Yazar arşivleri: Sertap Yar

Sertap Yar hakkında

1969 İstanbul doğumluyum. Evliyim ve 19 yaşında Cemre adında bir oğlum var.Yazmaya ortaokulda başladım.Beşiktaş Kız Lisesi mezunuyum.Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünde okudum.18 yıllık iş hayatım oldu.Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nden Diksiyon ve Tiyatro Eğitimi, İstanbul Bilgi Üniversite’sinden Senaryo Eğitimi aldım.Ayrıca, Mario Levi’nin Yazı Yaratımı kurslarına katıldım.2009 Yılında, Tuzlu Fıstık isimli bir şiir kitabım yayımlandı.İlk romanım ise Aşk Seni Affettim… Okumayı, yazmayı, özellikle şiir yazmayı ve gezmeyi çok seviyorum…

amasra

Amasra

Yeşil zemin üzerine, sarının her tonunu taşıyan bir doğa örtüsüyle karşı karşıyayım. Gözlerimin ve sözlerimin hızına yetişemediği, dağlar ve çam ağaçları sonu olmayan bir film şeridi gibi sanki, uzadıkça uzuyor. Kanımın ısındığını hissediyorum,kızarmış ormanda, kızıla çalan çiçekleri görünce. Nedense, damarlarımda yol alan ve bütün bedenimi heyecana sürükleyen bu hareketin, beni bir bilinmezliğin açmazına doğru sürüklediğini hissediyorum. Bu ısınış, birazdan sık sık elbise değiştiren doğanın, bembeyaz çiçeklerle bütünleşmesi ile devam ediyor. Uzakta kalan minyatür evler,insana , evcilik oyununu hatırlatır şekilde, serpilmiş toprak parçalarına. Kavuniçi ve kırmızı çiçeklerin, gökyüzündeki ağlamaklı bulutlara ve kavrulmuş kahvenin renginde ki, haşmetli dağlara nasıl bir keyifle göz kırptığını görmelisiniz. Kendilerine olan güvenlerini , gözlerinizi ayıramayacağınız güzellikteki renkleri ve dirilikleri ile “şartlar ne olursa olsun, biz hep canlı kalacağız” havalarında, evrende ki tüm değişimlere meydan okuyarak ispatlıyorlar.. İri kıyım çamlar ise göğüslerini gere gere, “huzur bizde” diye övünüyorlar.

Bir anda, etrafı boylu poslu ağaçlarla çevrili bir tablonun içinde buluyorsunuz kendinizi.Bartın ilinin Ulus ilçesinden Uluyayla’ya doğru inişli, çıkışlı yollarda ilerlerken,ruhunuz ve bedeniniz bol oksijenle derin nefes alıyor, huzura doğru.Bunca yeşilliğin çabası geçiyor varlığımıza, diye içimden geçiriyorum..Ve daha şükrederken Aşıklar Yolu çıkıyor karşınıza.Yaşanmış ve yaşanan aşkların kokusu yakar içinizi buram buram, bu sevda yolunda.Siz yanarken, Bartın çayının sesi müzik olur , şiir okur aşkların anısına.

Bakacak Tepesin’den “Merhaba “diyorum Amasra’ya. Kusursuz bir güzellik karşısında, dilim tutuluyor.O anda kanımın neden ısındığını hemen anlıyorum. Bir yerlere ait olduğunu hisseder ya insan zaman zaman. Fakat, bir türlü keşfedemez ve o arayış sürer gider hep.Benim arayışım bitmişti.Ben böyle bir yerde ben olmalıydım. Fatih Sultan Mehmet’in, Amasra’yı hayran hayran izlerken ” Lala lala, acep çeşm-i cihan bu mu ola”diye, bu cennet yeri dünyanın gözbebeği olarak ilan edişini, şimdi daha iyi anlıyordum

Amasra Müzesini ziyaret etmeden, kıyıya bütün mülayimliği ile vuran dalgaların sesini diniyorum., Kıyıya yanaştırılan kayıklarla , içindeki balık ağlarına takılıyor gözlerim. Bilincimde hatıra olarak, yarım yamalak izleri kalan , çocukluğumda ki, yazlık evimizi anımsatıyor bana. Hüzünleniyorum geçmişe dair.

Ve Amasra Müzesi’ndeyiz. Roma, Bizans, Hellenistlik ve Ceneviz eserlerinin yer aldığı arkeolojik bir müze. Beni en çok etkiyen, çok anlamlı bulduğum narin gözyaşı şişecikleri. Ölülerin ardından akıtılan gözyaşları bu şişeciklerde biriktirilir hatta mezarlara konulurmuş. Ayrıca, ayrı düşen sevgililer aşkları için döktükleri gözyaşlarını,adeta özlemin ve sevginin sembolü olan bu şişeciklerde biriktirir sonra da birbirlerine gönderirlermiş. Hem çok hoş hem de kederli değil mi? “Sevgim, döktüğüm gözyaşlarım kadardır” diyor hasret kalan sevgililer. Bu gözyaşı şişecikleri, şiirlerden, şarkılardan ve kalemlerden daha can alıcı geliyor bana.

Ünlü heykeltıraş Tankut Öktem tarafından yapılan Barış Akarsu’nun Heykeli önünde, duygu yüklü anlar yaşıyorum. Aynı kaderi paylaşan, 1999 yılında devlet sanatçısı seçilen heykellerin üstadı Prf.Dr.Tankut Öktem’e ve Rockç’ı , dizi yıldızı Barış Akarsu’ya önce insanlık namına sonra da emekleri adına sesizce dua ediyorum. Mekanları cennet olsun..

Amasra Kalesinde, yürüyüş ve göz banyosu. Yer yer mavi yer yer yeşil renginde ki deniz manzarası büyülüyor insanı.Ve üzerinde tavşanların yaşadığı, adını buradan alan Tavşan Adası. Bu ada, Boztepe ile çok yakın.Bir ucunda kaya kavuğu bulunan bu yerde, hastalar sandalla kaya aralığından geçirilir ve böylece iyileşeceğine inanılırmış. Amasra Kalesi,dışarıya Büyük liman ve Küçük liman kapıları ile açılıyor.Bununla birlikte, Zindan kapısı ve Karanlık yer kapısı isimli kapıları da bulunuyor.Bu kalenin içinde yer alan, Fatih camii, eski kilise halindeyken 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Amasra’nın fethi sırasında camiye dönüştürülmüş.

Çarşısı, yürüyüş alanları, eski ve yıpranmış olsa da evleri, denizi, çiçekleri ile sıcacık bir yer burası..İnsanın arzu edebileceği bütün zenginliklere sahip, büyülü ufak tefek bir masal şehri Amasra. Eşsiz lezzetteki her çeşit çıtır balıkları ve tadına doyulamayan , türlü yeşilliklerle donatılan salatası bu şehrin gizemini daha da arttırıyor. Kimi restoranlar denizin üzerinde duran bir sandal halinde.Siz de bu sandalın üzerinde ve bu büyülü şehirde, yeni umutlara yelken açabilirsiniz. Harfleri sözcük, sözcükleri cümle, cümleleri şiir, şiirleri beste,ve bunlardan oluşan hayatları roman yapmak, aşkları yazmak ve yaşatmak isteyenler için muhteşem bir yer Amasra!

Resim gibi. Çok güzel, çok hoş.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
veysel-avsar

İçimizdesin

V efâlı dostum,
E ngin ufkunda gözlerim kamaşırken
Y aprak yaprak açılırdı çiçeklerin
S esin halkın, aklın, vicdanın sesiydi
E llerin ise yalnızlığının kalemi
L âl dilinden düşüremediğin bir sevgiliydi.

A çık sözlü dostum,
V akitsiz vedanı sana hiç yakıştıramadım
Ş âdeylerken şiirlerim senin ruhunu
A ğlıyor şimdi en çok Çilek Kokusu
R ahatça, huzurla, nurla uyu.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
gozler-temsili

Bir ömür gözlerin!

Ah, o kadar özledim ki susam renkli saçlarını
Ve arasında mekik dokuduğum bir ömür gözlerini
Lülelerini parmaklarıma dolayıp dolayıp oynardım
Sadâkati gördüğüm bakışlarına
Bir ömür boyu sadık kalamayacağım korkusuyla
Eğer, şimdi saçların titriyorsa sevdiğim
Son yazan bir ömrün meltemi esiyordur yaşlı gözlerinde

Sertap YAR

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
197

Sabun Köpüğü

Sabun Köpüğü
Çiçeklerimi sularken gördüm/
Bakkal Ali’nin oğlu kandil uçuruyor/
Sabun köpüğünden oluşan baloncukları hem üflüyor hem de uçuruyor/
…Sanırsınız mavi gökyüzünde küçüğüm/
Babası cıyak cıyak bağırıyor/
Üç numara ekmek istiyor diye/Çocuk mest /Çocuk dalgın/Götürüver babası! / Sertap YAR
***

 

While watering my flowers, I saw little Ali making some bubbles in front of his dad’s store!
You would think he is not playing with them, he is flying with them into the deep blue sky!
His dad was yelling at him saying “Come on, Ali! You gotta deliver this bread!”
I told myself “You gotta deliver it yourself” because kid is already intoxicated; kid is already lost!

Sezin ŞİRİN

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
sofyada bir ev

Bir Evim Olsun Bahar Kokulu

Bahar kokulu bir evim olsun.Yeşilin her tonu ile çevrili, çiçeklerle süslenmiş. Kafamda hasır şapkam, ayaklarımda toprağın teni, elimde hortum bütün güzellikleri sulamak istiyorum. Denizle komşu olalım. Yosunun kokusunu, balıkların sesini göndersin bana. Ben de bedenimi bırakırım derin ama özgür sularına. Ahşap bir masam olsun. Tepesinde şezlongu. Masamın etrafında sevdiklerim olsun. Kahvaltımda tomurcuk kokulu çayım, bahçemdeki güllerden yaptığım gül kokulu reçelim, akşam sıcak suda bekletip sabah üzerine limonu ve zeytinyağını gezdirip kekikle süslediğim zeytinim, beyaz peynirim, emek kokan sıcak ekmeğim ve bir de suyun içinde sevdiklerime “sevgimi anlatan” papatyalarım olsun. Çayımızı yudumlarken, parktaki çocukların cıvıl cıvıl sesleri bizim kahkahalarımıza karışsın. Çocuklar –sizlerin- yavrucukları olsun. Etrafımızda kuşlar şakısın, çimenler çıplak ayaklarımıza sarılsın. Toprak bütün olumsuzluklarımızı alsın. Güneş ,gezinsin tenimizde, okşasın, yakmasın. Denizin ardında dağlar olsun. Dağların ardında da saklı mutluluklar. Ruhlarımızı yollayalım saklı mutluluklara. Hepsi dostluğumuza dönüşsün. Kelebekler cilveleşsin menekşelerle, böcekler seyre dalarken. Hafif bir rüzgar essin, önce tenimizde sonra ortancalara doğru. Yaprakların sesiz hışırtıları, denizin uysal dalgası bizi kendimizden geçirsin. Tam mesut bir uyku halindeyken yanık yanık kahve kokusu kendimize getirsin bizi. Soframız daha muhabbet halindeyken, bakır cezvemde ağır ağır pişsin kahvem. Kahvemin yanında kremalı çikolatam bir de hafif bir sarhoşluk hali için likörüm olsun. Çeyizimdeki fincanlarımı annemin yeni gelinken kullandığı tepsiye dizerken yaşadığım heyecana, bakılacak fallar da eklensin. Kahvem, çikolatam ve likörüm. Masamda dostlarım. Daha kahveler gelmeden yakılan sigaralar. Daha kahveler yudumlanmadan “Ellerine Sağlık” diye yükselen sesler. Kalbi kırk dostlar, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı yok mudur? Kahve dosttur, muhabbettir, kahve gelecektir, keyiftir. Heyecan olsun fallar bakılacağı zaman. Herkes fincanını uzatsın “Önce bana bak” diye. Gözlerimiz açılsın faltaşı gibi. Pür dikkat fincana doğru eğilelim. Falcı diye bel bağladığımız Ayşe ya da Fatma “Aşıksın kız sen ” derken dibdibe oturduğumuz Baharı dürtelim. ”Bildi bildi, biliyor ya! Eeee başka, o bana aşık mı peki? Fallar peşpeşe bakılırken falcımız esneye dursun. ”Ağırlık çöktü. Biriniz de nazar var” derken, kimin umurunda. Herkes hala umutlarının bir parça gerçekleşmesi hayali ile bizim falcının peşinde.Falcı Ayşe ya da Fatma ağırlıktan isterse ölsün… Bizim kahvemizi içip, falımızı baktırabileceğimiz bir evimiz bir de dostlarımız olsun da falcı ne olursa olsun.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
sad-innocent-young-girl

Dilber

Yüreklerimiz yerinden oynadı, hissettin mi?

Bakışlarımızın buluşarak tutuştuğu andayız.

Aşk ateşten bir gömlek

Sen hiç yüreğine geçirdin mi

Dağları devirip sevgili için

Bülbül gibi şakıdın mı

Korkutmak değil niyetim seni

Bu ne rüzgarın ne de kışın şiddeti

Ölüm pahasına göze almak her şeyi

Ah, tatlı dilli dilberim

Bir gülüş, bir söz, bir cilve

Aşk alır insan aklını bir görüşte

Gönül maskarası olursun emrinde

Aşkı oyun zannetme

Ah, tatlı dilli dilberim

Yüreklerimiz yerinden oynadı, hissettin mi?

Bakışlarımızın buluşarak tutuştuğu andayız

Sertap YAR

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
gozler-temsili

Gözlerin

Bir vâdi uzanıyor mânâlı gözlerinde

Hiç bir bakış değmemiş sanki

Kirpiklerinde ise deli deli  heyecanlar

Kuytularında çekingen arzular ile

Artık vazgeç aşktan korkmaktan

“Sev beni gizliden gizliye” der gibisin

Gözlerini bir yumda gör sevdiğim

Gözlerimde nasıl eksileceksin

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
sertap-yar

Sertap Yar’ın Kartal Gazetesi ile yaptığı söyleşi…

Söyleşi: NESLİHAN DİLBER

SERTAP YAR;  1969’ da, İstanbul’da  doğdu. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümü mezunu.

Yazarlık konusunda ne kadar hırslı olduğunu bildiğim Sertap Yar, yazmak konusunda kendini geliştirmek için bir çok faaliyet gerçekleştirdi.

İlk olarak Müjdat Gezen diksiyon kursuna giderken aynı zamanda bir inşaat firmasında çalışıyordu.

Ardından Bilgi Üniversitesi’nde senaryo derslerine katılarak kendini geliştirmeye devam etti.

Son olarak, kuzeni Mesut Yar  (Star Tv’nin sabah haberleri ‘Uyan Türkiye’ programının sunucusu)  vasıtasıyla Mario Levi ile tanışınca, Aralık Derneği’nde Yazı Atölyesinde yazı kurslarına başladı.

Ünlü yazar Mario Levi, atölyede öğretmenlik yaparak, yazı derslerini kendisi veriyordu.

Tüm kurslarını bitirdikten sonra, yazarlığa hazır olduğuna inanan Sertap Yar ‘Tuzlu Fıstık’ adlı şiir kitabını yayınladı.

Şiirleri olduğu kadar, tiyatroyu da sevdiğini söyleyen Yar ilk defa orta okulda şiir yazdığını söyledi.

“İlk olarak orta okul’da kısa skeçler yazıyordum. Arkadaşlarımla beraber okulun tiyatrosunda oynuyorduk.

Daha sonra, lise yıllarımda ‘Gençlik’ isimli bir şiir yarışması düzenlendi. Bu yarışmaya katıldım ve üçüncülük kazandım.

Şiirimden bir bölümü sizinle paylaşmak istiyorum: ”

‘ Gençlik bir çiçektir, çiçek sulanmazsa kurur.

Gençliğin de dili vardır, konuşur.

Bir kuş olur, göklerde uçuşur.

Kuşun kanadı kırılırsa, hayatı son bulur.’

Şiirlerine hiç ara vermediğini belirten Sertap Yar,

“Aslında şiirlerim hayatımda hep var oldular. Ben onlarlayım, onlar benimle.” dedi.

Hem roman, hem şiir çalışması yapan yazar;  şiirleri daha çok sevdiğini dile getirirken,  “Çünkü bir romanı, bir mısrayla’da anlatabilirsiniz.” dedi.

Sertap Yar, roman ve şiir üzerine çalışmalar yapmaya devam ediyor. Önce ilk şiir kitabını, daha sonra ilk romanını çıkartan Yar, şu sıralar ikinci romanı üzerine çalışıyor.

Çıkacak olan romanı; ilk romanında ve ilk şiir kitabında olduğu gibi, yine gerçek hayatı konu alıyor.

Yaşanmışlıkların gözünde daha değerli olduğunu, içinde bir emek olduğunu belirtti.

TUZLU FISTIK

2009’da ‘tuzlu fıstık’ adlı, ilk şiir kitabını yayınladı.

Kendisine, tuzlu fıstığın anı’sını sordum . Öğrendiğime göre; Evde oğluyla televizyon izlerken tuzlu fıstık yiyorlar.

Bunun üzerine bir anda, tuzlu fıstık üzerine kafasında birkaç cümle beliriyor. Bu cümleleri kağıda dökünce ‘Tuzlu Fıstık’ şiirini oluşturuyor. Bu şiiri’nin adını aynı zamanda kitabın adına vermek için uygun görünce, kitabın adı ‘Tuzlu Fıstık’ olarak piyasaya çıkıyor.

Kitabın gelirini LÖSEV’E bağışlayan yazarımız, çevresi tarafından yardımseverliğiyle’de tanınıyor.

Şiir kitabı’nın, iç dünyasına ayna tuttuğunu söyleyen yazar ‘Tuzlu Fıstık’ adlı kitabını ailesi’nin üzerine yazdığını dile getirdi.

Şiirleri için, ”şiirlerim çocuğum gibiler. Hepsini yoğun duygularla yazıyorum. En sevdiğim şiirimse, kitaba ismini verdiğim tuzlu fıstık.” dedi.

Romanlarında’da duygu yoğunluğu içerisinde olan Sertap Yar, ikinci romanında ağladığı çok sahneler olduğunu ve bu duygu yoğunluğunu atlatamadığı için, romanına bir süre ara verdiğini söyledi.

“YAZMAK, TÜM ÇIPLAKLIĞINIZLA KELİMELERLE SEVİŞMEKTİR”

Yazarların yalnızlığı seviyor olmaları, sanırım hepimizin bildiği bir gerçek.

Sertap’ da bu düşünceyi savunan yazarlardan biri. Yalnızlık hakkındaki düşüncelerini, “Zaman zaman yalnızlığı her insan gibi seviyorum. Ama ailemin ve dostlarımın hayatıma, çiçek gibi serpilmesinden büyük zevk alıyorum.” şeklinde anlattı.

Yazarımıza, yazmanın kendisi için ne olduğunu sordum. Cevabı gerçekten etkileyici oldu : “ Yazmak, tüm çıplaklığınızla kelimelerle sevişmektir.” dedi.

Biraz’da ilk romanı olan ‘Aşk Seni Affettim’ den söz edelim.

Gerçek hayatı konu alarak yazdığı romanı’nın ayrıntılarına girmeyeceğim, merak uyandıran bir konusu var. Okumanızı tavsiye ediyorum, bu sebeple konusunu anlatıp hevesinizi kaçırmayacağım.

Aşk’ın her zaman her yerde olduğunu söyleyen yazarımız, aşk’ın sadece sevgiliye olan bir duygu olmadığını ve yemek yapmanın’da bir aşk olabileceği gibi, bir mum ışığını izlemenin’de bir aşk olduğundan söz etti.

Yazarken, hayallerin tabiattan beslendiği; düşüncesinde olduğunu’da söyledi.

Sertap Yar aşk’ın sanatsallığını keşf eden, nadir ve değerli sanatçılarımızdan biri.

Romanı’na ‘Aşk Seni Affettim’ adını vermiş.

Sebebini, aşk üzerine yaptığı açıklamada anlayacaksınız :

“Yaşanan aşklar’da hep bir suçlu aranır.

Aslında aşk olan her yerde, herkes masumdur.

Çünkü insanları baştan çıkaran aşk’dır.” dedi.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
yaprak_kiz_1252237376

Keyfine Bak!

  • Keyfine Bak/Enjoy your life!Keyfine bak!/ Enjoy your life!
    Kalemini çek gözüne/ Put your pencil eyeliner
    Dudağına kondur rujunu/ Put your lipstick on
    Saçlarını dağıt/ Let your hair down
    Giyin cici elbiselerini/ Wear your cutest dress
    Tıkır tıkır salla terliklerini/ Shake your flip flops
    Ve affet tüm evreni./ And forgive all universe
    Sonra../ Then…
    Sonrası, bir şarkı tuttur/ Then, start singing
    Yüreğin en doruk noktasında/ With all your heart
    Kuş cıvıltıları kadar özgür,/ Like a free bird
    Sezin kadar sonsuz olan./ Boundless like Sezin.
    Keyfine bak!/ Enjoy your life! 

    Sertap YAR
    İngilizce çeviri: Sezin Şirin

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email
seksek-temsili

Seksek Taşları

Siz, hiç seksek oynadınız mı?

Mutlaka oynamışsınızdır!

Benim küçüklüğümde oynadığım gibi.

Güleryüzlü mermer taşlarla,

Hani pul pul parlayan

Bazen çok beyaz

Bazen kahveye çalan

Ama hep bir armağanı hatırlatan

Her daim ipek gibi kaygan.

Çocukluğumun mutluluğu!

Seksek taşları.

Yazın hep sıcaklardı

Güneş vardı sanki içlerinde

Ellerim öyle ısınırdı ki!

Yüreğim kıskanırdı.

Kışın hep soğuklardı.

Buz tutardı sanki pulları

Yüreğim hiç umursamaz dı!

Soğuk ve yoksulluğu.

Çocukluğumun mutluluğu!

Seksek taşları.

Siz hiç seksek oynadınız mı?

Çocukluğumun oyunu.

Ben küçükken çok oynadım.

Parça parça mermer taşlarla

Kimisi dört köşe,

Kimisi üçgen,

Bazen kış,bazen yaz gelirken.

Herşey sevgi ve muhabbetken!

Pırlantalar ve taş yürekler yokken!

Çocukluğumun mutluluğu!

Seksek taşları.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email