bulunan kurtuluş… Âdem’in sol kaburga kemiğinden meydana gelen Havva’nın yaratılış sebebi! “Aşk,” dedi Yaratanına Âdem, cennet semalarını süzerken. “Kalbimin yalnızlığını durduracak tek kelime. Beni tatmin edecek, […]

Devamı 4 Yorum