Etiket arşivi: söyleşi

Pembe kraliçeden pembe cevaplar

Artık bütün renkler pembeyi kıskanıyor çünkü pembe hiç bu kadar sevilmemişti. Neden mi?

Romantik komedinin kraliçesi Vefa Enver bu soruyu ve takipçilerimizin diğer sorularını cevapladı.

***

Sevcan Demircan ‎”Sanal dunyada hıkaye yazarken kıtap halıne getırme ıstedıgı nasıl ortaya cıktı hem romantık komedı yazarı hemde pembe aşıgı olmayı nasıl başarabiliyorsunuz?”

Ben sanal dünyada hikâye yazmaya başlamadım, yazdığım romanı sanal dünyada paylaşma kararı aldım. Aradaki nüans göründüğünden çok daha büyük anlam taşıyor. Çünkü ikincisi ilkinin aksine okurun düşünce, eleştiri ve yorumlarından bağımsız olarak yazma anlamı taşıyor -ki bu da yazarı daha özgür kılar. Romantik komedi yazmayı seviyorum çünkü hayata bakış açımla en çok bu türü özdeşleştiriyorum. Benim romanlarımda mutlaka hüzünlü geçişler vardır ama geneli güneşli bir gün gibi okurun içini enerji ile doldurur. Bana kalırsa bu enerjiyi de pembeden başka renk yansıtamaz.

 

Sezgi Salman ‎”Çocuk da yapamadım Kariyer de” romanındaki karakterlerden biri sık sık sizin bir arkadaşınıza benzetiliyormuş. Siz bu karakterleri kendinizden ya da arkadaşlarınızdan esinlenerek mi oluşturdunuz?

Evet, bir arkadaşıma benzetildiği doğru ve herkes bu konuda onu sıkıştırıyormuş ama işin aslı ben onu bu romanı bitirip yayınladıktan sonra tanıdım. Ama demek ki Aslı karakteri ya da diğerleri hayatın o kadar içinden ki, okuyanlar kendilerinden ya da yakınlarından bir şeyler buluyor.
Karakterlerimi yaratırken herkesten ve her olaydan esinlenir, sonra bunları hayal gücüm ile geliştiririm. Kimsenin hayatını alıp roman yapmam ama birileri mutlaka ilham verir.

 

Deniz Burcu Akbulut ‎”Romantik komedi yazarlığını espri yeteneği olan herkes yapabilir mi? Türkiye’deki komedi kültürü sizce ne derece gelişmiştir? “

Romantik komedi esprili diyaloglar ya da ana karakterler arası tatlı bir çekişme yazmaktan ibaret değildir. Aslında hiçbir tür bu kadar basitçe ifade edilemez. Bir roman yazıyorsanız türü ne olursa olsun tekniğiniz güçlü olmalıdır. Tekniğinizin güçlenmesi için ya eğitimini almış ya da çok okuyor olmanız gerekir.  Bir romanın vazgeçilmezi olan duygu ve durum tasvirleri romantik komedinin tadı tuzudur mesela. Olayları aktarırken okur film izliyor gibi olmalı, karakterin içine düştüğü her komik durumu sanki yanı başında durup tanık oluyormuş gibi hissetmelidir. İçe bakış bana göre karakterlerin duygularını aktarmada olmazsa olmazlardan. Bunlar gibi daha pek çok detay var bir kitabı keyifle okunabilir kalitede kılan.
Türkiye’de komedi ne derece gelişmiştir sorusuna gelince, maalesef hiç diyeceğim. Bizimki kadar komik ve esprili bir millet bunu kitap ya da filme aktarmak söz konusu olduğunda nasıl bu kadar başarısız olur anlayabilmiş değilim. Ya fazlasıyla abartılı ya da zorlama izlenimi vermekten öte gitmiyor. Zamanla gelişmesine katkı sağlayabilmeyi diliyorum.

 

İrem İvgin Merhaba.. Öncelikle neden pembe? Bir de sizden duyalım. :)

Bunun cevabı bilinçaltımıza kazınmış durumda aslında. Pembe mutluluk, umut ve güzel şeyleri sembolize eder. Pembe hayaller, pembe panjurlu ev tanımlamaları bu yüzden var…

 

Merve Duman Sorulacak çok soru var ama az ve öz; ben yazan bir kişinin ne şekilde olursa olsun kendi hayatından esinlenerek hareket ettiğini düşünürüm. Bu teorime dayanarak soruyorum. Kitaplarınızdaki renkli hayatı biraz da olsa yaşayabilen şanslı insanlardan mısınız?

Yazar algıları daha keskin, çevresine daha dikkatli bakan, hayal gücü daha geniş olan kişidir. Aksi takdirde herkes yazar. Çevremdeki her şeyi detaylıca incelerim, algılama seviyem oldukça iyidir. Çoğu kişinin gözünden kaçan benim ağlarıma takılır ve hayal gücüm son derece canlıdır. Çevremde gördüğüm, duyduğum, gözlemlediğim her şey ilham kaynağı, herkes bir roman karakteri olabilir.

 

Fehiman Neşe ‎”Romantik komedi eşittir pembe”den yola çıkarsak diğer kitap türleriyle renkleri eşleştirseniz hangi türe hangi renk denk gelir sizce ve neden? :)

Aslında ben bunu diğer türlerin yazarlarına bırakıyorum. Ben rengimi seçip onu ileriye taşıdığıma inanıyorum. Hatta bir sloganımız bile var artık. Pembe aşkına!

 

Feyza Altıngöz ‎”Yazmaya başladığınızda hedefiniz kitaplar çıkarmak mı yoksa sesinizi duyurabilmek miydi? Hedefiniz hangisiyse ulaşabildiniz mi? Hedefinize ulaşmak için attığınız adımlarda çevrenizdeki insanların tepkisi ne oldu?”

Hedefim kitap çıkararak sesimi duyurabilmek ve evet hedefime ulaştığıma inanıyorum. Şimdi oraya vardığıma göre rahatça yerime yerleşip artık keyfini sürme vakti. Çevremdeki insanların tepkileri kişilerin hayatımda sahip oldukları yerle bağlantılı olarak değişkenlik gösterdi. Hayatımda yeri olmayanlar kıskandı, benim için değerli olanlar içtenlikle destekledi. Ben önem verdiğim kişileri dinleyip diğerlerine kulaklarımı tıkamayı tercih ediyorum.

 

Sümeyye Irmak aşk denilince aklıma gelen ilk renktir pembe.mutluluğun temsili belkide.sizin pembe ye olan sevginizin nedeni ne peki ??

Ben doğru dürüst pembe giymem bile! Pek çok kereler belirttiğim gibi pembe bana göre bir hayat görüşüdür. Bazı insanlar gridir mesela. Motivasyonları hüzünden gelir. Bardağın boş yarısı için üzülerek geçer zamanları. Oysa pembe bardağın dolu yarısıdır. Pembe ile adı anılabilecek öyle çok sıfat var ki! Neşeli, sıcak, zarif, umut dolu bir renk olduğu için seviyorum pembeyi ve sembolize ettiği her şeyi.

 

Rumeysa Şenoğlu Neden çik-lit? Ve fantastik yazmayı düşünür müsünüz? :)

Sahi neden çik-lit sormuşsun? Ben çik-lit’ten çok romantik komedi yazıyorum aslında :)Ve evet! Fantastik yazmayı çok isterim, içinde yine komedi unsurları barındıran.

 

Kübra Esra Ercan Yeni nesil yazarlar için ne düşünüyorsunuz ve önerileriniz nelerdir? Birde neden romantik-komedi?

Yeni nesil yazar olarak gayet olumlu şeyler düşünüyorum. Her nesilde olduğu gibi bizim neslimizde de gerçekten kaliteli çalışmalar ortaya çıkaran yazarlar olduğu kadar sabun köpüğü gibi geçici, bugün okunup yarın adı hatırlanmayacak yazarlar var. Kimin kalıcı kimin geçici olduğunu zaman ve elbette okur belirleyecek. Bu yüzden okurların daha seçici olmaları gerektiği kanısındayım.

 

Hayriye Özaslan Vefa hanım kurguladığınız karakterleri çok seviyorum :) Özellikle Leyla yı :) Kitaplarınızdaki bu sevdiğim karakterleri nasıl yaratıyorsunuz?? Leyla nasıl ve nereden geldi?? :) Sevgiler

Leyla hiç beklenmedik anda ansızın çıkageldi:). Oradaki Engin karakteri bir arkadaşımın anlattığı bir anısı ile hayalimde filizlendi ve birkaç gözlemden sonra iyice şekillendi. Öyle aksi bir polisi çileden çıkaracak uç noktada bir karakter yaratmak istedim. Hiçbir şeyi alışılmış değil, tamamıyla sıra dışı bir karakter olmalıydı. İlk aklıma gelen şu olmuştu “Merhaba ben Leyla Özgün, ama arkadaşlarım bana Lili der. Siz de Leyla demezseniz sevinirim.” Bu hızlı girişin ardından devamı da aynı hızla geldi.
Karakterlerimi kurgularken hepsinin birbirinden farklı olmasını arzulamam beni değişik yönlere itiyor. Her karakterin bir şarkısı var mesela. Ben o şarkıyı dinlerken kafamda o karakter canlanır, hareket eder, kızar, gülümser, korkar, sever, sevilir, kırılır, üzülür ve böylece tam anlamıyla şekillenir. Onun bölümlerinde hep o şarkıyı dinlerim mesela. Dinlediğim müzik türleriyle de alakalı bana kalırsa karakterlerimin farklılığı ve renkliliği.

 

Sezgi Salman ‎”Kitaplarınızın film yapılması” olayına bakış açınız nedir? Bence kitaplarınızın konusu yapılmış romantik-komedi filmlerden daha güzel. Ortaya çok güzel şeyler çıkabilir.

Kitaplarımın film olması harika olurdu… eğer Türkiye’de romantik komedi film ve dizileri bu denli başarısız olmasaydı!

 

Hülya Şenoğlu Yılmaz En çok sevdiğiniz yazar?

Susan Elizabeth Phillips, Helen Fielding, Jane Austen benim için yazarlar arasında önemli bir yere sahipler.

 

Ilayda Kıyan kendinize örnek aldığınız bir yazar varmıydı?

Sevdiğim ve okuduğum her yazar tüm okurlara olduğu gibi bana da bir şeyler katmıştır ama hayır kimseyi kendime örnek almıyorum. Yazarken olan biteni gözlemleyen ve kaydeden bir kamera olmak yerine orada bulunan karakterlerin ta kendisi olup onların bedeninin içine girmeyi seviyorum. Ben olsam nasıl hissederdim demek yerine her biri ben oluyorum.

 

Dianna-Tr AFans Yazı yazmak sizce doğuştan gelen bir yetenek mi? Yoksa sonradan da kazanılabilir mi birey bu yeteneği?

Bana göre yazmak doğuştan gelen bir yetenektir. Ama geliştirilmemiş bir yetenek ham haliyle hiçbir şey ifade etmez. Parlaması için işlenmesi gerekir.

 

Gamze Yıldız Özgüner kitaplarınızı yazarken kimlerden ilham alıyorsunuz? 2 çocuklu bir anne olarak kitap yazmaya nasıl vakit ayırabiliyorsunuz???

Kitap yazarken sizlerden ilham alıyorum. Hepinizden… tanıdığım ve tanımadığım ama bir şekilde yolumun kesiştiği herkesten. İki çocuklu bir anne olarak yazmak için gerçekten çok programlı olmak gerekiyor. Kolay oluyor dersem yalan söylemiş olurum ama hayatın iyi programlanması halinde maksimum verim elde edilebileceğine inanıyorum. Ne kadar çok sorumluluk varsa o kadar iyi değerlendiriliyor gün. Ne kadar boşsa bir insan o kadar çok boş işle uğraşıyor.

 

MeRve Krsnts Romanlarınızı sinema ya da dizi formatına çevirmek için teklif gelse hangisini favori olarak gösterirsiniz? “Bu kesin sinemaya uyarlanmalı”diye düşündüğünüz tek bir roman…

Evet, her romanım sinema ya da diziye uyarlanabilir nitelikte çünkü yazım tarzım zaten okura bir film izliyormuş hissi veriyor. Ama ilk olarak tercih edeceğim Leyla Gibi olurdu sanıyorum.

 

‘Seher Tokur Bütün romanlardaki içimizi ısıtan kahramanların hepsi birbirinden orjinal ve eğlenceli. Peki bu kahramanları çevrenizden esinlenerek mi oluşturuyorsunuz? Yoksa sadece sizin güzel hayal dünyanızla mı yaratıldı?

Hepsi hayal ürünü karakterler. Kurguyu hazırlarken Türkiye’nin gündemindeki kişilerden ve olaylardan esinlensem de karakterlerin özelliklerini belirlerken tamamıyla hayal gücüme başvuruyorum. Mesela Leyla Gibi’yi yazarken kafamda canlanan kadın Christina Applegate idi. Eğer Hollywood’da olsaydık ve Leyla Gibi filme çekiliyor olsaydı şüphesiz bu rolü ona vermek isterdim. Engin karakteri için ise Jason Statham’ı uygun bulurdum.

Aslıhan Sedef Yazarlık aşkınız nasıl oluştu ve karakterlerinizi kaleminizle şekillendirirken çevrenizden mi esinleniyorsunuz yoksa hayal dünyanız buna gerek bırakmıyor mu?

Yazarlık aşkım hep vardı. İlkokulda, ortaokulda, lisede, üniversitede hep yazıyordum, tek fark sadece yakın çevreme okutmamdı. İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı bitirdikten sonra sadece isteğe değil teknik bilgiye de sahip oldum. Ben becerinin yanında eğitim ve tekniğin gerekliliğine de inananlardanım.
Çevremden de esinleniyorum hayal ürünü karakterler de yaratıyorum.

 

‘Seher Tokur Açıkçası biz sizin kitaplarınıza doyamıyoruz. Özellikle ben :) Bütün kitaplarınızı en az beş kere okumuşumdur :)
Yeni bir kitap daha çıkarmayı düşünüyor musunuz ? Düşünüyorsanız herhangi bir zaman dilimi verebilir misiniz?

Beni  Buna Zorlama! En yenisi biliyorsun. Bundan sonraki Bahse Var Mısın? olacak. Yepyeni bir romana başladım mı diye soruyorsan, evet başladım ama şu aralar kesintiye uğradığı için ara vermek zorunda kaldım… Yine de daha önce yazdığım on bir romanın aralarını çok açmadan arka arkaya yayınlanmasını planlıyoruz.

 

Kübra Esra Ercan şu an hangi kitabı okuyorsunuz? hangi türler ilgi alanınızda?

Şu an elimde Agatha Christie var fakat eskisi gibi rahat okuyabildiğim söylenemez, çünkü bebeğim henüz üç aylık ve altı buçuk yaşında bir oğlum var. Dolayısıyla zamanımın büyük çoğunluğunda aileme odaklanıyorum tabii.

 

MeRve Krsnts Herhangi bi romanınız da kendi hayatınızdan bir parça bir an bir olayı yazdınız mı ?

Hepimiz romanlardaki renkli hayata sahip olmak isteriz, ama işin aslı renkli olan hayal gücüm :)

 

MeRve Krsnts İlk gözağrınız “Çocuk da yapamadım kariyer de” mi yoksa başka bir pembeniz var mı kitap haline gelmeyen ?

Her şey Çocuk da Yapamadım Kariyer de ile başladı, öncesinde yazdıklarım hikâye, deneme ve şiirdi.

 

MeRve Krsnts Ve ilk yazma aşkı hikaye günlük deneme vs ne zaman geldi ? Kendinizi nasıl ne şekilde yazarken buldunuz ve ben bu işi iyi yapıyorum hobi olmaktan çıksın dediğiniz an ne zamandı ?

Ben hiç günlük tutmadım ama canım her sıkıldığında yazarak rahatlardım. Düzenli ve bir defter içinde olmasa da duygularımı yazarak ifade etme durumum hep vardı. Zaten böyle bir eğilimim olmasa üniversitede bölüm seçerken edebiyata yönelmezdim sanıyorum. İşin hobi olmaktan çıkması için ilk adımı en yakınımdaki arkadaşlarım ve eşim sayesinde attım. Onlar bu kadar ısrarcı olmasaydı belki de bugün bu kadar ilerlemiş olmazdım.

 

MeRve Krsnts Kitap yazmıyor olsaydınız hangi mesleği yapmak isterdiniz ? Yazdığınız romanlardan hikayelerden en çok hangisini kendi hayatınıza benzetiyorsunuz çevrenizde hangi karakterlerden insanlar çoğunlukta mesela “Leyla Gibi” :) bir arkadaşınız ya da tanıdığınız var mı ?
Daha önce de değindiğim gibi Leyla benim kafamda oluşturduğum bir karakter kimseyi anlatmıyor, ama birileri çıkıp kendine benzetiyorsa ne mutlu bana! Kitap yazmıyor olsaydım ya vitrin tasarımı ya da marka iletişimi yapmak isterdim.

Nadire Yılmaz Kitaplarınızı okumamız için bize bir tek neden söyleyebilir misiniz? :)
Çünkü hayata pembe bir mola vermek hepinize iyi gelecek.

Arda Deliismail Bir kitabın sonunu değiştirmek isteseydiniz bu hangi kitap olurdu?
Hiçbiri! Hepsinin kurgusunu başından sonuna kadar ince ince işledim şimdi sil baştan yazmam ama belki ek bölüm yazabilirim ne dersiniz?

Pınar Şentürk İmkanınız olsaydı karakterlerinizin hangisinin hikayesini yaşamak isterdiniz ve neden?
Bazı açılardan hepsini ve bazı açılardan hiçbirini.. çünkü çoğunun geçmişlerinden gelen derin bir yarası var ve romanın ilerleyen bölümlerinde su yüzüne çıkıyor. Bu nedenle Vefa Enver romanlarına sadece romantik komedi olarak bakmak, içeriği kısıtlamak demek. Yine de verdiği his açısından ele alınırsa son derece romantik komedi.

Pınar Şentürk Yazarken sinirlendiğiniz bir karakteriniz var mı :D
Hepsini ayrı ayrı seviyorum sinirlenerek yazmam mümkün değil, ama karşısındaki karaktere sinirlenen bir karakterin tüm öfkesini, hayal kırıklığını, acısını yaşayabilir ve bunu okura yaşatabilirim. Yine de tarafsızlığımı korumaya özen gösteririm. Eğer tarafsız olmasaydım Leyla’yı haklı göstermek için Ömer’i yermem gerekirdi ya da aynısını Sibel ve Baran için yapabilirdim.

Pınar Şentürk Bugüne kadar okuduğunuz en kötü kadın-erkek karakter ve en sevdiğiniz kadın-erkek karakterler hangileri?
Bugüne kadar okuduğum öyle çok “en kötü erkek ve kadın karakter” var ki! Burada isimlerini söylemem hoş olmaz, ama okur olarak son derece seçiciyimdir. Herhangi bir okurdan farklı olarak ben yazarın tekniğine çok dikkat ederim. Sadece heyecanlı bir aşk hikâyesi anlatması benim bir kitabı okumam için yeterli değildir. En sevdiğim karakterler Jane Austen’ın Pride and Prejudice kitabından Elizabeth ile Mr.Darcy’dir. O ikisini okurken ve izlerken yaşadığım heyecanı başka hiçbir karakter bana yaşatabilmiş değil.

Havanur Baltacı hangi konular ve temalar işlemeyi tercih edersiniz? ve hangi kitabınzın insan üzerindeki etkisi siz daha mutlu etmiştir?
Romantik komedi unsurları bulunduran aşk romanları yazıyorum. Her romanda daha önce yazmadığım bir karakter oluşturmayı seviyorum. Kimi çok güzel, kimi daha sönük, kimi kilolu, kimi ufak tefek, kimi baş döndürücü… Erkekler de aynı şekilde farklı karakteristik özellikle gösteriyor. Beyaz atlı prensleri sevmiyorum, çünkü gerçek hayatta insanları beyaz ve siyah olarak ayırmak mümkün değil. Herkesin farklı renkleri, farklı tonları var ve hepsi de içinde beyaz ve siyahın izlerini taşıyor. Basılmış olan kitaplarım içerisinde Çocuk da Yapamadım Kariyer de ilk göz ağrım olduğu için ona ve devam kitaplarına gösterilen ilgi beni çok mutlu ediyor. Bana Prenses Deme!’nin  de yeri ayrı, çünkü ana erkek karakter başta çok tepki almıştı ama ben “Sabırlı olun Yiğit hepinize kendini sevdirecek,” dedim ve öyle de oldu. Yapılan son ankette en sevilen erkek karakterler içersinde birinci oldu. Ben okura zaten seveceği karakterler yerine ilk başta tepki göstereceği, benimsemeyeceği karakterler sunmayı seviyorum. Bana kalırsa asıl keyifli olan sevilmeyecek olanı sevdirmekte…

Reyhan Erol kitap kapaklarınızın tasarımı nasıl gerçekleşiyor ?
Çok keyifli gerçekleşiyor. Özellikle Önce Kitap ile çalışmaya başladıktan sonra kapak tasarıma harcanan zaman ile doğru orantılı olarak orijinalliği de belirdi. Kitabın genel fikrine ya da belirli bir sahnesine uygun bir fikir oluşturup ona göre çekim yapıyoruz. Son derece eğlenceli bir süreç oluyor.

 

Semra Dede En çok beğendiğiniz yazar ve kitaplar nelerdir? kitap alırken nelere dikkat edersiniz?
Günümüz yazarlarından Susan Elizabeth Phillips ve Philippa Gregory sevdiklerimin başında geliyor. Yazarını  tanımadığım bir kitap seçerken tamamıyla önyargısız davranırım. Kitabı elime alıp arka kapakta yazanları ve ilk sayfayı okuduktan sonra ortalarda gelişigüzel bir iki sayfa açarak yazarın genel üslubuna bakarım. Üslubun akıcılığı kitaba şans vermemi sağlar. Bu şekilde seçip sonradan hayal kırıklığına uğradığım kitap azdır.

Zeynep Doğan Kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? Bu konudaki en büyük destekçiniz kim oldu ?
Kitap yazmaya karar vermedim her şey kendiliğinden gerçekleşti. Başlarda sadece yazmayı sevdiğim için yazıyordum, sonra okundukça beğenildi ve devamı geldi.

Semra Dede yazarlık dışında Vefa Enver kimdir, nelerden hoşlanır, vaktini nasıl değerlendirir?
Vefa Enver evli, iki çocuk annesi, gününün her dakikasını dolu dolu yaşamayı seven ve müziğe aşırı ilgili biridir. Hızlı tempoda yaşamayı severim. Sağlıklı uyandığımız her günün bize sunulmuş bir armağan olduğunu düşünerek her anını yaşamaya çabalarım. Negatif insanlara ve negatif düşüncelere sırtımı döner hayata pozitif açıdan bakmayı severim -ki bu anlamda sporun da çok faydası oluyor. Vefa Enver Forum’da eskisi gibi yoğun olmasa da hâlâ yazıyorum. Daha çok yeni yazar adaylarına şans tanımayı tercih ediyorum. Kısacası zamanımı ailem, yazarlık, forum, spor ve diğer sorumluluklarım arasında dengeli biçimde bölmeye özen gösteriyorum.

Helin Mercekli Yazar olmak sizde bir farklılık yarattımı? Tarafsız olmak gibi mesela. Çünkü genelde yazarlar okuyucuların tepkisini çekmemek için gelişen olaylara yorum yapmaktan kaçınıyorlar. Belirli kutuplaşmayı önlemek için. Sizde açık sözlülükle buna siyasette dahil yorum yapabilirmisiniz? (Farklı bir soru sormak istedim:))
Ben apolitik bir insanım ama olmasaydım bile kesin yargılardan kaçınırdım, çünkü madalyonun iki yüzü olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle her zaman temkinli konuşmayı tercih ederim ama bu okurlarımın tepkisini çekme endişesinden çok olayları terazinin kefelerinde adil biçimde tartabilmek için.

Helin Mercekli Romantik komedi yazıyorsunuz ve kitap isimlerinizin bir albenisi var. Anlaşılan bu türde yazmak size iyi geliyor. Ama hiç şu türde kitap yazmayı deneyipte yazamadım dediğiniz oldumu? Ya da çok yazmak istediğiniz ileride de muhakka bu türde roman yazmak istiyorum dediğiniz mesela; fantastik, macera, polisiye, drama, korku vs…
Uzmanlık gerektiren konular haricinde edebiyatın her türünde yazabilecek eğitim ve donanıma sahip olduğuma inanıyorum. Türkiye’de romantik komedi kitabı yok film ve dizi olarak ise ciddi anlamda yetersiz ve belki de basmakalıp. Hayat görüşüme uygun olması haricinde denenmemişi yapmanın keyfini yaşamak için bu türe yöneldim.  Ama mesela hüzünlü ya da fantastik bir roman yazmak isterim ilerleyen zamanlarda.

Helin Mercekli Roman yazarken kendinize edindiğiniz bir teknik var mı? İşte roman yazmaya başlarken önce roman akışının nasıl olacağını, karakterlerin özelliklerini belirlediğiniz bir teknik gibiı? Yoksa akışına göre mi gelişiyor yazdıklarınız?
Her yazarın kendi yöntemini oluşturduğuna inanırım. Benim nasıl yaptığımı soruyorsan, bir romanı oluştururken ilk aşamada zihnimde başından sonuna kurgular ana hatları ile oluştururum. Bölüm ayrımları da dahil olmak üzere yazmaya başlamadan önce her şey netleşir. Daha sonra detaylandırılmasına ve diyalogların biçimlenmesine kalır iş. Yazdıklarım ne akışına ne de okurun beklentisine göre değişir. Farklı yazdığım için okurdan eleştiri alacağım endişesi taşımam, çünkü farklılığı severim.

Helin Mercekli
Türkiye de özellikle yazarlık anlamında bir aynılık var. Nasıl derseniz hep göz önünde olan belli başlı yazarlar var ve sanırsınız ki Türkiye de başka yazarlar yok. Gazete küpürlerinde, dergilerde ve söyleyişi programlarında hep onların bir ağırlığı hakim. Sizce büyük bir haksızlık yapılmıyor mu? Şahsen ben artık Elif Şafak, Canan Tan ve Ayşe Kulin vb. gibi yazarları görmekten sıkıldım. (Tabi bu onları kötü görüyorum anlamı çıkarmaz.)

Haksızlık asıl okurlara yapılıyor bana kalırsa. Okurlara dikte edilen bazı kriterler var. Bu kriterlerin dışına çıkmaları halinde hor görülmekten endişe ediyorlar. İnsanlarımız kimi zaman sırf her yerde övüldüğü ve medya tarafından yere göğe sığdırılamadığı için bazı yazarları ve eserlerini okuma zorunluluğu hissediyorlar. Elbette bu zorunluluk onlara her zaman keyif vermeyebiliyor, hatta okuma şevklerini kırabiliyor bile. Bu da ülkemizde neden az kitap okunduğunu açıklıyor. Oysa ben inanırım ki her kitabın okura verdiği bir şeyler vardır. Mesela kötüyü okumadan iyiyi anlayıp takdir edemezsiniz. Okuduğunuz her ne olursa olsun hayat görüşünüze katkıda bulunacaktır.

Kübra Yıldırım ‎”Beni Buna Zorlama” isimli kitabın yazarı olarak, sizi bu kitabı yazmaya zorlayan kimdi, ne gibi unsurlardı?
Okurlarıma yeni yayınevimle birlikte yeni bir tat sunma arzusu beni bu romanı yazmaya zorladı :)

Yuksell Tugba Merhaba….kitaplarınızın basımında yayınevi seçiminde ne kadar titizsiniz? her yayıneviyle çalışabilir misiniz? yazar ve kitabı iyi olduktan sonra yayınevi adını yeni duyursa bile sizce kitap ne kadar amacına ulaşabilir? teşekkürler…
Her yayınevi ile çalışabilirim ben bir profesyonelim, ama her yayın yönetmeni ile aynı frekansı yakalar mıyım diye sorsaydın hayır derdim. Önce Kitap’ı tercih etmemin nedeni  Nursel Hanım’ın beni çok iyi anlaması, fikirlerimizin uyumu. Bunu kitap kapaklarımızdan bile anlayabilirsiniz. Benim amacımı anlayıp uygun araçları önüme seren bir yayınevi ile -yeni kurulmuş olsa bile- çalışmak tercihimdir.

Onur Çelebi ilk kitabınız ne zaman yayınlandı? ismi nedir ?
Çocuk da Yapamadım Kariyer de 2009 yılında yayınlandı

Canan Var İçimde o kadar çok duygu fırtınaları kopuyor ki, elime kalem aldığımda hepsi bir anda silikleşiyor; yazabilmek için ne yapabilirim?? Daha önce ilk yazdığım şiirle bir şiir yarışmasında Sunay Akın’ın elinden ödül aldım, bana yazmaya devam etmemi söyledi.. Ama yazamıyorum:(
O halde eline kalem alma önce kafanda yaz her şeyi. Düşün, hayal et, canlandır ve nihayet duyguların yavaş yavaş yatışmaya başladığında kelimelere dök. Fazla heyecanlanmak pek çok şeye ket vurduğu gibi yazmak konusunda da olumsuz etki gösterebiliyor zaman zaman.

Yegane Aka Türkiye’de yazar olmanın zorluklarından biraz bahsedebilir mi acaba? Kitabını yayınlatma sürecinde neler yaşamış?
Türkiye’de yazar olmak hâlâ çoğu kişi için anlaşılmamak ile eş değer. Ağdalı bir dil kullanmak, sayfaları çevirirken okuru duraksatmak bir başarı olarak kabul ediliyor. Yurtdışında her tür rahatlıkla alınıp okunabilirken bizim insanımız açık alanlarda ellerinde tutmaktan çekinmeyecekleri, başkaları tarafından saygı ile karşılanacağına inandıkları kitapları okuma yanılgısı içerisindeler. İşte tam da bu nedenle Türkiye’de kitap okuma oranı diğer ülkelere göre çok düşük. Popüler edebiyatı edebiyat olarak kabul etmemekte direnen bir kesim var. Bana göre popüler olsun ya da olmasın yapılan iş kaliteliyse kalıcı olur. Ben hiç denenmemiş bir türü sevdirme misyonu üstlenmiş bir yazar olarak elbette zaman zaman birtakım önyargılarla karşılaşıyorum, ama biliyorum ki insan doğal tepkisi sonucu yabancı olduğu şeylere şüpheyle yaklaşır. Yine inanıyorum ki tanıdıkça sevecekler, vazgeçemeyecekler.

Helin Mercekli Hiç yazmaya yeltlendiğiniz ve o duyguyu daha iyi anlamakta kendinizi yeterli bulmadığınız oldu mu? daha iyi hissetmek ve anlamak için aynı eylemleri yapmaya kalkıştınız mı? Mesala matemdeki bir kadının mezar başında ki hareketlerini gözlemlemek gibi ya da aldatılmış bir kadının yağmur altında ıslanışını ve akabinde psikolojisini anlamak gibi…
Gözlem konusunda çok dikkatli ve detaycıyımdır, bir duyguyu daha iyi anlamak ya da anlatmak için ise başvurduğum yöntem kendimi o kişi ile özdeşleştirmedir. Karakterin bedeninin içine girdiğinizde, onunla bir olduğunuzda hissettiklerini anlamak da anlatmak da çok kolaylaşıyor.

Nursel Azaklı Türkiye’de kitap okuma oranı çok az ve sizin gibi bir çok başarılı yazar var. Kitabınızın, yazdığınız kelimelerin tamamı size ait olan bir kitabı insanların okuması nasıl bir duygu ?
Harika bir duygu! Bazen benim aklımdan çıkmış olan satırları onlar hatırlatıyor, bazı karakterleri benden bile fazla benimsiyorlar. Çok hoşuma gidiyor.

Burak Güneş Kitabınızda genelde duyguları soyutsal biçimde aktarmışsınız. sizce soyutsal mı yoksa somutsal anlatım mı zordur ?
Soyutsal ve somutsal derken neyi kast ettiğinizi ve hangi kitabımdan bahsettiğinizi anlayamadım…

Cihat Çakır yazarken konu şeçermısınız yoksa bırakırmsınız hayatın akışına o sizi bulur mu ? yazmakmı zor okumak mı?
Hayatın akışına bırakırım ve konu gelir beni bulur ya da belki de ben çok meraklıyım çok araştırıyorum ve denk geliyorum. Yazmak aylar sürer okumak bir iki gün. Siz karar verin hangisi daha zor…

Mukadder Kayıkcı Yazarken bir noktada tıkanıp kaldığınızda o sıkıntıyı üzerinizden atıp yeniden konsantre olmak için neler yapıyorsunuz? Yazarların en büyük sıkıntısıdır bu.
Müzik dinliyorum ve kahve içiyorum. Kahve kokusunda beni canlandıran, bana ilham veren bir şey var. Müzik ise her günümün vazgeçilmezi.

İlker Doğan Vefa hanım yeni bi kitap hazırlığınız var mı?
Her zaman! :)

Sinem Yıldız Balaban Bugüne kadar sizi en çok etkileyen roman?
Benim “en çok”larım yoktur aslında. Pek çok yazar ya da kitaptan etkilenebilirim. Bu gerilim de olabilir, aşk romanı da, klasiklerden de. Önemli olan ne olduğundan çok nasıl yazıldığıdır. Mesela lise yıllarımda Dean R. Koontz’a bayılırdım ama V.C Andrews’u da okurken çok keyif alırdım. Üniversite yıllarımda Jane Austen’ın romantizmi etkilediyse de Charles Dickens’ın realizmi de beni içine çekti. Judith McNaught’un peri masalları yanında Marian Keyes’in trajikomik kitaplarını da okuyorum. Kısacası üslubu akıcı, tekniği güçlü olan her roman beni etkisi altına alır.

Seyhan Potuk Merhaba Vefa hanım ne tür müzik dinlersiniz?
Beni etkileyebilen her müzik kabulümdür ama tür olarak rock ve jazz’a bir eğilimim var.

sebnem-piskin-soylesi

Şebnem Pişkin ile söyleşi

Şebnem Pişkin: Herkese iyi akşamlar!
Mahmut Çalışkan: Merhaba Şebnem Hanım.. Hoşgeldiniz..
Tuğçe Arzik: İyi akşamlar. Yazarlığa nasıl başladınız?
Şebnem Pişkin: Yazarlığa 2006da başladım. Bir gece aniden yazmalıyım dedim.
Şebnem Pişkin: Tanımayanlar için hemen kendimden kısaca bahsedeyim
Şebnem Pişkin: Tasavvufi ve fantastik öğeleri birleştirerek romanlar yazıyorum. Asıl hedefim tasavvufta öğrendiğim kadim bilgileri tasavvufla ilgilenmeseler bile herkesin anlayacağı şekilde okuyucuya sunabilmektir.
Facebook Yorumcusu: Oncelikle iyi aksamlar. Yazarliga ne zaman ve nasil basladiginizi sormak istiyorum. Cevabiniz icin simdiden tesekkur ederim.
Şebnem Pişkin: Bilginin paylaşılması lazım diye düşündüm ve yazmaya başladım.
Şebnem Pişkin: İnşallah bir gün karşılıklı söyleşi imkanımız da olur
Birazoku: Şebnem Hanım, yüzyüze söyleşiyi de düşünmüyor değiliz :) İnşallah diyoruz biz de.
Okan Akca: En sevdiğiniz yazar kim?
Şebnem Pişkin: En sevdiğim yazar İskender Paladır
Halil Ölmez: Tuhaf gelebilir ama konusuyla veya yazım esnasındaki yaşadığınız duygularla şu kitabımın bende yeri farklıdır dediğiniz bir kitabınız var mı?
Şebnem Pişkin: Aslını isterseniz kitaplarımı BENİM diye sahiplenmiyorum. Ben sadece bir vesileyim, o nedenle her kitabın bendeki yeri ayrıdır.
محمود الكادحين: İyi ki de yazmışım dediğiniz kitap?
Şebnem Pişkin: İyi ki yazmışım dediğim kitap: hmmmmm. Hepsi galibaJ
Aybike Arzik: Beğendiniz yazarlar?
Şebnem Pişkin: Beğendiğim yazarları şimdi hemen bir cümlede yazmak çok zor…
Şebnem Pişkin: Çok çeşitli farklı türde kitaplar yazan yazarlar var sevdiğim: Ama ENNN ÇOOK dediğimizde İskender Pala’yı sayabilirim.
Yaşar Ulukanoğlu: Tasavvuf son zamanlarda moda diyebiliriz.. sinan yağmur beyfendinin eseri bu alanı şahlandırdı diyebiliriz.. Siz de bu akımdan mı etkilendiniz yoksa en baştan beridir tasavvufi konuları mı işliyordunuz?
Şebnem Pişkin: Yaşar bey dediğinizde haklısınız. Tasavvuf pek moda oldu.
Şebnem Pişkin: Ancak doğru şekilde anlaşıldığını düşünmüyorum tasavvufun.
Şebnem Pişkin: Sadece Hoşgörü, sevgi kısmı anlaşılmaya çalışılıyor. Ama tasavvuf İslamdan ayrı değil aslında.
Berna Tan: Üslubunuzu neye göre belirlersiniz?
Şebnem Pişkin: Uslübüm aslında ayarlanabilir bir şey değil. Gönlümün götürdüğü yere giderken, gönlümün sesine kulak veriyorum. Kalemim de bize uyuyor. Hepsi bu..
Halil Ölmez: Kitaplarınızın kapak tasarımları bence çok harika. Kitap kapaklarının seçimi konusunda yayınevi mi yoksa yazar mı etkili oluyor?
Şebnem Pişkin: Kapakların resimlerini bizzat seçiyorum.
Merve Özkan: Başucu kitabınız var mı? Ve okumaktan hiç bıkmayacağım dediginiz bir kitap?
Şebnem Pişkin: Başucu kitabım var. Mevlananın Mesnevisi, Marifetname, bir kaç diğer tasavvufi eser ve Kuran… İlginç değil mi J
Yaşar Ulukanoğlu: Evet Şebnem Hanım.. Peki siz de Mevlana’yı ve Şems’i mi işliyorsunuz? Niye kimse Hacı Bektaş-ı, Yunus’u romanlaştırmaz ki… Bence onların hayatı da çok ilgi çekici..
Şebnem Pişkin: Tasavvuf edebiyatında beni hepsi etkiliyor. Çünkü herkes Hakikati kendi uslübünce anlatmış. İbn-i Arabiyi anlamak zor, ama Yunus Emre’yi Mevlana’yı anlamak daha kolay.
Yeliz Bora: Sevgili Abdülhamit Han kitabını yazma sebebiniz ne şebnem hanım?
Şebnem Pişkin: Sevgili Abdülhamit Han kitabını yazma sebebim, bir gece rüyamda Abdülhamit Hanı gördüm. O dönemde Tuğrayı yazdım. Ama Tuğra yarım kalmış izlenimi veriyordu, ben de geçen sene devamını yazmak istedim.
Cihat Akça: Şah Sultan okunmaya değer.Şebnem Hanım, klavye ile mi yazıyorsunuz.kalemle mi?
Şebnem Pişkin: Klavye ile yazıyorum. El yazım çok kötü.. Şah ve Sultan okuduğum en kaliteli kitaplardan…
Yaşar Ulukanoğlu: Anlamak kadar anlatmak da daha kolay ki yazarlarımız o konularda yoğunlaşıyor..
Şebnem Pişkin: Yaşar bey çok haklısınız… Yazmka kesinlikle çok kolay. Zor olanı yazdıklarını yaşayabilmek.
Şebnem Pişkin: Zaten tasavvuf sözle olmaz, tasavvuf hal işidir derler… Bakmayın siz benim tasavvuf yazdığımı söylediğime, asıl mühim olan tasavvufu kendinde hal haline getirebilmektir aslında.
Berna Tan: Peki ya şu sıralar en çok etkilendiğiniz kitap hangisi?
Şebnem Pişkin: Şu sırada Şah ve Sultanı yeni bitirdim ve etkisinde kaldım
Yeliz Bora: Sizce bir yazar neden yazmalı Şebnem Hanım.
Şebnem Pişkin: Bir yazarın amacı bir tek cümlesiyle de olsa hayata artı bir şeyler katabilmek olmalı.
Şebnem Pişkin: Ben bazen bir kitabı belki de sadece bir kişinin yaşama bakışını değiştirmek için yazıyor olduğumu düşünüyorum.
Şebnem Pişkin: Dediğim gibi ben sadece bir kalem’im, ama bu kalemi tutan bir el var…
Talat Altun: Satırlarınızla anlatmaya çalışıpta anlatmayı beceremedim dediğiniz bir satır var mı ? :)
Şebnem Pişkin: Anlatmayı isteyip de olmamış dediğim bir şey yok aslında… Çünkü kitabı yazarken ben de ne yazdığımı bilmiyorum, bitince tıpkı bir okuyucu gibi okuyorum kendi kitabımı…Garip bir duygu…
Yaşar Ulukanoğlu: Diliniz nasıl acaba? Nazan Bekiroğlu gibi şiirsel mi, Sinan Yağmur gibi akıcı mı yoksa daha değişik mi?
Şebnem Pişkin: Dilim akıcı, herkes en az bir kere mola vererek kitabı bitirdiğini söylüyor.
Şebnem Pişkin Sinan Yağmur’a hiç benzemiyor, Nazan hanımınki kadar şiirsel değil..
Cihat Akça: Tasavvuf da yazarlarımız daha çok.Mevlana-Şems üzerinde yoğunlasiyor.Bu konu hakkında ne dusunuyorsunuz? Siz hç başka Alimler hakkında bir yazı dşùndùmüz mù?
Şebnem Pişkin: EFSUN’da İbn Arabiyi yazdım… Bilgi olarak yani
Şebnem Pişkin: Mevlana Şems ilişkisini yazmadım, o özel bir konu benim haddime değil yazmak diye düşünürüm.
Yeşim Bora Alhan: Şebnem Hanım sizce türkiyede yazarlığın geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şebnem Pişkin: Herkes yazar oldu, okuyucu kalmayacak diye korkuyorum :-)
İsa Güçlü: Şebnem Hanım, herkes yazar olursa kitaplar yazarların birbirine yazdığı mektuplar gibi olur belkide :)
Yaşar Ulukanoğlu: Peki şu aralar üzerinde çalıştığınız bir kitap var mı?
Şebnem Pişkin: Aklımda ve gönlümü çağıran bir konu var, yazmak istiyorum. Ama yaz döneminde ev kalabalık olduğu için yazamıyorum :-)
Şebnem Pişkin: Sonbaharda inşallah…
Berna Tan: Kitaplarınızın üzerinde çalısırken kaynak araştırması vs nasıl yapıyorsunuz nereleri kullanıyorsunuz?
Şebnem Pişkin: Kaynakları okurken ilham geliyor ve romanıma dahil ederek bilgiyi anlaşılacak seviyede konuya dahil ediyorum. Yani kaynakları sürekli elimin altında oluyor ve tek bir kaynağı değil bir çok farklı kaynaktan kontrollğ bir şekilde yazmaya çalışıyorum.
Yeliz Bora kitaplarınızın türkiyede çok okunduğunu düşünüyor musnuz Şebnem Hanım
Şebnem PişkinHAYIR DÜŞÜNMÜYORUM, aslında kitaplarım daha fazla yere ulaşsın diye çabalıyorum ama olduğu kadar artık…
محمود الكادحين: Gerçekten çok samimi cevaplar veriyorsunuz. Sizi tebrik ediyorum. Bir de şu sorunun cevabını alsam; sizi en çok etkileyen mutasavvıf? İbrahim Hakkı hz. , Hoca Ahmet yesevi Hz., Hacı Bayramı veli Hz…vs?
Şebnem Pişkin: Yaşamlarıyla etkilendiğim kişi Yesevi, Marifetnamesiyle etkilendiğim İbrahim Hakkı, ilmi ile İbn Arabi, gönlü ile Mevlana, gizemi ile Şems hz. ve daha niceleri…
Yaşar Ulukanoğlu: Yazmak için kendinize uygun şartlar oluşturuyor musunzu? Ne bileyim tasavvufi bir eser üzerinde çalışırken arkadan gelen kısık sesli bir ney dinletisi çok hoş olabilir :) sizin de bu tarz yaklaşımlarınız var mı?
Şebnem Pişkin: Sessizlik her zaman ideal çalışma şartımdır Yaşar bey.
Berna Tan: Peki ya yayın evi bulmakta sıkıntılarınız oldu mu hangisini tercih edeceğinize nasıl karar verdiniz yoksa onlar mı sizi yönlendirdi
Şebnem Pişkin: Berna hanım yayınevi konusu her zaman bir yazar için en sıkıntılı ve en zor aşamadır
Şebnem Pişkin: Her zaman sıkıntı olur bu konuda, ben de sıkıntı yaşıyorum ve yaşadım ..Maalesef.
Yaşar Ulukanoğlu: Yani her nehirin akarak toplandığı bir derya olmak istiyorsunuz… Peki gerçekten hepsini hakkıyla sentezleyebiliyor musunuz?
Şebnem Pişkin OOOOO Nerdeeeee? Ne mümkün… Keşke….
Aysel Cakmak: Şebnem Hanım hayranı olduğunuz İskender Pala’nın bir söyleşisinde bir kitabı yazmak için 60 civarında kitap okumam gerekiyor dediğine şahit olmuştum. O zaman İskender Pala’ya sorma fırsatım olamamıştı ama merak ediyorum; siz de yazarken bu kadar araştırma yapıyorsanız eğer, bu süreci yorucu bir hale getirmiyor mu?
Şebnem Pişkin: Süreç kesinlikle çok yorucu bir süreç. Ancak ben öğrenmekten sonsuz keyif alıyorum, benim hayatı yaşama şeklim bu… O nedenle bu süreci seviyorum.
Aynur Koca: Merhaba Şebnem hanım mesneviyle nasıl tanıştınız acaba ve bir de yazmak için belli bir program mı izliyorsunuz yoksa her am bilgisayarınız hazır mı?
Şebnem Pişkin: MESNEVİ’YLE TANIŞMAM bir arkadaşımın doğum günü hediyesi olarak bana hediye edişiyle oldu.
Cihat Akça: Üslup kaygısını nasıl yenebiliriz Şebnem Hanım?
Şebnem Pişkin: Eğer yazarken BEN yazdım sanırsanız uslüp kaygınız olur. Ama kendinizi ve kaleminizi akışa teslim ederseniz gönlünüz sizi doğru yönlendirecektir. diye düşünüyorum şahsen :-)
Cihat Akça: Olumsuz bir eleştiriyi kaale alıp,sizdeki eksikLeri tamamlamaya çlişir msınız?
Şebnem Pişkin: Olumlu eleştirlere kulaklarımı tıkarım, olumsuz olanlara kulaklarımı dört değil on dört açarım… Düzelmeye ihtiyacımızın olduğunu bilirim, hedef hep daha iyisi olmalı…
Yaşar Ulukanoğlu: Şebnem Hanım okul yıllarınızda edebiyat dersleri ila aranız nasıldı? Hocalarınız o zamanlarda sizde bir ışık görmüş müydü? teşvik eden var mıydı? Ya da şöyle deyim elinizden ilk kim tuttu?
Şebnem Pişkin: Yaşar bey okul yıllarında da iyiydi aram edebiyatla… Kompozisyon yarışmalarının en birinci katılımcısıydım :-) Teşvik eden olmadı :-) Elimi kimse tutmadı :-)
Fehiman Neşe: Okumaktan mı keyif alırsınız yazmaktan mı? :))
Şebnem Pişkin: Okumak olmasa ben yazamazdım. Okumak keyif, yazmak ayrı bir keyif…
Yeliz Bora: Hiç okuyucularınızdan olumsuz sözler yada eleştiriler aldınız mı Şebnem Hanım.
Şebnem Pişkin: ALDIM, ÇOK acımasız olumsuz sözler de aldım… Ama iyi ki de aldım :-)
Fehiman Neşe: Kendi kitaplarınızın korsanına denk geldiniz mi hiç? Gelseydiniz tepkiniz ne olurdu?
Şebnem Pişkin: GELMEDİM, AMA gelmek isterdim. Çünkü korsan kitapçılar sadece çok satanlar listesindeki kitapların korsanını yapıyorlar. Umarım benim kitaplarımın da korsanları çıkar J
Yeliz Bora: Hayatınızı büyük oranda değiştirdiğini yada çok etkileyen hayaytınıza yön veren kitap oldu mu Şebnem Hanım?
Şebnem Pişkin: Hayatımı her kitap az ya da çok değiştiriyyor biliyormusunuz? Ama yıllar yıllar önce okuduğum Ramtha’nın Beyaz Kitap’ı beni çatırdata çatırdata değişime zorlamıştı.
Necla Inal: Günüz toplumlarında bazı degerlerin yok sayıldıgını insanların bana dokunmayan bin yasasıncı olmaya basladgını inanc olgusunun bastırıldgını düsünüyorum. İnsanla anlık doyumlar basit cıkar mücadeleriyle mutlu olurken yazarlık durusunuzda özgün olmayı ve etkileyici olmayi bu cagda nasl basarıyosunuz?
Şebnem Pişkin: Aman estağfirullah, o sizin güzel görüşünüz demek isterim.
Ahmet Doğutürk: Şebnem Hanım kitaplarınızda ağırlıklı olrak tasavvuf yer alıyor.Tasavvuf hayatınızın nersinde?
Şebnem Pişkin: Ahmet bey tasavvuf hayatımın merkezinde, ama dedim ya tasavvuf dilde olunca bir işe yaramaz, HAL olup yaşamak lazım. Ben tasavvuf ehliyim diye dolaşırsınız ama insanlar size bakınca yalan ve riyadan başka şey görmez. E o zaman tasavvuf bunun neresinde…
Aynur Koca: Kitapkolikte çocuk romanı yazmayı düşündüğünüzü söylemiştiniz başka bir tür daha düşünüyor musunuz?
Şebnem Pişkin: Çocuk romanı yazmak istiyorum ama bakalım yapabilecekmiyim… Çocuk diye yola çıkarım ama bakarsınız bambaşka bir şey çıkar ortaya… Kim bilir…
Elif Ayvaz: Şebnem hanım kendinize idol olarak gördüğünüz bir yazar var mı?
Şebnem Pişkin: İdolüm yok… Sevdiğim çok ama onun gibi olmak isterim dediğim kimse yok. Amacım fayda yaratmak, topluma faydalı olan herkes benim idolümdür.
Aysel Cakmak: Şebnem Hanım Aşk’ı okudunuz mu acaba? Eğer okuduysanız Şems’in şarap içip Mevlana’ya da sunduğu bir bölüm vardı. Kitaba göre Şems bunu nefislerine çok ağır geldiği için yapıyordu. Ben kurgu da olsa Şems’e bunu yakıştıramadım bir türlü, belki de benim sığlığımdan. Tasavvufla hayli ilgili olduğunuz için bu konuda sizin yorumunuzu merak ediyorum?
Şebnem Pişkin: AŞK’ta son derece yanlış bilgiler vardı. Ne yazık ki… Ben okudum o kitabı, ancak sadece yazarın kurgusu olarak okudum…. ŞEMS Hz. değil orada anlatılan…
Yaşar Ulukanoğlu: Ben baştan sorayım en iyisi :)) kendinizi bir gazetede günlük köşe yazısı yazabilecek kadar üretken görüyor musunuz?
Şebnem Pişkin: Yaşar Bey, yazarım yazmasına ama köşe yazarı olmak istemem… J En azından aylık köşe yazarı olabilirim ama günlük istemem…
Aynur Koca : Merak ettim şimdi çocuk romanından başlayıp başka bir türe dönüşen romanınızı şimdi sanırım Efsun yeni çıktı sonraki kitap çalışmalarına başladınız mı acabaJ
Şebnem Pişkin: Aynur hanım çocuk kitabı yazmak yakın zamanda yapmayı planladığım bir iş.. Ama şu sıralar gönlümü yine bir yerlere çağıran bir ses duyuyorum ama bu sesi dinleyerek yazarsam ortaya çocuk romanı çıkmayabilir J
محمود الكادحين: Bir kitapdan ne kadar para kazanılıyor şebnem hanım? J Biraz özel oldu ama…
Şebnem Pişkin: Bir kitaptan para kazanılır kazanılmasına da, telifiniz ödenirse :) Hile yapmadan, sizi kandırmadan, hakkınız gözetilirse para KAZANIRSINIZ J
Cihat Akça: Kitaplarınızı yazarken güncel olayları göz önünde bulundurur musunuz?
Şebnem Pişkin: BULUNDURURUM..
Yeliz Bora:Ben son olarak mevlanayı eserlerinizde işlemişsizniz hayat felsefnizi mevlana felsefnize mi bağlıyorsnuz?
Şebnem Pişkin: Yeliz hanım, aslında Mevlana felsefesi diye bir şey yok. Bize hep yanlış yansıtıyorlar. Mevlana diyor ki benim yolum Kurandır, rehberim Hz.Peygamberdir. Yani Mevlana felsefesi denen şey İslamdır, ama İslam kelimesi bizi toplum olarak korkutuyor. mevlana demek hoşumuza gidiyor, havalı oluyor diye düşünülüyor herhalde :-)
Elif Ayvaz: Şebnem hanım çocklk hayallerinzn içnde yazar olmak varmydı?
Şebnem Pişkin: Hayallerimi hatırlamıyorum Elif hanım :-))
Yaşar Ulukanoğlu: Her söyleşide sorduğum bir soru var.. Bugüne kadar sizi en çok etkileyen roman karakteri hangisi acaba? Ve neden?
Şebnem Pişkin: En çok etkileyen roman karakteri KRYON serisinde Yuvaya Dönüş kitabı, saf niyetli Michael Thomas karakteri :-) Bilen var mı, bilmiyorum :-)
ümit Ihsan Yaşar şengür: Şebnem Hanım, çok okunan mı olmak isterdiniz, çok yazan mı?
Şebnem Pişkin: Çok yazan ve yazdıkları okunan olmak isterim :-)
دورن ﺟلك Şebnem hanım siyasi veya tarihi konuda bir kitap kaleme almayı düşünüyomusnz?
Şebnem Pişkin: Siyaset benim işim değil, ama tarihi roman yazmaya devam edebilirim.
Aysel Cakmak Şebnem Hanım peki sizce son yıllarda tasavvufa olan ilginin artması nedendir? Çok satanlara bakarsanız tassavvufla ilgili çok sayıda kitaba rastlarsınız, yani tasavvuf artık popüler bir konu. Tasavvufun bu denli ön plana çıkmasındaki etken nedir sizce?
Şebnem Pişkin: İnsanı kendini arayışının arttığı bir dönemde tasavvufun çok konuşulur olması normal bence… Çünkü bu konudaki tüm soruların yanıtları tasavvufta var.
Yaşar Ulukanoğlu: Kitaplarınızı yazarken fikrini aldığınız birileri var mı acaba? Akıl hocası gibi…
Şebnem Pişkin: Yazdıktan sonra fikirlerini aldığım insanlar var.
Yaşar Ulukanoğlu: Tasavvufta en çok beğendiğiniz ilke hangisi? tecelli, ayan-ı sabite, vahdet-i vucud…?
Şebnem Pişkin: Tasavvufta en beğendiğim ilke: Söz bitti, hal başladı :-)
Necla Inal: Ben az cok her tarzdan kitap okumaya çalışıyorum tabi imkansız bişey her kitabı emeği değerince okuyabilmek. okumadıgım kitaplar konusuna arkadaslarımn fikrini alıyorum onlara anlattırıyorum yeri geldiğinde.(birinden okudugu kitabı dinlemekte güzel her okuyucu kitabı tekrardan yazar anlayışıyla saygıyla dinlerim). bir ibd haldunu da okudum iskerder palayı da okudum ama beni çok cekmedi ne kadar ugrassam da bu tarz kitapları çok okuyamıyorum ha ibn haldunu ansiklopedik bilgi görerek okudum. Siz bu konulara eğilimli bir insan olarak bu tarz kitapları sevdirmek konusunda ne önerirsiniz?
Şebnem Pişkin: Herkesin tasavvufa ilgi duyması beklenemez. Ama tasavvuf zaten insan olmanın yollarını bize öğretir. Yani kavramlar bize lazım değil, vahdeti vücut nedir ne değildir bize lazım değil. Bize lazım olan şey İnsan nedir? Bu hayattaki gaye nedir?
Yaşar Ulukanoğlu: Acaba sizi tasavvufi konular dışında da görebilecek miyiz?
Şebnem Pişkin: Ben tasavvufi konularda yazmıyorum, ben hayattan anladığımı yazıyorum.
Yeliz Bora: Yazar olmak isteyan arkadaşlarımız olabilir söyleyebileceğiniz öneriler varmı şebnem hanım
Şebnem Pişkin: Yazar olmak isteyenlere tavsiyem: Merve Hanımın yazdığı cümledir.
Şebnem Pişkin: Hayallerinizi asla bırakmayın ve sizi mutlu edeceğini bildiğiniz şeyin peşinde koşun.
Necla Inal: Tasavvufta şöle bir inanç var iki kişi bir yola giderse biriniz baş olun gibi hani anladığım kadarıyla .. yani illaki bir önder gerekli midir sizce allaha kulluk için herkese yaradan aklı verdiğine göre yön göstericilere ihtiyaç var  mıdır?
Şebnem Pişkin: Necla hanımın sorusu da çok mühim. Yani mürşit şart denir biliyorum.
Şebnem Pişkin: Bu zamanda hakiki mürşit bulmak çok zor.
Şebnem Pişkin: Bence mürşit bulamayanlar gerçek mürşite bel bağlamalıdır ki o da Hz.Peygamberdir.. Onu tanırsak gerçekten nasıl yaşamak gerektiğini daha net anlayabiliriz.
Elif Ayvaz: Şebnem Hanım yazmayı bırakmayı hiç düşündünüz mü?
Şebnem Pişkin: Elif hanımın sorusu: Yazmayı bırakamam, çünkü öğrenme sürecim devam ettiği sürece yazmaya da devam edeceğim. Ama öğrenme süreci hiç ama hiç bitmeyecek…
Necla Inal: En büyük mürşit Kuran-ı Kerim değil midir? gerçek yol gösterici yetmez mi sizce ? J
Şebnem Pişkin: Mürşit, Kuranı hal olarak yaşayan biri olmalı… Yani rehber Kurandır, ancak yürüyen Kuran peygamberimizdir.
Necla Inal: Bir de şunu sormak isterim konuyu uzatmak istemiyorum aslında fakat mürşit diyoruz ya hani bilge insanalr. eskiden teknoloji bu derece gelişmemişken şartlardan dolayı önder secilmesi istenmiş olabilir mi çünkü günümüz dünyasında her konuyla ilgili bilgiye ışık hızıyla ulaşabiliyoruz. yani demem o ki şartlara göre değişmeli mi bazı inançlar ya da sistemler?
Şebnem Pişkin: Keşke yüzyüze olsak, yok Necla hanım değil. Yani bunun teknolojiyle falan hiçilgisi yok. İnsan bilgiyi kitaptan alırsa hiç bir şey anlamaz. Ama karşısında o bilgiyi yaşayan birini görürse onu taklit eder. Mürşit bu anlamda gerekli…Ayna olmak için..
Necla Inal: Hımm gerçekten hiç bu bakış çısıyla düşünmemiştim halbuki bunu bilfiil öğrencilerime örnek olabilmek adına yapıyorum ayna olmaya calışıyorum onlara kendi çabam kadar :) teşekkür ederim
Cihat Akça: Peki BİR’e ulaşmak için tarikat gerek mi ?
Şebnem Pişkin:Tarikat konusu… Çok korkutuyor bizi ama korkacak bir şey yok. Tarikat yol demek, hangi yoldan gidilirse varılacak yer BİRdir. Yeterki aklımızı kullanalım, koyun olmayalım
Şebnem Pişkin: Bu zamanda ben şahsen tarikatlerden kaçıyorum. Bence şart değil…
Yaşar Ulukanoğlu: Günümüzde ne kadar samimi tarikat kaldı ki… ben şahsi fikrim olarak hepsinin para tezgahları olduğunu düşünüyorum..
Şebnem Pişkin: Hepsi değil, ama bir çoğu..
Yönetici: Arkadaşlar söyleşinin sonuna geliyoruz. Son cümleler lütfen…
Necla Inal: Mesela örnekleyebiliyorsam eğer, bi adrese giderken yolda gördügünüz bi adam köyden geçerken kahveden birilerine sorarsınız ama günümüzde haritayı alırsın ha daha ötesi navigasyon olayı var kimseye sormadan yoluna devam edersin bu şekilde hani eskiden kesinlikle mürşide ihtiyac oldgunu düşünüyorum fakat hani günümüzdee böyle bi şeye ihtiayc var mıdır manasında sordum cevap da çok etkiledi tekrar teşekkür ederim.
Şebnem Pişkin: Herkese çok teşekkür ederim, ne güzel sorular sordunuz. Terlettiniz beni :-)
Yaşar Ulukanoğlu: Son olsun o zaman alanınızda rehber kişi adayı olarak görüyor musunuz kendinizi? Sizi okuyarak tasavvufu öğrenebilir miyiz?
Şebnem Pişkin: Aman Yaşar bey, ben kimim rehber olmak kim… Anladığımı yazıyorum sadece, her birimiz birbirimize birer ışık veriyoruz. Deniz fenerleri gibi… Bir kaç tekneye yol göstersem bana yeter J
Yeliz Bora: Peki günümüz için tasavvuf konusunda insanlarımıza yardımcı olabileck önerileriniz varmı?
Şebnem Pişkin: Ben şahsen Cemalnur Sargut, Tuğrul İnançer, Fatih Çıtlak gibi kişileri takip ediyorum. Tasavvuf konusunda kendileri gayet yetkin isimlerdi.
Aynur Koca: Sonuna yetiştim ama çok zevk aldım Tüyapta imza günü ya da söyleşi programınız var mı?
Şebnem Pişkin: TUYAP ta olacağım inşallah. Kasımda herkesi beklerim :-)
Aynur Koca: İyi akşamlarr Tüyapta görüşmek dileğiyle tabi daha yakın bir zamanda imza günü yapmazsanız ki yaparsanız çok güzel olabilir:)
Şebnem Pişkin: Ne güzel su olup hiç bulanmadan akabilmek…. Sevgilerimle
Yönetici: Söyleşimiz sona erdi arkadaşlar. Katılan, okuyan kitapseverlere ve Yazar Şebnem Pişkin’e çok teşekkür ediyoruz.

sertap-yar

Sertap Yar’ın Kartal Gazetesi ile yaptığı söyleşi…

Söyleşi: NESLİHAN DİLBER

SERTAP YAR;  1969’ da, İstanbul’da  doğdu. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümü mezunu.

Yazarlık konusunda ne kadar hırslı olduğunu bildiğim Sertap Yar, yazmak konusunda kendini geliştirmek için bir çok faaliyet gerçekleştirdi.

İlk olarak Müjdat Gezen diksiyon kursuna giderken aynı zamanda bir inşaat firmasında çalışıyordu.

Ardından Bilgi Üniversitesi’nde senaryo derslerine katılarak kendini geliştirmeye devam etti.

Son olarak, kuzeni Mesut Yar  (Star Tv’nin sabah haberleri ‘Uyan Türkiye’ programının sunucusu)  vasıtasıyla Mario Levi ile tanışınca, Aralık Derneği’nde Yazı Atölyesinde yazı kurslarına başladı.

Ünlü yazar Mario Levi, atölyede öğretmenlik yaparak, yazı derslerini kendisi veriyordu.

Tüm kurslarını bitirdikten sonra, yazarlığa hazır olduğuna inanan Sertap Yar ‘Tuzlu Fıstık’ adlı şiir kitabını yayınladı.

Şiirleri olduğu kadar, tiyatroyu da sevdiğini söyleyen Yar ilk defa orta okulda şiir yazdığını söyledi.

“İlk olarak orta okul’da kısa skeçler yazıyordum. Arkadaşlarımla beraber okulun tiyatrosunda oynuyorduk.

Daha sonra, lise yıllarımda ‘Gençlik’ isimli bir şiir yarışması düzenlendi. Bu yarışmaya katıldım ve üçüncülük kazandım.

Şiirimden bir bölümü sizinle paylaşmak istiyorum: ”

‘ Gençlik bir çiçektir, çiçek sulanmazsa kurur.

Gençliğin de dili vardır, konuşur.

Bir kuş olur, göklerde uçuşur.

Kuşun kanadı kırılırsa, hayatı son bulur.’

Şiirlerine hiç ara vermediğini belirten Sertap Yar,

“Aslında şiirlerim hayatımda hep var oldular. Ben onlarlayım, onlar benimle.” dedi.

Hem roman, hem şiir çalışması yapan yazar;  şiirleri daha çok sevdiğini dile getirirken,  “Çünkü bir romanı, bir mısrayla’da anlatabilirsiniz.” dedi.

Sertap Yar, roman ve şiir üzerine çalışmalar yapmaya devam ediyor. Önce ilk şiir kitabını, daha sonra ilk romanını çıkartan Yar, şu sıralar ikinci romanı üzerine çalışıyor.

Çıkacak olan romanı; ilk romanında ve ilk şiir kitabında olduğu gibi, yine gerçek hayatı konu alıyor.

Yaşanmışlıkların gözünde daha değerli olduğunu, içinde bir emek olduğunu belirtti.

TUZLU FISTIK

2009’da ‘tuzlu fıstık’ adlı, ilk şiir kitabını yayınladı.

Kendisine, tuzlu fıstığın anı’sını sordum . Öğrendiğime göre; Evde oğluyla televizyon izlerken tuzlu fıstık yiyorlar.

Bunun üzerine bir anda, tuzlu fıstık üzerine kafasında birkaç cümle beliriyor. Bu cümleleri kağıda dökünce ‘Tuzlu Fıstık’ şiirini oluşturuyor. Bu şiiri’nin adını aynı zamanda kitabın adına vermek için uygun görünce, kitabın adı ‘Tuzlu Fıstık’ olarak piyasaya çıkıyor.

Kitabın gelirini LÖSEV’E bağışlayan yazarımız, çevresi tarafından yardımseverliğiyle’de tanınıyor.

Şiir kitabı’nın, iç dünyasına ayna tuttuğunu söyleyen yazar ‘Tuzlu Fıstık’ adlı kitabını ailesi’nin üzerine yazdığını dile getirdi.

Şiirleri için, ”şiirlerim çocuğum gibiler. Hepsini yoğun duygularla yazıyorum. En sevdiğim şiirimse, kitaba ismini verdiğim tuzlu fıstık.” dedi.

Romanlarında’da duygu yoğunluğu içerisinde olan Sertap Yar, ikinci romanında ağladığı çok sahneler olduğunu ve bu duygu yoğunluğunu atlatamadığı için, romanına bir süre ara verdiğini söyledi.

“YAZMAK, TÜM ÇIPLAKLIĞINIZLA KELİMELERLE SEVİŞMEKTİR”

Yazarların yalnızlığı seviyor olmaları, sanırım hepimizin bildiği bir gerçek.

Sertap’ da bu düşünceyi savunan yazarlardan biri. Yalnızlık hakkındaki düşüncelerini, “Zaman zaman yalnızlığı her insan gibi seviyorum. Ama ailemin ve dostlarımın hayatıma, çiçek gibi serpilmesinden büyük zevk alıyorum.” şeklinde anlattı.

Yazarımıza, yazmanın kendisi için ne olduğunu sordum. Cevabı gerçekten etkileyici oldu : “ Yazmak, tüm çıplaklığınızla kelimelerle sevişmektir.” dedi.

Biraz’da ilk romanı olan ‘Aşk Seni Affettim’ den söz edelim.

Gerçek hayatı konu alarak yazdığı romanı’nın ayrıntılarına girmeyeceğim, merak uyandıran bir konusu var. Okumanızı tavsiye ediyorum, bu sebeple konusunu anlatıp hevesinizi kaçırmayacağım.

Aşk’ın her zaman her yerde olduğunu söyleyen yazarımız, aşk’ın sadece sevgiliye olan bir duygu olmadığını ve yemek yapmanın’da bir aşk olabileceği gibi, bir mum ışığını izlemenin’de bir aşk olduğundan söz etti.

Yazarken, hayallerin tabiattan beslendiği; düşüncesinde olduğunu’da söyledi.

Sertap Yar aşk’ın sanatsallığını keşf eden, nadir ve değerli sanatçılarımızdan biri.

Romanı’na ‘Aşk Seni Affettim’ adını vermiş.

Sebebini, aşk üzerine yaptığı açıklamada anlayacaksınız :

“Yaşanan aşklar’da hep bir suçlu aranır.

Aslında aşk olan her yerde, herkes masumdur.

Çünkü insanları baştan çıkaran aşk’dır.” dedi.