Gökler, Yıldızlara Hasret Kalmıştı

Saçlarının dağınıklığını, ellerinin nasırlaşmış parmaklarıyla düzeltmeye çalıştıktan sonra, gözlerine giren tozları çıkartmaya çalışır gibi ovuşturdu pınarlarını. Gözlerine şimdi rüzgar değdikçe, daha da sulanıyor, daha da bir tat tatlı kaşıyası geliyordu. Kendisine hakim olup, bu manzarayı seyretmenin güzelliğine varmak istedi.

Ayak bileklerine kadar dökülen eteklerini elleriyle şöyle bir toplayıp, merdivenlerin basamaklarını narince inmeye çalıştı. Ayaklarında ki siyah lastik ayakkabının görünmesi onu biraz utandırmıştı, etekleri tekrar bırakıverdi üzerine. Etek, bir çember gibi düştü ayak bileklerine. Çevresini sardıktan sonra içindeki manzarayı da dışarıya kustu. Eteği, çiçeklerle kaplıydı. Sarılı, kırmızılı, morlu, yeşilli ve hatta inanamayacaksınız ama gri bile vardı belki. Gri çiçek. Adından söz ettirememiş, bir çiçek sadece.

İstanbul’a ikinci gelişiydi. İlk gelişi 17 yaşındaki genç kızlığı, ikinci gelişi 45 yaşına gelmiş kadınlığıyla  olmuştu. İlk gelişinde merdivenleri koşarak inmiş, ayakkabılarını çıkarıp denize sokmuştu hemen. Şimdi gözleri, yaşlanmış olduğu için o denize dahi bakamıyordu. Elleri, eski narin ellerinden değil, ot yolmaktan, hayvan gütmekten nasırlaşmış, erkeksi görünümlü ama kadınsı ellerdi. İlk gelişi, daha neşeli ve sevinç dolu, şimdi ki gelişi daha durgun ve katıydı. İlk adım atışında yer yerinden oynamış, gök yıldızlara hasret kaldığını anlamıştı sanki. Şimdi, kalbindeki atışları dahi zor duyuyordu, ne yer ne gök yerinden oynamış; ne o, ne o adım kalmıştı geriye… İlk gelişinde çocuk görünümlü kadın, ama şimdi kadın görünümlü gerçek bir bir kadınsıydı! Erkeksi elleriyle, etekleriyle; yumuşak dudakları, sarkan etleriyle; aldırmayan tavırları, adımlarıyla; ilk adım atışını özlemişti adeta… Sıdıka, şimdi, ilk gelişindeki ayağını soktuğu suyu özlemiş, istemişti… Yaşamayı unutmuştu. Özlemişti.

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz