Yazar arşivleri: nursella

nursella hakkında

ali ve ayşegül'ün annesi, yazar durur. önce kitap'ın kurucusu, editör, okur, okur, okur... işte hayatı budur!

story_book_by_dusteramaranth-d2yzpxp

bi kitap yazdım!

bizi kendinden bıktıran son haftalarından sonra yerini yenisine bıraktı eski yılımız. mutlu muyuz?

çok değil 365 gün önce güle oynaya umutla karşıladığımız yıl bitsin diye son günlerini iple çektik… geçen yıl gelişini kutlarken aldığımız kararların kaçını uyguladık?

ne kadarını gerçekleştirebildik hayallerimizin?

bir yeni yıl yazısı yazmadım, tamam! birçoğunuzun kurduğunu bildiğim “kitabım olsun” hayali ile ilgiliyim daha çok.

kalem tutan, okumayı sevdiğini iddia eden, iyi yazdığına inanan herkesin hayali olabilir bu… benim de var böyle bir hayalim. ama peşin hükümlerle “herkes yazar olamaz” tespitine karşı belli bir tavrı olması gereken bir yayınevim de var öte yandan.

ben yazabileceğine inanan herkesin bir kitabının da olabileceğini düşünüyorum. bu onu yazar yapsa da yapmasa da…

günümüzde self publishing yöntemiyle bu gayet mümkün. hiç zor değil, biraz paranız varsa. ama bunun göz ardı etmemesi gereken bir de gerçek var:
paranız sizi sadece kitap sahibi biri yapar, yazar olabilmenizin tek yolu okurunuzun olmasıdır!

bir yazar adayının yazar olabilmek için neleri göze alabileceğini gösteren önemli bir durumdur parasını vererek bir yayıneviyle anlaşmak.  ama self publishing sadece parası olanı yazar “yapmak” için değildir. yazdıkları için yazar olmayı umanların profesyonel bir yöntemle yayınevlerinin dikkatini çekebilmek için riski üstlenerek şanslarını/kendilerini deneme yöntemidir.

yazar olmaya duyulan hevesle kalemine duyduğu güveni profesyonel bir destekle sunulabilir hale getirmek, belki büyük yayınevlerinin dikkatini okunurluğunu ispat ederek çekmektir.

evet, self publishing yazarlığı garanti etmez. ama bir yayınevine dosya sunmanın en “doğru” yollarından biridir.

self publishing yöntemiyle ilk yayının riskini yazarıyla paylaşan yayınevleri öngörerek değil, birlikte hareket ederek kalem sahibine yazar olup olamayacağını gösterir. başarısına güvendiği yazarla da gerektiği gibi telifini ödeyerek çalışmaya devam eder.

burda layığıyla yapılmadığı için lekelenen self publishing, dünyada büyük yayınevlerinin alt markalar kurarak desteklediği bir dosya değerlendirme sistemidir.

ayrıca genel okur kitlesinin ilgisini çekmeyeceği halde ilgilisini kaynaktan yoksun bırakan akademik çalışmaların da self publishing yöntemiyle okunur materyaller olarak sunulabilmesi yadsınamayacak bir hizmettir.

yazarın menfaatine işleyen böyle bir yanı varken yayınevleri için de oldukça önemli bir eleme sistemidir self publishing.

çoğu zaman yazar adayının yazdıklarının iyi olması da yetmez yazar olabilmesine… yayınevinin kişi hakkında bilgi edinmesine, birlikte çalışma uyumu sağlayıp saylayamayacağını anlamasına da yarar. çoğu adayın dosyasını bir yayınevine verdikten sonra yaşayacaklarını bilmediği için yaşattığı sıkıntıların yazar olmasına engel olduğunu bilmeyen çok okur vardır. ama okurları için bir yazar yaratmak sanıldığından çok daha zordur. egosunun yeteneğine engel olduğu durumlarda bir adayı yazar olarak sunmak bile büyük risktir ve oluşturacağı maddi kayıp hiçbir yolla ödenemeyecek kadar büyüyebilir.

şimdi… self publishinge gereken önemi verebilmeniz için, söylemem gereken ne kaldı bilmiyorum! türk edebiyatına bunca yıldır yeni yazar kazandırmak adına yapılabilecek en önemli adım hakkında kalıplaşmış önyargınızı biraz silebilmiş olmayı umarak yeni yıl eskimeden en büyük hayalinizi gerçekleştirebilmenizi ve sonra bunun da kıymetini bilmenizi dilerim!

1 ocak 2012

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
annelerin-cilesi

kafam kazan gibi!

ne çok kişi ne çok şey bekliyor benden. boynum sanki çok kocaman boncuklu ve ağır bir kolye taşımaktan yorulmuş gibi, enseme klipsi batıyor resmen! ellerim bildiğin şişmiş; klavyede bir parmağıma üç harf düşüyor.

çok fena gribim arkadaşlar… ama öyle yatıp duramıyorum yapı itibarıyle. zaten iki gündür toplam bi aylık uykumdan fazla uyudum, bildiğiniz ölü gibi. eve girip çıkanı, enseme çöreklenmiş gırlayan kediyi, elektrik süpürgesinin ve çamaşır makinesinin sesini ve bulaştırmayım diye benden kaçırılıp babalarına götürülen çocuklarımın hoşça kal ve geçmiş olsun naralarını bile duymadan aralıksız uyumuşum.

kafam kazan gibi… işi okumak olanlar her tür durumda okuyabilirler. ben de yatarken okuyabiliyorum. ipad de bunu oldukça kolaylaştırıyor. ama iki gündür aynı sayfayı üç kez okuduğuma bakılırsa okusam da çalışacak halde değilim.
bu yüzden şu aralar nadiren yapabildiğim gibi zevkine okumaya karar verdim. yani yazara fikir vermek gerektiği için kenarına not almadan, altını bir daha düşünmem gerektiğini ifade etmek için çizmeden, virgülüne noktasına takılmadan.
bir takvimim var, edebiyatla ilgili her türlü geçmiş gelecek önemli gün ve etkinlikleri haber veren, hatırlatan… bugün günlerden kemalettin tuğcu’nun yaşgünüymüş. ben de günün bu saatine kadar rafta ilk elime geçen kemalettin tuğcu romanı olan ‘annelerin çilesi’ni okudum kutlama niyetine. hemingway’ın lafı vardır; “iyi bi yazar olmak için kötü bi çocukluk şarttır,” diye. benim mutlu bi çocukluğum olsaydı bile okuduğum onlarca kemalettin tuğcu romanı mahvedebilirdi çocuk ruhumu. kaldı ki, açtığı yara büyüktür.

beni ağlayarak kitap okurken gören ve okuma yazma bilmeyen annemin babama fısıltı halindeki yakınmalarını hatırlıyorum dün gibi. “âşık oldu diycem, o da değil… fotoroman değil, bildiğin roman okuyor. ama yine de ağlıyor.”
neyse fazla uzatmayım, dedim ya, kafam kazan gibi!

eminim sıkı okurların çoğunun kitaplığında atmaya kıyamadıkları bi kemalettin tuğcu romanı mutlaka vardır. alın birini okuyun bugün biraz. çocukluğa dönmek, yılı bitirirken size de iyi gelecek…

benimkinde “okulların açıldığı ilk gündü, birinci derse her zaman olduğu gibi türkçe öğretmeni geldi.” yazıyor…
sizinkinde?

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email