Yazar arşivleri: Sema Nur Yanık

Sema Nur Yanık hakkında

Çevresel felaketlerin içinde kaybolmamıza neden olan sistemden nefret eder. Converse'lerini çok sever ve alışveriş takıntısı vardır. Ojesiz çıkmaz abi. Yaz mevsimini çok sever. Çok konuşur, çok yazar, çok güler, çok ağlar, çok yemek yer. Fotoğraf çekmek onun kendini tedavi etme yöntemidir. En sevdiği renk siyahtır. Güney Kore'ye gitmek ister. Komiktir. Doğayı ve hayvanları çok çok sever ve korur. Soğuğu içine çekmeden aklı başına pek gelmez.Ve çok sever Cemal Süreya'yı.

Okusakta mı Saklasak Okumasakta mı Yasaklasak!

Uzun yolculukları hep sevmişimdir. Bir şehirden başka bir şehre gitmek gibi bir uzunluk mesela!

Hele birde sonbaharda günbatımına denk geldi mi yolculuk, Feridun Düzağaç’ın sesinden ‘dört yanım hasret, unutulmuş bir ada gibiyim, öznesiz, zamansız, zarfsız, mektupsuz, adressiz…’ diye uzayıp giden şarkı eşliğinde olursa tadından yenmez :)

Bir şehirden başka bir şehre gitme uzunluğu güzelde, bu uzunluk şehir içi olunca hele birde tramvay, otobüs vs. gibi vasıtalarla, sabahın köründe esneye esneye okula gitme/gidebilme uzunluğu olunca inanın hiç çekilmiyor!

Sabahın kör vaktinde uykusuz yola düştüğüme mi yanayım, daha afyonum patlamadan yarım gözle yaptığım yarım saçma makyajıma mı yanayım, sabahın huysuzluğu ile ‘amaaaan’ deyip ne bulursam giyip çıkışıma mı yanayım, uzun, sıkıcı, bohem yolculukta tramvayın zırt bırt dur-kalk dur-kalk gidişine mi yanayım! İşte böyle yana döne ‘artık şu okul bitse de gitsek’ modunda çekilmez yollardan –belki bir cüzdan buluruz- edası ile sağdan sağdan gidiyoruz bakalım. Hayrola!

Neyse konumuz bu değil aslında. Beni bunca duygulanımı yazmaya iten sebep bugün tramvayda bana yapılmış bir yorum. Dedim ya uzun, sıkıcı bilmemne yolculuk diye. Bense çok severim kitap okumayı ve hiçte sevmem boş durmayı! ‘Ne kitaplar bitirdim ben bu tramvaylarda teheey!’ diye böbürlenirdim şimdi ama narsistliğime yenik düşmiyciğm yo yo! :)

Ne diyodum? Heh işte ben bugün o çok çok sevdiğim Halide Nusret Zorlutuna’nın Benim Küçük Dostlarım kitabına gömülmüş (bilmem kaçıncı kez okuyorum) kâh gülümseyip kâh hüzünlenirken bir çift gözün üzerime dikildiğini hissettim ve ardından duyduklarım şöyleydi:

‘Artık yolculuklarda kitap okumak mı kaldı be!’

‘Vaaay!’

İrkildim, ürperdim, biran daldığım kitabın denizinden bir dalga çarptı sanki kafatasıma!

Teknolojiye yenik düştüğümüz çağımızda, artık kitaplara dokunmanın bile ne büyük bir nimet olduğunu unutur oldu insanlar!

Etrafıma şöyle bir baktığımda da gördüğüm gibi herkesin kulaklarında kulaklıkları, ellerinde cep telefonları, iphone’ları, ipot’ları… O an kafamdan geçen bin bir türlü düşünceler eşliğinde kitabımı daha sıkı sıkıya kavradığımı hissettim parmak uçlarımda ve tam o an öpüp başıma koymak istedim elimdeki kitabı! Verilecek en güzel cevaptı aslında. Ama kime cevap, neye cevap!

Bense tüm asosyal somurtkanlığımla cümleyi kuranın suratına alaycı bir bakış atarak kitabımı göğsüme bastırdım. Planlanmış bir hareket değildi. İçimden geldiği gibi yaşadığım hayatımda o tramvaya koyduğum bir ünlemdi aslında!

Kısa, sert ve net!

Gayette anlamlı.

Kitap candır, kitap her şeydir!!!

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
Hoşça kal Çocuk!

Şimdiki çocukların yüzünde sokak lekesi yok!

Şimdiki çocukların yüzünde sokak lekesi yok!

Oysaki hepimizin bacağında, kolunda, yüzünde herhangi bir yerinde, sokaklarda delicesine koşturarak oynadığımız dönemlerden kalma bol neşeli anılarımızı taşıyan izlerimiz vardır. Ne de çok severim böyle insana karakteristik özellikler kattığını düşündüğüm o izleri! Hele ki yüzünün kuytu köşesine saklanmışsa suskun bi çığlık gibi derin anlamlarını haykırır durur karşısındaki insana..

Ama artık yeni nesil çocuklarını sokak anılarından alıkoyan teknoloji onları ileride bakıp anılarını hatırlayacağı derin izlerden mahrum bırakıyor işte.. Zamane çocukları zaten çocuk gibide değiller, ne içler acısıdır bence bu gidişat…!

Ben artık yaşadığımız şehirlerin köşe bucak mahallelerinde, mahallenin gide gele yollarını törpülemiş insanlarının var olduğu yerleri merak eder, özler oldum. O insanlar çocukluğunu geçirmiştir o mahallede, gençliğini ve hatta yaşlanmış artık derman kalmamıştır bacaklarında törpülemeye yolları.. Sonra bide donu düşük çocuklar vardır, sümükleri kurumuş burun kenarlarında, sokaklarda oynamaktan üstü başı kir içinde kalmış ‘ebe sobeeeeeeeeeeeeeeee!’ diyerekten bağıra bağıra oynadıkları oyunun mutluluğunu gözlerinin taa içinde görebildiğimiz çocuklar.. İşte ben bi köşe başından dönüp öyle bi mahalle keşfedip o çocuklara kucak dolusu sevgiler paylaşmak istiyorum. Oyunlarına ortak olup birlikte ‘ebe sobeeeeeeee!’ diyerek bağırmak istiyorum. Kirleri, sümükleri bulaşsın bana hiç umurumda değil sarılmak, onların içten en derinden sevgilerini hissetmek istiyorum!

Sahi hala var mı ki böyle mahallelerde böyle çocuklar!
Herkesi ayrı ayrı tanımadığım bidolu içten insanla paylaşılabilecek bidolu şeyimiz varken…
Neyse işte..
Duygusu büyük mısraları küçük dizelerimle noktayı koyup birkaç çocuk bulup ‘kutu kutu pensee’ oynayama gidiyorum ben! Darısı başınıza :)
Çocuk kalabilseydim hala, yüreğimde küçük korkularla,
Düşerim ya da ellerim acır diye korkular…
Ama artık çocukluk sadece içimde,
Sadece umarsız gülüşlerimde,
Yüreğimde sonsuz endişe, ellerimde ise büyük umutlar var artık…

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email