Etiket arşivi: kalp

420301_355697671116004_45100555_n

ACI ÇEKMEYE HAZIR MISIN?

Acı çekmeye hazır mısın?

Biliyorsun ki canın çok yanacak… Başlarda güçlü olmaya çalışacaksın, dik durduğunu haykıracaksın aynalara, sana bakanlara… Sonra kahkahalar atacaksın amansızca… Herkesin tek tek gözlerinin içine bakacaksın gülerek… Ta ki dudaklardan hayret sözlerini duyana kadar… Geceleri kendinle kalmamak için misafir olacaksın hayata… Kaçacaksın kendidnen… Sesinden… Gözlerinden… Durmayacaksın, hep yorulacaksın ama hissetmeyeceksin… Güçlü olduğunu söylediklerinde duymamış gibi geçip gideceksin önlerinden… Kimse seni seninleyken göremeyecek…
Kendine söyle şimdiden… Acı giyecek, acı duyacak, acı yiyecek, acı haykıracaksın…
Sonra kendinle yüzleşeceksin… Gözlerinle… Gözyaşların sarılacak sana önce… Sımsıkı… Ellerinle dokunacaksın onlara… Hissedeceksin… Haykırışların hıçkırıklarla buluşacak… İşte o zaman kendin olacaksın… Yastığın yaşaracak kollarının arasında… Tenin titreyecek… İçini dinleyeceksin, içine girercesine…
Tepeden tırnağa acı yoklayacak seni… Alışacaksın… Her ayrılık senin ayrılığın olacak, her göz yaşı senin yanaklarından geçecek… Tek kaldığını anlayacaksın…
Sonra yağmur yağacak… Acıdan arınacaksın… Yavaş yavaş kurulanacaksın güneşle…
Durulacaksın, şen kahkahaların büyümüş olacak… Ve tabi ki sen de…
Tenine ‘hayat devam ediyor’ yapışacak… Ne giyersen giy hiçbiri onun kadar yakışmayacak…
Sen başka olacaksın. Ama sen hiç bilmeyeceksin… Sanki hep senmişçesine…
Adımların hesaplı, temkinli olacak… Kolay gülmeyecek, kolay ağlamayacaksın… Sessizliği dinleyeceksin…
Merhaba demek kolay olmayacak kendi sesine… Nefes alışların değişecek…
Bir ben seni terk ederken, bir ben girecek yüreğinden içeriye… İşte böyle! Acı acı büyümeye devam edeceksin… Kim bilir belki kendini sevmeyi böyle böyle öğrenmiş olacaksın…

ÖZLEM ERDEN

anakkalekaraharekat

‘Asker’, ‘Nefes’ ve ‘Aşk’

Nefes almaya dahi çekiniyorlardı. Ezile büzüle ciğerlerini doldurdukları havayı tekrar dışarı saldıktan sonra, küçük bir çocuk gibi içleri içlerine sığmıyordu sanki. Boğazın üzerinde “marş marş” yürüyen kömür bulutları, maviliği fethetmişti. Denizde ise onların efendileri, soluk soluğa kalmış, gülümsüyorlardı gururla ve kibirle.

‘Asker’ kelimesi pek çok mana içerir içinde. Onlar hem ‘âşık’ hem ‘âşık eden’, bazen kalpleri vatan aşkıyla taşan, bazen de canlarını vatan uğruna verebilecek kadar ‘aşk’ dolu olan duyguları taşıyan, bir deniz gibiydiler. Büyükçe, koskocaman! Bazen taşan, enerjisini koskoca mermiyi kaldırarak gideren bir aşık…

Kör kütük ve delicesine.

Anılarının gözlerinin önünde canlandığını gören, sadece bir-kaç saniyeliğine onları benimseyip, kırmızılığa bürünen. Tüm bedeni ve kalbiyle kırmızı rengine bürünüp, ömrü boyunca yaşamadığı duyguları yaşayan.

Aşkı tatmayanların, en zengin aşkı tatmaları bir-kaç saniyeliğine… Diğer herkesten daha fazla yaşamaları aşkı… Bir-kaç saniyeliğine yaşayıp, birbirleri için aşık olduklarını söyleyenlere taş çıkartacak bir aşk… Bir ömre bedel aşk!

Vatan aşkını biz hiçbir zaman onlar gibi tadamadık, tadamayız. Onların bir –kaç saniyesi dahi olamayız. Onların döktüğü bir damla kana dahi bedel olarak yetmeyiz biz… Nesiniz ki siz Allah aşkına? Vatan aşkıyla ölen bebeler mi? Kalplerinde çığır açmış duyguları besleyen deli kanlılar mı? Zamanını beklemeye korkan pis korkaklar mı? Ha?

Biz ürkekler… Kalplerinin vatan sevgisiyle taşmasına korkan ürkekler. Ölmeye korkan, sevmeye korkan ve sevilmeye korkan ürkekler… ‘Asker’ kelimesi bir çok mana içeriyor göründüğü gibi. Hem cesur, hem kahraman olduğu gibi; hem ürkek, hem de korkak…

GÜNAHLARINDAN KORKANLAR SICAĞI SEVMEZLER

Her beden tozlu yollarda çamura bulandığını düşünür. Kimi tozdan soluksuz kaldığını sanır, kimi ise gerçekten çamura bulandığını… Çok az kişi bilir tozun yağmursuz çamurlaşmayacağını… Her şey gibi tozun da kötü olması için bir başkasının iyisine ihtiyacı var… Yağmur!
Gülü hayata döndüren yağmur, tozu çamurlaştırır! Ne tuhaf değil mi?
Kiminin baharları sondadır. Hüzün kokar… Mutluluğu bile hüznün gülen yüzü olarak tanımlar… En büyük dostları rüzgârlardır… Çünkü dalların kırgınlıklarına, yaprakların cansız bedenlerine sahip çıkar.
Kiminin baharı ilktir… Ilıktır… Ne seni yakar ne de beni dondurur… Kışa çelme takıp, yaza göz kırpar… Yağmurlar can yoldaşlarıdır. Kokmalarını, hep ayakta kalmalarını sağlar.
Bakmayın tüm bunlara ne ilk bahara ne de son bahara sığabilen canlar da var… Sıcağa düşman, soğuğa dostturlar. Çünkü onların paha biçilmez bir ‘beyaz’ umutları var. Hayallerini süsler, o beyaz içerisinde en çok prensesler kendilerini düşler… Bir prens gelecek diye beklerler… Çoğunun sonu hüsran olur, gelinlikleri eller arasında çamur olur, prensleri ise acımasızca ‘kardan adam’…
Bütün bunlar bile yazı kusursuz yapmıyor. Çünkü günahlarından korkanlar sıcağı sevmezler… Cehennemi anımsatır… tüm bunların yanı sıra güneşle dosttur. Bakamazsa bile…
Bütün bunların neresindeyim ben? Ne ilk bahar gibi anlık hevesim yağmurla ıslanacak, ne de bir yaprağın hazin sonuyum… Sıcakta donarım, soğukta yanarım… Hiçbirinde tutunamayan bir Gülhan’ım… Koskaca bir gül evi…
Bir aşığın dudaklarına kenetlenen sözlerinin yerine geçebilen bir ilan-ı aşk…
Hüzünle kaplı, buğulu gözlerin bir kağıt parçası üzerinde takılıp kaldığı kurutulmuş bir anı…
Sevginin ifadesi, ayrılığın özlemi, sözlerin çağrısıyım… Tutan ellerde seven, tutmak isteyen ellerde sevgiliyim…
Aşk eviyim, renkten renge girersem, ayrılığı bile özlerim… Bazen güneşe boyanır, ayrılkla anlaşır, yalnızlığa giderim…
Yağmur yağdı mı pembeleşirim… Heyecan olurum, umut olurum… Sevgiyi belli ederim…
Mavi giyer deniz olur, huzur veririm… Aşıkları dinlendiririm.
Kırmızıyla yürekleri kavururum, sevgi seli olurum…
Bazen beyaz olmaktan korkarım… Hangi elde masum bir gelin, hangi elde hüzünlü bir ölüm çağrıştıracağımı bilemediğim için…
Kısacası hayatı adımda yaşarım… Hayat bana ‘Gül-han’ dedi… Gül! Önce kendimi mutlu etmemi emretti… Sonra mutluluğum hana çevirdi…
Misafirperver bir yüreğim aslında… Lakin bilmeniz gereken tek bir şey var…
Siz beni hangi renge boyarsanız, ben o renkte görünürüm…
Ayrılığınız da, aşkınız da, yalnızlığınız da, umudunuz da sizin bana verdiğiniz renge ve değere bağlı…

 

(Okurum Gülhan Hanım’a sevgilerle)

kadınlar

SEKS İŞÇİLERİ DE İSYAN EDER (!)

Başlığı görüpte tövbe tövbe deyip, yüzü kızaranlar varsa okumasınlar!

Mesela kimse Arınç’ın yüzüne bakıp ‘vajina’ demesin… Yüzü kızarıyormuş. Kendisi mesir macunu fırlatabilir ne de olsa mesir macunu ‘viagra’ değilmiş… Ha O, viagra gibi sözcükler de kullanabilir… Ama kimse onun yanında kalkıp kadının organından söz etmesin… Organ dedim, acaba o da yüz kızartır mı?!

Neyse… Geçenlerde bir haber gördüm. Muhtemelen hepiniz de görmüşsünüzdür.

‘Hayat kadınları’ evlerin kapatılmasını protesto etmek için yürüyüş yapmışlar. Haber detayında, kadınların açıklamalarında ‘başka yerde çalışamayacaklarına göre’… diye başlayan bir cümle vardı. Doğru… Namuslu  (!) bir toplumun hiçbir ferdi bataklıktan çıkmak isteyen birini işe almazdı. Çünkü vesikalıydı bir kere…  Ee, durum böyle olunca, onlar da yürüme hakkını kendilerinde bulurlar işte.  Hatta bir tanesi, ‘bu benim ekmek param, ekmeğime dokunma’ yazan bir pankartla poz veriyordu.

Sonra haberlerin altındaki yorumları merak ettim, acaba bu habere ne demişler diye…

-Başımıza taş yağacak, tuuu utanmazlar! Bunlar tam fahişe!

-Sonumuz hiç iyi değil. Utanmadan yüzlerini de gizlemiyorlar.

-Allah belanızı versin. Gözlük takıyorlar bi de kendilerini gizlemek için… vs …vs…

Kime göre kim fahişe? Bilen şöyle gelsin…

Ama… Bi milletimizin neyi sevdiğini gözden geçirelim…

Mesela  diziler… (Başbakan bile dizilerle uğraşıyor, ben de yazsam sıkıntı olmaz değil mi? (!) )

Unutulmaz diye bir dizi vardı. Orada Eda diye bir kız, ablasının sözlüsüyle birlikte oluyordu. Tabi ablasının sözlüsü olduğunu bilmeden… Neyse, neticede âşık oluyordu. (!) Üstüne bir de hamile kalmaz mı?! Sonra ablasının sözlüsü olduğunu öğrendi ama aralarında büyük biiiir aşk vardı, vazgeçemediler (!) Herkes onların aşkına üzüldü, ağladı. Üstüne bir de abla suçlu olmaz mı âşıkları anlamıyor diye… Kız ablasının sözlüsüyle yatınca âşık sayıldı. Utanmasına da lüzum yok. Üstüne bir de namus bekçisi binlerce fanı oldu… O dizi de en çok beğenilen karakter oldu.

Sonra Kavak Yelleri’nin meşhur Aslı’sı… Bütün arkadaşlarının sırayla sevgilisi oldu. O, kimden ayrıldıysa, seyirci ayrıldığı kişiden nefret etti, kimi sevdiyse onu alkışladı. Aslı’ya her yol mubah sayıldı nedense… Hani bu toplumun ferdi olmazsam, neler neler sanacağım da neyse…

Yaprak Dökümü’nün meşhur Leyla’sı… Herkes onunla ağladı neredeyse… Necla da lanetlendi. Çünkü Leyla’nın kocasıyla kaçtı…  Hâlbuki önce Leyla, kardeşinin sevgilisini ayartıyordu ama bizim seyirci (!) nikâh kimdeyse onu akladı… Unutulmaz’ın Eda’sına sahip çıktığı gibi nedense Yaprak Dökümü’nün Necla’sına sahip çıkmadılar. Aralarındaki farkı hala anlayabilmiş değilim… (!)

Aşk’ı Memnu’nun Bihter’i unutulur mu? Kocasını, kocasının oğlum dediği kişiyle aldattı.Üstelik o kişi yani Behlül, Bihter’in ablasının eski sevgilisiydi. Ama millet Behlül’le Bihter öpüşsün diye de dört gözle bekledi. Behlül’e âşık Nihal’den nefret ettiler.  Hani ellerinden gelse ekrandan içeri girip, kendi evlerinde saklanmalarını teklif edeceklerdi… Onların da binlerce sahipleneni oldu…

Aşk’a (!) saygı sonsuz ne de olsa (?)

Yazık oldu Fatmagül’e… Fişlendi tıpkı sokağa dökülen hayat kadınları gibi… Hatta günlerce tartıştılar suçu ne diye… Sonuç ‘o saatte ne işi vardı sokakta’ oldu… Halbuki sevdiğini uğurlamak için yanına gidiyordu. Tecavüze uğradı hem de dört kişi tarafından… Tecavüzcüleri sorgulayan olmadı neredeyse… Herkes Fatmagül’e yüklendi… Sadece yengesi olsa tamam… Ama bütün ahali onu suçladı…

Bir de Uçurum’un kadınları vardı… Ne yollarla ne işkencelerle hayat kadını olmaya zorlandıklarını anlatıyorlardı. ‘Bakın biz de sizin eşiniz, kızınız, kardeşiniz gibi temiz, masumuz. Kendi isteğimizle burada değiliz demeye çalıştılar. Yardım edin, kurtarın diye seslenmeye kalkıştılar… Kimsenin, anasının karnında fahişe olarak doğmadığını haykırmaya çalıştılar. Kimse duymadı. Duymak bile istemediler, sahiplenilmeyince de hepsi susturuldu… Ekranlardan kaldırıldı reyting yüzünden… Yani izlemek kimsenin işine bile gelmedi.

Bu durumda hayatlarından çalınarak, zorla ‘hayat’a mal edilen kadınlara kim ağlar…

Hayat kadınlarına git gide mesleki isimler bulunmaya başlanıyor… Mesela en son duyduğum ‘seks işçisi’ydi…

Onlar seks işçisi olarak damgalanırken, porno ‘yıldız’ları ise kırmızı halı üzerinden yürütülüyor, alkışlanıyorlar. Dünyanın saygın kişileri haline geliyor. Aralarındaki fark ise adı üstünde biri işçi, mecburiyetten yapıyor, diğeri ise ‘yıldız’, isteğiyle yapıyor.

Günlük kıyafet değiştirir gibi sevgili değiştirenler merakla izleniyor, hayranlıkla alkışlanıyor. Çünkü gizli kaçaklı yapmıyorlar. Aleni bir şekilde, herkesin gözüne soka soka yapıyorlar. Hatta Müjde Ar’ın böyle bir filmi vardı. Komşusu olan bir kız sevgilisiyle aleni şekilde her şeyi yaparken, kimse bir şey bile demiyordu. Müjde Ar ise gizli gizli sevgilisiyle buluşunca mahalleli tarafından etiketlenip, başına gelmeyen kalmıyordu. Komşu kızı da yapıyor, ona niye bir şey demiyorsunuz diye savunmaya  kalkıştı ki hemen ‘ o gizli gizli yapmıyor’ diye lafı ağzına tıkadılar.

Gelelim habere yeniden… Utanmaz denilen ‘hayat kadınları’ namus bekçilerini inceden uyarıyordu.

‘ Genelevler kapatılırsa sokaklarda işimizi yapacağız, o zaman daha çok kadın cinayeti vs olur’ deniliyordu.

Hâlbuki ne kadar yanılıyorlar. Asıl o zaman ‘fahişe’ değil, ‘star’ olacaklarını bi bilseler (!)

Çünkü bu millet gizli saklı şeyleri sevmez…

Fahişelere gidenleri değil fahişelik yapanları yargılar…

Tecavüz edeni değil, tecavüze uğrayanı dışlar…

Çalanı değil, çaldıranı suçlar…

Hamile bırakıp kaçanı değil, babasız çocuk doğurmak istemeyip, çocuğunu aldıranı cezalandırır…

Gördüğünüz gibi ezber bozan bir milletimiz var.

Hal böyleyken etiketlenmek istemiyorsanız, tek çareniz var;

Ya  ‘aşığım’ diyeceksiniz ya da bu diyardan gideceksiniz…

Yoksa isyanınız içinizde patlar… Çünkü bu toplum namusun üstüne çıkana değil, altına yatana bakar… Kadının vajinası yüz kızartırken, erkeğin uçkuru gurur kaynağı olur…

 

 

297976_201388756594743_113376045396015_538422_2602314_n

Uzun Nefes

Yaz dedi içimdeki ses YAZ.
Belki biraz olsun diner acın.
Belki kalbin bir kere uzun bir nefes alır.
Vermesi sana kalır..

Boğulmak nasıl bi şey.
Çoğu kez yaşadım ama bu farklı.
Hayır hayır anlatmak istediğim o değil.
Beni sözcükler boğuyor ,alamadığım o nefes celladım oluyor.
Peşi sıra geliyor hükümler,beni kovalarmışçasına.
Yakalanma korkum yok ama kaçıyorum durmadan.
Ruhum gitmiş sanki sesleniyorum ama ulaşamıyorum bir türlü.
Ara da diyorum kendime 
'dur biraz ağlıyım tekrar maskemi takarım,
ama biraz dur kendimle baş başa kalayım'...
259819_10150216688889457_197177969456_7144422_2857816_n

Bir Gün Bile!

sonunda yenildim sana

ne kadar kaçsamda

olmadı

bir gün bile inkar edemedim

seni sevdiğimi..

bir gün bile

 

acılar çoğalmasınlar diye

bakmadım uzun zaman

gözlerinin içine

 

en sonunda kalbimi susturmayı denedim

denedim de

bak işte ben onu beceremedim

 

kaçışlarım usandırır sandım seni

bir gün bakmasam yüzüne

ömrünce bakmazsın sandım

 

ardıma bakmadan gidersem

dur demezsin sandım

 

gidişimin kesin olduğunu

kabullendirdimde kendime

bir gün bile inkar edemedim

seni sevdiğimi,bir gün bile…

yildiz

Alın Bunu!

Uzay boşluğunda yalnız kalmış bir insan ne kadar iyi olabilirse o kadar iyiyim şimdi. Göktaşları, yıldızlar falan. Kafamın içi kocaman bir uzay şimdi. Ve ben. Ben içinde sağa sola koşturan bir divane. İstatiksiksel olarak elde var yığınla düşünce. Ve bir sürü yol. Hangi taraf iyi adam? Alev topuna dönüşmüş düşüncelerim hızla beynimin koridorlarına çarparken, ben bu sefer hiç zevk almıyorum. Bir volkan gibi patlayıp kafa tasımın üstünde bir krater oluşması an meselesi.
Sonra oralar verimli bir toprak haline gelecek. Yeşermek içten bile değil. Falsolu bir düşünce ordusu kavisli bir şekilde kulaklarımı parçalayıp dışarı fırlıyor. Tahribat büyük. Beynimin sol tarafı, sağ tarafa savaş açmış. Petrol yatağı falanda yok ki arkadaş. İç güdüleri tetikleyen mekanizma büyük hasarda. Dışsal sezimleme zımbırtısı ha patladı patlayacak. Beyincikler arası sokak turnuvasında doğal olarak yönetim birbirine düşünce, iç karışıklıkta patlak verdi. Duygusal zeka oranı on. Mantıksa hiç yok. Emir komuta muhalif birliklerin elinde. Muhafızlar kahvede. Akıl sınırları zorlanmakta. Komşu beyinlere zarar vermesek bari. Hormonsal diplomasiler, proteinsiz veriler. Bir adamın içi nasıl boyle karışırdı. Casus düşünceler birliği pusuda. Uygun zamanı kollamaktalar. Uygun zaman ne zaman? Kadınlar ve çocukları önce kurtarmalı. Bu klasik ve duygusal emri illa ki yerine getirmek şart. Yangında ilk kurtarılacak neydi. Kalp. Alın bunu alın.

2a844c8c63223687351eb803f66d2323_1295282475

Şimdi Uzaklarda Olman Neyi Değiştirir Ki!.

şimdi düşmüşüm bir aşkın gölgesine

kaçışım yok

dönüş yolum yok sanki

 

geçerken uğramış gibi bir halim var

uzaktan bakıyorum

cesaretimi toplayıp bir türlü varamıyorum

 

şimdi uzaklarda olman neyi değiştirir ki

bedenimde hep varlığını hissedip bildiğim

Kalbim.

Kalbimdesin.

hep aklımdasın

hep rüyalarımdasın..

 

imkansızı mümkün kılan bir ülkedeyim

aşklar şehrindeyim

gözlerimi kapatır dururumda

hep bakışların gelir aklıma

 

şimdi uzaklarda olman neyi değiştirir ki

KALBİMDESİN.

ve daima Kalbimdesin….

imagesCAQCZT60

Sevdanın Sessizliği Bozan Sesi..

 

 

 

 

 

Sen..sen ,nesin ki böyle benim yaşama sevincim olabiliyorsun.Nesin sen?Söyle..

 

/..Siyahlıklar birden beyaza dönüşüyor.Bahçeler de birden güller açıyor.Gökyüzü,deniz; masmavi oluyor.Sonra ,gökyüzü ve deniz birleşiyor, o ince noktada resmin beliriveriyor inceden..Herkesin yüzü gülüyor.Sonra dökülüveriyor ağzından bir bir yüreğime düşen satırlar:

 

Sevdamın sesi sessizliği soluyor şimdilerde, Sözlerime kilit, ağzıma mühür vurdum da Yine de susturamadım “sen” diye atan kalbimi. …Kalbime ne diyeyimki Hiç böyle sevmedi, böyle yanmadı ömründe. Hergün, her saat, her dakika varlığını hatırlatırken ekmek gibi, su gibi Seni unutmasını nasıl bekleyebilirim ki. Her nefeste biraz daha acı çekerken içime Yüreğim dilinde dilsiz sözcükler biriktirdi, her nefeste haykırıyor sessiz sessiz sanki duyacakmışsın gibi. Aslında varlığının yokluğu en acı olan Yanıbaşımdayken yıldızlarla aynı mesafede olman kanatıyor içimi. Varlığının yokluğunu tüm soğukluğuyla hissederken hergün Söndüremiyorum bir türlü sol yanımdaki ateşi. Karanlıksız yapamayan geceler, suya muhtaç denizler gibi seviyorum seni. Yaşam soluyorum sayende. Gülüşüne umut dedim ben, ne anlamlar yükledim. Senden habersiz kalbine gönlümü verdim. Yüreğimin en kuytularında seni gizli bir ibadet gibi sevdim. Seni her gördüğümde, gözlerin gözlerime değdiği yerde duruyor zaman. Koca şehrin tek kalabalığı seninle ben oluyoruz. Bir saniyeyi bin yıl gibi hissetmek ne demek anlıyorum o an. Hayatımdaki mutluluk çerçevelerinin içinde hep senin resmin var. Küçük bir mutluluğuma senden milyon tane sığar. Senin olduğun her mevsimimin adı bahar. Küçük bir çocuk bir yetişkinin parmağına nasıl sarılırsa işte öyle sarıldı sevdam yüreğine. Hiçbir zaman kabuk bağlamayan, Hep kanayan yaram olacağını göze alarak sevdim İç ağrılarım ne kadar çok ise de mutluluk kelimesinin karşılığı sensin lugatımda. Zamansız şehire dönene dek susmayacak bu sessiz sevda..(YASEMİN TOYBIYIK) 

Sanki en güzel sesi işitiyorum,

Sanki en güzel soluğu hissediyorum..

Gözlerimi kapatıyorum ve seni dinliyorum.

Sözcükler yolunu şaşırmasınlar diye,

Kalbimin kavisli yollarından geçip yolu bulsunlar diye.

Tamam diyorum,gitmem bir yere.

Son olsun ağlayarak arkama baka baka gittiğim bu yollar.

Son olsun sana kızışım.

Sende gitme bir yere.

Kal yanıbaşımda.

Sonsuza dek.

Saçlarımız birlikte beyazlasın.

Elin elimde gözün gözümde..

//

Bir gün olurda gidersin demiyorum.

Çünkü böyle bir ihtimali düşünemiyorum..

Sen.Yaşama Sevincim.

Sen.Hayata Tutunuşum.

Sen.Herşeyim..

//..

..ve yolunu buluyor o sözcükler..

gözlerimi açıyorum.

Dinle diyorum.

Aç kulaklarını,

En önemlisi aç kalbini

Yalnız bana aç;

”Başkasının yazdıklarını sana söylemek ağrıma gider,

Sana sadece sen dedim ya,işte o bana yeter..”  (MAHMUT KARAAHMETOĞLU)

 

Söylerken bu kelimeleri ,sanki kalbim durdu.

Ardından gülümsemen,

Yeniden hayata tutundurdu…