GEÇMİŞİ GEÇMİŞTE BIRAKMAK

Kuantum düşünce tekniğinden hepimizin haberi var artık.İnsanlar parayı, aşkı, işi, dostluğu birtakım meditasyonlar ile düşünce teknikleriyle elde etmeye çalışıyorlar. Bunların başında gelen bir şey var ki,onu ortadan kaldırmadan istediğimiz kadar düşünce tekniğini çalıştıralım, fayda etmiyor.

Onun adı da, kuantumcular tarafından; “Geçmişi geçmişte bırakmak” olarak tabir ediliyor. Peki, nedir bu geçmişi geçmişte bırakmak? Geçmiş’in zaten adı geçmiş. O zaten biten ve devamlılığı olmayan, bir yerde duran, bitmiş bir şeyi anlatıyor. İki dakika önceki zaman dilimine bakıp, onunda geçtiğini, onun da geçmişte kaldığını söyleyebiliyoruz. Geçmiş, adı üstünde geçmiş ama bazen sadece adı geçmiş olarak kalıyor. O kadar derin bir mevzu ki,şu âna kadar 105 sözcük sığdırdım, yine de tam anlamıyla tanımı yapılmış değil…Geçmişi geçmişte bırakmak sanıldığı kadar kolay değil. O adı gibi değil, önce bu konuda bir anlaşalım. Geçip gitmiş, geçmişte kalmış, bitmiş, ama geçmiş özgürlük ister. Onu bırakabilmek cesaret, kararlılık, azim ister.

Geçmişi geçmişte bıraktığımızda ileriyi daha rahat görürmüşüz. Düşünün, tek bir yol var. O yol sadece seçim yolu… Geriye gitmek isteyen geriye doğru bir adım atıyor, ama o bir adım öyle bir adım ki, bütün bir geleceği etkiliyor. Çünkü geçmişe doğru atılan her bir adım, geleceğe ihanet sayılıyor.

İleri gitmek isteyen ileri doğru bir adım atıyor ve gelecek için zemin oluşturuyor.  Geçmişime bağlılıktan ziyade bağımlı bir insandım. “Beni bırak, artık seninle bir hukukumuz, bir işimiz kalmadı”derdi. Tutardım, yapışırdım yakasına, “Geçme, bitme, gitme” derdim. Bağlılık ile bağımlılığı karıştırmayalım. Birine sadakatle bağlanabilirsiniz. Onun için her şeyi göze alırsınız, gözünüz ondan başkasını görmez, hayatınızda en çok onun yeri olur, herkesten en özel o olur, bir başkasını düşünmek bile sizin gözünüzde ona en büyük ihanettir. Tüm kalbinizle, ruhunuzla bağlanırsınız. Ama bağımlılık başka bir şey… Bağımlıyken insan, sigaraya tutkun olur gibi,uyuşturucuyu arar gibi, onsuz nefes alamaz gibi, hayatının bir anlamı yok gibi hissediyor. Bağımlıyken insan, o olmadan hiçbir şey yapamıyor, hiçbir şeyden zevk alamıyor. Korkuyor, onun yokluğunda yok olmaktan korkuyor, kendi varlığını unutuyor. Bağlılık ile bağımlılık çok başka bir şey. İşte benim durumum da böyleydi. Geçmişe bağımlıydım ben, geçmişin hastalığını taşıyordum. Yapışmıştım yakasına, en deli dolu çağlarımı geçmişin tozunda yutuyordum. Çocukluk,sevdiğim herhangi bir insan, yaşadığım herhangi güzel bir gün… Geçmişle birlikte hayatımdan geçmiş olan insanlara da yapışıyordum, onları bırakırsam geçmiş de bitecekti çünkü, bitmesini istemiyordum. Hangimiz bazen böyle değiliz ki? Gelecek kaygısının telaşını sürmemek uğruna en mutlu olduğumuz anlara gideriz, sorumluluktan kaçmak için çocukluğumuzun bizi rüzgârda savurduğu günlere gideriz, sorumluluk yüklü bir aşkın çamurunda kirlenmemek için,geçmişteki en acısız aşkın esen yellerinde kaybolmayı yeğleriz. Hangimiz böyle değiliz ki? İtiraf eden kazanıyor.

Evet, derler ki; “Geçmişi geçmişte bırak” Sanki geçmiş bir oyuncak. Onu masaya öylece bırakıp, kapıyı çarpıp gideceksin. Ardından ağlama lüksü yok, çünkü o bir oyuncak. Canlı bir bebeği koysan öylece, yüreğinin camlı bölgesinde yaşattığın her şey çatlar bir bir, öyle değil mi? Kırılırsın,incinirsin. Geçmişi bir oyuncak bebeği masaya koyar gibi koyup, kapıyı kapatıp gideceksin öyleyse. Bakacaksın ona öylece, bağımlılıkların içinden dışarı çıkacak. Sana diyecekler ki; “Bu kadar çabuk mu gidiyorsun benden? Oysaki ne de güzel günlerimiz geçmişti seninle…” Aklını çelmeye çalışacaklar. Hastalıklı bir ruha sahip olduğunu düşüneceksin, ağlayacaksın, ezik, suçlu bir çocuğun kaderini üstleneceksin.

“Ama ben sizi bırakmak istemiyorum ki” deyip, yeniden döneceksin geçmişine. Geçmiş, hassas yüreklerin aklını çelmekte pek bir ustadır. Çünkü onlar önce kalplerini dinlerler. O da bilir bunu. Gidene yol veremez geçmişinde yaşayan insan, geçmişine bağımlılığı buna izin vermez. Çünkü yol kendisidir. Kendisinden öylece, hiçbir şey olmamış gibi, birinin gitmesine izin verebilir mi hassas bir kalp?

Şimdilerde biten aşklara bakın. Eskiden sosyal ağlar yoktu, telefonlar bile yoktu. İnsanlar ilişkilerini tek bir cümleyle bitirip,birbirlerinin gözlerinde o aşkı görmeyince vazgeçer, hayatlarına devam ederlerdi. Şimdiki vazgeçmeler bile sosyal medyanın vazgeçme lüksünü taşıyorlar. Gözlerinin içine bakamıyorsun ki, senden vazgeçip vazgeçmediğini anlayasın…

“Bitti” yazıyorsun, ama sadece yazıyorsun. İçinde kopan fırtınaları bir tek kendin biliyorsun, o yüzden gidemiyorsun. Gözlerine baksan,kendini görmesen o gözlerde, belki de yüreklice gidebilirsin. Engelliyorsun. Facebook’tan, Twitter’dan, Messenger’dan hatta ve hatta son çare olarak telefonundan bile engelliyorsun. Şimdiki aşkların, şimdiki dostlukların bitme hikâyeleri böyle… Sosyal ağlardan engellemek kolay da, her şey beyinde bitip,beyinde başlıyorsa, kuantum denen şey baki ise eğer, engelleme beyninde yapılır, sosyal ağlarda değil… Yüreğinde ve beyninde engelleyeceksin o insanı. Geçmişteki aşkların başlaması da bitmesi de yürek, sabır, mücadele istiyormuş.Eskiler belki de bu yüzden geçmişi geçmişte bırakmak konusunda daha kararlılar,onlar gerçekten gerçekleri yaşadılar çünkü hiçbir yapmacıklık yoktu. Nefreti bile gözlerinden okurlardı.

“Geçmişi geçmişte bırakın” derler, biz bu cümleyi yanlış anlıyoruz. Geçmişi kendisinde bırakalım. O zaten geçmiş, geçmişi geçmişte bıraktıkça, geçmiş zaman diliminde yaşanan her şey geleceğe taşınma telaşı duyuyor, adeta bizden intikam alıyor. Cümleyi değiştirirsek, belki bizi anlar,bize acır, hâlimizi görür de, “Beni bende bırakın ve gidin, yolunuza devam edin”der. Haksız mıyım?

Onu onda bırakalım ve gidelim. On dedim, bu kez de sayı olarak algılamaz öyle değil mi? Durun, geçmişe seslenelim hep birlikte. Geçmişi geçmişte bırakmak konusunda sıkıntı yaşayan, bağlılık ile bağımlılık arasındaki farkı irdelemekten korkan asil sevenlere gelsin.

“Seni sende bırakmak hoşumuza gitmese bile biz artık yolumuza devam etmeliyiz. Yeniden sevmeliyiz, yeni, iyi, güzel işler yapmalıyız, daha da güzelleşmeli, kendimizin daha çok farkına varmalı, daha da olgunlaşmalıyız. Yerinde sayanlara bir bak, yerinde saymayıp yoluna devam insanlar onların hepsini geçtiler bir bir. Hayat bir yarışsa, bu yarışta en önce davranıp, geçmişi en önce bitiren kazanır. Seni sende bırakmak istemezdik ama, sen kendinde kalmalısın. Ne şimdiye gelebilirsin, ne geleceğe taşınabilirsin. Senin evin orası, sen kendinde kalmayı bildikçe, biz de rahatlıkla şu ânımızda kalabiliriz. 

Sana selam yolladılar, şu an ve gelecek sana selam yolladı. Selamları var sana. Dediler ki; bâki olan her zaman biziz.Sen bir zamanlar şu ândın, şu ân bitince geçmişe karıştın. Gelecek, tekrar gelecek. Gelecekte yeniden geçmiş olacaksın, ama kendi sınırın ne ise orada kalmalısın.”

Selam söylediler sana. Dediler ki; geçmişe bağımlı olan herkes bir gün seni bilinçle gömecek. O zaman ağlasan bile duyulmayacaksın. Dediler ki; yaşamanın kuralı buymuş, geçmiş kendi içinde kalırsa gelecek huzurlu olurmuş.

Sana selamı var anılarımın, dediler ki; “Biz sana geliyoruz,bu hikâyede gerçek olan bir şey var. O artık seni istemiyor, bizi de yolladı,tam takır kuru bakır bize bıraktığın ne varsa onları katarak, hikâyemizin kahramanı olmadan, öylece sana geliyoruz.”

Haydi bakalım, kendinize iyi bakın. Gelecek, elbet güzelliklerle gelecek. Adı üstünde gelecek…

Geçmiş güzelliklerle gidecek, adı üstünde geçmiş… Şu ân ne varsa yaşanacak, adı üstünde şu ân…

Kıymetini bildiğimiz saatlerimiz kadar, zaman dilimlerinin de kıymetini bilseydik, bırakmayı bilseydik, hiçbir şeyin esiri olmazdık.

Bırakın, onu onda bırakın. Yağmur bile yerini güneşe bırakırken, biz neden acılarımızı, sevinçlerimizi geçmişte bırakmıyoruz? Haydi pamuk eller cebe, güllerle bezeli muhteşem bir gelecek bizi bekliyor…

Dilara AKSOY

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Tags: , , , ,

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz