Etiket arşivi: özlem erden

NE SEN SEVDİĞİNLESİN NE DE BEN SENİNLEYİM

Coşkulu bir yüreğe sahiptim. Kimseye göstermediğim ama içinin sıcaklığından haberdar olduğum. Her şeye yabancı ama hayalinde büyüttüğü duyguları vardı içimin. Ne çare ki geçmiş zaman ekiyle dile getiriyorum şimdi. Sonuna eklenen ekler gibi geride kaldı hepsi. Başlangıçta sahiplenmediğim duygularımın sancısını taşıyordu bedenim, sonrasında ise gidince yeri boş kalanların sancısını… Öyle de böyle de bir sızıyla besleniyordu kanım…

Herkes gibi ‘tek’ olduğumu sanıyordum böyle olan. Zaman bana hiçbir şeyi geri getirmedi… İkinci el duyguları bile. Sadece soğukluğunu derinlemesine hissettirdi… Tıpkı önceki sıcaklığı herkesten saklarken kendim bildiğim gibi soğukluğunu da bir tek tenim bildi… Belki aralarda gerçek olan hisler işitti kulaklarım ama inanmadı, tıkadı… Ara ara eller uzandı ellerime doğru, itekledi gerisin geri, denemedi bile… Sızıyla beslenirken ruhum, gözlerden akıyordu ağrısı… Sonra duruldu, sonra kurudu ve git gide soğudu, soğudu, buz tuttu… Buzun üstüne iliştirdi bir tebessümü öylece güldü gördüğü her sevgiye, sevgiliye…

Sonra gördü ki tek değildi… Umarsızca senelere çelme takan sevgililer gördü. Önce inanamadı gözlerim, onca seneye bu çelme niye, eli uzanır mı geri diye? Ama olmadı! Her sevgilideki cevap belliydi. ‘Bir kere üzüldüm, artık kimse için üzülmem’…

‘Bir kere üzüldüm, artık kimse için üzülmem’ diyenler biliyor muydu ki ya ilk kez biri onun için üzülüyorsa? Ama herkes kendi yaşadığını bilir. Kendimden çıktım yola sormadım bu soruyu hiçbirine… Sustum…

Çok acı acımasız yapıyor sanki. Zor sandığında başarısız olanların başarısıdır bu… Sevmek mertebesinden başarısızlıkla ayrılıp, sevilen zirvesinde bulunmak ve yaşatan taraf olmak… Ben yaşadım o yaşamasın bari diyemediğin tek nokta…

Acımasız olmak zorundaymış insan… Acımasız olmayınca daha da acı verdiğini anlıyor canı yandıktan sonra…

Benden acıyla sevgiyi çekip alan sevgili; şimdi sana üzülmüyorum biliyor musun?

Tek üzüldüğüm sana adadığım sıcaklığı bana adamak için çırpınana karşı soğuk olmak zorunda oluşum. Asla hak etmeyeceğim bir sevginin ezikliği altında bırakmanıdır hala isyanım…

Seni sevdiğim gibi sevemeyeceğim kişinin beni seni sevdiğim gibi sevecek olmasınadır yalnızlığım.

Ben senden esirgenirken, kendime de esirgedim kendimi… Ne sen ne de beni seven asla gerçekleri bilemeyecek.

Sen seni unutup unutmadığımı düşünürken, o ise kendisini sevip sevmediğimi düşünmenin pençesinde gezerken ben buz kesmiş benliğimde sadece soğuk bir tebessümle size eşlik edebileceğim. İşte bu yüzden seni asla affetmeyeceğim. Beni gerçekten seven bir kalpten mahrum ettiğin için, hakkım olmayan bir sevgiyi hakkıyla sevenden çalacağım için… Kendisini sevenden kopuk bir şekilde beni sevenin kıymetlisiyken, onu sevenin nefreti olmama sebep olduğun için…

Anlayabiliyor musun beni? Belki de senin de affetmeyeceğin yüreğin affedemediği bir yürek vardı… tıpkı benim seni affedemeyeceğim gibi, belki de beni affedemeyeceği gibi… ne sen sevdiğinlesin ne de ben seninleyim… Hepimiz gerçekten sevenlerin yüreğinden çaldığımız sevgililerin değerlisiyiz…

 

sibel-can-hancer

Hayat’tan Sibel Can’ın Hançerine Cevap

Son dönemlerde herkesin dilinde olan Sibel Can’ın ‘hançer’ adlı şarkısında sürekli kendisine yönelik bir suçlama yapılan ‘hayat’ bugüne kadar sessizliğini korumuştu. Fakat herkesin içten Sibel Can’a eşlik ettiğini görünce daha fazla dayanamadı.

İşte Hayat’ı en çok üzen sözler ve verdiği cevap;

‘Sibel Can sanki bütün âşıkları ayıran, yaralayan benmişim gibi lanse etmiş. Hayat, sen bize nazik davranmadın’ diyor. Gülüp geçmemek içten bile değil. Kim kime nazik davranmıyor acaba? Âşık olmayı bilmeyen tenlerde geziniyorlar, kaptırıyorlar kendilerini görmeyen gözlere, sonra bunu fark edince suçu bana atıyorlar. Var mı böyle bir dünya?

Önce sevmek, âşık olmak için yalvarıyorlar. Sonra madem öyle ‘al sana seni seven biri’ diyoruz. Yok, illa kendini sevmeyen biri olacak. Bu kez kendisini sevmeyen birini sevmek için zorluyorlar kendilerini, seviyorlar ya da öyle sanıyorlar, acı çekmek için resmen kendileri sıraya giriyorlar. Sonra suç kimde? Hayat’ta!

Sibel Can’ın sesini çok beğendiğini de sözlerine ekleyen Hayat sözlerine şöyle devam etti;

Benim koynumda yaşıyor hepsi. Huzursuz olması gereken biri varsa o da benim. Geceleri sürekli bir yerlerde ağlayan birilerini dinliyorum. Hep sevdiklerini söyleyip, sevilmediklerinden yakınıyorlar. Kendilerini sevenler onları aradığında ise tersliyorlar. Sonra bakıyorum anlattıkları kişilere. Bambaşka âlemdeler. Sevdikleri de başka isimlerle içimde sızlanıyorlar. Acıyı bana yaşatmaya çalışıyorlar, üstelik benim tenimde yaşarken. Sibel Can acı çekerken kim vardı yanında? Sevdiği mi? Hayır, yine ben vardım.

Söyleyecek çok söz var ama yine de susuyorum. Kendi tecrübesizliklerin suçunu her zaman bana atıyorlar. Yine de tecrübesizliklerine veriyorum. Ağlamalarına kıyamıyorum bazen ve sevilmeleri için seveni göstermeye çalışıyorum ama yok, acı çekmek istiyorlar illa. Acı çekmeyince kendilerini âşık saymayanlara bakıp da nasıl ‘uğraştırma âşıkları’ diyebiliyor ve herkes de haklıymış gibi tek bir ağızda eşlik ediyor.

Zaman zaman öfkelenen Hayat, asıl haksızlığa uğrayanın kendisi olduğunu söyledi.

‘Mesela geçen gece, tam biraz dinleneyim diyordum ki yine bir kız ‘hayat’ diye seslendi. ‘Ne oluyoruz yine’ diye kalktım, yanına gittim. Ağlıyordu. Bana bağırıp, çağırıyordu, hâlbuki onu yine duyan bendim. Neyse, ne oldu? Dedim. ‘Yalnızlıktan yakındığını, kimseyi sevemediğini ‘söyledi. Buyur buradan yak. Bunu diyen, zamanında da ‘çok sevdiği’ için yakınıyordu. Sevip de sevilmediği için yakınıyordu. Ders almamış, şimdi niye duygularım kırık diye sızlanıyor. Ne demeliyim sence? Doğruyu gösterdiğimde beğenmiyor, yanlışa tapıyor, istediği gibi olmayınca da suçluyor. Bütün bunlar, boylarını aşan sözleri söylemelerinden kaynaklanıyor. Daha bir dakika sonrasını bilmiyorlar, kalkıp vaatlerde bulunuyorlar. Bak bir olay anlatayım. İki genç konuşurken, dinliyordum.

Erkek kıza sevdiğini söylüyor ama bizim kibirli, tripli kızımız bütün hemcinsleri gibi inanmıyordu. Çocuk inanması için birden kendini aştı. ‘Bana güven, sen benim hayatım oldun, başka hayat istemem. Ne olur, en azından bir şans ver bize. Bak göreceksin, hayatımız nasıl değişecek? Çok mutlu olacağız. İstersen hemen cevap verme, ama ‘hayır’ deme. Hayat ikimizi karşılaştırdı. Bu tesadüf olabilir mi? Her cümlesinde ben vardım. Neyse, kıza baktım ne düşünüyor diye. İçinden gülümsüyor, çoktan evet demiş ama öyle sözleri duymak hoşuna gittiği için, ruhunu beslesin diye ‘hiç susmayan’ kızımız o an ‘içinde’ şen şakrak, dışında inançsız bir ifadeyle açlığını gideriyor. Sonra çocuk bir cevap alamayınca tam gidiyordu ki kızımız sessizliğini bozdu. ‘tamam, ama’ diye başladı. Neyse bunlar başladılar konuşmaya. Epey zamanda konuştular, gülüştüler vs sonra kızımızın nazları ve bitmek bilmeyen istekleri sorun yaratmaya başladı. ‘hani’ler başlamıştı. ‘Hani ‘hayatın’ bendim’ diye bir kere kavga ederlerken gördüm.  Eee, şimdi suç benim mi? Ben mi dedim beni sahiplen, vaat et, sonra da terk et! Kim dedi beni benden habersiz hediye et karşındakine? Böyle sözleri söyleyenler de benim kimseye ait olmadığımı bildiği halde kendini tatmin etmeye çalışan kızlar da dönüp kendilerine baksınlar. Gerçekten sevenler neyse odurlar. Vaatlere gerek duymazlar, inanmayanı inandırmaya çalışmakla uğraşmazlar, çünkü bilirler ‘sevmek kendi başına inanmak demektir’. Beni hediye paketi gibi birbirlerine sunma cesareti gösteriyorlar. Ben bir şey demezken, hala beni suçluyorlar.

Şunu bilin sizin koynunuza giren ben değilim, benim koynumdan çıkamayan sizsiniz. Benim koynumdayken başkasından söz ediyorsunuz. Siz daha benden kopamamışken, nasıl başka tenden geçip kalbe girebilirsiniz ki?

Gerçek âşıkları görüyorum, mutlular, küçük şeyler çıkıyor ama yine de sevgilerine inanıyorlar. O yüzden bana bağlı değiller. Siz kendiniz inanmadığınız için hala benimlesiniz. Hatta bendesiniz.

Son olarak göndermeyi yine şarkı sözüyle yapan ‘hayat’ resmen ne kadar öfkeli olduğunu ve bunaldığını belirtiyordu bir anlamda.

‘yeter artık uğraştırmayın beni’…