Etiket arşivi: şair

141

RESSAM OLSAYDIM

Bir ressam olsaydım
Şu çam ağacını çizerdim
Yanında ben olurdum
Sen olurdun
En sonunda da biz olurduk.

Ben bir ressam olsaydım
Seni benden ayrı çizmezdim
Dile gelen resimlerin her bir yanı
Aşk kokardı.

Ressam olsaydım
Kendimi şu ağacın üstünde çizerdim
Sen de bana ulaşmaya çalışan
Deli bir aşık olurdun.
Ama sevgilim baksana ressam olamadım,
Şair oldum.
Yine de dile geldi aşk,
Lâkin çok istesem de şiirden öte olamadık
Resim değil;
Bitmek üzere olan bir şiiriz
Mısralar yorgun,
Ama ben bir şairim
Sen tabi ki aşk olacak
Aşk kokacaksın.

Ben aşk olsam,
Aşkın olsam
İzin vermezdim seni anlatmaları için,
Ne bir şaire ne de bir ressama…
Aşkın olamadım bak yine yalnızlıkla doldum
Ben bir şarkı olsaydım melodilerim hep eksik olurdu
Bana can veren, adam eden daima sen olurdun.

Ben bir yağmur olsaydım sana doğru yağmazdım hiç
Kirpiklerin yaşla dolmasın
Güneş olurdum
Yakmak için değil sevgilim,
Isıtmak için…
Adımların seni yormasın
Ben bittim,
Sonunu yazmadım ki,
Bize açık bir kapı kalsın.

Hakkımı bırak da
Kalbim son damlasına kadar sana helâl
Yürek olsam, yürekli olsam
Gönlüne düşmeden dokunmam tenine…

Çoğaldıkça bittim
Azaldığınla kalır mısın?
Gülme sevgilim,
Sen aşksın…
Tanıştım,
Memnun değilim.
Ne ellerim ne gözlerim ne de yüreğim,
Seni tanıdığımdan beri bende değiller
Uğurlar olsun bana
Ben sen olsaydım alırdım beni aşkın yoluna
Yürürdüm aşkla can yakmadan…

Bu sokaktan umut geçmiyor
Özür dilemene gerek yokmuş,
Öyle diyorlar.
Hüzün geçti,
Ama korkma,
Sana değil,
Bana geldi
Adresini bilmiyor
O artık benim yanımda…

Dilara AKSOY

 

KIRIK KALBİME SEVMEYİ ÖĞRET

Her şey çok zordu. Çok üzüldüm ama yaşananların beni üzdüğünü sanıyordum, ama herkes kendi kendimi üzdüğümü söyleyip, duruyordu.

Kendi kendimi üzdüğümün farkında bile değildim. Herkes gibi ama herkesten farklı gizlediğim çok gözyaşım oldu. Büyümek zor geldi ama sahip olmadığım bir çocukluk vardı. Küçüklüğü öğrenmek için çok geçti artık.

Tek kaldım. Yine herkesin dediği gibi kendi seçimlerimdi. Sevmeyi öğrenmeye başladığımda ‘sevmek insanı ne kadar üzebilir ki?’ dediğimi bilirim. Hislerim görüntümün aksine çok çocuktu, çok saf, çok masumdu.

Sonra büyüdüler. Birine çok değer verdim. Çok güvendim. Hedeflerimi, kararlarımı değiştirdim ama hep bir çizgide durdum. Ne ona gidebildim ne de kendime dönebildim. Yüreğimi küçültüp, bedenimi yordum, ayaklarımı yordum, koşuşturdum. Herkesten çok çalışıp, herkesten az uyuyordum. Yıldızları unuttum. Gökyüzüyle konuşmayı da… Kağıtları bıraktım, kalemi dersten derse ite kaka kullanıyordum. Zordu… ben yoruldum… bedenim yoruldu… kalbim yoruldu… Dışarıdan hep gülmek zorundaydım, güldüm. Güçlü olmak zorundaydım, güçlüydüm. Duvar üzerine duvar ördüm. Bana gelmek isteyen asla bana varamadı. İstediğim an benden soğumalarını sağladım. Erkek gibi korkusuz olmayı öğrendim.

Bütün bunlar tekken işe yarıyordu. İnsanlarla uğraşmayı çok sevsem de onlar çok acımasız. Bu yüzden kendimi hep korumam gerektiğini ve bunu benden başka kimsenin yapamayacağını düşündüm ve kendimi buna inandırdım. Benim için benden başka kimse bir şey yapmayacaktı çünkü.

Duygularım da kırıldı, hevesim de, kalbim de… Onlar da yorgun düşünce hayat öylesine vardı, öylesine yok…

Sonra o geldi. Anlıktı… Umulmadık bir şeydi… Sürekli gülmeye başladım yine yeniden.  Hem kabullendiğim şeyler oluyordu hem kabullenmekten korktuklarım. Kimler bilir bilmiyorum ama tek yaşayan birine yapılacak en büyük kötülük, yalnızlıklarını elinden almalarıdır. Bir kere yalnızlıklarını alıp, yerlerine geçerlerse ve gün gelip gitmeyi seçerlerse toparlanmak çok zor oluyor. Enkazdan yeniden bina inşa etmek gibi…

Ona alışmaya başladığımı fark ettiğim her an korkularımı yokladım. Yalnızlığımı öne sürdüm. Üzülmek istemediğimi biliyordum. Üzülmek istemiyordum. Ama plansız oluyordu her şey, çok içten ve samimi…

Zaman hep içimde yok olduğuna inandığım heyecanı onun karşısına çıktığımda yeniden bana yaşatıyordu. Kendime itiraf edemezsem de bu heyecanın sebebini seviyordum.

Mutlu olmak buydu işte. Hiçbir şey düşünmeden, planlamadan, yargılamadan, ayakların götürdüğü yere gitmek ve asla dediğin her ne varsa gülümseyerek yaptığından söz etmekti.

Onunla kendimi yenilemeye başladım. Farkındaydım ama o farkında değildi. Git gide içime girdikçe karmaşıklığım ürkütmeye başladı. Dışa dönük korkusuzluğumdan rahatsız olmaya başladı.

Kabullenemediğini fark ettiği asiliğimden yakındı. Hayata karşı duruşumun doğru olduğunu ama aynı duruşun ilişkide yanlış olduğunu söyledi. Bana göre o bir öğretmendi ben de okula alışmakta güçlük çeken bir öğrenci.

Ona karşı hep inandıklarımı savundum. Hep susturdum. Ona güvenim yine sonsuzdu çünkü. Bunu kabullenmek demek belki de yeniden yenilmek demekti. Acı çekmekten uzaklaşmışken, yeniden karşılaşmaktan çok açık şekilde korkuyordum. Bunu söylemek bile zordu.

Neyselerle günler geçti, derken aylar olmuş.

Farklı bir bağ oluşmuş, ittikçe kendine çeken bir bağ. Çıkmazda hissediyorum kendimi.

Benden gitmek istediğini söyledi. Değişmeyeceğimi, değişemeyeceğimi ve hep bildiğimi okuyacağımı söyledi. Daha sonra üzülmektense, şimdiden gitmenin ve bitirmenin daha iyi olacağını söyledi.

Ona bir söz vermiştim. Bir gün gitmek isterse, neden diye sorup durdurmayacaktım. İstediği an hiç olmamışım gibi gidecektim. O an bu sözü verdiğimi ona hatırlattım. Değişme ihtimalimi sordu. Değişmezsen diye yineledi. O an sustum gerçekten istediğinin bu olup olmadığını sordum. Değişmezsen evet dedi. Değişmeyeceğim demem gerekiyordu belki de beklediği buydu. O an değişmek istediğimi fark ettim. Normal bir kız gibi olmam gerektiğini söylüyordu. Normal bir kız!

Tek olmayı tatmayan, erkek egemenliği altında korunmaya alışan, sevilmenin doyumuyla şımartılan kız modeli!

Bu dedikleri benden uzaktı. Dişilik misafir gibiydi içimde. Sadece olması gereken yerde olur, sonra kaybolurdu.

Düşündüm. Gitmek istedi. Gitmedi…

Kaybetme korkusu olmadığı için git deseydim gidecekti diye düşündüm.

Beni böyle tanıdı. Neden şimdi değişmemi istiyor diye düşündüm.

Neden o istiyor diye değişmek istiyorum diye düşündüm.

Bir gün sonra yüz yüze görüşmek istedim. Bunun bir şey değiştirmeyeceğini, yine söyleyeceklerini yineleyeceğini söyledi. Değiştirdi. Yüzüme söylemeye çalıştı ama diyemedi. Sevecen, ılımlıydı. Ben söyledim, o duymak istemedi.

Bitmedi… Bitemedi. Ona değişmeyi istediğimi söyledim. Bu konuda bana yardım etmesini istedim.

İki kişilik düşünmeyi onunla öğrendim. Sevdiğin tarafından sevilmeyi onunla öğrendim.

Düşünceleri ikinci kişiyle paylaşmayı onunla öğrendim.  El ele yürümeyi onunla öğrendim.

‘gerçekten sevilince sevmenin üzmediğini onunla öğrendim.

Ve şimdi de değişmeyi onunla öğreneceğim.

Zor ama imkânsız değil. Çünkü onu sevmeyi onunla öğrendim. En önemlisi sevdiğimi belirtmeyi, söylemeyi, yaşamayı onunla öğrendim.

Ben içimden geldiği gibi yaşamaya alışan biriyim. İçimden gelenleri yaparken plan yapmak aklıma gelmiyor. Bu yüzden ruhum dilediği gibi davranıyor.

İki kişilik hayat için onun hayatını da hayatıma ekliyorum. Bizi böyle seviyorum. Bizi böyle sev hayatım. Çünkü biz mutlu olmak için birbirimizdeyiz. Çünkü ancak biz birbirimizi mutlu edebiliriz. Unutma mutluluğu da seninle öğrendim.