Etiket arşivi: bitti

159375290018775_1259681089

CESETLER

Hiçbir şeye değmemiş miydi? Senelerce akıttığım gözyaşlarıma, hiç kimseyle olmayışıma, bekleyişime, umut kırıntılarını gönül tezgâhıma bir bir ekleyişime değmemiş miydi? Sahi, neydim ben onun gözünde? Bir kumar… Bazen delicesine kalma isteğiyle tutuştuğu, bazen tasını tarağını acımadan toplayıp gittiği, ne yaparsa yapsın yaralarıma rağmen yanında kalmasını istediği biri olmuştum. Gözlerim yanıyor. Adalet olacaksa şu dünyada, sevilenlerin, sevenleri üzmemeleri hususunda bir yasa çıkarılmalı. O yasaya uymayan, sevdiğini üzen, hayatının sonuna kadar yalnızlıkla cezalandırılmalı… Seven, sevilmek zorunda değil. Ama sevilen bile bile can yakıyorsa, bu hiç adil değil.

Aşktan yana adalet istiyoruz. Çok mu değer veriyoruz, ne?! Eteğimizdeki taşları döktüğümüz hâlde, yüreğindeki yangını söndüreceğimize dair söz verdiğimiz hâlde gelmemekte ısrar ediyorlar, bir köpek gibi gidiyoruz. Çok âşığız ya hani, aşk böyle bir şey sanıyoruz. Kuyruğumuza bassa bile, sesimizi çıkarmayacağız. “Köpek gibi seviyor” deyip acıyacakları yerde, sinek gibi de eziyorlar.
Bunca sene biriktirdiğimiz duygulara değmemişler miydi? Bir paçavra gibi, bencillikleri hat safhada, sokak kedisi gibi atmışlardı oysa ki. Peki kovulduğumuz yere gitmek en büyük gurursuzluğumuz değil miydi?
Aşk ne zamandan beri gurur istiyordu ki? Mantığımızı onları sevdiğimiz yerde bıraktık da onlara gittik.Peki değdi mi? Hayır, değmedi. Ama yine olsa, yine böyle delicesine, böyle insafsızca çekip gidenleri severiz.

Aşk da uyuşturucu gibi. Dozunu arttırdıkça alasın gelir. Daha fazla istersin, daha fazla yanmak istersin, daha fazla öldürsün; kalsın, gitmesin, gitse de dönsün istersin. Aşk bir kere öncelikle üzme adetinden çıkmalı…
Aşkın yangın yeri olduğunu da kim söyledi? Herkes tutturmuş bir aşk eşittir acı diye…
Hayır, aşk gözlerin parıldamasıydı. Ben bunu hiç yaşamadım oysaki. Damarıma bastığı yetmiyormuş gibi, yüreğimin de aşk dolu meyhanesinde içkisini yudumlayıp, sefasını sürmüştü. Yüreğim yanıyor. Söylediklerim, söyleyeceklerim onun o taş kalbine oturmayacak. Kalbi o kadar taş ki, bir kayanın altında kalsa, o taş kalbi galip gelir. Biz değer vermeyene değer vermekle yanlış yaptık. Cümlelerimizi, kelimelerimizi, saliselerimizi hak etmeyenleri el üstünde tutarak, aşka “Namert!” dedirttik. Oysaki aşkın bir günahı yoktu ki, üstü örtülsün.
Melankolik aşk rüzgarından savrula savrula buralara kadar geldim. Bir daha böyle sevebileceğime dair inancımı da attım denize, martılar nasiplensinler. Deli gibi sevsinler denizi, hiç ayrılmasınlar, gitmesinler.Yalnız sadece onlar sevmekle kalmasınlar, deniz de çok sevsin martıları, bir ömür boyu birbirlerini sevsinler.

Aşk, bir mazoşistle bir sadistin kesişme noktası değildi. Siz konuyu yanlış anlamışsınız. Yalnızlığını bile feda edebilecek kadar seviyorsan, ölümü bile göze alıyorsan, canını feda etme seviyesine geldiysen, yalnızca o varsa gözünde, aşk buydu. Korkak tavukların bezirganlık yaptıkları bir oyun alanı değildi aşk. Aşkı da sırtından bıçakladınız. Kanlar içinde yığıldı kaldı üstüme, kurtaramadım.
Şimdi üç ölü var. Aşk, o ve ben… Bu aşkta her gün ölüp dirilirken reenkarnasyona da inanır oldum. Küllerimden doğarım elbet yeniden, Anka Kuşu’na açık ara farkla selamımı çakarım. Ama aşk ve o, ikisi artık yaşamayacaklar. İki mezar var şimdi. Diri diri gömülmüştüm, kalktım, şefkatle yüzüne dokundum, hep istediğim gibi… Ağlama hakkımı kullandım. Vedalar da hep ağlatırdı zaten. Gözlerimden düşen yaş, yüzünde yağmur oldu. Şemsiyemi almadım sevgilim, ölülerden de korkmam, dirilerden korkmak her zaman daha iyi… Sen canımı insafsızca acıtırken senden korktum ben. Şimdiki hâlin hiç can yakmaz. Sadece gözlerim yaşarıyor, adı üstünde veda işte.
Bunca sene kusursuz aşk masalımızda uyumayı hak etmemişler miydi? Çal oradan kardeş, Müslüm Baba söylesin. Desin ki; “Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş, tanrı istemezse insan ölmezmiş”
İç sesimizden de yanıt hemen gelsin: “Yoo Müslüm Baba, tanrı istemeden de öldürüyor herkes birbirini.Bunca cinayetin sebebi bencil ruhların ölümsüz diyeti… Herkes birbirini yiyor açlıktan, herkes birbirine kan kusuyor yalnızlıktan, herkes birbirini aşksızlıkla dövüyor, yalnızlığa sitem dokuyarak…”
Tanrı istemeden de ölüyor insanlar. Sevdiklerimiz öldürüyor bizi Müslüm Baba. Sevdiklerimiz…Keza, ben de severken öldüm. Bak, yine dirildim. İki ceset var ortada. Biri aşk, biri o… Reenkarnasyon’la bana tekrar uğrasalar da, evde yokum. Gönül kapımın kilidinde efkârlı şarkıların matemi var. 

Kimseyi alamam içeri, sevilmemeye değmişler miydi? Evet, sevilmenin güzelliğini farkına varamayınca sevilen herkes, acı çekenler de sevmeye tövbe etmişlerdi. İşte buna değmişlerdi. Bu yüzden bencillik kol geziyordu, bu yüzden kalemler kırık kalplerimizin dostuydu.
Ortada iki ceset var. Biri sen, diğeri bendeki sen… 

Dilara AKSOY