Etiket arşivi: sabah

acisess_mektup

Rosa’ya Mektuplar/İlk mektup

Sevgili Rosalin,

Şaşırdığının farkındayım. Ve yüzünde kaşlarını bir araya getirip soru işaretli gözlerinle sana neden böyle seslendiğimi sorguladığını görür gibiyim. Evet ben sana Rosalin diye seslenmem. Sana Rosa derim ve sana bu şekilde yalnızca ben seslenirim;  Rosa.

Sana mektuplar yazmaya kara verdim Rosa. Mektuplar, mektuplar, mektuplar Rosa. Ve bir yerden başlamalı anlatmaya , konuya girmeli diyerek, sende bana ait olan ilk şey olan adınla, adının hikayesi ile anlatmaya başlamak istedim anlatmaya, adını seçtim. Rosalin. Bence Dilinde: Rosa.

Önce adının hikayesinden anlatmaya başlamak istedim. Madem seni anlatacağım, madem bizi anlatacağım, en baştan başlıyorum işte; adından.

Şiddetli soğukların bastırdığı aralık ayının ikinci haftası, gülerden salı, takvim on birini göstermekteydi ayın. En az, yumruk yapınca ortaya çıkan parmak kemiklerini soğuktan kızartıp çatlatan şiddetli soğuk kadar şiddetli bir mide ağrısı ile uyanmıştım o gün. (Ki mide ağrısını kimsenin bilmesini istemem; çünkü ölmeden defalarca öldürür adamı.) Bir süre yorganı başıma çekip cenin pozisyonunda, ellerim midemde yattım. Bir adam, bir ağrı, bir yatak ve o adamı annesinin karnındaki hale kadar küçülten şiddetli ağrının büyüklüğü. Mideme ellerimle kuvvetli bir şekilde bastırdım ki; ağrıyan yerin üzerine elle bastırınca ağrının şiddetinin o anlık azaldığı doğru bir eylem olurdu benim için. Bir süre öylece kaldı. Sessizlikten bile sessiz olsun ve şu ölümcül mide ağrısı bir an evvel geçsin, hiç olmazsa bir dirhem hafiflesin diye dua ettim.

Salı iş günüydü ve benim bir işim vardı gitmek zorunda olduğum. Ağrımı belleğimden silmeye çalışıp yerimden doğrulmaya ve işe gitmek için hazırlanmaya karar verdim. Kalktım elimi-yüzümü yıkadım, önce aç karnına içilmesi gereken mide ilacımdan bir tane içtim; iyi gelmesini ümit ederek, sonra üzerimi değiştirdim. Sonra kapıyı kilitleyip evden çıktım. Apartmanın merdivenlerinden inerken sessiz ve gürültüsüz olmaya özen gösterdim; henüz uyuyanlar olabileceğinin bilinci ile. Apartman kapısından dışarıya çıktığımda öncelikle yüzümü ve ellerimi hapsine alan keskin soğukla karşılaştım. Ve sonrasında tüm vücudumu kendine mahpus edecekti, ben üşüyen bir adamdım zira. Montumun yakasını kaldırıp boynumu ve ensemi örtme çalışırken, aklıma herhangi bir filmde bu sahnenin geçtiği (ki birçok filmde geçer bu sahne) geldi. Kendimi sahnenin aktörü yapıp daha bir özenle gerçekleştirdim yakamı soğuğa kaldırma eylemimi ve otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Otobüs durağına doğru yürürken nitekim kural bozulmadı ve soğuk çok geçmeden işlemeye başladı iç işlerime kadar. Mide ağrım da can acıtıcı olmaya başladı. Bir an evvel kendimi hastaneye atıp işimin başına geçmek istiyordum. (Evet doktorum ben.) Hastalarımla bir an evvel vücudumun ve bilhassa ruhumun ısınmasını arzu ediyordum.

Otobüs durağına ulaştığımda sen çokta oradaydın  ve saniye aşırı evet saniye aşırı saatine bakıp, bir yere geç kalmış ya da geç kalmış olabilecek olmanın verdiği ruh hali ile yerinde duramıyordun. Kırmızı palton gün gibi aklımda asılı hala.

Gelen birinin olduğunu anlayıp (ki o bendim) gözlerini nihayet saatinle otobüsün gelecek olduğu yoldan mekik okumaktan alıp bana baktın. Zaman gözlerinde dondu. Şimdi gözlerine girmiyorum onlar başka bir mektuba. Sımsıcak bir gülümseme ile karşılaştı yüzüm yüzünde. Evet bana gülümsemiştin ve benim o an ne midem ne de zemheri soğuk dimağımdaydı. Sade gözlerinden gülüşüne giden yolu defalarca gidip geliyordum.

O an tutulmuştum sana. Gözlerini gördüğüm ana yüreğim harlandı benim, işte o ana tutuldum sana gözlerinden. Evet erken falan da değildi bunu söylemek için. Son derece nettim duygularımda. Gülümsemene karşılık verebilmeme şaşırırım hala. O tutulma anından sonra nasıl bir şeyler yapabildim diye. Gülümseştikten sonra günaydınlaştık ve bir anda kendimi seninle sohbet ederken buldum. Tutuksuz, serbest, rahat ve bir o kadarda lezzetli bir sohbete girişmiştik.

Otobüs hala ortada yoktu ve artık ben de geç kalmaya başlamıştım. Hayatımın en güzel geç kalmasıydı bu. Beni sana sabahın erken saatinde getiren bir geç kalma. Seni tanımıştım, önce gözlerini elbet. Geç kalmışım umurumda mı? Kovulsam ‘Asıl ben istifa ediyorum’ derdim. O dereceydi yani durumum.

Konuşmamızda ayrı yöne giden otobüsleri beklediğimiz geçmişti. Aynı durakta ayrı otobüsleri beklemek bile yetti bana.

Yalnızca senin de işe gittiğini biliyordum. Bir de gözlerime düşen gözlerinin ne kadar güzel olduğunu. Ne iş yaptığını sormadım. He bir de telaşlanınca da pek bir güzel oluyordun.

Ve bir otobüs geliyordu. Seninkinin olmaması için nasıl dua ettiğimi bilemezsin. Benimki gelmiş olsaydı zaten binmeyecektim. Gözlerini bırakıp gider miydim hiç? Gidebilir miydim? Sahi yapar mıydım? Hayır!

Biraz daha yaklaşınca gelen otobüs numarası belli oldu ve bu seni gidiş hazırlığına soktu. Oysa ne dua etmiştim!

İyi günler diyerek otobüse doğru ilerledin, yüzünde yine o aynı mükemmel gülümseme. İşte o an kaçıp kurtuluverdi ağzımdan o soru, sen tam ilk adımını atmışken otobüsün ‘binilir’ kapısına.

-Adınız?

Biraz yüksek sesle sordum bu soruyu olması gereken şekli ile, duyurma çabası ile. Bilinçsizce sıyrılıvermişti dilimden bu soru; öyle ulu orta, öyle pat diye. Bir gün bu sorunun hikayemizin baş kahramanı olacağını nereden bilebilirdim ki adının?

Başını bana doğru çevirdin. Henüz ikinci adımını atmadan, gülümseyeduran yüzünle dudaklarından yalnızca ‘Rosa…’ kısmını duyabildim adının. Önündeki arabanın ani fren yapmasına isyan eden şoförün kornasına alabildiğine basması engelledi adının son hecesini duymamı. Belki de hecelerini. Dilimde son hece ya da hecelerini duymadığımı vurgulayan bir ifade ile soru ünlemi katarak sordum: ‘Rosa…?’ İkinci adımını atmayı tamamladıktan sonra otobüse tekrar dönüp yineledin adını. Bu kez o şoför ki bulsam kendisini alnından öperdim bırakmıştı kornaya basmayı. Rosalin. Önce yüreğime sonra aklıma deli gibi kazıdım adını Rosalin. Birkaç kez tekrarladım.  Ama her nedense ilk duyduğum şeklini daha çok sevdim isminin; Rosa.

O şoför o frene o tepkiyi gösteri o kornayı çalmasaydı , belki de sana hiç Rosa demeyecektim.

İşte böyleydi sevgili Rosa. O anlar, ilk karşılaşmamız, havanın nasıl olduğu,, takvimin hangi zamanı gösterdiği, kırmızı palton hep aklımda her daim. Ve yüreğimin aynı köşesinde serili sereserpe.

Ve sende bana ait olan ilk şey: adın, hala Rosa şekli ile baki sevgili Rosa. Rosasın ama yalnızca bana.

Adının hikayesi, bize giriş bölümü hikayemizin, böyleydi Rosa. Bilirsin hikayesi olan şeyleri severim.

Şimdilik bu kadar Rosa. Artık uyumam lazım. Yarın erken kalkacağım. İş var malum. Belki yine birlikte geç kalırız belli mi olur.

Gelecek mektupta görüşmek üzere sevgili Rosa.

Gülüşünün baki kalması dileğiyle…

Aşk ile…

Ramiro.

 

166137_10150090759424457_197177969456_6063157_7711202_n

Dostum Corç’a Gülücük Dolusu Mektuplar.. -2-

Dostum Corç,

Merhaba.!

Sayamayacağım kadar çok mektup yazdım sana..Mektuptan fazlasını yaptım belkide..Ama senden hiç bir zaman cevap alamadım..Alamadığımı bildiğim halde, içimi dökmek için yazıyorum belkide sana.Kimseye anlatamadıklarımı hala sana anlatabiliyor olmaktan yazıyorum..Sen bana cevap yazamasanda biliyorum,ben seni biliyorum dostum Corç!

Bu mektubumda anılarımızı yazmayacağım.Belki de senden cevap alana kadar yazmam ne dersin?.Anılarımızı yazdıkça sol yanım acıyor Corç!Sen olmayınca çok açıyor.Olsan yanımda ,dursan dimdik karşımda…neyse..

Bazen diyorum sus biraz ,sus ki kelimeler yitirdiği anlamını tekrar kazansın.Ama şu dilim susmuyor,elim durmuyor.Susmayı iyi becerenlerdenim aslında.Bir sussam bir daha konuşmaya mecalim kalmaz..

Geçen gün seni yad etmedim,aklımdan geçmedin,seninle ilgili hiç bir şeyle karşılaşmadım Corç..Ama rüyamda gördüm.Sabah kalktığımda şöyle bir afalladım.Sonra oturdum.Sabit bir noktaya baka kaldım.Daha sonra sirkildim,kendime geldim.Rüyamı gözümün önüne getirmeye çalıştım.Hafızam bana küçük bir oyun oynuyordu,belki de benim iyiliğim için yok diyordu,ben de bişey yok..Hala zorluyordum.Corç,evet ben onu gördüm..Sonra rüyam gözümün önüne geldi..Ama o gördüklerimi asla kağıda dökebileceğimi sanmıyorum.Sadece senin yüzüne bakamıyorum.Sen özlemin getirmiş olduğu telaşla , etrafımda dört dönüyordun.Ben ise,senin yüzüne bakamıyorum.Kırgınlığımdan,beni bir kez olsun aramayışından.Şimdi ırağız ya seninle,o kadar kırgın olduğumu bilmezdim.Gerçekler başkaymış,kalbimin bana oynadığı bir oyunmuş meğer..Sonra tekrar rüyadan çıkarcasına gözlerim acımış..

Bilmiyorum Corç!Hiç bilmiyorum.Sana daha ne kadar yazarım.Ne kadar bu oyunu oynarım..ve ne zaman sabrım tükenirde susarım.Hiç bilmiyorum..

Ama şunu biliyorum.Aklının bir köşesinde varım ben..O köşeyi kestiremedin sen biliyorum.Bi bulsan o köşeyi beni hatırlıycaksın.Ama ne zaman!

Küçüklüğümüzü hatırlıyor musun kardeşim?

 Çıkarsız, hesapsız kitapsız günleri?

 Hani hayat toz pembeydi ?

 Oyunlar oynardık..Sırf eğlencesine..

 Şimdi ona buna oynadığımız oyunlar gibi değil..

 Sen hep seksek oynamak isterdin..

Ben hep saklambaç

Ama yine de önüm arkam sağım solum heryerimdeydin

Hayatımdaydın..

Senin sevdiğin haliyle , pespembe hayatımda..

 Aşık oldun kardeşim..

 En saf haliyle.

.En pespembe haliyle..

 Yanındaydım..

Kazık yedin dost dediğinde Ben ordaydım..

 Elini uzatsan tutardın beni , öyle yakındım sana.

. Asla kimsesiz sessiz bırakmazdım..

Ve sen ;

 ben her ne kadar geçimsiz Kaprisli ,

 şımarık bir çocuk olsamda

 Yanımdaydın

beni Hiç bırakmadın..

 Seni çalılara ittiğimde bile bırakmadın..

 En aptalca şakaları birlikte yaptık..

O kadar aptaldı ki bazıları

 Bizden başka kimse anlamadı komikliğini..

 Ama biz bize yettik hep..

Şimdi yine aşıksın kardeşim..

 O kadar saf temiz pembe değil hayat..

Oyunlar oynuyor bize..

 Bizde birbirimize..

 Ama ne olursa olsun ,

 hep birlikteydik kardeşim..

Aşklar geldi ,

 aşklar gitti

 Arkadaşlar geldi ,

 arkadaşlar gitti..

Kim geldiyse gitti kardeşim..

 Bi sen kaldın

 Bi sen..

 

 

Şimdi okursan bu şiiri,ağlarsın belki,bilmem.Ama ağlama sen, kıyamam.!

Gelecek mektuplarda buluşmak üzere Corç!

Allah’a Emanet Ol!..

sabahlar-temsili

Hep aynıdır sabahlar…

Hep aynıdır sabahlar…
Bugünkü gibi.
Her zaman olduğu gibi…
Farklıdır sabahın gizemi, ne akşamın kocamışlığına benzer ne öğlenin bilgiçliğine.
Yeni doğan bebek misali, masumiyetin en yalın haliyle sarmalar beni.
Toprağa atılan yeni bir tohum…
Cemrenin toprakla buluşması gibidir esen yeli.
Aşkın yüzgeçleri gibi ufak ufak kanat çırpar güne.
Yeni umutlara selam salar…
Dinginliğindeki heybesi, neyle karşılaşacağını bilmeden, sabırla bekler.
Bilmemek güzeldir umutla beklemek…
Tıpkı yaşamın getirilerini bilmeden beklemek gibi…
Tanrı, bunun için mi geleceğin sırrını kendinde saklar?
Gizemini korusun, umutlar sönmesin diye mi?
Arkada bırakılanlar nadasta…
Zaman ilacıyla öğütülüp, un ufak evrene savrulması için pişmesi gerek.
Enkazın adı bunun için mi siyah?
Siyah, baskın bir renk…
Baskınlık güçle eş değer…
Karanlık; ezikleri, yaraları, harmanlayan değirmendir belki de…
Buğday öğütülmeden un,
un yoğrulmadan ekmek,
ekmek pişmeden, bölünmeden lokma olmaz.
Zaman lokmaya damıtılan ilaç…
Bunun için paha biçilemeyen yanı kutsal…gecenin
sessizliğine sığınıp kollarına tutunurken ki haz…
Bende ki mucize yanı…
Belki de görülmeyen kahramanlığı.
Tan vaktinin en karanlık andan sıyrılışına özlem, geceden kurtuluş değil…
Mecazen sorunlardan sıyrılış…
Tan vakti güzelliğiyle mest ederken, yeniliklere gebe.
Anladım ki… Zamanın her demi, tabiat ananın sunumu gibi,
bizlere hizmet veren birer görevli…