İeeew’in Öyküsü

Düşledim……..

Her zamanki yerimizde buluştuk, hiç konuşmadan yürüdük. Hep böyle yapardık, buluşma yerimiz vardı sonra kavuşma yerimiz. Sessizce kavuşma yerimize gittik. Bütün yollar bizim için yapılmıştı sanki sadece biz yürüyorduk her yer karanlık ,kavuşhanemiz bu karanlığın içinde pembe bir kuytuluktaydı. Her şey pespembeydi bizim kavuşhanemizde .Oturduğumuz yer, ağaçlar hatta çeşmeden akan su bile pembeydi .Ağaçlar pembe yapraklar döküyordu yüreğimize.

Avucunda bir şey saklıyordun ışıl ışıl, şeffaf… Gözyaşı diyorsun gözyaşı biriktirdim sana benden gözlerimi kapamamı istiyorsun sessiz, usul bir öpücük konduruyorsun dudaklarıma; aç diyorsun gözlerini ben gözlerimi açtığımda kendimi bu gözyaşlarının birinde buluyorum.

Seni yaşamın tam ortasında görüyorum. Yemeden,  içmeden çiziyorsun; milyonlarca resim yapıyorsun, aynı mekânda yaşamalıyız resim bizi kavuşturacak. Sınırlarını gökkuşağı ile çizdiğimiz gök ülkemizde yaşamamız için çok çalışman gerekiyor.  Seni sessizce, ürkütmeden izlemeye devam ediyorum; canhıraş bir şekilde çalışıyorsun üzerinde o en sevdiğim, giydiğinde ruhumu bedenimden çıkartan elbisen var. Öyle huzurlusun ki… Kavuşmamıza az kaldı. Hastasını ölümün pençesinden kurtarmaya çalışan bir hekim gibi çırpınıyorsun. Bir an dursan hikâyemiz yarım kalacak gibi…

Gözlerine bakıyorum küçük bir çocuğun gözleri var yüzünde, tek amacı başladığımız hikâyeyi bitirmek olan kahramanın gözleri bunlar. Milyonlarca resim çiziyorsun çocuk gücünle. Usulca açıyorum gözlerimi çıkıyorum bu dünyadan bir daha bakıyorum gözlerine tazeleniyorum: Gözlerinde tutunabileceğimiz tüm umutları görüyorum. Sıkıca sarılıyorum öyle bastırıyorum ki seni içime her nefeste sonsuz bir uçurum olan nefesimi senin varlığınla dolduruyorum. Usulca kapamamı istiyorsun benden gözlerimi. artık biliyorum bunun anlamını sessiz bir öpücükle giriyorum yeni bir dünyaya.

O, en sevdiğimiz mavi, beyaz büyülü şehirdeyiz. Yürüyoruz seninle sokaklara caddelere çıkıyoruz. Kalabalığın içindeyiz. Hep el eleyiz sımsıkı, aşkın şehri güzelleştirdiğini biliyoruz. Bütün şehri sokak sokak, cadde cadde dolaşıyoruz uyandırıyoruz şehri, aşk devri başlatıyoruz şehirde.

Sonra biz sevişelim diye icat edilen metrolara biniyoruz yerin dibine inip aydınlatıyoruz şehri aşkla. Buğulanan cama yüzünü çiziyorum, bir damla olup düşüyorsun seni göremiyorum, yerin dibinden denizin üstüne çıkıyorum, her yerde seni arıyorum martılara haykırıyorum ismini, yoksun benden önce gelmiştin bu şehre martılarla dosttun onlara soruyorum yoksun…

Yağmur yağmaya başlıyor yağmur damlalarıyla şehre karışmışsın o eşsiz kokunu duyuyorum her yerde tüm şehir sen kokuyorsun seni bulmak çok kolay oluyor artık.  Sadece ben duyuyorum bu eşsiz kokuyu; yollara, martılara, köprülere ihtiyacım kalmıyor, martılara sormuyorum artık seni. Senin kokunla uçuyorum tüm şehri. Dostun martıların kanatlarına tutunup vapurdakilere simit atıyoruz seni konuşuyoruz martılarla. Tramvaylara biniyoruz biletsiz biniyoruz koşup arkadan biniyoruz giden tramvaylara.

Gözlerimi açıyorum küçük bir öpücükle alıyorsun beni bu dünyadan. Sonra ikimiz aynı gözyaşına giriyoruz aynı düşteyiz özgürce yuvarlanıyoruz dünyamızda. Biz bıraktıkça kendimizi teninin kokusu kaplıyor dünyamızı, ruhlarımızı dinlendiriyoruz benlerimizin birlikteliğiyle.

Birden ayrılıyorum bu dünyadan. İçerde müthiş bir gürültü var önümde defterler, kitaplar, notlar itibari alemden gerçek dünyaya dönüş.

Hocam, kolay gelsin, dedi. Tabii vize haftası biz de vizemizi alacağız, az kaldı resimle buluşacağız.

Seni düşlemek, kanımla, kafamla, beynimle, iskeletimle, ruhumla, rüyamla, tenimle, her şeyimle seni düşünmek, yüreğimin bu donmuş yangın yalnızlığını az da olsun azaltmak… Gözlerimi kapıyorum usulca sıcacık bir damla düşüyor kirpiklerimin arasından donmuş yangınımı az da olsa eritiyor sımsıkı kapatıyorum başka bir damlaya izin vermiyorum düşlüyorum…..

Elinde siyah resim çantanla kantine giriyorsun, bu çanta sınavı kazandığının, düşlerimizi gerçekleştirdiğinin kanıtı olacak sonra, heyecanlı bir halde etrafına bakıyorsun ben seni hemen fark ediyorum. Seni tanımakta bir filozof bilgeliğine sahibim. Hatırlarsın seni milyonlarca insan arasından saçının, o antik bir sunak taşı gibi duran, boynuna dökülmüş tellerinden tanımıştım.

Sonra görüyorsun beni koşarak yanıma geliyorsun. Sen koştuğunu sanıyorsun; oysa yüreğime uçuyorsun. Kocaman bir resim yapmışsın, heyecanla gösteriyorsun resmi bana. Resme baktıkça beni, bizi, hikâyemizi görüyorum. Karun haznelerine ulaşmış gibi her ayrıntıya tek tek bakıyorum: Üç damla kocaman gözyaşı içinde kavuşhanemiz ,buluşma pembemiz ,martılar …..                                                               Bize ait olan her şey, hikâyemiz, hayallerimiz, düşlerimiz burada işte! Hikâyemizi resimle anlatmışsın.

Tablonun ismini söylüyorsun, hani sözcüklerin nesli tükendiğinde, hani emekleyen bir yüreğin kan toplayıp koştuğunda, hani beden iskeletinin gevşeyen vidalarından kaçan ruhun söylediği ilk söz:İeeew

Herkesin anlamaya çalıştığı meşhur bir resim oluyor ieeew ,ieewi ilk söylediğimde hoca garip garip bakmıştı bana deli sanmıştı bekli de beni.

Yıl sonu resim yarışması birinci olan resim:ieeew

Rektör ödül töreninde konuşmasını yapar:

-Yeew  adlı resmiyle birinci olmaya hak kazanan 2001’nolu öğrencimiz………………’yı kürsüye çağırıyoruz .

Sen kürsüye çıkar çıkmaz resmi isminin yeeew olmadığını ieeew olduğunu söylüyorsun

-Tamam, işte evladım yeeev

-Yeeev değil efendim ieeew

Bu böyle bir süre devam eder. Rektör çıldırmak üzeredir salondaki herkese tek tek denetir ama kimse söyleyemez bu sözü.Eevvv diyenler, wiiik  diyenler ,uuuv diyenler……

Taa ki sıra bana gelinceye dek. Ben bir ieeew diyorum bütün salon hayretle bana bakıyor. Nasıl oluyor da aynı şekilde söyleyebiliyorlar? Salon hayretler içindedir …..

Bu bir efsane oluyor….Böylece tablonun ismini yalnızca ikimiz söyleyebiliyoruz.

Hikâyenin adı: GAYET RAHAT İEEEW DİYEN ÇOCUK VE BİR O KADAR RAHAT İEEEW DİYEN KIZ

Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar ülkenin birinde bir kral ve onun küçük kızı yaşarmış. Kralın kızı çok umutsuz ve mutsuzmuş. Kral kızını bir kerecik olsun mutlu görmek için her şeyi denemiş. Ülkenin tüm hekimlerini büyücülerini getirmiş ama nafile…

Sonra bir ferman yayınlatmış: Kızımı kim mutlu ederse, bir kerecik olsun umutlandırırsa onu kızımla evlendireceğim, üstüne de son model bir cep telefonu hem de titreşimli…

Telefonu duyan çocuk amaan ne telefonu bu olayı duyan çocuk hemen kaydını yaptırmış :

  1. ikametgâh belgesi
  2. 12 adet vesikalık fotoğraf
  3. vukuatlı nüfus kayıt örneği
  4. 10 tl saray yardım parası

Bu belgeleri hazırlayıp kaydını yaptırmış. Günler geçmiş ülkeni bütün soytarıları, palyaçoları kızı güldürmeye çalışmış ama nafile, kimse başaramamış.

Sıra çocuğa gelmiş. Çocuk kızı görünce çok şaşırmış: Bu o kız, düşlerinde saklandığı, avunduğu o kız. O kadar sevinmiş ki tüm sevincini anlatan o sihirli sözcüğü bütün gücüyle bağırarak dile getirmiş: ieeew

Öyle bir ieew demiş ki bütün ülke duymuş bu sesi. Kız hiç beklemeden bu sese heyecanla, umutla yanıt vermiş: ieeew

Kral sözünü tutmuş kızını: Bu, çılgın, aynı zamanda yakışıklı, yetenekli, aynı zamanda gözlük takınca film yıldızlarına benzeyen, bu başarılı ahlaklı zeki çocuğa vermiş.

Bir yastıkta ieeewlemişler ,sonra ieeew diyebilme kabiliyeti olan milyonlarca çocuk yapmışlar…

 

Bu hikâyede geçen ieeew’in gerçek hayatla çok ilgisi vardır.

İeeew: Monotonlaşan, yozlaşan, düşünce kısırlığı yaşayan insanın azıcık da olsa bu farklılığa ulaşabilme heyecanıdır.

Belki bir ieeewle kabuğunu kırıp ölü toprağını üzerinden atacak milyonlarca kahramanın hikâyesidir.

 

Muğla 2000

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Tags:

13 Cevap e “İeeew’in Öyküsü” Subscribe

  1. Emrah Yayla 12 Ağustos 2011 de 07:29 #

    Bekir hocam,seni buralarda bu güzel yazıyla görmek beni çok sevindirdi :)Yazıda bir harika.İeeew :)

    • bekir-teke 19 Ağustos 2011 de 21:16 #

      SAĞOL EMRAHÇIĞIM YAZI HEP VAR ASLINDA YÜREĞİMİZ DE BİR DE YÜZÜMÜZDE(FACEMİZDE) OLSUN DEDİK

  2. vformumya 12 Ağustos 2011 de 10:59 #

    Harika bir hikaye kesinlikle

    • bekir-teke 19 Ağustos 2011 de 21:10 #

      Teşkkürler bu güzel yorumlar kalemleri canlı kılıyor olsa gerek

  3. Furkan Kılıç 16 Ağustos 2011 de 10:55 #

    mükieeewvel bir hikaye…

    • bekir-teke 19 Ağustos 2011 de 21:06 #

      çok sağolun her öykü mükieeeweldir aslında

  4. devrim 25 Ağustos 2011 de 19:41 #

    bekir hoca, aklına ve yüreğine sağlık. ölü toprağına bir tohum İeeewledinya çoğaltırız biz bunu…

  5. Nesli 15 Kasım 2011 de 20:22 #

    Hocam elinize sağlık muhteşem olmuş ilham periniz hep yanınızda olsun.

  6. hacer 15 Kasım 2011 de 22:29 #

    Hocam yüreğinizden dökülen bu sözler oldukça etkileyiciydi.Yüreğinize sağlık..

  7. makbule topal 09 Aralık 2011 de 14:04 #

    hocam çok güzel olmus kaleminize sağlık….;)

  8. fatih artan 18 Aralık 2011 de 09:40 #

    yazıyı okuyunca insanın ieeew diyesi geliiyor; yani “içeriği eşsiz emsalsiz excellent(mükemmel) words” yeteneğin ve “bulutla yer arasında toprağa düşmeyen yağmur damlası” her daim seninle olsun güzel insan…sevgilerle.

  9. fatmagül arslan 18 Haziran 2014 de 13:03 #

    hocam yine muhteşemsiniz mükemmel bir yazııııııııııı

  10. fatmagül arslan 18 Haziran 2014 de 13:27 #

    hocam elinize sağlık mükemmel bir yazı olmuş ……

devrim için bir yorum yaz