Hiç.

” Ve monolog yalnızın tek ilacı.”

Uzun süre baktı bu cümleye, değişen bir şey olmadı. Harflerin yeri değişsin istedi sonra, harfler konuşsun istedi, teselli bile versin istedi. Kendinden uzaklaştı.
Beklemeye alışmıştı, harfleri de beklerdi, ne kaybederdi… Hiç.
Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu.
Hiç olan kaybetmemiş zaten hiç hiçi. Her şey çok karıştı birden. Yalnızdı ve yine yalnızdı. Sadece yalnızdı ama karıştı.
Aklı kendine, kendi kendine karıştı. Cam kenarına yaklaştı.
Sonra ayrıldı cümleden, evin en güzel yerine geçti, beklemeyi en sevdiği yere. İki ekmek bekledi, geldi. Sigara bekledi, geldi.
Ev sahibi bile geldi. Sahipliğini hatırlattı.
Zamanı da geldi… Ama o gelmedi. Bekleme salonunun önünden geçmedi.
Hastanın doktora hasretlik çektiği tek mekandı, daraldı. Dumanla birlikte belkilerle bulandı aklı.
“Belki geç çıktı işten” – Çalışıyor mu, nerede çalışıyor-
“Belki yolunu değiştirdi” -Evi nerede, penceresine güneş doğuyor mu ki-
“Belki öldü” -Allah’ım adı çok güzel!-

Bir tek adı vardı. Adını hatırladı, elinde yoktan başka bir şey olduğunu fark etti, utandı. Artık hem yalnızlığı, hem utancı hem de unutkanlığı vardı.
Belkilerden dönerken cümlesine takıldı, düştü ve hatırladı istemsiz. Sıkıldı.

“Ve monlog yalnızın tek ilacı”

Yüksek sesle konuşmaya başladı, kendine dikkat kesildi, söylediklerine irkildi.
Bir katil korkaklığıyla, can almaya giden canlı acizliğiyle irkildi. Ama durmadı, durmadı ve devam etti:

“Bilmiyorum evet. Nasıl yaşamam gerektiğini bilmiyorum. Nasıl konuşmam gerektiğini de bilmiyorum. Nasıl sevmem, nasıl şiir yazmam, korkuyu beklerken nasıl nefes almam gerektiğini  bilmediğim gibi. Ne kadar çok şey bilmediğimi bile bilmiyorum.
Bilmediğim ne çok şey, bildiğini söyleyen ne çok ses var kulakları sağır eden.
Sence kibir kaç desibel? Benim sevdiğim sessizliklerim var, sebebini bilmediğim, bilmek istemediğim. Neye sebep sustuğunu bilmediğim ne çok insan var, sesinin yankılanması gereken. Yankı yapan seslerde boğulur mu insan? Bütün susmalara bedel gözler neden hep siyah. Senin gözlerin gibi.
Sana adını veren hikayeni bile bilmiyorum. Ama adını seviyorum. Adını biliyorum bak, bu güzel. Neden sustuğunu bilmiyorum ama. Bugün niye gelmediğini de.
Biraz sesini duysam keşke. Gözlerin en güzel şarkıları söylerken, dilin hecelere mi dönmüyor? Hadi ama! Bilmemize gerek yok hiçbi’ şeyi. Yüreğimiz bizim. Bana yarınlar için bir kez adımı söyle!
Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim…
Sesimi yükselttim.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz