Etiket arşivi: özlem

ÇAT KAPI MUTLULUK

Sen hep gül olur mu? Diyorsa gülen gözlerle biri sana mutlusun… Daha da içten gülüyorsun… Tebessümlerin yüzüne sığmadığını gözlerinde taşıyorsun. Sorgusuz sualsiz geliyor sana mutluluk o an!

Sen hep gül olur mu? Sorusunu duyduğunda düşüncelere hapsolmuyorsan mutlusun… İrdelemiyorsan daha da mutlusun. Çünkü mutluluk çat kapı gelmiştir o an…

Bir şeylere müdahale isteği duymuyorsan mutlusun… Sana gülen gözlere yabancıyken, ona bakarken gülebiliyorsan mutlusun… Tanımıyorum diye hayıflanmıyorsun; çünkü o çoktan gözlerinle göz göze gelmiştir. Sana kalan sadece eşlik etmektir o an!

Sen hep gül diyene gülümseyip, yüreğinde sessizce sen de diyebiliyorsan mutluluğu aramana gerek yok, mutlusun…

Sana yakın duygular hep tanımadığın bedenlerde saklıdır. Duyguyu tanıdığın an, bedenine aldanmıyorsan, doğrusun… Çünkü o mutluluk çat kapı gelmiştir o an!

Mutluyum… Sorgusuz sualsiz, tanımadığım bir tenin içinde gördüğüm tebessüm heyecanımı ortaya koyuyor. Engel olmuyorum bu defa… Sormuyorum, soruşturmuyorum… Yanlış da olsa bile demiyorum… Düşüncesiz bir şekilde sadece mutluyum…  Belki bugünlük belki bir anlık… Yarına ertelemeye ya da düne hediye etmeye niyetim yok… Şuan… şimdi… o anda… içim kıpırdamasa da… ellerim titremese de… ya da… ya da… boşver  hepsini… Ellerimi sadece acının titrettiğini sanarak aldandığımı, eldivensiz sokağa çıktığımda anladım. İçimin kıpırtısını birine mal ettiğimi sandığım anda yine yanıldığımı sıradan insanların coşkularına şahit olduğumda anladım… Var dediklerim aslında yokmuş… Olmasından korktuğum şeyler aslında çoktan bir bir olmuş. Ben mutsuzluğa ekmeğimi banarken, aç kaldığımı ‘sen hep gül olur mu?’ dediğinde anladım…

Sessizlikten ayrılıp, önce kendimle barıştım. Ben benimle barışınca, herkes geldi… Sonra kalabalığa alıştım… Sustuğumda neden diye sorulunca konuşmayı öğrendim… Sözlerim yanaklarıma sızınca gülmeye başladım… Gülüşüm her yüze yansıyınca, gözlerimi açtım… Sonrası yoktu… Hepsi Adı konmamış bir oyundu…

Şimdi mutluyum… Oyun değil… Hayatın içindeyken söylüyorum… Hiç bilmese de buradan söylüyorum…

Ben güldükçe sen de bana hep sor olur mu?

Sen hep gül olur mu diye…

NE SEN SEVDİĞİNLESİN NE DE BEN SENİNLEYİM

Coşkulu bir yüreğe sahiptim. Kimseye göstermediğim ama içinin sıcaklığından haberdar olduğum. Her şeye yabancı ama hayalinde büyüttüğü duyguları vardı içimin. Ne çare ki geçmiş zaman ekiyle dile getiriyorum şimdi. Sonuna eklenen ekler gibi geride kaldı hepsi. Başlangıçta sahiplenmediğim duygularımın sancısını taşıyordu bedenim, sonrasında ise gidince yeri boş kalanların sancısını… Öyle de böyle de bir sızıyla besleniyordu kanım…

Herkes gibi ‘tek’ olduğumu sanıyordum böyle olan. Zaman bana hiçbir şeyi geri getirmedi… İkinci el duyguları bile. Sadece soğukluğunu derinlemesine hissettirdi… Tıpkı önceki sıcaklığı herkesten saklarken kendim bildiğim gibi soğukluğunu da bir tek tenim bildi… Belki aralarda gerçek olan hisler işitti kulaklarım ama inanmadı, tıkadı… Ara ara eller uzandı ellerime doğru, itekledi gerisin geri, denemedi bile… Sızıyla beslenirken ruhum, gözlerden akıyordu ağrısı… Sonra duruldu, sonra kurudu ve git gide soğudu, soğudu, buz tuttu… Buzun üstüne iliştirdi bir tebessümü öylece güldü gördüğü her sevgiye, sevgiliye…

Sonra gördü ki tek değildi… Umarsızca senelere çelme takan sevgililer gördü. Önce inanamadı gözlerim, onca seneye bu çelme niye, eli uzanır mı geri diye? Ama olmadı! Her sevgilideki cevap belliydi. ‘Bir kere üzüldüm, artık kimse için üzülmem’…

‘Bir kere üzüldüm, artık kimse için üzülmem’ diyenler biliyor muydu ki ya ilk kez biri onun için üzülüyorsa? Ama herkes kendi yaşadığını bilir. Kendimden çıktım yola sormadım bu soruyu hiçbirine… Sustum…

Çok acı acımasız yapıyor sanki. Zor sandığında başarısız olanların başarısıdır bu… Sevmek mertebesinden başarısızlıkla ayrılıp, sevilen zirvesinde bulunmak ve yaşatan taraf olmak… Ben yaşadım o yaşamasın bari diyemediğin tek nokta…

Acımasız olmak zorundaymış insan… Acımasız olmayınca daha da acı verdiğini anlıyor canı yandıktan sonra…

Benden acıyla sevgiyi çekip alan sevgili; şimdi sana üzülmüyorum biliyor musun?

Tek üzüldüğüm sana adadığım sıcaklığı bana adamak için çırpınana karşı soğuk olmak zorunda oluşum. Asla hak etmeyeceğim bir sevginin ezikliği altında bırakmanıdır hala isyanım…

Seni sevdiğim gibi sevemeyeceğim kişinin beni seni sevdiğim gibi sevecek olmasınadır yalnızlığım.

Ben senden esirgenirken, kendime de esirgedim kendimi… Ne sen ne de beni seven asla gerçekleri bilemeyecek.

Sen seni unutup unutmadığımı düşünürken, o ise kendisini sevip sevmediğimi düşünmenin pençesinde gezerken ben buz kesmiş benliğimde sadece soğuk bir tebessümle size eşlik edebileceğim. İşte bu yüzden seni asla affetmeyeceğim. Beni gerçekten seven bir kalpten mahrum ettiğin için, hakkım olmayan bir sevgiyi hakkıyla sevenden çalacağım için… Kendisini sevenden kopuk bir şekilde beni sevenin kıymetlisiyken, onu sevenin nefreti olmama sebep olduğun için…

Anlayabiliyor musun beni? Belki de senin de affetmeyeceğin yüreğin affedemediği bir yürek vardı… tıpkı benim seni affedemeyeceğim gibi, belki de beni affedemeyeceği gibi… ne sen sevdiğinlesin ne de ben seninleyim… Hepimiz gerçekten sevenlerin yüreğinden çaldığımız sevgililerin değerlisiyiz…

 

ask-fundaceyhan

AŞK’A NEFRETLE BAĞLANMA

Hep yanımda kal dediğiniz biri oldu mu? Hani böyle ele avuca sığmayanlarından olmadı mı bir sevdiğiniz? Bir sandalye başında ellerinize ellerini kenetleyerek bekleyip ve gitmesin diye yalvarmadınız mı biri için?

Hepi topu yirmi dokuz harf var. Şekilden şekle koyarak yüreğimizin dublörü olmasını istiyorlar bizden? Yirmi dokuz harfin yer değiştirmesiyle ‘gitmelere’ engel olunabilir mi hiç? Onların yanlış yerlere sıvışmaları yüzünden kaybetmek!  ?

Huzur bulduğunuz bir yerin acı vermesi gibi yalın ama hesapsız ve ölçüsüz tutsak anların hâkimi kafasına göre ya ‘onla ol’ diyor ya da ‘öl’… Ölme, beni bırakma deseniz bile…

Upuzun bir koridorda volta atıyorum… Aynı yerden geri döneceğimi bildiğim için adımlarımı yavaş yavaş atıyorum. Kesik kesik sesler geliyor arada sonra yine sessizlik…  Sessizliği neredeyse her kimlikte tanıdım ama orada sadece çaresizliğin sonucunda onu yan yana getiriyor harfler… Boş, başını sonunu turladığım koridorun sonuna yaklaşırken bir ses duyuyorum yarım yamalak…

Serumu getirin!

Yanımda nasıl geçtiğini anlayamadığım bir hemşire hızla koridorun sağındaki odadan çıkıp, karşısındaki odaya giriyor. Başka bir yerde başka bir hemşirenin sesi bölüyor sessizliği; ‘hastanın annesiiiii’…

İlerliyorum… Ne düşündüğümü bilmeden ya da bilmezden gelerek… Koridorun tam ortasındayken, bir çığlık hastaneyi yerle bir ediyor adeta…

Refleks olsa gerek sesin olduğu yere doğru koşuyorum…

Koridorun başındaki bir odada ilk gözüme çarpan, başını bacakları arasına gömmüş vaziyette korkuyla bakmakla bakmamak arasında kalan küçücük bir çocuk…

Ona yönelecekken bütün bedenimi sarsan bir çığlık daha kulaklarımı delip bedenimi yıkıyor. Küçücük bir kız çocuğu… Yirmi dokuz harfin milyonlarca harf gibi iç içe girdiği ve asla bir hizaya gelmeyeceği bir an… bir yüreği bedeninden kopardığı an… Ölümü ilk böyle gördüm… Küçük bir bedenin sessizce yüreğine veda ederken, sıranın kendine gelmesinden korkan küçük erkek çocuğun korkuyla sessizliğe, acıya boyandığı gözlerinde gördüm… Çaresizlik bütün sessizliğe isyan ediyor…

Gitme! Bizi bırakma! Diyor hastanın annesi!

Bu yüzden çığlıktan nefret ediyorum özellikle bir kız çığlık attığında… İlk duyduğum çığlıkta küçük bir kalbin vedasını gördüm… Çocuk hastanesinde refakatçi olarak bulunuyorum o zaman… Beklemek içinde umut olunca bir tek orda katlanılır geliyor insana… Aynı odada iki lösemili çocuk… Biri kız biri erkek… Kız çocuğu giderken erkek çocuğun umutla bekleyişini korkuya çevirmişti…

Rafet El Roman ‘sessizliğine yanarım GİTME… Yokluğunda yüreğim delice haykırır senin adını… HEP YANIMDA KAL GİTME… Dediğinde hep o geceki çığlıkta kopan veda anı geliyor gözlerimin önüne… Erkek çocuğunun da hala bizimleyse aklına geldiğinden eminim…

Ölmesini ya da ölmeyi beklemekle ne kadar yanılıyoruz ‘benimle kal yanımda ol’ diyebilmek için…

Hep yanımda kal gecemde ol diye

Ben yalvardım tanrıya sen diye…

Benimle kal yanımda ol diye

Ben yalvardım hep tanrıya sen diye…

Bu harfler yan yana geliyorsa yüreğinizde birine karşı o zaman hastane kapısından, ölümün eşiğinden geçmeden söyleyin…

Sessizliğin çığlık olduğu anda kimseyi geri getiremezsiniz!

Çünkü hiçbir çığlık aşk’a düşmüyor, sessizliğe geliyor…

Unutmayın

Aşk’a ne kadar nefretle bağlı olsanız da soluduğunuzu onunla anlıyorsunuz…

Bu yüzden AŞK’A NEFRETLE BAĞLANMAYIN…

 

 

 

kadin-kim.jpg

Tenine Dokunursa Sapık, Ruhuna Dokunursa Aşık!

Sokaklarda özgürlüğü kısıtlı adımların sahibi kadındır. Bütün gözlerin hedef noktası… Dişilik tespitinin saniyeler içerisinde yapıldığı varlık. Her adım attığı yerde, üzerinden gözleri süzdüren, kimi zaman bakışları azdıran, kimi zaman yürekleri. Gerçek bir dişilik abidesi! Erkekler için tam bir muamma, bir kargaşa olan yine kadındır. Bir parfüm kokusuyla kendine bağlayan, bir dekoltesiyle yürekleri hoplatan, en iyi bildiği şey ‘peşinden koşturmak’ olan insan kadındır.

Çeşitli sözlerin uğrak yeri, ezilmiş, itilmiş, haksızlığa uğratıldığı iddia edilen kişi kadın! Olabilir mi?
Savaşları durduran, başlatan, dilediği zaman dişiliğiyle istediğini elde eden, istediğinde seksi, istediğinde sıradan olan da kadın değil mi?

Kadın üzeri tozlarla kaplı değerli bir taş gibidir. Ya görüntüsüne aldanır, dokunmaz gidersin ya da eline alır, tozundan arındırır ne cevher olduğunun farkına varırsın.Ama bir erkeksen hep dikkat etmelisin. Zira onlar istemezken tenine dokunursan sapık, onlar istediğinde ruhlarına dokunursan âşık sayılırsın. Bir kadın isterse hizmetçi gibi görünür ve yine isterse prenses gibi. Onları keşfetmek tamamen erkek doğasına ve yaklaşımına bağlıdır. Savunmasız atılan her adım beraberinde hüsran ve yahut yanılgıları getirir.

Erkeklerin en büyük hatası kadınları anlamaya çalışmasıdır. Zira kadınlığı anlayabilirsiniz; fakat asla kadınları anlayamazsınız. Derinleri eşeledikçe benliğinizde yorgunluk hissetmeniz bundan olsa gerek.

İstediğinde dünyaları ayağının altına serdirecek güçte olan kadın ezilmiş olabilir mi? İrade yönünden zayıflığıyla bilinen erkeklere karşı yüzde yüz dişi olabilen kadın itilip kakılmış olabilir mi?

Gözyaşlarının görünmesine bile tahammül edemeyen erkeklerle dolu bir dünyada kadın haksızlığa uğramış olabilir mi? Olamaz! En büyük kozu dişiliği, cazibesi olan kadın zayıf halka olamaz! Eğer oluyorsa kadın kadınlığının farkında değil demektir. Acıların insanı olarak kendini nitelendirdiği sürece de farkına varamaz demektir.

Fiziki olarak güçlü, dünyayı kurtaran ya da batıran erkekleri dizginleyen tek unsur kadınken, gerçek bir kadın kaybetmiş olabilir mi?
Olamaz! Oluyorsa eğer, o kadın kişilikle dişiliği ayırma gafletine düşmüş demektir. Zira dişilik bir kadının en temel özelliğidir. Bunu kullanmaktan aciz olanların ağlaması, kendini ezilmiş hissetmesinin suçlusu yine kendisi değil midir?

Erkekler sahip oldukları fiziki güçlerinin farkında oldukları için daha rahat ve vurdumduymaz gözükürler. Kadınlar ise sahip oldukları gücün farkında bile değiller.

Düşün ki bir kadınsın. Sen istemeden tenine dokunan sapık, sen istersen âşık sayılır. Tamamen karşındakinin sıfatını belirleyen sensin. Sadece kokunun esiri olmaya aday binlerce erkek varken sen çaresiz olabilir misin?

Kadınlığın temel parçası olan dişiliği kullanmak kişiliksiz olmak demek değildir. Tabi gerçek bir kişilik ancak nasıl dişiliğini kullanabileceğini bilir.

sibel-can-hancer

Hayat’tan Sibel Can’ın Hançerine Cevap

Son dönemlerde herkesin dilinde olan Sibel Can’ın ‘hançer’ adlı şarkısında sürekli kendisine yönelik bir suçlama yapılan ‘hayat’ bugüne kadar sessizliğini korumuştu. Fakat herkesin içten Sibel Can’a eşlik ettiğini görünce daha fazla dayanamadı.

İşte Hayat’ı en çok üzen sözler ve verdiği cevap;

‘Sibel Can sanki bütün âşıkları ayıran, yaralayan benmişim gibi lanse etmiş. Hayat, sen bize nazik davranmadın’ diyor. Gülüp geçmemek içten bile değil. Kim kime nazik davranmıyor acaba? Âşık olmayı bilmeyen tenlerde geziniyorlar, kaptırıyorlar kendilerini görmeyen gözlere, sonra bunu fark edince suçu bana atıyorlar. Var mı böyle bir dünya?

Önce sevmek, âşık olmak için yalvarıyorlar. Sonra madem öyle ‘al sana seni seven biri’ diyoruz. Yok, illa kendini sevmeyen biri olacak. Bu kez kendisini sevmeyen birini sevmek için zorluyorlar kendilerini, seviyorlar ya da öyle sanıyorlar, acı çekmek için resmen kendileri sıraya giriyorlar. Sonra suç kimde? Hayat’ta!

Sibel Can’ın sesini çok beğendiğini de sözlerine ekleyen Hayat sözlerine şöyle devam etti;

Benim koynumda yaşıyor hepsi. Huzursuz olması gereken biri varsa o da benim. Geceleri sürekli bir yerlerde ağlayan birilerini dinliyorum. Hep sevdiklerini söyleyip, sevilmediklerinden yakınıyorlar. Kendilerini sevenler onları aradığında ise tersliyorlar. Sonra bakıyorum anlattıkları kişilere. Bambaşka âlemdeler. Sevdikleri de başka isimlerle içimde sızlanıyorlar. Acıyı bana yaşatmaya çalışıyorlar, üstelik benim tenimde yaşarken. Sibel Can acı çekerken kim vardı yanında? Sevdiği mi? Hayır, yine ben vardım.

Söyleyecek çok söz var ama yine de susuyorum. Kendi tecrübesizliklerin suçunu her zaman bana atıyorlar. Yine de tecrübesizliklerine veriyorum. Ağlamalarına kıyamıyorum bazen ve sevilmeleri için seveni göstermeye çalışıyorum ama yok, acı çekmek istiyorlar illa. Acı çekmeyince kendilerini âşık saymayanlara bakıp da nasıl ‘uğraştırma âşıkları’ diyebiliyor ve herkes de haklıymış gibi tek bir ağızda eşlik ediyor.

Zaman zaman öfkelenen Hayat, asıl haksızlığa uğrayanın kendisi olduğunu söyledi.

‘Mesela geçen gece, tam biraz dinleneyim diyordum ki yine bir kız ‘hayat’ diye seslendi. ‘Ne oluyoruz yine’ diye kalktım, yanına gittim. Ağlıyordu. Bana bağırıp, çağırıyordu, hâlbuki onu yine duyan bendim. Neyse, ne oldu? Dedim. ‘Yalnızlıktan yakındığını, kimseyi sevemediğini ‘söyledi. Buyur buradan yak. Bunu diyen, zamanında da ‘çok sevdiği’ için yakınıyordu. Sevip de sevilmediği için yakınıyordu. Ders almamış, şimdi niye duygularım kırık diye sızlanıyor. Ne demeliyim sence? Doğruyu gösterdiğimde beğenmiyor, yanlışa tapıyor, istediği gibi olmayınca da suçluyor. Bütün bunlar, boylarını aşan sözleri söylemelerinden kaynaklanıyor. Daha bir dakika sonrasını bilmiyorlar, kalkıp vaatlerde bulunuyorlar. Bak bir olay anlatayım. İki genç konuşurken, dinliyordum.

Erkek kıza sevdiğini söylüyor ama bizim kibirli, tripli kızımız bütün hemcinsleri gibi inanmıyordu. Çocuk inanması için birden kendini aştı. ‘Bana güven, sen benim hayatım oldun, başka hayat istemem. Ne olur, en azından bir şans ver bize. Bak göreceksin, hayatımız nasıl değişecek? Çok mutlu olacağız. İstersen hemen cevap verme, ama ‘hayır’ deme. Hayat ikimizi karşılaştırdı. Bu tesadüf olabilir mi? Her cümlesinde ben vardım. Neyse, kıza baktım ne düşünüyor diye. İçinden gülümsüyor, çoktan evet demiş ama öyle sözleri duymak hoşuna gittiği için, ruhunu beslesin diye ‘hiç susmayan’ kızımız o an ‘içinde’ şen şakrak, dışında inançsız bir ifadeyle açlığını gideriyor. Sonra çocuk bir cevap alamayınca tam gidiyordu ki kızımız sessizliğini bozdu. ‘tamam, ama’ diye başladı. Neyse bunlar başladılar konuşmaya. Epey zamanda konuştular, gülüştüler vs sonra kızımızın nazları ve bitmek bilmeyen istekleri sorun yaratmaya başladı. ‘hani’ler başlamıştı. ‘Hani ‘hayatın’ bendim’ diye bir kere kavga ederlerken gördüm.  Eee, şimdi suç benim mi? Ben mi dedim beni sahiplen, vaat et, sonra da terk et! Kim dedi beni benden habersiz hediye et karşındakine? Böyle sözleri söyleyenler de benim kimseye ait olmadığımı bildiği halde kendini tatmin etmeye çalışan kızlar da dönüp kendilerine baksınlar. Gerçekten sevenler neyse odurlar. Vaatlere gerek duymazlar, inanmayanı inandırmaya çalışmakla uğraşmazlar, çünkü bilirler ‘sevmek kendi başına inanmak demektir’. Beni hediye paketi gibi birbirlerine sunma cesareti gösteriyorlar. Ben bir şey demezken, hala beni suçluyorlar.

Şunu bilin sizin koynunuza giren ben değilim, benim koynumdan çıkamayan sizsiniz. Benim koynumdayken başkasından söz ediyorsunuz. Siz daha benden kopamamışken, nasıl başka tenden geçip kalbe girebilirsiniz ki?

Gerçek âşıkları görüyorum, mutlular, küçük şeyler çıkıyor ama yine de sevgilerine inanıyorlar. O yüzden bana bağlı değiller. Siz kendiniz inanmadığınız için hala benimlesiniz. Hatta bendesiniz.

Son olarak göndermeyi yine şarkı sözüyle yapan ‘hayat’ resmen ne kadar öfkeli olduğunu ve bunaldığını belirtiyordu bir anlamda.

‘yeter artık uğraştırmayın beni’…

hos geldin bebek

MERHABA

Sevgiyle birleşen her harfe, her göz aç bakar… Doyumsuzdur tüm yürekler, sevildiğini bilme hissine… Bir yaprak kadar tedirgin ama en ince damarından bağlıdır ağacın gövdesine… Rüzgarın nereden eseceğini hesaba katmadan ama hiç de unutmadan yaşar korkulu tutkusunu… Ölüm kokar her yaprak ama aşkla boyun eğer sonbahara…

Hep hüzünlüdür aslında renkleri… Yeşilin huzuruyla ayrılığa sararırlar… Düşeceklerini, koparılacaklarını, başı boş densiz bir rüzgarla yok olacaklarını, o huzurla unuturlar, sımsıkı sarılırlar oldukları dala ve de bitmeyen aşkla süslerler, saklarlar onu… Bir yaprak ölüm kokarken aşkla bağlanır ayrılığa ve öylece yitip gider sonsuzluğa… Yeniden doğmak için kabullenir ayrılığı… Bir sevgiliye yapabileceği en büyük fedakarlığı yapar o çelimsiz yaprak…Onun için ondan gitmek ve onun varlığıyla yeniden doğmak… bu yüzden yitip giderken sevinçten dökülür gözyaşları, aşka adanacak yeni bir yaşam için yok olmaktan gururla söz eder rüzgara…

Gururla söze başladığımı belirtmek istiyorum… Zaman zaman kalemimin boynu büküldü parmaklarım arasında… Bir çelimsiz yapraktan daha da hastalıklı oldu yeri geldi… Aşk’ı bilmezken büyülüydü sözleri, istediği rengi giydiriverirdi sevgiliye… Sevgili hep bir masal prensi gibi erişilmez, bütün güzelliklerin abidesiydi… Sonra Aşk’a geldi… Heyecandan titredi, yamuk yumuk oldu harfleri, kimi söz dökülmedi bile renginden… bazen alacalı, bazen karaydı her kelimesi… Bir de baktı ki Aşk’a düştü… Ne uzaklardaki bir prensi dile getirebildi ne de sevdiğini anlatacak iki harfi birleştirebildi… git gide tükendi…

Ben de unutuyordum onu olur olmadık zamanlarda ellerim arasında… Yirmi dokuz harfin başına geçip, bir ordu gibi yüreğime saldıracağını hiç hesaba katamadım… Gruplara ayrılıp gözyaşı olarak gözlerimden taşacağını da…

Aşk’tan ayrıldım…  Bir yaprak gibi sarardım, yoruldum ve dalımdan ayrıldım… Olduğum yerden beni kaldıracak bir rüzgara bile sığınamadım… Öylece acıya sere serpe yenildim…

Kırılgan bir yaprağı dinledim, acılara ‘hoşçakal’ dedim… Parmaklarım arasında dönen kalemimden tüm çığlıklarımı bir bir dinledim… Baharımın hangi evresinde olduğumu bilemeden sonbahar ilan ettim…

Kalemimden taşanlarla bugün yeniden bu yerlerdeyim… Aşk’ı hiç bilmemiş, hiç tanımamış gibi, hiç unutmamış gibi…

Külünden doğan bir yaprak gibi selamlıyorum hepinizi… Ve ilk haykırışlarım, ilk heyecanlarım… gibi;

Merhaba Yüreğim;

Seni çok özlediğimi bilmeni isterim

Merhaba Aşk;

Sana kusurlarından yenilenmiş bir yürekle geldiğimi söylemek istedim…

Merhaba Hayat;

İlkbahara geri dönmüş bir yaprak gibiyim…

Merhaba Millet;

Yüreği aşk’a düşenlere söyleyin!!!

Kusurlu bir aşktan doğmuş sevgi seli gibi içim

… Hepinizi beklerim!!!

ÖZLEM ERDEN

 

166137_10150090759424457_197177969456_6063157_7711202_n

Dostum Corç’a Gülücük Dolusu Mektuplar.. -2-

Dostum Corç,

Merhaba.!

Sayamayacağım kadar çok mektup yazdım sana..Mektuptan fazlasını yaptım belkide..Ama senden hiç bir zaman cevap alamadım..Alamadığımı bildiğim halde, içimi dökmek için yazıyorum belkide sana.Kimseye anlatamadıklarımı hala sana anlatabiliyor olmaktan yazıyorum..Sen bana cevap yazamasanda biliyorum,ben seni biliyorum dostum Corç!

Bu mektubumda anılarımızı yazmayacağım.Belki de senden cevap alana kadar yazmam ne dersin?.Anılarımızı yazdıkça sol yanım acıyor Corç!Sen olmayınca çok açıyor.Olsan yanımda ,dursan dimdik karşımda…neyse..

Bazen diyorum sus biraz ,sus ki kelimeler yitirdiği anlamını tekrar kazansın.Ama şu dilim susmuyor,elim durmuyor.Susmayı iyi becerenlerdenim aslında.Bir sussam bir daha konuşmaya mecalim kalmaz..

Geçen gün seni yad etmedim,aklımdan geçmedin,seninle ilgili hiç bir şeyle karşılaşmadım Corç..Ama rüyamda gördüm.Sabah kalktığımda şöyle bir afalladım.Sonra oturdum.Sabit bir noktaya baka kaldım.Daha sonra sirkildim,kendime geldim.Rüyamı gözümün önüne getirmeye çalıştım.Hafızam bana küçük bir oyun oynuyordu,belki de benim iyiliğim için yok diyordu,ben de bişey yok..Hala zorluyordum.Corç,evet ben onu gördüm..Sonra rüyam gözümün önüne geldi..Ama o gördüklerimi asla kağıda dökebileceğimi sanmıyorum.Sadece senin yüzüne bakamıyorum.Sen özlemin getirmiş olduğu telaşla , etrafımda dört dönüyordun.Ben ise,senin yüzüne bakamıyorum.Kırgınlığımdan,beni bir kez olsun aramayışından.Şimdi ırağız ya seninle,o kadar kırgın olduğumu bilmezdim.Gerçekler başkaymış,kalbimin bana oynadığı bir oyunmuş meğer..Sonra tekrar rüyadan çıkarcasına gözlerim acımış..

Bilmiyorum Corç!Hiç bilmiyorum.Sana daha ne kadar yazarım.Ne kadar bu oyunu oynarım..ve ne zaman sabrım tükenirde susarım.Hiç bilmiyorum..

Ama şunu biliyorum.Aklının bir köşesinde varım ben..O köşeyi kestiremedin sen biliyorum.Bi bulsan o köşeyi beni hatırlıycaksın.Ama ne zaman!

Küçüklüğümüzü hatırlıyor musun kardeşim?

 Çıkarsız, hesapsız kitapsız günleri?

 Hani hayat toz pembeydi ?

 Oyunlar oynardık..Sırf eğlencesine..

 Şimdi ona buna oynadığımız oyunlar gibi değil..

 Sen hep seksek oynamak isterdin..

Ben hep saklambaç

Ama yine de önüm arkam sağım solum heryerimdeydin

Hayatımdaydın..

Senin sevdiğin haliyle , pespembe hayatımda..

 Aşık oldun kardeşim..

 En saf haliyle.

.En pespembe haliyle..

 Yanındaydım..

Kazık yedin dost dediğinde Ben ordaydım..

 Elini uzatsan tutardın beni , öyle yakındım sana.

. Asla kimsesiz sessiz bırakmazdım..

Ve sen ;

 ben her ne kadar geçimsiz Kaprisli ,

 şımarık bir çocuk olsamda

 Yanımdaydın

beni Hiç bırakmadın..

 Seni çalılara ittiğimde bile bırakmadın..

 En aptalca şakaları birlikte yaptık..

O kadar aptaldı ki bazıları

 Bizden başka kimse anlamadı komikliğini..

 Ama biz bize yettik hep..

Şimdi yine aşıksın kardeşim..

 O kadar saf temiz pembe değil hayat..

Oyunlar oynuyor bize..

 Bizde birbirimize..

 Ama ne olursa olsun ,

 hep birlikteydik kardeşim..

Aşklar geldi ,

 aşklar gitti

 Arkadaşlar geldi ,

 arkadaşlar gitti..

Kim geldiyse gitti kardeşim..

 Bi sen kaldın

 Bi sen..

 

 

Şimdi okursan bu şiiri,ağlarsın belki,bilmem.Ama ağlama sen, kıyamam.!

Gelecek mektuplarda buluşmak üzere Corç!

Allah’a Emanet Ol!..