Hasret, sana ulaşmam gerek

Ben; devletin meşrulaştırdığı bir evliliğe ait, orgazmsız bir sevişmeden ibaret, imamın inandırıldığı bir nikâhın mamulü, döl sebebimin mülkü, Allah’ın kulu, Muhammed’in ümmeti ve senin köpeğin. Bırak beni gideyim şeyhim. Hasretime bile hasretim. Bırak sınırları, sınırlarımı geçeyim!

Hasret,
Yanıma yola çıkarken aldığım tek şey ihtimalin idi. Bunu daha önce yazmış zaten sana.
Devrimi müjdeleyen cümlelerle, sana koşma isteği katıldı sonra buna. Tekil hayatımın devrimi…
Büyüttüm cümlelerimi, acizliğimi düşünmedim hiç, adının anlamını lügatımdan sildim.
Sana yürümek için Hasret, ruhumu kanatlandırıp uçmayı öğrettim. Hayal kurmayı öğrettim zihnime. Çünkü… Çünkü Hasret, yaşamam gerek. Bunlar dışında başka hiç bir şey yetmeyecek buna biliyorum.
Bir şey yap Hasret! Cevapsız mektuplarımla birlikte ölmek istemiyorum.

Ölüm var Hasret! Yürümek ölümü öğretiyor. İnsanlar ölüyor her coğrafyada. ‘Ne çok acı var’ bir bilsen. Ölümlerin, daha doğrusu ölülerin çoğu ne için can verdiklerini bile bilmiyor. Savaşa karşı kimse barışı istemiyor. Kan kokusu her gün biraz daha yayılıyor. “Dava için” diyorlar hala, kaç duruşma daha olur bilmiyorum. Aymaz yarasalar doymuyor kana, son duruşmaya herkes gelecek, bilmiyorlar.
Fakat kimse vazgeçmiyor ölümden, sebebini bilmeden. Kimse derken anla işte…

Hasret, sana ulaşmam gerek.
Sendeliyorum…

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Tags:

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz