Yazar arşivleri: Gülşah Elikbank

Gülşah Elikbank hakkında

1980 yılında İstanbul’da doğmuş. 1999′da Nazilli Süper Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde lisans eğitimini tamamlamış. Marmara Üniversitesi’nde Yönetim ve Çalışma Psikolojisi üzerine Yüksek Lisans Eğitimi yapmış.İstanbul’da yedi yıl bir inşaat ve turizm firmasında üst düzey yöneticilik yapmış. Sonrasında Bodrum’a yerleşerek kendi otelini işletmeye başlamış. Çeşitli dergilerde kitap eleştirmenliği yapıyor. İlk romanı Siyah Nefes. Evli ve Rüya adında bir kızı var.

Yazdıklarımda Saklıdır Varlığım

Mutsuzluk paylaştıkça azalır, demişler… Külliyen yalan! Evet, mutluluğunuzu insanlarla paylaşabilirsiniz, artar mı bilinmez ama, en azından paylaşılır. Oysa mutsuzluğun tabiatı farklıdır. Anlattığınız hiç kimse, sizin gibi üzülemez bir gerçeğe. Belki üzülür bir nebze, ama üzüldüğü şey sizin anlattığınız şeyin kendi geçmişinde bir yaranın kabuğunu kaldırmasındandır. Kendi farkında olmasa bile, içten içe bir tatmin yaşar… Çünkü bir başkasının mutsuzluğu, insanın haline şükretmesini sağlar. Başka bir kalbin kırıklığı, bizim kalbimizi bütünler belki de… İşte ben, bu yüzden yazıyorum. En çok da acılarımı, mutsuzluklarımı… Acılarım kelimelere dönüştükçe, ben ferahlıyorum. Çünkü biliyorum ki, onu okuyan birileri kendi acısının üzerine bastıracak, bir başka yaraya merhem olacak. Hiç tanımadığım biri, benim ağladığım gibi ağlayacak o kelimeleri okudukça! İşte o zaman gerçekten, mutsuzluğumuzu bir parça somunu bölüşür gibi paylaşmış olacağız onunla. Hiç tanımadığım o insanla, bir bağ kurulacak aramızda. Farklı farklı kelimeler yanyana dizilecek ve beni ona, onu bir başkasına anlatacak. Kimi anlayacak, kimi gülüp geçecek! Ne fark eder ki… Yüreğimden damıtılan sözcükler, kocaman cümlelere dönüşüp acımı söküp atacaklar içimden. Noktayı koyduğumda, derin bir nefes çekeceğim içime. Yazdıklarımı, aslında gözyaşlarımı, hayal kırıklıklarımı başka kalplerin içine üfleyip bekleyeceğim. Anlaşılmayı! Harf harf çözecekler beni. Satır aralarında yakalayacaklar içimdeki kederin nedenini. Bir insanı gerçekten tanımanın en kolay yolu; söylediklerine değil yazdıklarına bakmaktır çünkü. Yürekteki karanlık, yirmi dokuz harfe tutunup aydınlanır. Yolu bilen; karanlığın içindeki umudu çekip çıkarır kelimelerden. Aslında bulduğunun ben olduğumu sezerek!

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Kahramanım

Çocukluk kahramanımdın sen
Karanlığın gölgesi yastığıma düşerken
Sana sokulup savaşırdım hepsiyle, kendimce.
Ne çok isterdim, benzemek sana.
Her sözünü daha dudaklarından dökülmeden yakalar,
İnanırdım her bir hecesine.
Bilirdim, ne zaman kabusların yıkık dökük sokaklarına sapsam,
Bir sokak lambası olup ışığınla elimden tutacağını.
Efelenebilirdim, hayal dünyamın tüm bilinmeyenlerine.
Benim için;
Çizgi romanlardaki her kahraman sana benzemekteydi,
Filmlerdeki her jön biraz sen gibiydi.
Ne kadar iyilik varsa hepsi senin içindeydi.
Okul yolunun tozları sende sonlanırdı.
Yüreğim, yokuşun ardındaki gülüşün için her şeye katlanırdı.

Sen bilmezdin…
Benim için;
Boynumdan büyük hayallerim,
Kendi halimden habersiz inatçı sözlerim,
Yazdıklarım, okuduklarım,
Senin ruhuna bir adım daha yaklaşmanın arayışlarıydı.

Sen görmezdin…
Küçücük bir kızın gözlerinde,
Kocaman bir sevginin filizlenişiydin sen.
Adını dilime alamadığım, ama hep içimden sayıkladığımdın sen!

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
maskeler-gelikbank

Maskelerin İçinde

Ne diyebilirim ki, aşk üzerine

Herkes kendi yüreğindekinden mesuldur bence

Kaç kere çarpar kalbin sevdaya düşünce

Nasıl bakar gözlerin sevdaya değince

Mevsimler akar gider, sen fark etmesen de

Renkten renge bürünür sema

İçten içe değişirsin sen de…

Masken düşer önce, bir ‘sen’ kalır yüzünde

Bir de sevdanın hüzünlü bakışı…

Yüreğine ateş düşer sonra; kor olur kalır içinde.

Sussan dudakların dinlemez;

Konuşsan sevdalın…

Pişmanlık dolanırsa diline;

Gecenin bir vaktinde.

Bakarsan dönüp de geriye;

Ne kalmış elinde.

Kalsan ayakların durmaz;

Gitsen yüreğin…

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
veysel-avsar

Çınar / Veysel Avşar Anısına

Çınar / Veysel Avşar Anısına

Bir çınar devrildi dün gece
Köklerinden fışkıran kanı gördüm, toprağının üzerine
Buruktu düşleri, hüzün kokuyordu kırık dalları
Ne çok emek vermişti oysa,
Bu kıymet bilmez ellere…
Hiç saymadım yılları, dedi
Öleceğimi düşünmemiştim böyle
Unutulmak demekti ölmek
Gömülmek fikirleriyle birlikte
Oysa, yetişen filizlerim var, diyordu son nefesinde
Anımsamazlar mı çınarın devrilişini, haince?

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
kan_ve_gul-150x150

Kardeş kanı

Mumun alevi değiyor bakışlarının hasretine

Karanlığın ötesinde

Ortaçağın gerisinde

Yaşandı bir ‘kara’ gece…

Alev alev oldu yüreğim;

Masumiyetin öldürüldüğü o gece!

Her yeri saran sarı ateşin peşinde

Vicdanım yakıldı, parçaları dört bir yana saçıldı

Kan karıştı toprağıma

Kardeş kanı değdi sanki dudaklarıma

Sustum, duyan yok diye

Yazıyorum, okuyan olursa diye…

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
sen-ve-ben

Sen Ben ve Biz

Varlıklarımızı bir yokluk çukuruna sokmuştuk
Karanlığın kuytusunda kaybolmuştuk
İki kişiydik; sen ve ben
Ama ‘biz’ değildik hiçbir gecede!
Ürkek öpüşlerin bir arada tuttuğu
Gitmeye korkan
Gittikçe daha çok dönen
Ve döndükçe ruhunu daha çok yitiren
İki kişiydik; sen ve ben
Ama ‘biz’ değildik hiçbir gecede!

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
kucuk-kiz

Çocukluğu Elinden Alınan Kız

Nasıl anlatsam sana içimin
geçmişliğini,

Çocuk yaşımda sırtlandığım
olgunluğun yüreğime yaşattığı sinmişliği,

Nerede bir ben görsem, arkama
bakmadan uzaklaşışımı.

Gülmelerin sesine
tahammülsüzlüğümü.

Bayram sabahlarının o kimsesizliğini,

İşi deliliğe vurup asileşen yüreğin
bir başına kalışlarını,

Gerçeğin resmine karşıdan anlamsız
bakışlarımı,

İçime yuva yapan serçenin saydam,
kırılmaz sanılan kanatlarının çıtırdayışlarını,

Duyduğum çığlıkları martıların bir
parça ekmek için atmadıklarını,

Yalnızlığın sesinin onların
bedeninde süzüldüğünü,

Sensizliğin bir martı çığlığında
dile gelişini.

Nasıl anlatmalı sana, baba.

Seni sana nasıl anlatmalı, senin
için en çok kendime ihanet edişimi,

Kendime nasıl anlatmalı, baba…

Çocukluğu elinden alınan bu kızı
hangi sözlerle, şekerlerle avutmalı şimdi?

Öyle sözler edilmeli ki bir daha
sorulmasın o yasak sorular !

Anılmasın ört bas edilen terk
edişler.

Kandırılsın o küçük kızın, dallara
umutla astığı bez parçalarının dilekleri.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
yazmakmi-konusmakmi

Yazmak mı Konuşmak mı?

Siz de benim gibi kendini yazarak ifade edenlerden misiniz? Bir saat konuşacağıma iki cümle yazayım da derdimi anlatayım diyenlerden misiniz? Söz uçar yazı kalır diye kendini savunanlardan mısınız?

***

Yazmanın Tiryakisi

Nasıl ki dertlenince
Senin ellerin sigaraya uzanıyor
Benim ki de kağıda kaleme sarılıyor.
Beyaz sayfalar karardıkça
Benim içim hafifliyor.
Yazmanın tiryakisiyim ben.
Konuşmak değil istediğim,
Satır satır anlatmak kendimi.
Cümlelerimin içine saklamak seni.
Her bir harfe adını fısıldamak.
Sen duyana kadar tekrarlamak.
Sen olup yaramı sarıyor bu sayfalar yokluğunda.
Sana koşuyor tüm yazılanlar.
Sen susuyorsun ben yazıyorum.
Ben yazıyorum sen dinliyorsun beni.
En çok da böylesi puslu havalarda özlüyor ellerim kalemimi.
Fırtına misali;
Sayfalarca karalamak istiyorum düşlerimin üzerini.
Oysa sen yağmur olup siliyorsun kırık dökük cümlelerimi.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
ask-temsili-3

Yasak Aşk

Adını anmam yasak biliyorum,

Dilimin ucunda öksüz bir sözcük ismin.

Yüreğimdeki yangının külleri düşüyor üzerine;

Alev alıyor ellerin…

Tutuşuyor sevgin, içime yer ediyor deli hasretin.

Bir küçük aralıktan bakıyor sanki gözlerin

Puslu, ürkek, bensiz…

Ben yokum bakışlarının düştüğü yerlerde.

Adını anmam yasak biliyorum

Dilimin ucunda öksüz bir sözcük ismin.

Günahlarım sırtımda yol alıyorum; siliniyor geçmişin.

Gidiyor yüreğim!

Terk ediyor bedenimi aşkın sihri

Bir büyü bozumu avuçlarımda

Kelimelerim yetim bu sensiz akşamda.

Ne çok arasam senli düşleri

O kadar uzaklaşıyorum yarınlardan.

Sessiz çığlığım gecenin içinden süzülüp çarpıyor duvarlarına.

Duy istiyorum yüreğimin senli bestesini,

Herkes bilsin istiyorum dünlerimin hikayesini.

Konuşmam gerek, biliyorum.

Oysa susuyorum sadece.

Susamışım ben sana ölesiye.

Kuruyan dudaklarımın fısıltısı adın,

Bir dua gibi dilleniyor her gece.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
ask-temsili

Aşkın Gerçekten Yaşı Yok Mu?

Yaz havasının yüreğime kattığı romantizmle soluğu Catherine Zeta-Jones’un baş rolde olduğu “Aşkın Yaşı Yok” filminin karşısında aldım. Niyetim sadece hoş zaman geçirmekti aslında ama daha film başlar başlamaz zihnim filmin sloganının cevabını arar oldu. Aşkın yaşı yok mu? Film, ülkemizde alışkın olduğumuz olgun erkek- genç kız ekseninde değildi öncelikle. Tam tersi, olgun, yeni boşanmış, 40 yaşında iki çocuklu bir anne ve karşısında daha üniversiteden yeni mezun olmuş 24’lük delikanlı. Hal böyle olunca, insan bu aşk yürür mü, diye düşünmeden edemiyor. Ekran akıp gittikçe, insanın aşka inancı artarken yaşın önemi küçülüyor. Hani derler ya, aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur, diye. Söz konusu aşk olunca, ister kadının yaşı erkeğin iki katı olsun ister tam tersi, bir önemi kalmıyor. Çünkü aşk kapıyı çalınca, mantık zihni arka kapıdan terk ediyor. Duygular alev alıyor. An’ı yaşamanın dışında her şey önemsizleşiyor. Sorumluluklar, insanlar, tenkit eden o bakışlar…

Film, tüm bunları o kadar naif bir dille anlatıyor ki bittiğinde bir süre koltuğunuzda kalıp, çalan o romantik parça eşliğinde sadece aşkı düşünmek istiyorsunuz. Sadece aşkı! Arkama yaslanmış kendimi müziğin ritmine bırakmışken aklıma Cenap Şahabettin’in bir sözü geliyor. Kocaman bir gülümseme gelip yüzüme yerleşiyor. “Kadın olsun, kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır.”

Olay ne yaşta, ne sosyal çevrede. Tek gerçek var; o da duygular. İnsanı olduğu yerden sürükleyip götüren, dünyada bir kendisi bir de sevdiği varmışçasına büyüleyen bir duygu, aşk. Ne yaşı ne milliyeti var. Aşkın tek bir dili var, aşık olanın yüreğinde dillenir o. Sadece aşıklar duyup anlar. Ve zaman, bir tek aşkın karşısında güçsüzdür. Zamansızdır çünkü aşk. Aslında belki de, aşk hakkında tek bir doğru ya da yanlış yoktur. Herkesin doğrusu ve yanlışı başkadır aşkta. Bugün şiddetle karşı çıktığımız yarın yüreğimize sızan bir virüs gibi bizi başkalaştırabilir. Söz konusu aşksa bugünün yanlışı yarının doğrusu olabilir. “Asla” dediklerimiz bir gün “belki” hatta “kesinlikle” olabilir.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email