Yazar arşivleri: Kadir Bayata

Kadir Bayata hakkında

#Garipçi

cicek_manzarasi-1295184912

Gezi Parkı Ormanı

 

Düşünsem seni ,akla ziyansın ,gönlüme ziyansın ,bana ziyansın Gezi Parkı’nın ormanında  …

Sevlerim daha ne kadar çok sevecek seni ,sevmelerim ne kadar çok olacak bu ziyanlıklarında ,Gezi Parkı’nda?

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
cicek_18122007002645

“Zeytin ve Peynir ” arası , “Aşk”arası “Hüzün “diyordun,

“Zeytin ve peynir ” arası , “Ekmek” arası,

“Aşk”arası “hüzün “diyordun,

“Ekmek ” arası” mutluluk” diyordun,

O kış günü ve bu kış günü “hüzünü” hala bilemiyordun.

………………………………………………………………………………….

“Zeytin ve peynir ” arası mutlulukların içtikçe güzelleşiyor,

İçtikçe güzelleşiyorsun,

Koca denizi şişenin içinde yaşatıyor ,

Beni o kış günü ve bu kış günü hala öldürüyorsun…

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
253455_279898078792168_2114802072_n

KAZ DAĞLARI TİYATROLARI GURURLA SUNAR ” KAZ DAĞLARI YOLUNACAK KAZ MI ? “

KAZ DAĞLARI TİYATROLARI GURURLA SUNAR
” KAZ DAĞLARI YOLUNACAK KAZ MI ? ”
1.,2.,3.,4. Ve 5. Perdeler …..

Kaz Dağları uykusundan uyanır bir acayip zamanda ,köylüler uyanık,yazarlar hala uykuda..

Birinci Perde

Neden ki
_Bu dağlar sıra dağlardı çocuk,
_Gel zaman ,git zaman siyanürlendi, yani kazlandı kazılırken..

Niçin
_Altından oksijen geldi ya ,geldi zaman ,gitti zaman miss gibi altın sarısı oksijen ,
Neden ki
_Seni altın suyuna bandırmak lazımmış siyanür daha burada yok iken.
_Hasan’ın boğulduğu yerde daha siyanür yok iken ,altın derdi daha yok iken buralarda ,
_Seni altın yapıp satmak lazımmış ,mış,mış..

Niçin
_Bu adamın içi altın gibidir derler ya ,bize derler onu ..
_Oksijen altından olunca nefes almak daha başka oluyor..
_İçimiz altın,dışımız vatandaş,içimiz yine altın.

Neden ki
_Kaz Dağları yakışıklı dağ ya, siyanürden bıyıkları çıkmış ,sakalları altından ,uzaklara bak!

_Bu dağlar çocukluğumda zeytindi ,zeytinden bıyıklar ve sakallar, oksijenden saçlar.

Niçin
_Bu yakışıklılık “16 şirketin” işi ,ah nerede bizde öyle siyanürlü yakışıklılık ?

_Bir yudum siyanürüm kaldı,bir çeşme yok mu burada siyanür akan ?

Neden ki
_Bu sarı oksijende de var ya siyanür ,çabuk unutuyorsun herşeyi,
_Oldu mu şimdi ?
_Bu dağlarda siyanür var , altınında siyanür var,bu dağların kuşlarında siyanü var, sende yok !

İkinci Perde

Kaz Dağları Neşesini Kaybetmiştir artık.Ne suyu akar derelerinde ,ne de sebepsiz fırtınaları vardır ..

Neden ki
_Zeytin ağacı kalmış şu karşıdaki köyde,
_Gazetelere çıkmış valla boy boy ..

Niçin
_İnanmam ,öyle şey mi olur ?
_Ağaçları suladılar o kadar siyanürle bundan beş sene önce..Tabi ki sonra bünye alışıyor siyanüre ,toprak alışıyor .

Neden ki
_Çeşme başında alışıyor insan ,biz gibi yani.

Niçin
_Yanisi siyanür ,yanisi altın ,yanisi Kaz Dağları

Neden ki
_Karşımızdaki köye birkaç siyanür mesafelik ,birkaç sarı oksijenlik yolumuz var.

Niçin
_Yakınmış canım.
_Bu kadar uzaklık altına yakınlık işte.

Niçin ve Neden ki yürürler adım adım altınlar içinde ,küçük altın mı doğar gün yerine bilinmez anne karnından veya hut siyanür doğar her doğurgan akşamda.

Neden ki
_Köyde süt sağan hanımlar hala alışamışlar sütün yeşermiş rengine..
_Renk işte bu renk ,halis mulis süt ,doğa yeşili,zeytin yeşili.
Niçin
_Beyaz süt mü olur, süt yeşermiş yeşildir..
_Altın rengi olsa süt ,sütçüler bayram ederdi her sağışta..
_Şans işte,su sarı ,oksjen sarı ,altın sarı ,süt yeşil.

Neden ki
_Zeytin ağaçarı yeşildi süt yerine ,
_Ah o süt, çalmış zeytinin yeşilini.

Niçin
_Hep altının suçu .
_Altına hücum.

Köy Halkı
_Altından kuş ,altında kafes ,
_Oksijen bu ise ,son nefeste lazım bize.

Neden ki
_Miss gibi siyanür ,miss gibi dağ havası.

_Ne olsun ki başka?
_Bir zeytin ağacınız varmış ,yani öyle diyorlar.

Köy Halkı
_Heee
_Bir ağaç var , müzemiz çok zengindir çok..

Neden ki
_Ne müzesi ?
_Ben zeytin ağacı arıyorum,müze değil.

Köy Halkı
_Ağaç müzede işte ,
_Nerede olacaktı ki ?
_Müzemizde bir zeytin ağacımız var ,siyanürün ilk ürünü küçük altın var, reşat var,amerikan doları izli altın var ,16 şirketli altınımız var ,var oğlu var .
Niçin
_Buna şükür

Neden ki
_Yarabbi Şükür..
_Siyanürlü yağmur başladı.

Köy Halkı
_O da var müzede .
_Kaz Dağlarında müze olacak ,siyanür eksik mi kalır ?

Neden ki
_Boşuna koymuşsunuz siyanürü müzeye.
_Çeşmeden siyanür akıyor zaten, bilek gibi ,buz gibi siyanür.

Zeytin ağacı bulunmuştur bütün iyi dallarıyla. Dallları altın suyundan nasiplenmiş ,zeytini ise bulabilene aşk olsun.

Aşk Olsun Çocuk Sana Aşk Olsun…

Üçüncü Perde

Neden ki
_Zeytin ağacına bu siyanür yakışmış baya baya,
_O dallar ,bu dağlar ,dağdan sarkan dallar bu müzede..

Niçin
_Dallarında küçücük altın sarksa ,minicik olsa ..
_O zaman müze olurdu.

Neden ki
_Koskoca müze yazıyor tabelada..
_Siyanür müzesi işte gördüğün,görmediğin .

Niçin
_Görmedim işte,görmedim.

Köy Halkı
_Akşam düğün var köyde,bekleriz düğüne,
_Şişme bir kadınla , bir delikanlımız evleniyor..

Neden ki
_Şişme kadın sarşındı ,bildim.
Niçin
_Bana hiç tanıdık gelmedi..

Köy Halkı
_Köyde siyanürden dolayı doğurganlık diye bir mevzu yok!
_Ha öyle evlenmişin ,ha böyle evlenmişsin aynı hesap.
_Altında, altın derken işte altını buldu erkeklerimiz ve kadınlarımız..
_Köyde ineklerin bile buzası yok!
_Hep şehirden alıyoruz büyük başları ve şişme kadınları.
_Güzel şişiyolar birde ,
_Demesi benden..

Neden ki
_Damat ve şişme geline tebrikler.
_Altın değilde ,biz para takalım bu düğünde..

Niçin
_Siyanürlü altısız düğün mü olur Kaz Dağlarında?
_Kıy paraya al 16 şirketten,
_Toprağa karışan siyanür miktarı kadarı makbuldür adetlerimizde.

Köy Halkı
_Burası Kaz Dağları,
_Siyanürsüz olmaz ,
_Damat bile siyanürlü şerbet işti ,düğün şerbeti.

Neden ki
_Şerbet oğlu şerbet..

Ve siyanürlü düğün başlar.Her halay bir alaydır,alay etmek kolaydır..

Neden ki
_Damat çok meraklı ya ,siyanür meraklı mı kılıyor insanı nedir?

Niçin
_O siyanürden değil ,ilk evlenme heyecanı ..
_Damat zengin oldu bu düğünde ,
_Altınlar kilo ,kilo..

Neden ki
_Bu dağdan çıkmıştır onlar,
_16 şirket damata kilo hesabıyla siyanür veriyor,düğün hediyesi işte,
_Şimdi damat rahatsızlanırsa damardan bile siyanür verirler.

Niçin
_Tabi ki öyle olacak,hastanede siyanürü damardan alacaksın veya Kaz Dağlarından alacaksın.

Köy Halkı
_Övünmek bu olsa gerek,dağ ve tepe gururluyuz..
_Siyanürden umutluyuz..
_Siyanür turizmi başlayacak ,
_Alt yapısı hazır komple ,
_Bu siyanürlü hava kaçmaz bir turist için..

Neden ki
_Ne güzel nefes alınır bu dağlarda,oksijenin siyanürü bol.
_Herşey turizm için.

Dördüncü Perde

Kaz Dağlarında altın kaplamalı eşekler vardı..Eşekler altından olunca insanların değeri ne kadardır ?

Altının değeri ne kadardır ,o altın siyanür ise ?

Neden ki
_Şu dereden akan su,eşeklerin siyanür banyosuymuş,
_Eşekler o su ile altına boyuyorlar kendilerini,
_Siyanürün faydaları işte.

Niçin
_Bildiğin eşek işte,kulakları yalandan uzun..

Neden ki
_Yine karştırdın hikayeleri…
_Bu siyanür hikayesi.

Köy Halkı
_Size siyanür ikram eden oldu mu bayramlık şeker ikram eder gibi ?

Neden ki
_Müzede vermişlerdi,
_Konuk severlik bu ya, hiç siyanür kıskançlığı yok Kaz Dağlarında.
_Her dağ ,taş siyanür ,
_İçimiz,dışımız siyanür…
_Ölmek Siyanür,
_Ölmemek Siyanür..
_Hep Siyanür…..

Niçin
_Bu köyde hiç kuş görmedim ,ölmüşler galiba ,
_Siyanürlü toprağı bol olsun ..

Neden ki
_Kuşlar göçmüştür bir yere,bir yerden çıkarlar ,
_Dağlı ,tepeli bir yerden…

Köy Halkı
_O kuşları bende görmedim hiç, nasıl ki onlar ?

Neden ki
_Kuşlar kanatlıdırlar ,bir kuyruğu vardır onların,
_Uçarlar özgürce ..

Niçin
_Bu kuşlar özgürlüğe değilde,siyanüre uçmuşlar,
_Ah siyanür talihlisi kuşlar,
_Talih bu ,kendi kendilerine pislemişler..

Köy Halkı
_Kuşuda öğrendik bu yaşta..
_Vay be,
_Siyanürü öğretene kadar ,baştan bize bunları anlatsalar ya..

Niçin
_Anlatmazlar bunları..
_Altında altın,altında altın..
_O lazım..

Neden ki
_Altın yükselişte,siyanür ucuzladı,
_Başlasam şimdi ,sözlerim ucuzladı,
_Bu artık “son”durlarım ,bu artık bittilerim ucuzladı,
_Siyanürlü talihim ucuzladı..

Beşinci Perde

Kaz Dağlarındaki güzeli bulmak kolaydı,Kaz Dağları çıplaktı anadan doğma..

Neden ki
_Bu bitki örtüsü şimdi neleri örtmektedir ?
_Nedir yani bu örtüsüzlük ?

Niçin
_Mezarları süslemekte ,
_Yani ölümü süslemekte gülleriyle,

Neden ki
_O süs şu turist’te olsa,yani gül olsa..

Niçin
_Güldürme beni ,çiçekçi dükkanı mı burası?
_Siyanüre basacak şimdi ,kirletecek üstünü turist bayan..
_Hanımefendi basmayın!
_16 şirkete dolar kurundan borçlanmayın !

Turist Bayan
_Hayırdır ,mayınlı arazi mi burası?
_Tüh!
_Bastım , yumuşak ,kaygan bir şey bu..

Neden ki
_Siyanür efendim o bastığınız..
_Yumuşak oluşu ve kayganlığı altından yadigar,
_Doğada doğal bir şey,bunda boncuk çıkmayan bir şey.
_Eskiden hayvan dışkısına basmak normaldi,şimdi siyanüre basmak normal..

_İki normallik,bir anormallik işte hayat.

Niçin
_Ben normalim,sen anormelsin,
_Bu nasıl anlatış şekli ?
_Ben anlatayım bir kez ,
_Turist hanım ,ıhım ,turist hanım ,
_Burası Kaz Dağları ,tabi ki siyanürsüz siyanür olmaz,
_Kaz yolunacak kazsız olur mu hiç?

Turist hanım
_Olmaz ,haklısınız.
_Borcumu doğa ödemiş fazlasıyla bitlenerek ve kanser olarak 16 şirkete.
_Yok borcum ,morcum !

Neden ki
_Allah rahmet eylesin borcun ve morcuna.

Turist hanım
_Burada bir zeytin ağacı varmış ,gördünüz mü onu?

_Hani kısacık ,dalları mirasçık yüz yıllık..

_Bizim oraya gittiğimizde vardı,sonra şişme kadının kocası yani yeni damat gitmiş ,zeytin ağacını müzeden alıp ekmiş bahçesindeki siyanürlü toprağa..
_Toprak altından ,o altından ,olmamış,
_Ağacı kurdela ile bağlayıp ,sıkıca saramamış ,
_Malüm altından ya..
_Düğün hediyesi sandı herhalde , kendine ve şişme hatununa..

Turist hanım
_Şişme hatunu şanslıymış,
_Dünyanın altını,dünyanın siyanürü ,hem de kurdelalı..
_Artık toprakta kurdelalı ,ağaçlar “kanser” haftasını ölüm ile kutlamakta,toprak ağaçlara ölüm ile uymakta,uyanmamakta kurdelası yanında.

Neden ki
_Madenler kurdelalı, 16 şirket kurdelalı ,o izinler kurdelalı,
_Bir biz kaldık kurdelasız.

Niçin
_Vay kurdelalı ,vay

Neden ki
_Vay oğlu vay..

Turist hanım
_Çeşmerinden “sinan”yerine siyanür akıyordu bu dağa ilk adımlarımda,
_Sonra yine aynı , beklesem siyanür,gitsem siyanür, şarkılar siyanür,
_Şimdi karşıdan gelen ak sakallı , koyunsuz çobanın kavalından çıkan melodik ses yine siyanür.

( O melodik kaval Kaz Dağları’nın “masum”bestesini söylemeye başlar)

_Kaz Dağları “altından” bir masalmış ,
_Türkülerini “siyanür” söyler , “siyanür ” çalarmış,
_Kaz Dağları “altından” bir masalmış..
_Kavalım koyunlarımı siyanür ile ararmış…
_Kaz Dağları “altından ” bir masalmış,

“KAZ DAĞLARI YOLUNACAK KAZ DEĞİLDİR ! ”

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
253455_279898078792168_2114802072_n

Şapkaları , Beyefendileri

Altından bir rüya gördüm,
Siyanürler içinde Kaz Dağlarım.
Altından çiçekler ,altından bulutlar,altından zeytin ağaçları,
Altından kurulmuş siyanür manzaralı sofraları,
Siyanürden ölmüş Kaz Dağlarının zeytin gözlü çocukları.

Altından bir rüya gördüm,
Siyanürler içinde Kaz Dağlarım.
Altından rüyalar ,atından gerçekler,
Siyanürü su niyetine siz için beyefendiler,
O amerikan,o fransız çaputları ,nerede o çaputların beyefendileri?
Şimdi kan’a damla damla bulaşmakta siyanürleri,
Şapkaları ,beyefendileri…

KORKMADAN YAZMAK İŞTE BUDUR..

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
images

Belgesiz Belgesel

HİKAYEDEN HİKAYE

Mor Dağlar ile tanışma vakitlerimde ne az,ne çok ,ne de ucuzdum.Ateşim kibrit alevinden bir kordu yanar iken ortalıklarda.
Mor Dağlar beni bilirdi sorsalar ona “bu adam kimdi “diye.

Mor Dağlar bugün düğün telaşında “pilta” çiçekleri ile. O “piltalar” yok mu ? Başımın belası,senden yana ise başının tacı hepsi.

Bir köy,birkaç köylü ve düğün evi ..
Kaçaktan gelenler ,gidenler hep aynı suretler.Anlaşma yapmışlar vaktin birinde sen tütün,sen kumaş ,kim uymuş ki bu söze bu dağdan başka..Alabildiğine tütün,görebildiğine kumaş düğün evinde ,gelin ve damat belgesel bir derinde.
Köy İmamı

-Şişşş uyuyor pamuk prenses Mor Dağlarda,uyandırma.
-Pamuk prenses öpülmekteymiş,yedi cüceler sanıp karışma ,karıştırma.
-Şişşşten git ,şişşşeden git,içmeden git.

Siyahı siyahtan çalan ağrılı atım,ağrısız başıma iş aşmıştı .Urumiye karşıda,ne işin var Hanik’te.İnce bir su sızar,yeşilliktir Hanik’in önü ,bilenler bilir kaçaktır ,İran’dır.

Bir adım attım mayın ,o yeşillik ,o “piltalar” ne zaman mayın oldular ,nasıl zamana uydular ?
Hanik’in önündeki minnacık köprü sınırmış,bir adım Türkiye ,bir adım fark ile İran.Sihayı siyahtan çalan atım adım atma sırası senin,bir adım oraya,bir adım buraya atla dur,o”piltalara”basma dur!

Pahalı bir yük satın almak pahalı bir yük olduğu anlamına gelmez Mor Dağların kendine ait zamanlarında.Kime niyet ,kime kısmettir ah ile vahın macerası.Hızlı olmak lazımdır yük yük üstünde bir kurşun gördüğünde ciğerlerinde.Ölmemek lazımdır yük yük üstüne yaşamak için.

Siyahı siyahtan çalan atım siyahı nasıl çaldı ise bende onlarca uçurtma çalmam lazımdı Mor Dağların hakimiyeti için.Mor Dağların o rüzgarında uçurtma uçuran çocuklar bulutlara ne kadar yakın olabilirdi çalıntı uçurtmalarla?
“Ne çalıntısı “derlerdi çocuklar ,tütün değil,kumaş değil ,uçurtma.
Hanik’ten uçurtmaları Mor Dağların kefilliğinde alıp verdim çocuklara.
Çocuklar Mor Dağları kefil gösterdiler aynı benim satın alır iken yaptığım gibi.Çocuklar aynı ben ,kefil aynı kefil.

Çalıntı uçurtmalar uçmayı yeni öğrendiler bu dağlarda kartalların eşliğinde.Gökte her uçurtmaya bir kartal düşüyordu,adaletli bir dağılımdı yani kartal ,uçurtma ilişkisi.Benim gözüm hala bu yükseklere çıkan uçurtmada.Nasıl vals yapılırın orjinal gösterisi.Birazdan uçurtmalar final danslarını yapacaklar,juride seçkin ünsüz çocuklar ve birde kaçakçılık yapan ben..
Kazanan belli ,kazanan bu dağlarda rüzgardır mişli geçmiş zamandan ,şimdiki zamana.

Urumiye’de kuş istilası vakti şimdi ,dere tepe kuş,ağaçlar kuş .Cennete adım atıyorum en büyük ayakkabılarımla,en büyük umutlarımla.Bu cıvıltılar çocuk cıvıltısından biraz manasız kalıyor,çocuksuz bir cennet,her yemek öğünü boş bir cennettir.

Hanik’e kuru sıkı laflarımla destursuz girdim.Bilmeden ölmek buna denir.Cennet mi , şimdi cehennem mi bana iklimin üzerimdeki bitki örtüsü ?

Mor Dağların Belgesiz Belgeseli..
İşte Budur.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
sitem-temsili

Kaz Dağları Yolunacak Kaz Mı ?

Söğüt ağaçlı bir köy kahvehanesinde ahali toplanmıştır büyük nutuklar ,büyük düşler için.
Bu büyük düşlere siyanürü dahil edebiliriz.Büyük düş ,büyük siyanür ,büyük düş ,büyük dağ ,bu dağ Kaz Dağları..
Ve Neden
-Beyler ,bayanlar büyük nutukları bırakın gidin.Bu son gündür Kaz Dağları için.

Ve Kadın
-Kaza kaza kaz kaldı.. Tertemiz havamız vardı o gitti,ondan öncede beyim gitti ,mekanı cennnet olsun.
Ve Güzel Kadın
-Senin beyin öleli çok oldu,bul bir koca,altından bir koca,hemde siyanürden ötürü yakışıklı
Ve Niçin
-Hanımlar ,hanımlar..
Ve Muhtar
-Bu dağ gevurada yeter,bizede.Ne olacak ki .
Ve Neden
-Muhtar sen ver dağını ,ben vermem
Ve Niçin
-Baylar ,bayanlar
-Siz ne yaparsınız bilmem,ben bu yüce dağlara gönüllü bekçi olacağım Kaz Dağları yolunacak kaz olmasın diye.
Ve Muhtar
-Zaten bekçisi var gevurun,
Ve Niçin
-Ben hem dağını satan ,hemde para alanlardan değilim.
-Beyler ,bayanlar ..
-Bunlar altın istiyorlar değil mi ?
-Kadınlarımız tüm altınlarını ,erkeklerimiz tüm altın dişlerini versin gevura..Kadınlarımız bilezik aldırır,erkekler ise biraz dişsiz idare etsin..Zaten altın diş neyimize bizim..Gevur gevur olalı o kadar altını göremez ,biz verirsek gider gevur gevura.
Ve Muhtar
-Köyün nüfusunun yarısı altın dişli.
Ve Neden
-Yatırım iyimiş.
Ve Güzel Kadın
-İki bileziğim var,birde beşi biryerdem,çeğizliğim onlar.
Ve Kadın
-Kolumdakiler benimde çeğizliğim.Dul ve güzel bir kadınım.
Ve Güzel Kadın
-Katılıyorum Ve Kadın sana.
Ve Muhtar
-Bende katılıyorum size ,dul ve güzel bir kadınsınız.
Ve Neden
-Neye katılıyorsun ,anlamadım Muhtar ?
Ve Muhtar
-Kaz Dağları yolunacak kaz değil ,işte buna katılıyorum.
Ve Niçin
-Beyler ,bayanlar..
-Kaz Dağları için bugün son gün.
-Ya bu dağlar üzerimize yıkılacak ,yada onlar kaybedecek.
Ve Muhtar
-Onlar dediğin gevurlar mı ?
Ve Niçin
-Evet ,gevurlar onlar.
Ve Kadın
-Türk Bayrağımızı dikelim tekrar o dağa..Direniş ise direniş,ölmek ise ölmek.

Ve Muhtar
-Olabilirde ,olmayabilirde,
-Sormam lazım jandarmaya.
Ve Niçin
–Muhtar bizi jandarmaya tutturacak sonunda.
Ve Muhtar
-Görevim bu, jandarma ile çay içmişliğim var ,hemde üç şekerliydi çay.
Ve Güzel Kadın
-İşte burada konuştuk ,konuştuk Kaz Dağlarımız gitti elden.
Ve Neden
-Kadın haklı,artık ne elde var ,ne de avuçta.
-Altın ise altın ,bir o var.
Ve Kadın
-Konuş ,konuş bol miktarda siyanürlü altın,mezar taşımız altın,altında altın.

Altından bir kaz,hava ve su altın..
Her derde deva siyanür ,bedava artık Kaz dağlarında.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
Picture (10)

Hasan Boğuldu’da Hasan Boğuldu

Hikayeden Hikaye

Hasan Boğuldu bir tür sevme biçimidir suyun berraklığını .Bu sevmeler Hasan’a dert olur,Hasan boğulur Hasan Boğuldu’da.

Sonra maksadını aşan bir şair gelir .Su aynı sudur ,şair ise aynı şair,Hasan ise cebinde ki delikli parası ile aynı Hasan ,boğulan Hasan.

Şair
-Suyun güzelliği benide çekiyor en dibine.
Hasan
-Şimdi yalnızlığım geldi, bekler Yalnız’da ,su benim ha ..
Şair
-Yalnız mı , o neresi ?
Hasan
-Yalnız şu ilerideki yol,bir sağ,bir sol.

Hasan Yalnız’a giderken esasen yalnızlığa gidiyordu ottan ,taştan mayınlara basa basa can acır iç acımaz misali.

Yalnızlık
-Bırak içim içimde kalsın,ne desem yalan,ne desem yalnızlık.
Hasan
-Şu koca yüreğim barındıramaz ise seni altın saraylı yüreğinde ,atalım beraber suya.

-Şair diye biri gelmiş ,buralarda şiir mi yazacakmış nemiş.
Yalnızlık
-Köyde hoca dahil okuma yazma bilen yok ki.
Hasan
-Hem yazar ,hemde okur işte mürekkep yalamış adam.
Yalnızlık
-Ne yalamış ,ne yalamış?
Hasan
-Ne olacak ,mürekkep işte..

Şair
-Buldum sizi iki sağ ,iki sol ,sonra yol.

Hasan
-Yalnız burası işte.İki ağaç ,bir tepe ve yalnızlığım.
Şair
-Şu suyun üzerine adım atsam izim kalacak gibi

Yalnızlık
-Ne izler kaldı bu su da,bir bilsen keşke.
Bir çoban kavalı deli oldu bu yüzden,bir ev yandı bitti kül oldu.
Şair
-Eğer şairsem bu yüzdendir işte.Aynı su ,aynı can ,aynı kan ,hep aynı mevzular.

Hasan suyun bir köşesinde kendini teslim eder suya .Balıktan kuşkular vardır,bir de ilerisinde ağlayan kurbağlar.
Hasan
-Neden kurbağalar ağlar ben dururken ?
Kurbağa
-Hasan boğuldu ,boğulacak diye ağlar de soran olursa benim gibi çirkin bir kurbağayı..kurpp,kurpp işte.

Hasan
-Kurpp ,kurpp değil ,bence vijdan işte.

Kurpp , kurpp vijdanına kaldık isek Şairin Görevi kuşu,ağacı seyredip şiir yazmak mıdır?
Elini taşın alına koymak veya kurpp ,kurpp.

Şair-
Hasan doğrucu Hasan mı derler sana ,ne desen doğru çünkü

Hasan

-Boğulan Hasan derler köylüler,şairler ne der bilemem.
Şair
-Burada kurbağa mevsimi başlamış kurpp kurplar
Hasan
-Onların dedikleri Yalnız’da duyulur yalnız .Bir sağ ,bir sol ,sonra aynı yol.

Hasan Boğuldu bir tür sevme biçimidir suyun berraklığını .Bu sevmeler Hasan’a dert olur,Hasan boğulur Hasan Boğuldu’da.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
IMG_20120812_114957-1

Balıkesir adı nereden gelmiştir?

Balıkesir adı nereden gelmiştir?

Karesi beyi halkını unutmuştur bütün unutkanlığı ile.Bey ya beyliğinin görevi gereği esir etmişti tüm sokak halkını .Bir nevi sokağa çıkma yasağıydı.

Bahtiyar
-Buranın ismi ne ki ?
Yaşar
-Beye sormak lazım ,o ne derse o .
Bahtiyar
-Hayy beyine.Siz ne diyorsunuz buraya beyiniz sefere ,hacıya filan gittiğinde ?
Yaşar
-Heee,biz buraya balık esir değil diyoruz..Tabi ki bey gidince ..
Bahtiyar
-Siz balık mısınız ?
Yaşar
-O balık ,bu balık değil .Bu balık güzelliğin emsali,bu balık evvel zamanda Bizans’sın hediyesiymiş bizim memlekete.
Bahtiyar
-Heykelmiş yani .
Yaşar
-Bildiğin cansız heykel işte.Büyük yüzgeçlere sahip,içinden su geçen bir heykelmiş,ancak balık kelmiş.Şehrin ortasına koymuşlar bunu ,halk bakmış bilememiş bu nedir diye..Kimilerinin rüyasına girmiş bu büyük balık.
Bey arada meydana inip bakarmış korkmadığını halk görsün diye..Ancak korku hep aynıdır,köylüde de ,beyde de..Bir gün defere giderken bey ,o balığı zincirleyin emri verir .Demirci ustaları bu emri yerine getirirler iki gün çalışıp.O iki günden sonra halkın hoşuna gitmeye başlar bu zincirli balık.
Bir müddet sonra seferden dönmüştür bey yanında Bizanslı bir güzelle.Sarışınlığın büsbütünü bundadır.Seferin ganimeti olsa gerek.Bu sarışın meydanı gezerken bir bakmış zincirli bir balık..Bu ne demiş yanındakilere,yanındakiler de ne desin …Balık demiş..Bildiğin cansız balık.
Bey
-Bu zincirleride yeni yaptırdım halk korkuyormuş.Ben korkmam tabi ki koca beyim ,sana da beyim.

Sarışın
-Nasıl söyleyeyim ,beyim.
Bu denizlerinizdeki kudretinizi anlatan biz balık heykeli,fıskıyeli..
Bey
-Ihım,ıhım ,
Bu da zincirlisi olsun,bakarsın bir sonra ki seferden altınlarla dönerim,zinciri altından olur,sarışınlığından yani yakışanı budur ,sende altın olursun.

Karesi beyi halkı üzerindeki baskısını artırmıştır,vergiler,haraçlar haddini aşmıştır.
Beye esirdir halk çocuktan ,büyüğüne kadar.
Bey her sefere gittiğinde meydan da bir düğün vardır artık.O düğün özgürlüktür ,o düğün gelin ve damat..

Düğüncü
-Bey hazır yokken bu balık esir kalmasın .
Çoban
-Zaten balık esir değil,bey yok esirlik yok.
Düğüncü
-Niye,bey öyle mi emir buyurdu..?
Çoban
-Öyle sanırsam.

İşte Bahtiyar bunu bildim,bunu söyledim.
Yani bu geçmiş zamanda bir balık esirmiş,bir esir değilmiş.
Balık esir değil derler buraya bu yüzden..

Bahtiyar
-Güzel demişler.

Ben bir ara karşı kıyıya geçmiştim ,güzel yerlerdi oralar.Bir balıkçı anlattı bana bir hikaye.Hikayede Bizans kralı buralarda ava çıkarmış ,şans o ki büyük harabeler varmış.O harabelere bir kale ve hisar yaptırmış o kral.Avcılık hayatı işe ,biz ava giderken avlanırız,kral kale ve hisar yapar diyordu balıkçı.
Bu çok eskiden olmuş ama,eskiciden bile eski.
Yaşar
-Yani ne olmuş kral ava çıkınca,isim konusunda?
Bahtiyar
-Kralın adını vermişler veya hisar demişler işte.
Gerçi hisarda yok,kralda..
İnanmamıştım zaten adama.

Yaşar
-Balık esir işte.
Bahtiyar
-Hayır balık esir değil.
Zincirleri altından da olsa kırdık.

İşte özgürlük.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
sardunya-kirmizi-2-1[1]

Kör Kemancı Ve Şişman Kadınlar Atölyesi

HİKAYEDEN HİKAYE

Kör Kemancı Ve Şişman Kadınlar Atölyesi

Kör kemancı kemanın telleriyle yüreğinin bam telini aynı sanatkârlıkla işliyordu bir işçiden öte. İçinin ses telleri ayrı telden çalıyordu, aşık olsa eğer o görmeyen gözleriyle görüp başka bir şarkıya geçecek gibiydi, o değiştir oyunu gibi. Değiştir kör kemancı, değiştir yeni bir aşk geldi bil !

Kör kemancının yanındaki şişmanlar bir film çekimine gidiyorlar vaziyetinde, yani vaziyeti bozmuşların derbederliğinde. Kör kemancının gözleri görmediği için umurunda bile değildi. Rüküşlüğün her adımını. Yanakları al al birkaç şişman kadın, rujları Picasso dan alıntı ,saçları samanlıktan yadigar , ne de olsa birkaç şişman kadın atölyesi .Bu atölye sokak ve işlek meydanlardan meydana gelir ,para kazanılacak her yer bir atölye .Kör kemancı kemanın tellerinde bir Polonya müziği çalar ve ticaret baslar .Müzik her derde deva , açlığa da öyle.Hem kör hem aç yakışık almaz .Şişmanlar görsel bir ziyafetsizlik yaşatırken bu güzelim halka Kör kemancı içinden çalıyordu o telli çalgıyı .İçinden söylüyordu notaları ,ancak notalar ses olur öyle duyulurdu o notaların sessiz sesi Kor kemancının içini delip geçerdi .O da notası yokmuş ne ince , ne de kalın hep çınlar Kör kemancının kulağında .

İşin normalinde çiçekçi bir kıza âşık olması lazımdı Kör kemancının, yani doğası bu ya. Birden karşısına şöhret çıkar yani anlar ki ondan daha iyisi de vardır, hem kör değil hem de keman dert dinler. Bundan daha iyisi olmaz diye düşünür. Karsisinda pahalı bir keman, zengin işi yani. Babasindan yadigâr bir kemani satsa para etmezdi kuru kuruya, ancak şarkısı ile isletebilirdi, parlatabilirdi kemanini. Bunu biliyordu sokak sanatçısı olarak, kör olarak.

Kör kemancı _

Senin işin kolay, sen zengin kemanısın. Sen çalınmazsın, sen çalarsın en iyi müzik okulunda .

Zengin keman _
Tek celsede boşadım askı, bu teller askımdı simdi sadece tel. Dikensiz halde bildiğin tel hepsi.

Kör kemancı _
Yüreğine ör öyleyse o tel örgüyü, savaş kaçağı gibi. Olur ya borazancı hücumu düttürür sen o tellerinle sende hücum dersin. Ben ise Kör kemancı olarak savaşı içimden kazanırım, müziğim kemanimin telleri, kemanımın telleri ses tellerim.

Şişman kadınlar raksın endamını belinden kırarken notalarıma uymaya çalışıyorlardı. Para kazanmamız için bu şartı. Kör kemancı olmasam eğer, gözlerim görebilse cevre halkın bahşiş üstünlüğünü veya cimriliğini anlatabilirdim. Mutlaka foterli bir büyüğümüz vardır içlerinde ve birde o şöhret hala gitmediyse. Kemanımı çalmaktan yorulduğum an demek ki iş bitmiştir diye saylarım, simdi şişman kadınlarla yemek örtüsü var mıdır bilemeceyim ortak bir masada ziyafetimiz olacak. Şişman kadınların konuşmalarından lüks diye anladım. Bize bir kuru fasulye, ekmek oldu mu ziyafettir. Salatayı bulduğumuz an lüks sıfatını hak etmiştir masamız. Bunu her gün tekrarlarız bir cuma günü hariç. O gün mezarlık ziyaretim günüdür. Otuz sene önce ıslak bir cuma boşamıştı annem ve babam beni, ölümden başka bir neden yoktu boşadılar. Kara topraktı beraberliği, her cuma oradayım. Kemanim hep bizden çalar, mezarlik ağlar. Burada mutlaka çocuk mezarı vardır. Onlari görebilsem çiçek getirirdim mutlaka. Belki de çiçeklerle döşelidir çocukların mezarları. Anne ve babası okşamaktadırlar bu toprağı. Bu karanlıkta yalnız değilim, ya ölüler ya da diriler.

Olan oldu bir otuz sene önce, Bir rüzgâr esti kör oldum. Yüzümü, ellerimi, acılarımı biliyordum, simdi ise yalnızca yanılmayı, yanmayı biliyorum. Çocuk iken bu kemanı elime aldığın ilk büyük gün şansıma cuma günüydü, sarıldım kemanıma anneme ve babama sarılır gibi. Benim yasımdakiler annesine ve babasına sarılırdı, sımsıcaktır o sarılmalar. Yine ekmek paramı kazanmam lazım bu mezarlığı terk edip. Şişman kadınlar atölyesindedir şişmanlarım, yine bulup buluşturup derme çatma evimizin kirasını ödemişlerdir. Damımız yüzüme akar, basımıza kiremit düşer. O kadar olsun, yasayabilmek önemli olan, ölmemek, öldürülmemek neşesiz bir mevsimde.

Şişmanlar atölyesindekiler yine takip takıştılar bütün şişmanlıklarıyla. Büyük bir meydana kurduk sanat fabrikamızı. Gördüğümden değildi umudumdan söylüyorum büyük meydan lafını. Büyük bir meydan büyük bir umut. Ev sahibinin kira alma umudu birazda, kör bir kemancıda sadece makamında yeni bir şarkı gezer umudun yanında. Kemanim her olması günden heyecanlı buğun. Kemanımın ayakları olsa titrerdi. Bir roman müziğiyle başladım, şişmanlar atölyesi ise uymadı. Kendileri bilir, müziğimi anlayan çıkar halkımdan.

Kör kemancı _

İste halkıma indim .

Şişman kadınlar _

Meydan bomboş, in güzelim, in. Dün hiç içmedim ama bizi geçtin .

Kör kemancı _
Dün kemanımı yıkadım o şişelerden artan ile. Birazda kendimi yıkamış olabilirim.

Biraz heyecan kazandırır meydana Kör kemancı. O çalar şişmanlar söyler,bu böyle gelmiştir ,böyle gidecektir. Ta ki Nazmiye (Nazo) çıkar gelir birkaç kişinin arasından. Nazmiye saçları ile ruhumu okşayacak kadar yakındır bana. Kemanimin telleri onda çalmaktadır sanki. Bir köre bu kadar yaklaşılmaz ki , böylede yapılmaz ki .

İçim Nazo’yu kabul edecek kadar büyüktü. Kalbime sığabilirdi bir anda .Bir nefes alsam önledim .Nefesimi tuttum bir an ,korktum . Kör bir kemancının asık olması kolaydır korluğun tıpasında. Körlük mitojik bir efsane aramaz hiç, körlük bir ışık arar ve saklar o ışığı, o aydınlığı. O aydınlık Nazmiye dır, Nazo dur benim için yani körlüğüm için. Demek ki kemanım beni gözlerim olmuş, benim yerime gördü Nazo’yu. Belki de en çok o sevdi Nazo’yu.Nazo işte kızlık adı Nazmiye. Bizim gibi yanmadan önce adı yine Nazmiye. Yandı bitti kul oldu, Nazo oldu. O da çocuktu bir vakitler dünden geceye büyüdü kötü yollara mühür oldu. Hevesi vardı, potansiyeli de. O oldu işte. Bu sokaklar adamı her kılığa sokar gündüz geceden daha karanlık olduğunda. Hep karanlıklara denk gelmişiz Nazo. Kör’e de ayni karanlık sana da aynı gözerin her sıfatı, sıfatsızlığı görürken. Bunları adım gibi bilsemde yinede Nazo’ydu. Müzikten de anlardı, eskiden kemanım ona bağlanmıştı, telleri hep Nazo’yu çalardı, her meydanda bir şarkı Nazo içindi. Kemanım benden önce seni çalardı, kemanim kıskanıyordu seni benden. Bazen benden önce seni çalıyordu kemanım ah haylaz kemanım, notalarım benimde haylazlığım, benimde aşk güz arlığım. Müziktik biz anlayacağınız, erotiklik anımız yoktu, hevesimde olmadı. Kör bir kemancıyım içim, isim kemanimin bam teli.

Bana hala yakindi, O tehlikeli an daha geçmemişti. Kemanım bedenim gibi çıplak kalmıştı. Kahrolsun bu ask demeliydim, bedeni tenimdeyken kahrolması gerek başka mevzular vardı. Kemanımın büyülü sesi tahrik edici değildi, kimse tahrik olmamıştı o bam telinden. Ancak o başkalaşmıştı, körlüğüm görmek, bilmek gibi birsek olmuştu. Hem sevişip hem de duygusal olmak bu olmalı. Çıplak bir kordum, Nazmiye ise çıplak bir âşıktı. Çıplaklık bizi fena çarpmıştı. İçim içine tahliye olmuştu. Yani bağlantılı bir yoldu özgürlük. Beni arzulamasının sebebi körlüğümdendi. Kör bir kemancıydım işte, sevmesini bilen kör bir kemancı. Şişmanlar atölyesinden ona da bir yer bulduk. O kötü bir kadın değildi artık, Nazmiye idi. Bulutlardan öte gönlüm de ağlardı onunla toptan tüm eski ağlamadıklarını ağlardım. Şişmanlar atölyesinde iki şişman, bir Nazmiye, birde ben Kör kemancı. Müzisyendik, hep beraber mevzu para olunca. Normal vakitlerimizde diğerleri kör kütük sarhoştu, ben ise kör kütük aşık Nazmiye ye. Bir gün Nazmiye tekrar Nazo ya dönüşür mü diye susuyordum. Çit sesim çıksa olmazdı, benim yerime kemanim vardı. Müzikler benim, şarkılar benim elere nesi.

Yeni bir güne görmeyen gözlerimle uyanırken şişmanlar çoktan ise çıkmak için hazırlanmıştı. Ruhun gıdası müzik, bize ekmek lazımdı, müzik çok vardı. Bakkalın dışarıda duran ekmek kasalarından adam basına birer tane ekmek alıp uzaklaştık bir meydana yakın olmak için. Sıcak bir ekmek ruhu muzunda gıdası olmuştu. Nazmiye yi hayal etmeye çalışıyordum, arada Nazmiye den de yardım alıyordum merakımı gidermek için. Yüzü ve yüreği aynı yastaymış, içinde çürüyen, kokan bir şey yokmuş. Öyle dedi Nazmiye, yalanı yalan, yalanı doğru. Bence Nazmiye kısa küt saçlı, içi toz pembe ve bende de var olan gülen yüzümdü .Kör olmasam ,adam gibi bir yerde sanatımı icra etsem evlenebilirdim onunla.Ancak yokun yoku ,lanetin teki kör bir kemancıyım. O gün iyi para kazandık, adam başına iyi düşüyordu. Kendi payımı Nazmiye ye verdim hiç düşünmeden. Kıza lazımmış, lazım olmasa neden istesin ki tabi ki. Sabah güzel bir güne başlama umudu ile uyanırken şişmanlar geldi yanıma .Meğer gitmişsin Nazmiye şişmanlardan da borç para alıp.Gitmişsin iste musikiye uyup ,git diyordu radyoda çalan makamlı beste .Nazo veya Nazmiye ..gittin secim senin .Hani vardır ya seçme ve seçilme hakki diye bir şey .Bence Nazmiye ol.Ne güzel kızlık adın ,yasadığın ad ,sevdanın adi Nazmiye .. Hep sen seç, sakin seçilme.

Güle güle Nazmiye.

Güle güle Nazo… Kör bir kemancı olarak arayacağım seni her köse basında kemanımı çalarak. O sese bir gün gelecek. Ayrı ayrı diyarlara yürüyorum gece gündüz, karanlık aydınlık benim için fark etmez, malum ya göremiyorum. Malum Ya Görmez Uydurur Oldum. Cehennemin dibine bir yolculuk yapsam, defolup gitsem tekrar ve yine bir tekrar. Hayatım tekrar üzerine kurulu bu düzende kör gözlerim hiç birse yi görmek istemez aslında. Görülmeye değer bir Nazmiye vardır, o da gitmiştir ilk ayrılma zamanında. Tabi ki her şey zamanında. Artık iste semde sevemem, iste semde ölemem bir boşluk anımda. Kör kemancı şimdi sadece bastonlu, kirli sakallı kör bir adam .

Dün adli komşu _

Kör komşu, kör komşu, kapı çalınıyor.

Kör kemancı _

Hırsız girmiştir, ne olacak başka.

Bu kadının başka derdi yok gibi gelene gidene musallat olmuş. Ne garip ki dört çocuk, dördü de sağlam kalan camlarımdan mağdur, dördü de dört şeytan. Kocası veya kocaları ne ağlar bilemezsiniz. Ne eder ne etmez bilinmez o kadar, her ev dört duvar. Hırsız gelmiş ise hırsız bu ya çalar, ya da söver kemanıma tecavüz etmediyse. Bir ihtimal tabi ki bu ,düşük ve düşebilir bir ihtimal.

Bu aralar tek geçim kaynağım çiçekçilik oldu mezarlığın kapısında değil, her mezarın basında. Kusursuz olmalıyım her iste. İş bana gelmezse ben ise gitmeliyim dedim ve olmam gereken yerdeyim. Mezarlar korkulacak yerlerdi iste bu çiçekler bir başka bahçe gibi yaptı mezarlığı. Leylak kokusu gelince bana kadar demek ki eski mezarlardayım, Gül kokusu ise erken ölenlerin çiçek kokusu, tam vaktinde ise olum, yani yas gelmişse biraz herhangi bir çiçek. Kör bir adam olarak her çiçekte parmağım var. Bu kokular sanat gibi, koku sanatı. Göremiyorum ancak bu güzel kokular burnumda, bu yüzden ben demek ki büyük bir sanatçıyım koku dalında.

Kör bir adam olarak kemanımı sattım bir sandalye karşılığında. Eşit bir takas gibi o da sonuçta bir ağaçtan yapılmış, sandalyede öyle. Şişman kadınlar atölyesinden bir sandalye almadığıma pişman oluyorum arada sırada. Sandalye olmazsa olmazdı, kemanın olsa da olurdu, olmasa da olurdu. Bir meslek değişikliğiydi aradaki fark, arada ki fark sanat veya düşmeden oturmak rahatça dört ayaklıya. Gönlüm bir delil istiyordu, şahit arıyordu kemanımın hidayete erdiğine. Bu şahit yalancının biri olmalı idi ki kemanım için yalan söylesin, gerekirse bir köşe basında dinletsin kendini bana. Ah o sandalye ah… Sana teller takayım bam telin olsun, kıskansın seni tüm sandalyeler. Kirli sakallı bu adam bir gün yeniden keman çalacak. Gerekirse yeniden çırak, tekrardan usta olacak ses tellerim için. Nazmiye’ yi avuntularımla bire bir maskara ettim kendi kendimle, bir oyuncağa büründürdüm. Mezarlık bahçesinde çiçeklerin bir karış altında o da var artık. Hiç acımadan korluğumu gömdüm, hiç acımadan o eski bakirliğini gördüm.(çünkü o bakirliğin sana lazım değildi artik )Savaş baltalarını gömer gibi bir hisle komedim çiçeklerin bir karış altına. O herhangi bir çiçekti üzerindeki, öyle olması lazımdı kıyametime on kala. Gül veya zambak bir anlamı kalmazdı koku sanatında.

Becerebilirse bir ustaya bir sandalyemi vereyim keman yapması için, keman teli bulmak kolay, ne var ki kısacası bam teli.

Kör kemancı _

Ustam bundan bir keman yap bana, essiz olsun, tanısın ilk dokunuşunda ustasını, ilk notasında başlasın hüzünle.

Usta _

Bir mucizeyi istiyorsun kör adam, bir alet bunları başaramaz birde uygun ağaçtan değilse telli bir oyuncağa benzer tümden.

Kör kemancı _

Hangi ağaç eğilmez ki ustasının önünde , hangi çöl ustasının elinde vaha olmaz ki .Yapabile her şey ,yapabiline . Ücretini Kör bir kemancı olarak ilk meydanımdan sonra öderim, baslarım ve hükmederim müziğe.

Ustasının elinde sandalyenin kirik parçaları meydan okur tüm kemanın yapıldığı ağaçlara. Ustası ustadır doğrusu doğru, yalanı yalan. Ve usta elinden geleni yapar artik Kör kemancının ellerine yakışmalıdır keman. Bam teline dokunur ,olmuştur.kör kemancının anlatmadıklarını artik bu keman anlatacaktır doğrusu doğru, yalanı yalan . Tüm meydanlar onundu artik. Sokaklar, meydanlar müzikle dolmuştur. Yapan usta, çalan usta ise artik yaslanmak gibi bir mevzu kemanın yaşı ile ilgilidir. Şişman kadınlar atölyesinden bir haber yoktur şehrin tüm haberci güvercinleri gitmiş iken. Nerdedir kim bilir o şişman, o iyi vicdanlı kadınlar. Şişmanlar atölyesinde kalpleri tatlı ve renkli pamuk şekeri üretiyordu sanki. Öyle tatlı idi ler ki o şişman kadınlar, demek ki bir koca bulup posta güvercinlerinden gizli gitmişlerdir. Hayırlısı olsun şişman kadınlar atölyesi için. Nazmiye için güvercin salmadım aksamdan sabaha , onun için kemanim var ..Bir ben bu meydanda olacak tabi ki o da orada olacak.Ben çalacağım bam telimi ,o da söyleyecek.

İkimizden Yalın Bir Nota Hepsi Bu Bize Dair .

( On yıl sonra yaprak dokum vakti değil, rivayet vakti. Hikâyemiz on yıl sonrasını anlatmaya başlar .)

Şişenin dibinden söylemeye başladığı rivayete göre eski vakitlerde de bir kör kemancı yaşarmış boğaz içinde aynı senin gibi kör ve kemancı. Bir bebek sesiymiş sesi, koca adam sesi bir bebek. Kemanı öyle büyük işler için yaratılmış ki sesi Kız kulesinde ki biryerlerde saklanan kızı yerinden çıkarmaya yeterdi. Bir başlasa kemanı çalmaya düşmüşler kalkardı. Bu kemanin savaş çıkardığı ve savaş bitirdi gide bilinir. ikinci dünya harbinde Almanların eline düştü dediler, sonra Ruslarda mis ,eline yakışanın olsun , çalanın olsun.Kör kemancı rivayete göre Yunanı denize dokmuş ,yani bir Yunanı.Kuvvetli mi kuvvetli ,kör mü kör bizim kör kemancı.

Kör kemancı _

Boş bir şişenin dibinden söylediği rivayet bu kadar olur. Bu rivayet böyle anlatılır boş şişe.

Rivayete göre şişe kemana, içinde ki sarhoş eden içki keman tellerine donuşmuş. Rivayet bu ya nerde bir afet görse asık olurmuş sarhoşluğun ve asıklığın atölyesinde. Kör kemancı şapkasını önüne düşürdüğünde çil çil atınlar gömermiş şapkayı. Simdi nerde öyle şapka, simdi nerde öyle altın. Bu keman trende altın bir saat karşılığı çaldığı da söylenir .O tren zenginler içinmiş ,bizim kör kemancı da zenginlerle benzemiş ,lacivert bir kravat ,dinamit çubuğu gibi çizgili pantolon .O pantolon patladı patlayacak .

Boş şişe _

Aman patlamasın ..Şarap değil ya bu alt tarafı pantolon ,rezillik çıkar trende .

Kör kemancı _

Belki sevdiği vardır o trende .

Boş şişe _

Sen benden de sarhoşsun Kör kemancı , Adios…

Kör kemancı sokak patırtıları arasında sarhoş bir körlükle yürümeye uğraşırken rüzgarın ıslıklarını yanında hisseder.O nasıl isliktir ki bir günlüğüne kötü biri ol diyordu Kör kemancıya ,sonra öl diyordu birkaç adım mesafede .Birkaç adım mesafede ölmek nasıl birşey olmalıydı ..Bir adım sağ ve selamet ,diğer adımımda ölümüm ,iki adım sağ ve selamet diğer adımımda ölüm.Şimdi milyon defa iki adım geride olmak vardı. Nazmiye ile. Ölüm bir adım ileride olduğundan mahcup değil gibi ölüm, yani mahcup olması gerekmez miydi ölümün bir adım önümdeyken. Tam Nazmiye’ yi bulup sevişmeyi düşünürken işte ölüm adımımda .

Sırtında soğuk bir demir hissetti, alabildiğine soğuk bir demir. Ölümün kılıcı keskinmiş sırtında iken o ölüm bir köse başında kör bir kemancı.

Adios Kör Kemancı

Boş şişe_

Rivayetin böylesi benim dibimde dâhil yazmaz sanırım. İçimde ki kuşku bunları yazabilir, bende yazdım. Şimdi bir bardağın içine boşaltıyorlar benim dolu hallerimi. Her içki ben biraz, her içki boşalır boş şise olur biraz biraz. Rakı şişesinde balık olsam demiş ya Şair bende boş şişe olmasam, meze olmasam sarhoşların masasına… Kahkahalarla dolu masalar ve benden de bir o kadar mevcut. Kısacası sadece Aşk Sarhoşuyum.

Aşk sarhoşuyum hikaye yerine yalan söylerken ….

Şiirlerimde hep doğruyu ,yalnızca doğruyu söylerim hikaye yerine yalan söylerken ..

KADİR BAYATA

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
satilik

” SATILIK SEVDA MEVCUTTUR” ” Yaşasın TİYATRO ”

”  SATILIK SEVDA MEVCUTTUR”

” Yaşasın TİYATRO ”

 

 

Çığırtkan _

İki sevda alana ,bir savda bedava bizde ..Gel,gel sevdalara gel .

 

Hususi _

İki sevda alana bir sevda senin cebinden çıkıyor sanki ? Hep benden ,hep benden ..Bak ,müşterim  geldi

 

Müşteri_

Ben ilk alıyorum bilmiyorum, porsiyon hesabı mı, vizite hesabı mı ?

 

Çığırtkan _

Yok, ikisi de değil, yürek satış hesabı bu, kebir gibi bir hesap .

 

Şair _

Bu el arabasıyla satılan karpuz olmalıydı ..Şu televizyon çıkalı neler değişmiş neler ..Bir mağarada atmış sene uyumuş gibiyim..Satıcının  el arabasında satılık sevda ,satın alana o sevda yar olmaz ki .

 

Müşteri _

Müşterisi hazır ,ben satın alacağım .İki sevda alana bir sevda bedava ..Annemim üç aylık emekli maaşı feda olsun ..bu satın aldığım sevda ile atmış sene ben uyurum o mağarada ..inşallah

 

Çığırtkan _

Hayrını gör abi ..

 

Şair _

Hayret bir mevzu , şu pazarı  biraz daha izleyeyim , cebimde ki para yetmez bir şey almaya ,sadece seyirciyim .

 

Biraz ileride ki çığırtkan gurur ve cesaret satışı yapmaktaydı Önünde müşteri namına bir şey yoktu, fiş kesmiyor mu ne?

Adımımı attığım yerde yeni bir çığırtkan beliriyordu. Kimisi el arabasıyla satış yapıyordu, kimisi çorabında ve ellerinde bir veya iki sevda çıkararak satış yapıyordu. Demek ki sevda hızlı gidiyordu.

Çığırtkan _

Aşk var ,sevda var ..Kaçak abi bunlar mavi bandrollü..Zabıtalara denk gelmeyim ..Alıcı değilsen önümü kapatma ..

 

Şair _

Yok ben kullanmıyorum ve gidiyorum, hayırlı işler.

 

Hususi_

Sana da sevda verelim bir tane, çok almana gerek yok.

 

Şair _

Valla bana insanlık lazım ..İnsan olmak ,adam olmak lazım bana …En acil ihtiyacım bu .

 

Hususi _

Sana insanlık bulamam ,ancak adam bulabilirim ..Şöyle güçlü ,kuvvetli ,.yakışır

 

Şair _

Yuh artık, yuh sana

 

Birkaç adımlık  mesafemde vasıflı  insanlık vardı ..Birde o Hususi bey yok diyordu , bana insanlık lazımdı.

 

İnsanlık Satan Kadın _

Kaç beden insanlık arıyorsan var, insanlık hala ölmedi… Gel abi , gel

Şair _

Beden ölçülerine gerek yok ..Bir bakıp insanlığa çıkacağım derler ya ..Şu insanlığı göreyim bir ..Aynı mesele işte bir bakıp çıkmak gibi , yani alıcı değilim ..

 

İnsanlık Satan Kadın _

Bakmak bedava ..Bak bu insanlık biraz eziyet görmüş ,bu insanlık türü Hiroşima ‘  da bomba yağdırmış , bu insanlık ise Irak ‘  ta tecavüze uğrayan kadınları görmezlikten gelmiş ,dinini reddetmiş.Bu insanlık türü ayrımcılık yapmış ..O kadar elimde iyi mal kalmadı bu sefer. İnsanlık ölmedi yinede.

 

Şair _

Malını hem övdün ,hem de dövdün ..Ancak insanlıktan biraz daha çeşidin olsaydı alırdım ..

 

İnsanlık Satan Kadın _

Geriden geldiğine göre gurur ve cesareti tezgahta görmüşündür ..Tezgahın önü açıktı, müşterisi olmaz hiç gurur ve cesaret satanın

 

Bak şu kıvırcığa her şeye maydanoz olmuş ,yeşillik niyetine her şeye maydanoz olmak bile çok satıyor..

Gerçi ucuzda ondan , kilo hesabı o ..

 

Şair _

Nasıl pazarsa bu , bir şairliği satmıyorlar pazarda kilo hesabı , veya tane ..Belki de porsiyon hesabı ,viziteye çıkmak gibi de olabilirdi…Serbest piyasa ekonomisi işte .

 

Şair bir vakitler melankoli olduğu bir insanlık abidesi gibi yüreğinde hala duran Nalan ‘ ı bir tezgahta satışa sunulmuş halde buldu ..Milli piyangodan para çıkması gibi değildi ,gökten talih kuşu yerine başına binlerce taş yağmasıydı Şair ‘ in bu tezgahın önünde ki hali.

 

O ölüm uykusundan uyanmadan önce Şair Nalan ile sadece sevişmişlerdi..Bu duruyordu yüreğinde o insanlık abidesi şeklinde ..Sevişmeler her şekle girebilirdi yüreğinde ,o baştan başa bir abideydi .

 

Niye o tezgahtaydı diye düşündü ..Bir etiketi bile yoktu ..kilo hesabı mı ,porsiyon mu ,tane hesabı mı bilmiyordu ..Vizite hesabı olmadığından emindi o yüreğinin vizitesine çıkmıştı ,randevusunu almıştı ..Yanında ki kızlarla aynıydı saçları ,dudakları,fotokopiyi geçmişlerdi ,yinede tanıdım .Bu tanışıklık benim oradan uzaklaşmam için bir nedendi..Malum ya geçmişten kaçıyorum cebimde yok para birimi ile..O ‘  yok ‘ para birimi parası biten herkes için geçerli bir para birimiydi…Malumun ilanı  işte serbest piyasa ekonomisi ,serbest bir parasızlık .

 

Veresiye bir sevda için teklif etme hakkımı kullanmak istiyordum.öyle ya veresiye bir yaşam şekliydi ..Nalan ‘ ın satışa sunulduğu tezgahın önündeydim ..Bakışları pahalı diyordu ,ancak insanlığını mı satıyordu ,sevdasını mı ,yoksa o kıvırcık gibi her şeye maydanoz olması mı ?

Cesaret ve gurur satışları para etmiyordu, bunu biliyordu.

 

 

Nalân  _

Ooo zengin bir beyefendi gelmiş ,gördüğün gibi tezgahın üzerindeyim bu bayan arkadaşlarla sevdamızı satıyoruz beraberce ..Pahalı değiliz ,sadece sevda satıyoruz..Pazarlığı kendimiz yapıyoruz , işine gelirse .

 

Şair _

Albeniniz var evet .param yok,.veresiye teklif ediyorum ..İsteyenin bir yüzü kara ,gösterip de vermeyenin iki yüzü.Var mı ötesi bir avuç sevda istiyorum .

 

Nalân _

Sen istemiyorsun, dileniyorsun sevda diye. Yok sana sevda, oldu mu canım ?

 

Bu pazar öyle bir pazar ki şairliğimi satıyorum ..almak isteyen var mı ?Bir çığırtkan niyetine bağırıyorum ..

Şair _

Şairliğim çok uzuzdur, her eve lazım, şairliğimi satıyorum

 

 

Çığırtkan _

 

SATILIK SEVDA MEVCUTTUR, KELEPİR FİYATLAR BENDE

Bana rakip mi çıktın bu pazar yerinde .?.Şairliğin müşterisi çıkmaz , boşuna beklersin pazar yerinde ..

 

Şair _

Bana istesem de müşteri gelmez. Hem porsiyon hesabı mı, kilo hesabı mı, yoksa vizite mi? Ben yapamam bu işi ..

 

Çığırtkan _

Şimdi oldu ağabey .Zaten malların elinde kalırdı ,çürürdü giderdi ..

 

Şair _

Doğru söz, şairliğim çürüyecekse içimde çürüsün. Akan, kokan bende olsun, bende dursun.

 

Kim satarsa satsın kendinden  bir şey ..Benim satacak şiirimden bir hecem yok ..Hece ölçüsü ile satan satsın , ancak ölçülü satsın .

 

 

 

 

KADİR  BAYATA

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email