Yazar arşivleri: Merve

ÖZGÜR RUH

Bir yolun ortasında,yalnız,ümitsiz,çaresiz,kaygı dolu beklemekteydi.Ne ıssız bir yoldu bu  yol,orman yoluydu sanırım.Kim,ne zaman onu bu yolun ortasında bırakmıştı? Ruhu, korkuyla dolmuştu.Gözleri şaşkın şaşkın bakıyordu.Sanki,yeni dünyaya gelmiş bir bebeğin,etrafını anlamaya çalışır bakışları vardı,yorgun,bitkin,şişmiş gözlerinde.Ruhu bilinmezliğin verdiği kasvetli bir ruhla bir bütün olmuştu sanki.Bedeni kaybolmuşluğun verdiği sinirle,ruhundaki asiliği ortaya çıkarmıştı.Bir insanoğlu görse etrafında,dövmeye niyet etmişti onu.Etrafını incelemeye başladı hiç kıpırdamadan.Uçan kuşlardan,taşlardan,kayalıklardan,yerde minik minik gezen karıncalardan başka hiçbir canlılık belirtisi yoktu.Yoksa ölmüş müydü?Haberi mi yoktu? “Daha çok erken,daha gencim,yaşanmamışlıklarım,isteklerim var.Neden ben?” diye düşündü.Bir yandan da kendini sakinleştiriyor,polyannacılık oynuyor,pembe renkli düşüncelere dalıyor,beynini o düşüncelere şartlıyor,iç sesine adeta sağır oluyordu.Ama içi çok sıkılmıştı.Gözlerini yukarıya dikti.Aman Allahım!Bu ne güzellik,bu ne güzel parlaklık.Ömründe ilk defa güneşin böyle güzel olduğunu iliklerine kadar hissetmişti.

“Ne aptalmışım,bu zamana kadar boşuna yaşamışım.”diye düşündü.Gözleri kamaşmıştı adeta.Arkasını döndü,bir anda,ne karanlık ne bilinmez bir yol diye düşündü.Ardına bakmadan koştu,koştu,koştu.Karşısına bir kapı daha çıktı.Göz alıcı parlaklıkta,bembeyazdı.Evet.cennetti burası.Yavaşça kapıya yaklaştı.Şeffaf bir kapıydı.Bir ruh gibi içinden geçti.Göğe yükselen bir merdiven,bir de yer in dibine inen bir merdiven gördü.Önce göğe yükselen merdivenden basamakları koşarak çıktı adeta.Ama göğe çıkamadı,başladığı yere tekrar geldi. “Bir de aşağı ineyim,ne olacak ki?”dedi.Hızlıca, basamakları indi.Yerin dibine gitmiyordu,yine başladığı yerdeydi.

O anda,koşturmanın anlamsız olduğunu anladı.Her şey onun içindeydi ona dönüyordu.Sessizce,bembeyaz düz yolda ilerledi,hiçbir şey düşünmeden,planlamadan,gözlerini kapattı,kendini sonsuzluğa bıraktı.O anda,bir kuş gibi kanatlanıp,özgürce uçtuğunu anladı,hissetti ama yine de gözlerini açmadı,ruhunu tam teslimiyetle,özgür bırakmıştı.

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Bir Aşksız Kalp Hikayesi

Bir adam, bir kadın ve günlerden bir gün. Herkes için bir gün,kadın için sadece o gün. Gözlerinin gözleriyle buluştuğu an, anlardan bir an ama onun için bir ömürde sadece o an.

Beklenmedik bir günde beklenmedik bir ayrılık. Acılı,sancılı geçmek bilmez aylar.Semada  yankılanan dualar,vuslatı bekleyen bir çift göz ve kırık bir kalp.Her gün gözlerinin gözleriyle buluştuğu anı hayal edip duran bir kadın.

Ya adam?Belki de bu ayrılıktan memnun bir adam.Belki de sadece kadın için bunun adı ayrılık.

Hayat, günün birinde yine kesiştirir yollarını,aynı yerde.Kadın artık kalbinde taşıdığı tertemiz aşkını onun kalbine hediye etmek ister.Aldanır tertemiz kalbi onun süslü sözlerine ,kendi gibi bilir karşısındakini. Ağzından dökülen her sözün kalpten dudaklara ulaştığını zanneder.Hakikat öyle değildir ne yazık ki.Tanıdıkça,günler geçtikçe adam umursamazca kırar kadının kalbini binlerce kez.

O, kırık kalple  gezerken,adam pervasız,acımasız kalbiyle gezer.Kadın aşkı içinde yaşar durur adam ise başka kalplerde tüketir.Kadın, her anında onun adını kalbinden geçirirken adam onu sadece gördüğü anlarda hatırlar.Kadın üzülür,kıskanır,ağlar.Bir gün kendine sorar.Bu kadar fedakarlık niye,kimin için?Ona değer mi?O andan itibaren üzülmekten yorulan kadın her şeyi bırakır.Önce saygısı sonra sevgisi uçar gider.

Kırık kalbi anlamasa da adam zorla anlattırmıştır kalbindeki aşkın adamın aşksız kalbinde yeri olamayacağını.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Seviyorumlarda Tüketilen Sevgiler

Öznesi gizli, eylemden oluşan tek bir cümledir “Seviyorum.”Kimi zaman dostlukla kimi zaman da aşkla çarpan kalpleri, birbirine sıkı sıkıya bağlar.

Günümüzde artık bu cümleyi kurmak çok kolay. Bir insan bir insanı çabucak seviyor  kolay elde ettiği sevgiyi de çabucak harcayabiliyor.

Sevgiyi,insanoğlu yanlış yerlerde arıyor,yanlış yerlerde bulduğunu zannediyor,yanlış kişilerde yanlış şekillerde harcıyor.Birbirlerini sevdiklerini söyleyen kişiler sanki aralarında sözlü antlaşma yapmış gibi,çıkarlarına ters düştükleri anda antlaşmalarını fesh ediyor ve her şey bitiyor.Karşısındakinin hep kendini anlaması bekleniliyor anlamak için çaba sarf edilmiyor.Sevgi artık masum kalplerde,saf ruhlarda aranmıyor,sevgi maddede,madde içinde para da ve parayla elde edilebileceklerde aranıyor.

Sevgiyi, maneviyattan çıkarıp denklemlere dönüştürüyor acımasız insanoğlu. Kalplerde yaşamaktansa aşkı, sevgiyi beyinlerde yaşamayı tercih ediyor. Denklemlerde, bilinmeyenlere istediği değerleri veriyor, matematiksel hesaplar yapıyor,topluyor,çıkarıyor,çarpıyor,bölüyor.

Kendisi için seviyor karşısındakini bu nedenle de her haliyle onu kabul etmiyor, edemiyor. Sevdiğini zannettiği kişiye karşı duyduğu hissi bedenden ruha taşıyamıyor.Aslında şöyle bir düşünürsek bu insanların birbirlerine duyduğu hisse,sevgi demek ,gerçek sevgiyi yaşayanlara ne büyük hakaret değil mi?Ama içinde bulunduğumuz şu dünyada sevginin ne hallere düştüğünü anlatabilmem için bu güzel kelimeyi,bu his içinde kullanmak zorundayım.

Unutmadan söylüyüm bir de alternatifler dünyasında yaşayan sevgiler var.Sevdiği olduğu halde insanlar, sevebilme potansiyeli olabilecek insanları hayatında koleksiyon gibi biriktirme yapıyor.Bir bakmışsın ki,göz açıp kapatıncaya kadar hayatından o gitmiş bu gelmiş.

İnsanoğlu sevmeye değil sevilmeye aç kalmış aslında.Herkes kendini sevsin,kendini beğensin,kendi için mücadele etsin peşinde.Sevilsin de sevenler ne halde olursa olsun umrunda değil.Sevilmediğini hissettiği anda da geriye dönüş,eskileri arayış içerisine girme eyleminde.

Artık  sevgiyi kimle yaşadığının önemi kalmamış, sevgi her yerde,herkesin kalbinde yaşanır olmuş.Kişi,karşısındaki için mücade etme gereği duymuyor bu nedenle. Alternatifi çok.O olmazsa bu olur,bu da olmazsa şu olur.İnsanlar sevgi de kararsız seveni harcamakta vicdansız.İnsanların kalbi,gözü kör.Hep kendini sevmeyenlerin peşinde.Kendine değer verene,karşılık beklemeden sevene,saf kalbini açana karşı kayıtsız,duyarsız.Nasıl olsa herkes şımartmış ,herkes seviyorum demiş niye bir kişiye gönül bağlasın ki?Ama bilmez ki,o seni seviyorum diyenlerin onu niye sevdiğini.Temiz kalbi için mi yoksa eşsiz ruh güzelliği için mi? Ne için?

İşte böyle böyle tükenmek, bitmek üzere sevgi kavramı ne yazık ki. Sevgisizler için bunun bir önemi yok, ama sevgiyi para da, geçici güzelliklerde, bedenlerde,karşılıklı çıkarlarda aramayanlar için öyle değil.

Bu insanlardan istediğimiz tek şey kalpten inanmadığınızı dillerinizden dökmeyin.Sevmiyorsanız sevmiyorum deyin.Çünkü sevmiyorum diyenler değil  en çok seviyorum diyenler acıtır insanın canını.

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Yanlış Yollar Üzerindeki Doğru

Yanlışlar,yanlışlar,yanlışlar silsilesi… Önü arkası kesilmez.Evet şimdi bulduğum dediğin anda kaybettiğin bir an daha.İçinden bu kaçıncı yanlış nerde bu doğru diye geçirdiğin sayamadığın dakikalar.

Yaşam böyle bir karmaşa işte.Seni o doğruya ulaştırana kadar çok yanlışlar çıkartır karşına. Yaşamadan bilemezsin onun doğru olmadığını.Keşke bir yolu olsa üzülmeden,kalbini yaralarla,kırıklarla doldurmadan doğruya ulaşmanın.

Her bir yanlış ne yaralar açar değil mi kalbimizde.Ne varsayımlara ulaştırır bizi.Karşımıza çıkan her kişiye bir önceki varsayımlarla yaklaşırız.Belki de bu yüzden doğrumuz yanlışa çevrilir bir anda.Hep bir ön yargı oluşur beynimizde, şartlarız kendimizi olaylara.Zamanın,insanların çizdiği sınırlarda yaşarız ya da yaşatılırız.Küçük bir belirti yakaladığımız anda da teşhisi hemen koyarız.Evet  aynı olaylar,farklı insanlar diye geçiririz içimizden.Bazen de karşımızdakini bizim istediğimiz kalıba girdirmek isteriz.Sonuçta  ya dar gelir ya da geniş kalıp.Kimi zaman da hikayeler yazarız,karakterler çizeriz.Kalbimizdekini ana karakter yaparız,hikayemize dahil ederiz sormadan.Nerede ağlayacak nerede gülecek,nerede sinirlenecek,nerede nasıl davranacak hepsine biz karar veririz.Ondan sonra da mutlu son yazdığımız hikayede tesadüf olmayan mutsuz bir sonla karşılaşırız.

Hep doğruyu bulduğunu sanan kişi mi suçlu.Elbette hayır.Öyle insanlar öyle insanların içinde kişilikler var ki şaşarsınız.Her sözü,her davranışı sizi tek bir ortak noktada buluşturur. Aşk noktasında.Siz de ona göre davranış sergilersiniz.Sergilediğiniz anda bütün büyü bozulur.Bütün iyi hislerin yerini kötü hisler,bütün olumlu düşüncelerin yerini olumsuz düşünceler alır.Acı gerçek yüreğinize öyle bir çarpar ki adeta kalbinizi durdurur.O dakikadan sonra kalbiniz yorgunluktan başka hiçbir şey hissetmez olur.Üzülmeye,ağlamaya,kızmaya,kıskanmaya yorgunluğundan vakit bulamaz.Artık kalp et parçasından başka hiçbir şey değildir.Ardından kendi kendinize cevabı olmayan bir çok soru sorarsınız.Peki bu kadar sözün,cümlenin,hareketin hiç mi anlamı yoktu  bu kadar mı saftım dersiniz.Bütün cevapsız soruların cevabını kalbinde taşıyan kişi ise  bu süreçte  hayatını yaşar,hayatına yeni kişi alır,beğenmez çıkarır yenisini alır.Kendine yollar çizer onu da beğenmez siler yeniden çizer.Gelecek planları kurar içinde siz hariç herkes vardır.Pervasızca sözler sarf eder canınızı yakar. Size karşı kör,sağır dilsizdir.

Daha  kötüsü de var biliyor musunuz? Kendi kendinize aşık olursunuz karşınızdakinin haberi olmadan.Öyle beklentiler içerisine girersiniz ki beklentileriniz karşılanmadığında  kırılırsınız,üzülürsünüz,tavır alırsınız ,ama karşıdan hiç karşılık gelmez.Bilmez hakikati ya da bilse de bilmemezlikten gelir.Sevmiyordur çünkü sizi.Yalnızca gördüğü anlarda hatırlar.Görmediği anda siler hafızasından ne arar ne sorar.Onu size zaman ve ortam bağlar sadece.Şartlar değişip hayatından çıktığınız anda başka kişilerle çoktan bağını kurar gider.Siz ise onun minicik tavrından aşkı çıkartırsınız da ama o kocaman davranışlarından aşkın a’sının olmadığını çıkartmazsınız daha doğrusu çıkartmak istemezsiniz.Size bu saatten sonra  hayatınızdan akıp giden kişinin ardından bakmak kalır.Ne kal diyebilirsiniz ne de hakikati söyleyebilirsiniz.İçinizden karşınızdakinin  içine akmasını istediğiniz tüm düşünceleri ne hakla ne sıfatla diyebilirim ki diye düşünürsünüz.

Ben inanıyorum ki birilerini kalıplara girdirmeye çalışmadığınızda,ruhunuzu özgür bıraktığınızda,yanlış kişilere güzel  hisler beslemediğinizde,mutluluğunuzu birilerine şartlamadığınızda,günün birinde kalbinize biri girerse onu karşılıksız,çıkarsız,kendiniz için sevmemeniz gerektiğini anladığınız anda doğru kişi çoktan hayatınıza girmiş olacak.Bu dünyada nefes aldığınız her anda ve ruhunuzu sonsuzluğa teslim ettiğiniz sonsuz  hayatta  da yine sizinle kalacak.

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Mutluluk

TANIMSIZ BİR KELİME

MUTLULUK ne demektir bizim için? Nedir bu kelimeyi esrarengiz kılan güç?  Nedir hayatımızın kilit noktası yapan? Nedir bizi böyle peşinden koşturacak kadar cazipliği?

Gecenin karanlığında, karanlık bir sokakta binlerce insan buluşmuştu nedenini niçinini bilmeden. Kimse kimseyi tanımıyordu. Ilık bir rüzgar, soğuktan donan bedenleri ılık ılık ısıtıyordu .Gökyüzü yıldızsızdı ama o muhteşem ay muhteşemliğiyle gökyüzüne tutunmuş vaziyette ortamı az da olsun aydınlatıyordu.Sokağın ortasında,tahta bir sandalye konulmuştu.Kısa boylu,biraz kilolu bir adama bir el dokundu,korkuyla sandalyeye doğru gitti ve yavaşça oturdu.Esrarengiz kişi esrarengiz ses tonuyla:

-Mutluluk nedir senin için?

Adam önce şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi. Sonra konuşmaya başladı.

-Mutluluk benim için paradır. Param varsa mutluyum yoksa mutsuzumdur. Parayla satın alabileceğim her şeyi alabilirsem de işte benden mutlusu yoktur.

Esrarengiz ses:

-Sus ve kalk oradan!

Uzun boylu, genç bir bayan oturdu bu sefer sandalyeye. Artık her gelen kişi ne hakkında konuşmaları gerektiğini biliyordu. Bayan önce biraz düşündü. Daha sonra ise,

-Eşimin ve çocuklarımın mutlu olması, hep yanımda olmaları beni mutlu eder. Mutluluk budur benim için.

Esrarengiz ses:

-Tamam, yeter!

En son minik bir çocuk geldi. Hızlıca oturdu sandalyeye.

-Mutluluk benim için hayatın kendisidir. Acısında, tatlısında her anında gizlidir.Kimi zaman minik bir bebeğin gülümsemesinde,kimi zaman el ele tutuşan iki sevgilinin avuçlarında kimi zaman da başını eşinin omuzlarına yaslayan yaşlı bir dedenin yaşlı kalbinin içindedir.Mutluluk, gözyaşının minik damlaları,tebessümün ince çizgisi, kahkanın derin sesidir.İnsan görmek isterse onu her an her yerde görebilir.Yeter ki ,iki çift göz ve tek bir kalp dışında bir de gönül gözüne sahip olsun ve etrafını o gözle görebilsin.

Bu sefer esrarengiz kişiden hiç ses çıkmamıştı. Çıkması da imkansızdı zaten. Minik bir çocuk, kocaman yüreğiyle bedenen büyük ruhen küçük bu koca ama boş topluluğa çok güzel bir ders vermişti. Bu saatten sonra ne konuşulacak tek bir kelime ne de kurulacak tek bir cümle kalmıştı.

-SON-

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Dillerden Dökülen Sözler, Sözlerden Dökülen Oyunlar

Yeni durulmuştu deniz. Ansızın bir taş atıldı.Değersiz,minicik taş,sonsuza uzanan masmavi denizi bulandırdı ve kayboldu.Ardından büyük bir fırtına… Bütün gemiler alabora küçük bir gemi hariç.Ufukta görünen,sığınacak kırık dökük bir liman dahi yok.Ne ileri ne geri bir adım…Aynı noktada sessizce bir bekleyiş.

Güneş,sımsıcak dokunuşunu denizin üzerinden çekmek üzere.Mavi bulutların görevini kara bulutlar almakta.Teknenin içinde,kalbi umman kadar büyük,minik bir kız…Kızın yüzünde sayısız korku ifadesi,gözlerinde yağmur olmaya hazır minik bulutlar…Deniz sessiz,gemideki kız sessiz.Ayın ve yıldızların ateş dansını izlemekteler.Kızın içinde sessiz fırtınalar,ne yapacağını,bundan sonra ne olacağını bilememenin korkusu…Hızlı hızlı,ritmik şekilde atan koca bir kalp…

Ufukta bir liman… Kızın yüzünde, yeniden bir umut,minik bir tebessüm…Limana yaklaşır yaklaşmaz,genç bir erkek elini uzatır.Kız, ona elini verip vermemekte tereddüt eder,arkasına bakar, koca bir deniz, ilerisine bakar,sonu görülmeyen bir liman.Gelgitler yaşar ama elini verir ve o limana sığınır.Artık onun için geride bıraktıkları yoktur.Genç olmasına rağmen, yorgun olan gönlü,yeni yeni,tatlı duygular tatmaktadır.Hevesi kırılmış,her farklı limanda aynı sonucu almaktan yorulmuş,tüm umudunu yitirmiş genç kız, karşısındakine bütün iyi niyetiyle kalbini teslim eder.Ne kırılacağını ne kalbinin tarumar olabileceğini düşünmeden.Güzel sözler,sonu gelmeyen vaatler…Dökülür birer birer ağızdan,bazen kelime bazen de cümleler halinde.Sevmeye,sevilmeye,aşka susamış gönül kanıverir,bu gönül dilinden söylenmeyen sözlere.Zaten gönül kanmaya dünden razıdır,kapatır gerçeklere penceresini.Kör,sağır,dilsizdir artık bu saatten sonra.

İşin aslı,kızın inandığı,güvendiği erkeğin dilinden dökülen bütün güzel sözler,isyan etmekte,onun ağzından çıktıkları için kirlendiklerini düşünmektedirler.Ah! şu biz insanların anlaşmasını sağlayan sözlerin dili olsa neler neler anlatacaklar ama nerde?Onlarda mahkum,dillerden dökülüp,kağıtlardan okunmaya.

Her bir gün,bir gün öncekinden daha çok aşka bağlanarak geçer.Başta aşka sıcak bakmayan kalp böylece yavaş yavaş bırakır kendini aşka.Büyünün bozulmasından, tekrar eski günlere dönmesinden de çok korkmaktadır.Ama kalbi sürekli onu,bu sefer her şey farklı,sonu çok güzel bir başlangıç diye sürekli mırıldanarak teselli eder.

Bir akşam,her günkü akşamdan farklıdır.O ana kadar yaşanan her şey,güzel sözler,vaatler,umutlar,hayaller tuzla buz olur.Tanıdığı, tanımadıklarının suretine çoktan bürünmüştür.Onun cismi,ismi genç kızın kalbinde yalnızca soğukluk hissettirmekte,içi artık ısınamamaktadır.Ama bu sefer kalpte ne hüsran ne de gözlerde yaş vardır.Onun için düşündüğü her şey yerle bir olmuş,küçük bir sarsıntıyla yıkılmıştır.Yükselttiği insan, artık onun gözünde, küçülmüş,küçülmüş minik bir oyun taşı olmuştur.Kız, o taşı alır,hayat oyununda,asıl hak ettiği yere koyar.Artık üzülmesi gerekenin farkında olsa da olmasa da diğer taraf olduğunu bilmektedir.Çünkü kaybeden, karşısındakidir kendisi asla değildir.Genç kız,böylece oyununda bir taşın daha yerini belirleyerek,önündeki engeli kaldırıp,mutluluğa giden yolda bir adım daha atabilmiştir.

İçindeki huzur duygusuna,kendine olan güvenine,kendisi dahi şaşmaktadır.Artık bundan sonra,değersiz şeyler için mücadele etmeden geri çekilmenin sarhoşluğuyla,vücudundaki tüm hücrelerin dolduğunu hissetmenin zevkini yaşamaktadır.

Bir gün,bir yerde,biri karşısına çıkıp,bu zamana kadar birbirlerini beklediklerini,vuslat zamanının geldiğini söyleyecek ve onu ebedi limanına alacaktır.

Beyninden dalga dalga geçen düşünceler,onun gerçeği fark etmesini sağlar. O, eski minik,masum kız değildir.Artık o,kimin ne olduğunu anlayabilecek,gözleri zorla açtırılmış,hayal dünyasından gerçek dünyaya transfer olmuş,kocaman bir kızdır.

Bu limandan da ayrılış vakti çatıp gelmiştir.Yüzünde minik bir tebessüm,dilinde kendine hayat dersi veren,onu hayatın her türlü oyunuyla tanıştıran bütün insanlara minik bir teşekkürle,uçsuz bucaksız ummanda gözden kaybolur.

-SON-

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email