Etiket arşivi: Kadir Bayata

cicek_18122007002645

“Zeytin ve Peynir ” arası , “Aşk”arası “Hüzün “diyordun,

“Zeytin ve peynir ” arası , “Ekmek” arası,

“Aşk”arası “hüzün “diyordun,

“Ekmek ” arası” mutluluk” diyordun,

O kış günü ve bu kış günü “hüzünü” hala bilemiyordun.

………………………………………………………………………………….

“Zeytin ve peynir ” arası mutlulukların içtikçe güzelleşiyor,

İçtikçe güzelleşiyorsun,

Koca denizi şişenin içinde yaşatıyor ,

Beni o kış günü ve bu kış günü hala öldürüyorsun…

satilik

” SATILIK SEVDA MEVCUTTUR” ” Yaşasın TİYATRO ”

”  SATILIK SEVDA MEVCUTTUR”

” Yaşasın TİYATRO ”

 

 

Çığırtkan _

İki sevda alana ,bir savda bedava bizde ..Gel,gel sevdalara gel .

 

Hususi _

İki sevda alana bir sevda senin cebinden çıkıyor sanki ? Hep benden ,hep benden ..Bak ,müşterim  geldi

 

Müşteri_

Ben ilk alıyorum bilmiyorum, porsiyon hesabı mı, vizite hesabı mı ?

 

Çığırtkan _

Yok, ikisi de değil, yürek satış hesabı bu, kebir gibi bir hesap .

 

Şair _

Bu el arabasıyla satılan karpuz olmalıydı ..Şu televizyon çıkalı neler değişmiş neler ..Bir mağarada atmış sene uyumuş gibiyim..Satıcının  el arabasında satılık sevda ,satın alana o sevda yar olmaz ki .

 

Müşteri _

Müşterisi hazır ,ben satın alacağım .İki sevda alana bir sevda bedava ..Annemim üç aylık emekli maaşı feda olsun ..bu satın aldığım sevda ile atmış sene ben uyurum o mağarada ..inşallah

 

Çığırtkan _

Hayrını gör abi ..

 

Şair _

Hayret bir mevzu , şu pazarı  biraz daha izleyeyim , cebimde ki para yetmez bir şey almaya ,sadece seyirciyim .

 

Biraz ileride ki çığırtkan gurur ve cesaret satışı yapmaktaydı Önünde müşteri namına bir şey yoktu, fiş kesmiyor mu ne?

Adımımı attığım yerde yeni bir çığırtkan beliriyordu. Kimisi el arabasıyla satış yapıyordu, kimisi çorabında ve ellerinde bir veya iki sevda çıkararak satış yapıyordu. Demek ki sevda hızlı gidiyordu.

Çığırtkan _

Aşk var ,sevda var ..Kaçak abi bunlar mavi bandrollü..Zabıtalara denk gelmeyim ..Alıcı değilsen önümü kapatma ..

 

Şair _

Yok ben kullanmıyorum ve gidiyorum, hayırlı işler.

 

Hususi_

Sana da sevda verelim bir tane, çok almana gerek yok.

 

Şair _

Valla bana insanlık lazım ..İnsan olmak ,adam olmak lazım bana …En acil ihtiyacım bu .

 

Hususi _

Sana insanlık bulamam ,ancak adam bulabilirim ..Şöyle güçlü ,kuvvetli ,.yakışır

 

Şair _

Yuh artık, yuh sana

 

Birkaç adımlık  mesafemde vasıflı  insanlık vardı ..Birde o Hususi bey yok diyordu , bana insanlık lazımdı.

 

İnsanlık Satan Kadın _

Kaç beden insanlık arıyorsan var, insanlık hala ölmedi… Gel abi , gel

Şair _

Beden ölçülerine gerek yok ..Bir bakıp insanlığa çıkacağım derler ya ..Şu insanlığı göreyim bir ..Aynı mesele işte bir bakıp çıkmak gibi , yani alıcı değilim ..

 

İnsanlık Satan Kadın _

Bakmak bedava ..Bak bu insanlık biraz eziyet görmüş ,bu insanlık türü Hiroşima ‘  da bomba yağdırmış , bu insanlık ise Irak ‘  ta tecavüze uğrayan kadınları görmezlikten gelmiş ,dinini reddetmiş.Bu insanlık türü ayrımcılık yapmış ..O kadar elimde iyi mal kalmadı bu sefer. İnsanlık ölmedi yinede.

 

Şair _

Malını hem övdün ,hem de dövdün ..Ancak insanlıktan biraz daha çeşidin olsaydı alırdım ..

 

İnsanlık Satan Kadın _

Geriden geldiğine göre gurur ve cesareti tezgahta görmüşündür ..Tezgahın önü açıktı, müşterisi olmaz hiç gurur ve cesaret satanın

 

Bak şu kıvırcığa her şeye maydanoz olmuş ,yeşillik niyetine her şeye maydanoz olmak bile çok satıyor..

Gerçi ucuzda ondan , kilo hesabı o ..

 

Şair _

Nasıl pazarsa bu , bir şairliği satmıyorlar pazarda kilo hesabı , veya tane ..Belki de porsiyon hesabı ,viziteye çıkmak gibi de olabilirdi…Serbest piyasa ekonomisi işte .

 

Şair bir vakitler melankoli olduğu bir insanlık abidesi gibi yüreğinde hala duran Nalan ‘ ı bir tezgahta satışa sunulmuş halde buldu ..Milli piyangodan para çıkması gibi değildi ,gökten talih kuşu yerine başına binlerce taş yağmasıydı Şair ‘ in bu tezgahın önünde ki hali.

 

O ölüm uykusundan uyanmadan önce Şair Nalan ile sadece sevişmişlerdi..Bu duruyordu yüreğinde o insanlık abidesi şeklinde ..Sevişmeler her şekle girebilirdi yüreğinde ,o baştan başa bir abideydi .

 

Niye o tezgahtaydı diye düşündü ..Bir etiketi bile yoktu ..kilo hesabı mı ,porsiyon mu ,tane hesabı mı bilmiyordu ..Vizite hesabı olmadığından emindi o yüreğinin vizitesine çıkmıştı ,randevusunu almıştı ..Yanında ki kızlarla aynıydı saçları ,dudakları,fotokopiyi geçmişlerdi ,yinede tanıdım .Bu tanışıklık benim oradan uzaklaşmam için bir nedendi..Malum ya geçmişten kaçıyorum cebimde yok para birimi ile..O ‘  yok ‘ para birimi parası biten herkes için geçerli bir para birimiydi…Malumun ilanı  işte serbest piyasa ekonomisi ,serbest bir parasızlık .

 

Veresiye bir sevda için teklif etme hakkımı kullanmak istiyordum.öyle ya veresiye bir yaşam şekliydi ..Nalan ‘ ın satışa sunulduğu tezgahın önündeydim ..Bakışları pahalı diyordu ,ancak insanlığını mı satıyordu ,sevdasını mı ,yoksa o kıvırcık gibi her şeye maydanoz olması mı ?

Cesaret ve gurur satışları para etmiyordu, bunu biliyordu.

 

 

Nalân  _

Ooo zengin bir beyefendi gelmiş ,gördüğün gibi tezgahın üzerindeyim bu bayan arkadaşlarla sevdamızı satıyoruz beraberce ..Pahalı değiliz ,sadece sevda satıyoruz..Pazarlığı kendimiz yapıyoruz , işine gelirse .

 

Şair _

Albeniniz var evet .param yok,.veresiye teklif ediyorum ..İsteyenin bir yüzü kara ,gösterip de vermeyenin iki yüzü.Var mı ötesi bir avuç sevda istiyorum .

 

Nalân _

Sen istemiyorsun, dileniyorsun sevda diye. Yok sana sevda, oldu mu canım ?

 

Bu pazar öyle bir pazar ki şairliğimi satıyorum ..almak isteyen var mı ?Bir çığırtkan niyetine bağırıyorum ..

Şair _

Şairliğim çok uzuzdur, her eve lazım, şairliğimi satıyorum

 

 

Çığırtkan _

 

SATILIK SEVDA MEVCUTTUR, KELEPİR FİYATLAR BENDE

Bana rakip mi çıktın bu pazar yerinde .?.Şairliğin müşterisi çıkmaz , boşuna beklersin pazar yerinde ..

 

Şair _

Bana istesem de müşteri gelmez. Hem porsiyon hesabı mı, kilo hesabı mı, yoksa vizite mi? Ben yapamam bu işi ..

 

Çığırtkan _

Şimdi oldu ağabey .Zaten malların elinde kalırdı ,çürürdü giderdi ..

 

Şair _

Doğru söz, şairliğim çürüyecekse içimde çürüsün. Akan, kokan bende olsun, bende dursun.

 

Kim satarsa satsın kendinden  bir şey ..Benim satacak şiirimden bir hecem yok ..Hece ölçüsü ile satan satsın , ancak ölçülü satsın .

 

 

 

 

KADİR  BAYATA

JJJJJJJJJJJ

Belediyenin Bir Otobüsü Bekleme Vaadinde Beklemek

Belediyenin Bir Otobüsü Bekleme Vaadinde Beklemek

Hikayeden Hikaye

Az vaktim vardı ,az gülmem gerekliydi onun için .(evet onun için senin için değil)Merhaba ile başlayan ve elveda ile biten çabuk bir vakit ..Bana olan garezindendi işte bu mutsuz son .

Bu mutsuz vakitlerde bir biletim olsa ceketimin cebinde bir durak boyu yalnızlığım olacaktı, belediyenin bir otobüsü bekleme vaadinde beklemek sadece beklemek olacaktı.

Kıyasıya dövüşmeyecektim kendimle , kıyasıya dövmeyecektim kendimi..Sen gittin gideli ilk oyunum ,ilk kaybetmem bu durakta oldu , kıyasıya kaybettim kendimi..Bu durakta belediyenin otobüs saati vaadini beklemek seni beklemekti.bu yüzden seni kaybetmekti..

Saat kulesi para atmaya gerek duymayan müzik kutusuna dönüşmüşken bu durak hala bana bir duraktı .Davetsiz misafirdim sana gelecek olan ,ellerim ceplerimde kuşatıyordum bütün cepheleri ve bu durağı bakışlarımla.Siyah gözlerinden çok bana dişiliğiyle bakan ,bakmaya çalışan bayan bir türlü bana dişiliğini ispatlayamadı .Ölçtüm ve biçtim milyon defa siyah gözlerin bana daha anlamlı geldi .Günün anlam ve önemine yakıştı yani siyah gözlerin ..Siyah gözlü bayanın dişiliğini ise gözlerimi kısarak sakladım .,Güzeldi yine de bakmadım ,nasıl anlatayım başka ?

Üzerimden hınzır bir bulut geçti ,anlayamadım bulutun yağma atölyesini.Bir bulutu sevmek için yağmur yağdırmasına gerek yoktur.Bir görevi icra etmesi ayrı ,sevmek o daha ayrı bir mevzu.Bir bulut ile şimdiden çiçekler açtı karşımdaki saraylı çocukta.

Simit satan çocuklar baştanbaşa birer simit sarayıydı. Üzerlerinde ki kıyafetleri lüks sayılmasa da simitten kazanılar her on kuruş birer milyondu, yani değerliydi ,yani saraylıydı. O değerde durakta durduğum için değil, bir simit aldığım için değere değer katıyordum için dışım değersizken.
O meşhur ve meşgul çocuk dünyaya satmak istermiş tüm simiterini..
Dedim ki ;Dünya yuvarlak bir simit gibi zaten saraylı çocuk .Kendi şekli öyle,ortası boş onlar deniz,susamlı yeri ise kara.Senin gözleride kara,o kara işte.

Bu değersizlikte belediyenin herhangi bir yere giden lüks bir otobüsü gelirdi. Sadece lüks diye binen yani öyle değer kazanan tiplerden değildim.En bakımsız otobüsler benimdi ,diğerleri hırsızın,zenginin,kimin ise kimin.

Özlemlerden değer kazanırdım eğer ki değerli olmak istersem .İsterdim de ,özleme aşık bu yüreğim özlemsiz kaldığı için bu duraktayım , değer arıyorum bu durakta .
Özleme aşık bu yürek ne açlık bilir ,ne de tokluk.Sadece Özlem bilir hem aç ,hemde tok bir Özlem.

Şu köşede oturan hanımefendi değerli olmalı ,çantası kıymetli bir vahşi hayvandan ölçülüp biçilip ödünç alınmış ,kürkü de öyle .Değerli mi yani ?

Değeri varmıştır bir vakitler, nesli tükenmiş onunda.

Onun değeri yok üzerinden yok.

O kadının yanında ki kirli sakallı ,elinde gazete kağıdı ile kaplanmış zıkkım şişesi olan adam ortaya konuşurken kimse üzerine alınmıyordu , ben dahil .Benim üzerime alınmama gerek yoktu ,çünkü yok üzerinden yoktu..Diğer durak sakinleri eteğinin kısalığına göre üzerine alınabilirdi, keskindi ,sarhoştu ,ancak yok üzerinden yoktu .

Belediyenin otobüs bekleme vaadinde sana gelecektim .İlk durak ,sonra bir durak daha ,sonra birkaç durak yalnızlık bende ki gibi ..Belediyenin bu sonuçsuz vaatlerin de içimde bir kuşku oluşmaya başladı ..Bu kuşkuda bütün hayvan adlarını bana söylemen vardı hayvan ve bitki oyunu haricinde .Yani hayvansal bir duygu bu kuşku.

Yanımda küçük bir izci bitiverdi bir çiçek gibi zamanın ahenginde.Masal anlatsam ona yaşı elvermezdi ,izci idi , marşları küçüklüğümde benleydi ,izcilik ise yok üzerinden yoktu bende.Küçük izci meğer tüm memleket meselelerini biliyormuş ,toprak desen çiçekleri seviyormuş ..Ah küçük izci ah , bu yaşta bu sevda..Var üzerinden hep varsın ..,küçücük bir sevdasın.

Karalamaya çalışan bayan kâğıdı tuttursa güzel bir portre yapabilirdi. Yani böyle bir ihtimal vardı kalemi kâğıt ile buluşturma şartı ile.

Beş liraya bir portre, ucuz canım sudan ucuz , birde çizebilsen sana eski zamanlarda ki gönlümün mahcup isimlerini sayardım sana..Aşklarımı sayardım ta ki o kalemi kağıt ile buluşturana kadar ,sonra susardım ,sen anlatırdın bana mahcup isimlerimi.o karalamaya çalışan bayan dalgın dalgın gazetesini okuyan adama baktı .O bakışta sanki yüzünü ezberledi gazete okuyan sayın bayın .O gazetede ,yüzüde aynı haberleri manşete veriyordu ..O sevimsiz yüze mındar haberler yakışıyordu kendince ..Kendimce ise o gazeteden ne güzel gemiler yapılırdı , ne gemiler batırılırdı .O gemide batmadık ya buna şükür ..Gazeteside ,yüzüde aynı manşetleri veren sayın bay mutluydu mutsuzluklardan . O sarhoş adama nasıl ise bir yakınlık duyuyordu ,sanki o tahrik edici laflarına ek veya ileve yapacaktı bir porsiyon daha..Ancak haberleri hayati tehlikede diyordu sevdanın ..Sevda işinde çıkar çıkmaz tecavüze uğramış diyordu manşet ,nasıl manşetse . O yazının devamında sevda ,aşk ne varsa topyekün insanlık öldü diyordu ..Gazeteciler yalan söylemez doğrudur ,görünen köy kılavuz istemez ..Buydu sanırım karalamaya çalışan bayanın bu adamda bulduğu şey , herhangi birşey .

Yanıma bir hırsız oturdu bu durakta.Alnında hırsız yazan bir hırsız,içi hırsız olan bir hırsız ne kadar değerli olabilirdi ?
Bir hırsızın değeri çaldığı ekmek kadardır.Hırsız işte hırsız bu,ne anlar ekmekten ,değerden.O anlar eşekten ,küspelerden..

Kolanyalı mendil kokusudaki güller diken olmayı başarmıştı çiçekçi kadının kolları arasıda.Gül ve diken suç üstündeydi tanesi on Liraya.On Liralık bir suç,büyük suç ,sevda suçu.Bu suç işlenmişti artık ağır ceza mahkemesi paklar beni yıkayarak..Yıkanmadan paklanmak olmaz.
Hacı amca durakta beklemeden yorululmaz.Hacı amcanın bastonu yağ yakış hali ile ateşleme sisteminin elemanları arasında yüzsüzlük ediyordu.Bir gitse baston ,bir gidemiyordu.”Yenilik lazım” diyordu ,yenilik ;Yeni bir gelinlik,yeni bir gelin.

Bu durakta ne kadar yalnızdım ,hikaye yerine şiir yazsam daha güzel anlatırdım .Ah o şairliğim sana ne desem az …

Belediyenin otobüs bekleme vaadinde beklemek hep geriye dönmektir.

Vaat işte sadece vaat.

Bu vaatlere yok üzerinden yok .

Senin vaatlerinde aynı , yok üzerinden yoksun ..

KADİR BAYATA

benn

En Son Periler Terk Ederdi Bu Periden Doğan Aşkta

En Son Periler Terk Ederdi Bu Periden Doğan Aşkta

 

Hikayeden Hikaye Serisi

 

 

En son periler terk ederdi bu periden doğan aşkta ,periler bizden önce kaçıp gittiler.Kırılgan bir ışık süzgecinden geçen minik renkli periler..Bir nokta idi onların  büyüklüğü ,ancak korkardık karanlık olmasın diye ,gündüz uyumasın diye ..Bir gün yanıma geldin , mutluluk ve hüzün arası  içimde ki erkeği buldun ,iyi de yaptın fikrimce ..İçinde ki kadının beni bulduğu ilk anı vücut ölçülerine saymıyorum , güzelliğine sayıyorum her takvimin ilk gününde..

 

Perilerimiz bizi ağır ateşler içinde bayıltmak ve ayıltmak ile görevliydi..Kimine ilham perisi gelir yazar , çizer..bizim perilerde gelince işte öyle..

 

Yokluğunda makbuldü periler, vakit geçirmek için bir unsurdu, ya şimdi?

Şimdi ise gülün kırmızılığını saklayabilecek bir unsur oldu periler .Çok kıskanç olmalarından ötürü ne yanına yaklaşabiliyordum , ne de içinde ki kadına .Aklımın içinde bir sürü dolan baçlı anı , kendimi deli gibi hissediyordum  ,sana göre deliriyordum .İkimizin de teşhisi aynıydı bu duruma .Teşhis bu duruma çare olamıyordu .Gerçi bu durumda perilerin bize teşhis koyması daha önemliydi.Sanırım onlar için biz musallatın ötesiydik ..

 

Ellerinde ki kına bir gülü anımsatıyordu. periler bunu keşfetse inan ki o gülü kıskanırlardı. Şans bu ya içim, fikrim sendin. o gülü de sadece ben gizli gizli hayallerim de süslerdim. Şansım yine de şans, şansım yine de mutluluk.

 

Perilerden kurtulmam gerekliydi , ben de yaktım elbiselerimi .Ancak böyle olmuyormuş işte .Periler bit değil ki..Ve neden sonra en ağır lafları söyledim perilere ,kulağımda ağır bir intihar çınlamasından başka bir olay gerçekleşmedi..Renkleri hala kurnaz renklerdi ,siyah ,kırmızı ,yeşil ve bir başka renk ..Gönlümün rengi sadece sendeydi..

 

Seviyordum seni , iki deliydik , psikolojiktir.

Benim gördüğümü sende görüyordun ,itiraz etmiyordun perilere ..Demek ki sende biliyordun daha önce onları .Ben tanımak istemedim onları hiç . Alt tarafı peri onlar, sen ise kadınsın, bir yanın melek, bir yanın şeytan, o kadar olur yani, itirazım yok!

 

Periler bizi bırakmıyorsa biz gidelim mavilik olur Ege de ,derin sularda kin olmaz ,yani onlardan hiç olmaz .Şu içimizin yani bende ki erkekliğin , sende ki kadınlığın kirinden arınırız o maviliklerde.Tek  derdimizde mavi olur , onların rengini görmeyeceğim bir daha..

 

Şu kibritin alevi ile ne güzel yanıyor bu ev ,ışıl, ışıl .Perilerde ateş böcekleri misali ateşin bir altından giriyor bir üstünden çıkıyor ..Bir mutluğumuz hariç her şey yanıyor,ne güzel.

 

Ellerimde ellerin yürüyoruz topuklu ayakkabının istikametinde, istikamet mavilik işte.

Yüreğimde mavi olsun Ege de. Bu sahilde için bir başka kadın, içim bir başka erkek,

İşte sevmek.

 

 

En son periler terk ederdi bu periden doğan aşkta ,  biz onları terk ettik.

Bu psikolojik aşkta sadece bizdik,

Az buçuk deliydik, SEVDİK ANCAK…

 

KADİR  BAYATA

 

benn

Bal Gibi Aldatmak ( Hijyenik Bir Aşktı )

Hikayeden Hikaye Serisi :Bal Gibi Aldatmak  (Hijyenik Bir Aşktı)

 

Hijyenik bir aşktı ,martılar ağlardı en sonunda , en sonunda güzellik bize uğramazdı .. İtin uğursuzun  başı boştu yüreğinde , elleri boştu , başı boştu  ..Bir onlar terk ederdi, bir sen ..Ben avucunun içinde saklanırdım ,mışıl mışıl uyuyunca yanına yaslanırdım .Hijyenik bir aşktı ,kokusu parfüm ,içi kimyasal maddelerle dolu ,içi temizlik rüyası uykusunda ..

 

Gözlerine bakmama gerek yoktu gözlerinin aynası maksadını söylüyordu, aldatıyordu.  İtin kopuğun belasında yaşıyordu ,bakıyordu ,ediyordu,söylemiyordu ,avucunda sadece ben ..

Hijyenik bir aşktı, kimyasal bileşenleri anlamak istemiyorum, seni anlamak istemiyorum.

 

Dün daha çok sevecektim inan. Ah o dün, kelime-i şehadet  noktasına alıp koydu beni insan bünyesinde olan bir eşya gibi bir köşeden ,bir başka köşeye . O dün beni deli etti, katil etti içimde ki çocuğu öldürdüğümü itiraf edersem.

 

O dün neyim varsa götürdün bir seferde karla karışık. İçin cız etmez mi, o beynin düşünmez mi bal gibi aldattığını? …Bu hijyenik aşkta kaybettik işte, bir an kazanabiliriz gibi geldi bana, zordu kaybettik.

 

Şimdi avuçlarında saklanmıyorum , uyuyunca yanına yaslanmıyorum .Yokum artık bu hijyenik aşkta .Bu hijyenik ortam nasılsa kahreder birilerini ..

 

Dündü  , neslim tükendi , sabrım tükendi , yüreğinde ki it kopuk tükendi..öyle sanmak istiyorum bir sabaha uyanırken .Öyle ya bal gibi aldatmak var en kötüsü bu işin sonunda .

 

Dündü başlarken bitirmiştik bu hijyenik aşkı , bu aşkla beraber hijyende gitti ..artık ne kokacak , ne de akacak damımız ..kimle , nasıl başlarız ?

 

Gözlerin nasılda acıkmıştı, aç bir yırtıcı memeli misali doyma niyetine girmeden sadece açtın, doysun gözün artık, sevmesin o ite kopuğa meyilli yüreğin.

 

Çok çok renkliydi gözleri, yüzünde meymenet kırıntıları ve sen. çok çok mutluydunuz, çok çok açtınız, acıkmıştınız. Elden ayaktan düşmeden ayaktaydınız, demem o ki aldatmaktınız.

 

Hijyenik bir aşktı, kusuru yaşlanmaktı. Peri kızı bile olsa kadınlara güvenmiyorum. İlham perimi boşadım dün. Hijyenik bir aşktı kokusu içime sinmedi yine de .

 

KADİR   BAYATA

 

 

 

 

benn

ADI : Hülya veya Rüya ( Hikayeden Hikaye )

Hikayeden Hikaye :

Kevgire Dönmüş Mutluluklar İçinde Yazın Sarhoş , Kışın Nahoştum(hoş olmayan) , Ancak Yaşadım , Hülya ve  Rüya Arasında  Tanıdığımı Hiç Zannetmeden ,İyi Günde Veya Kötü Günde Demeden İçimin Düş Hanesinde , İçimin Kevgirinde  Yaşadım Yaşayabildimse  ..Bu kevgirde şerefli  mağlubiyetler aramak ana fikrimdi  en anasından , en babasına.Yaşlanmak ana fikrimdi en anasından,  en babasına..

Tekil zamanlarda  masumiyetimde ki yalnızlık , çoğul zamanlarımda ki hırçınlığı darmadağın etmekteydi .Suç kimdeydi ?O içimde ki tekil yalnızlık yok mu ,o işte gün gelip Samanyolu nu toptan düşürmüştü.Demem o ki sokağımız bir enkazdı ..Camdan bakan bir kızdı içime bakan , sokağımız bir enkazdı .Toplamak ve süpürmek bize kalmıştı .Camda ki o kızın adı Rüya veya Hülya idi sanırım ..Konuşmaya zaman olsa o isim ihtimallerini sorardım .Pek yakındık camları ve yıkık dökük rüyaları ,hülyaları hesaba katmazsak ..Tekil bir zamanıma denk gelmişti camda ki o kız ..Rüya veya Hülya ..Saçları sırma sırma döküldüğü halde yine toplamak bana kalmıştı .İşin kötüsü ne elde vardı , ne avuçta ..Saçında sadece bir papatya , bende bir dolu papatya ..

Biz tekil zamanların çoğul insanlarıydık ..İçimiz çoktu ,sevgimiz , sevdamız çoğul ,papatyalarımız çoğul .Geride kalan beton parçalarıydı ,tekil zamanlardı onlar .Takvime ihtiyacı olmayanlardandık , Miladımız yoktu ,geleceğimiz vardı kendi kendime gelin ve güvey olmazsam ah ile vah ile başlayan .

Yıkılmış bir şehirden geriye bakmaya kalksaydık atmamız lazımdı kendimizi denize ..Belki de beraberce .Gerçi ıslanmak veya güneşte kurumak aynı şeydi kıyametin ardından .Deniz bu gemilerin bu hezimetine çare bile olamamış , dalgaları hala gemilere doyamamış.Gözü kör bu denize hasret bile atılmaz mecbur kalınmazsa.

Beraber bizdik ,tekil  veya çoğul ..Sokağımız koca bir enkazdı ..Yıldırımlar düşmüştü ..Bu halde bile içimiz başka başlamıştı ,içimiz başka , başka sarılmıştı yaralarımız dahil buna .Ben bir başka sarılmıştım , sarmaşık misali değil , şairin aşkı gibi..Hiç şair görmedim ancak şair gibi işte , şairce .Yıkık dökük bir sokakta bu makbuldür  sanırım .Sevmek bile yıkık dökük , bu sokak gibi perişanlık.

 

Camdan bakan o kız çoğuldu içinde ,bende tekil  ,karnı burnunda bir anneydi .İçi dışı bana söylenmekteydi .Yıkık bir sokakta sadece işimiz gücümüz buydu .söylenmekti ,söylemekti .

Belki de bütün işi gücü bana adını söylememekti .Hülya veya Rüya…Hangisi diye kafamı karıştırmadım ..İki isimde de aynı o ..Şu virane sokaktan bir sağlam ayna çıkmaz ya ,çıkarsa eğer aynada yansıması gibi o , Hülya veya Rüya.Gerçi o virane sokaktan bizden başka çıkan olmamış , ayna mı sağlam kalır. Şu an bir sözlerimiz cesaretli ve sağlam .Savrulan eşyaları bizden beter sanar iken bula bula bir başkasına ait  resim bulduk .Ne güzel çıkmışlardı rahmetliler ,anmak güzeldi onları siyahın beyaz olduğu  bir düğün resmiyle.Komşularımızdı koca evleriyle yerin dibine göçenler gibi .Biz yerin dibinde olamadık onlar gibi .Artık komşu değiliz eski komşularımızla.Bir eski  komşumuzun evinin kalıntıları altından bir fare belirdi ,canlılıktı bu .Bizde ki canlılık belirtisinden farklılığı kendi türünden canlılar bol miktarda olabilirdi .Eğer bu durum gerçekse her yanın fare olacağı  bir dünya ,ne garip .Vakitli vakitsiz fareler ,artık yeni komşularımız onlar sanırım .

Ve o fareler gün gelir krallığını ilan eder ,fareden bir hükümdar ve fareden bir ordu , işin kötüsü bu olur ..Hiç komik değilim sanırım  , bir  palyaçoyu taklit etsem daha iyi idi .(İşin önemli tarafı biz kendimizi taklit ederdik ,başka taklitlere gerek duymadan. Biz kendimizi tarif ederdik her gereksiz tarifte ,taklit ve tarif hep bizimleydi .)

Bu  kırık cam bardakta  kaç tane ıslak dudak hapis kalmıştır kim bilir , ya benim kurumuş dudaklarım?   Ona dudaklarının beni ıslak ıslak öpmesinden gayri çare yok mu ?   Şeker koyup keyfimin üstüne keyif yapsam , karıştırsam bu bardağın kırılmamış halini..Benim dudaklarımda bu bardakta ıslak ıslak diğerleri gibi hapis kalsa…Yok ,yok ,bana hayal etmek yok ! Bulursam sana da bardak mardak yok !

 

Her yer dağınık ,dağıtmışlar toparlamamışlar , olmaz ki böyle ..

Şimdi kim süpürecek bu sokakları? Başka bir ihtimal mi var? Biz işte, tekil ve çoğul, yani tekil .

 

Karnında ki adsız bebek dışarıdan habersiz ,babasından habersiz ..Yine de bizimle aynı hayatı paylaşıyor, bizim gibi bilgisiz .Biz gibi dışarıdan habersiz ,sadece bu yıkık sokaktayız ..dışarısı kıyamet ..Belki de karnında ki o saf ve adsız bebeğin bunları bilmemesi büyük bir olay .Bilmemek böyle vakitlerde çok kıymetli , çok önemli bir hadise .Bir bebek olsam bilmemek isterdim işin gerçeği , bilseydim yanılmak isterdim , yalan ile yanıp kavrulmak isterdim ,bir bebek olsaydım eğer yalancı meme  değil yalanın ta kendisini isterdim emmek için ,yalanı emmek için meme niyetine en yalancısını isterdim ,doymak için .Evet belki de hala yalanı emiyoruz ikimizde şu yaşımızda .Bebek alışamaz yalana bizim alıştığımız kadar ,bu da bir gerçek.

 

Karnında ki bebek gün ve gün  büyümekte ,bizleri duyması , bizleri tanıması anlamına gelmiyor sanırım ..Bu viranede kim kimi tanır ki ..Anne , babası mı ? O anlık bir unutkanlık anı .. Karnında ki bebeğin gibi masumiyeti taşıyabilseydik bizde o kadar saf ve temiz olabilseydik bizde tanıyamazdık bu harabeyi.Seni ve beni tanımazdık . Bebek olamadığımıza göre sadece yıldırımları çekerdik üstümüze bir paratoner gibi , kıyametleri çekeriz üstümüze kötüden başlayan şansımız gibi.

 

Evet o bebek bizimle büyümekte ..Biz gibi ,dışarıda gün ışıdı ,tohumlar canlandı yıkık dökük bu sokakta..biz gibi ..Tekil ve çoğul , yani çoğul ..

 

Bu kıyamet gününde sadece biz kaldı isek insanlığının neslinin devamı için , o zaman kötü ..Biz yeni bir nesil mi yaracağız ? Bir sana bak , bir bana ..Yeni bir nesil yaratmak gibi bir hayalim olsa bakire bir bayan hayal ederdim ..Karnı burnunda bir bayan değil ..Belki de şimdiden kıyamet içimde başladı ..Özür dilerim ..Durup  durup içimi kötülüyorum ,senin suçun yok !Kendi içimde ki , yani kalbime yakın bakireliğime yakışmadı dediğim..İçim bakire ,öyle ise sende bakiresin , kalbine yakınsın dediğim o ..

 

 

Şimdi mevsiminde olduğu gibi tohumlar açtı ..Yedi gün ,yirmi dört saat çalışmakta doğa..Karnında ki adsız bebek  konuşmalarımızdan bıkmıştır ..Konuşmalarımdan diyelim ..Hep ben söylüyorum  ,sen ise bakışlarınla söyleniyorsun ..Adalet işte sanırım bu , kıyamet değil ..

 

Kıyamet alametleri de belirmedi hiç ,bu Samanyolu düşecek yer arıyormuş ..Düşmüş işte , vay be.. İyi ki vicdanımıza düşmedi bu Samanyolu.Ne yapardık kim bilir o zaman .Koca Samanyolu ,ikimizin toplamı kocaman yüreğimizde , halimiz perişandı ..Gerçi şimdi de öyle , bir fark yok ..

Biz evlenip , biz olsak ..Nasıl ederiz ki ..Tüm alışkanlıklarımız en önemlisi musluktan akan su yok ,başka insan yok ..Kara kalem çalışması türünden bir cesaretimiz var, sanırım tabi ki.Cesaretin burada bir yerlerde olması gerekir , gerekirdi .Demek ki ya sende ya da bende veyahut bebekte ..Aramakla bulunmalı .

 

Evet evlendik işte , ellerimiz ,içimiz bir düğün alayından farksız ..Düğün için sıralı araçlar gibi bu yerde ki beton parçaları kilometrelerce ,derin bir sessizlik bir birimize evet diyebilmek için ,büyük bir ölüm sessizliği.Kıyametin ikinci gününde bir düğün ,bizim düğünümüz .Sesimiz sadece bizim sesimiz ..evet , evet sadece bu .Yüzüklerimiz saçımızda ki papatyalardan ibaret ..Ancak eminim ki çok pahalı bir yüzükten milyon kere daha güzel, daha anlamlı .Artık bendesin  , yani hem benim içimdesin ve  ben de senin içindeyim bu yıkık şehrin içinde..İkinci kıyamet , üçüncü kıyamet olsa bile biz biziz ..Biz insan oğlunun  evliliğiyiz . Biz biziz , nasıl desem biz istesekte kavga edemeyiz ,istesek bile küsemeyiz ,biz biziz , evliyiz.ilk gece değil bu biliyorum ,ilk gecemiz olsaydı eğer karnında ki bebek bizden utanırdı ,bende tabi ki kendimden  .Bu kıyametin ikinci akşamı ,bu kıyamet sarılma zamanı sıkıca .Bakire ve güzel bir zaman gelince inan ki başka başka sararım seni , öyle ki içim dışım sen olur .Yeminler ederiz çiçeklerin üstüne ,özellikle papatyanın üstüne ant içeriz ,söz veririz , sözümüz sözdür , karşılığında aşk veririz ..Borcumuz borçtur birbirimize ,borcumuz aşktır  ödenecektir ve ödenmektedir bu ömrümüzün son gününe kadar.

Bu aşkın üstüne saçında açacaktır o papatyalar ,kokun olacaktır o çiçeklerin ..bundan eminim .bu güzelliğin bende ki çirkinliği örttü kıyametin bütün çirkinlikleri örttüğü gibi.

Saçlarının  sırma sırma dökülmesi , sarışınlığın vesselam bana yaşamdı .Işıltıların oldu , akşamdı .bebeğim dünyaya geldi sabahtı ..Güne uyanmak gibi uyandık o zaman …Ne tekildik , ne de çoğul ..bizdik , beraberdik .gündük ,güneştik ..beraber ağladık , ilk o ağladı belki de , biz bebeğimize uyduk ..Belki de ağlamak bize de kolay geldi o an .Biz senin için ağladık bebek , sen ise dünya bu mu diye ağladın , evet dünyamız bu bebek , yıkık dökük bir sokak ve biz.Biz ölmeyi beceremedik bebek .Sevmeyi başardık sadece bu .Ve sen ilk adımlarını toprağa atıp toprağı anlayacaksın , kuşlarla konuşup kuşları anlayacaksın ,bizde seninle anlayacağız ve büyüyeceğiz bebek.

 

 

Yıkık dökük bir sokakta tohumlar canlandı ..bizde ..

SOKAĞIMIZ BİR ENKAZDI ..SAMANYOLU TOPTAN  DÜŞMÜŞTÜ ..NE VAR Kİ BU DÜŞÜŞ BİR SON DEĞİL ,BİZİM BİR BAŞLANGICIMIZDI ..

BEBEKTİ , SEVMEKTİ…

Hülya  VEYA   Rüya  ..İŞTE ONU BİLMEKTİ…..

 

 

 

Yazan ,Yazmaya Çalışan :

KADİR  BAYATA

 

 

-madimak-oteli-

!!! MADIMAK !!!

Allahü  Ekber sesleriyle inliyordu Madımak,

Takvimler geri gitmişti,

Aynı böyle bir şeydi karanlık çağda yaşamak.

 

Bir ateş yandı,

Yürekler yandı,

Madımak’ta insanlık diri diri yandı.

 

Takvimler geri gitmişti,

Aynı böyle bir şeydi karanlık çağda yaşamak, yaşatmak.

Allahü  Ekber sesleriyle inliyordu Madımak,

 

Madımak ise o yer ve şairsek,

Korkmuyorsak, ateşler içinde de güle biliyorsak,

Adımız biliniyorsa, dışarıda bağıra bağıra haykırılıyorsa

Ve gece ise cellâdımız dışarıdakiler değil de Azrail ise,

Canımız burada teslim olsun yüce Allah’ a.

 

Allahü  Ekber sesleriyle inliyordu Madımak,

Bilmezlerdi, Müslümanlık değildi canı bedenden ayırmak.

 

Oyunlar oynuyordu çocuklar taşla, ateşle,

Kadınlar yani emektar, doğurgan kadınlarımız kocalarını Müslüman sanıyordu,

Övünüyordu infilak eden yüreklerle,

 

Sivas yanıyordu,

Ateş Madımak’ ı sarıyordu,

 

Allahü  Ekber sesleriyle inliyordu Madımak,

Bilmezlerdi, Müslümanlık değildi ölüm diye bağırıp ateşler yakmak.

 

Yanıyordu şiirleri eğip başını izlemekle yetiniyordu,

Eli kolu bağlıydı bir vakitler kitapları yasaklanıp meydanlarda yakılıyordu,

Saçı tutuşmuştu yanmadan önce bedeni,

Ölüm arkadaşlarıyla tekrarladılar yeminlerini,

Böyle bir veda yaşarttı gözlerini.

 

Korku misali,

Milyonların yüzüne atılmış bir tokat misali ,

Uyku misali gözlerini kapattı,

İnsanoğlu sessizliği o an yarattı ..

KADİR   BAYATA

 

(yangın yeri  sayfa 150 _ 151)

 

atomic bomb ever used

Ne zaman şair olsam Hiroşima’da bir çocuk olurum.

Ne zaman şair olsam Hiroşimada bir çocuk olurum , atom bombaları düşer amerikan yapımı ,amerikan usulü barış düşer gökten al kanımı içmek için ,

Ne zaman şair olsam içimde ki o çocuk ve ben uzanırım  çiçeksiz , yeşermekten habersiz o toprağa  ölmek için ,

 

Al   kanımı içmek için bu yol zor yol ..amerikan usulü atom bombası ve donanması barış için ,

Ne zaman şair olsam mürekkebim kan dolar ,ellerim yok olmuştur o an ..

Hiroşimada bir çocuk ağlayamaz al kanında ki yasından ,

 

Ne zaman şair olsam evde olamam ,bekleyenim olmaz ,sevenim olmaz ,olamaz.

Ne zaman şair olsam kalemim yüreğim kadar kanamaz , kanayamaz.

 

Ne zaman şair olsam içimde ki bu yalnızlık küfreder,

Ne yazık ki Hiroşimada o çocuk , ben ve on binler öldüler ..

Kadir Bayata

dunya-ay

Biz Dünyayı kurtarmaya geldik onlarca sefer , Onlarca şuursuz kişi ,

Biz Dünyayı kurtarmaya geldik onlarca sefer ,

Onlarca şuursuz kişi ,

Şiirler söyleyip ,avuç dolusu şiiir satacaktık

Su gibi ,ekmek gibi ,

Biz bu işi başaracaktık ,

Biz Dünyayı kurtarmaya geldik onlarca sefer ,

Onlarca şuursuz kişi ,

Göç mevsimi başlaman biz göç edecektik ,

Göçmen kuş misali biz bulutlara ,

Biz hep yaz geçen mevsime gidecektik ,

Biz Dünyayı kurtarmaya geldik onlarca sefer ,

Onlarca şuursuz kişi ,

KADİR   BAYATA

Drama_Masks

Sahnede Bir Tiyatro Oyunu DURAKLI DURAK

 

 

 

Kaydet000

Duraklı Durak

 

Hayal : Marifeti  dağınıklıkları toplamaktan öte evde yemek yapmayı  seven bir ev hanımı

Hayalci . Hayallerini gerçek sanan ve hayal ile gerçek arasında kalan bir hayalperest .Bütün hüneri el yapımı bir yüreğe sahip  olması.

 

Islak bir akşam ıslanmaktan öte kusursuzluğu keşfetmek için yola çıkar Hayal ve Hayalci.Bir nevi arayıştır ,bir nevi haykırış.

Bir durakta ne kadar insan olabilir ki ,ne kadarı aşık ?

Kimisinin aklında evden işe ,işten eve gitmek var ,kiminin aklında sadece yolun metre hesabı ,kimisinin yine evden işe ,işten eve ,kimisinin aklında sadece gökten akan bu su .

Yağmuru seyreden Hayal ve Hayalci bir durak boyu kalabalık ve ıslaklıkla yalnızdır belkide ..Bu yalnızlık üşütmez ,bir çaredir .

 

Hayal

_Bu durakta beklemek budalaların işi değil .Islanmak denilebilir  , budalalık olmaz.

Hayalci

_Islanmaktan kurtulsakta bu durak ,bu kalabalık tümden ıslanmış durumda .Vaziyetin alakası sadece ıslak işte

Yolcu 1

_Evden işe ,işten eve gelip ve gitmek marifetimdir

Yolcu 2

_Benimde tek marifetimde bu ,gururumda .Evden işe ,işten eve ..

Hayal

_Küçük mutlulukları küçük sanıyordum ,meğer büyükmüş .Kimine göre küçük ,kimine göre büyük .

Hayalci

_İşte bunları gerçek kılmak ,o an değişir işe ,cahil bir aşık ,cahil bir aşk .

Hayal

_Ben cahil bir aşık olmak isterdim .Bilmeden ,görmeden ,üç maymun gibi

Hayalci

_Bence cahil bir aşk olmalı , öyle kalmalı ..Cahilliğin doğası bozulmamalı

Durakta beklemenin en iyi yanı bir biri arkasından gelen ancak duraktan bineni olmayan  otobüslere aynı heyecanla bakarak ve aynı anda durağın nüfusu harekete geçmiş olduğunu anlamak .Bu aynı heyecan bir evlilikte olmaz sanırım , aynı heyecan ,aynı sürat.

Hayal

_Islanınca bir otobüsün  uzaktan gölgesinde insanlar birbirini ittiriyor düşmanca ..Düşmanlık insanlık hepsi var.

Hayalci

_İnsanlar  bir kuş sürüsü ,yırtıcı ve memeli

_İşte bizim marifetimizde bu

Hayal

_Marifetten sayma bunları ,marifet yüreğinde ,marifet bir kolayı yudum yudum içmek yerine paylaşmak şimdi ki gibi

 

Ve ikram üzerine  o gazlı ve siyah renkte ki içeceği içerler iken gözleri birden hicrana döndü..ağlamaklıydı ,ağlamalıydı ilk durakta ..Yani bu duraktan sonra .Kendi gözlerine baksa ne derdi diye düşündü.Gözlerim herhalde suyun  rengiydi,denizin rengi ile alakası yoktu çünkü .Gözleri sadece suydu,sadece su rengi.

 

Yağmur  rengini belli ederken  Hayaldi ,Hayalcidi rengi.

 

Hayal

_Son otobüs gitti sanırım ..yağmur var ,durak var ,otobüs yok ..Sadece duraktayız ,yakınız yağmurun çirkefliğine .

Hayalci

_Burada sabahlamak , bu ihtimali düşünmek üşütüyor adamı ..Gözlerin üşütmüyor bunu bilmelisin .

Hayal

_Karakola sığınmak bence daha iyi .Bak , dur polis abi tacize uğradım demek daha kolay ..Daha çabuk giderim evime ..

_İşten eve ,evden işe sabah ve akşam ..

Hayalci

_insan işte ..kuşmuş yırtıcı ve memeli  işte …bazen nankör ,bazen sevecen sonra yine nankör .

Islanmak bir an önce eve ulaşmak için hızlı bir yoldur ..Hiç tanışmadan  da olsa ,gözleri derdi de olsa ıslanmak hızlı bir yoldur..Yolda kalanların maceraları bir takvim aralı ile belirlenemedi  yağmur kimin üstüne düşeceğini tarih boyu hep belirlemiş olsa bile..

 

KADİR BAYATA