İHANETİ KANSER ETTİ

Bir müzik öğretmeni!

Şen şakrak, güler yüzlü, doğal ve çok içten… Konuşmaya başladığım an da hayran kaldım. Bakımlı, alımlı bu bayan konuşmaya başladığında ise payıma düşen ise susmaktı.

Blok flütten, majörden, minörden çok çektiğimi esprili bir şekilde dile getirdiğimde bana hak verdi. Gülümseyerek hem öğrencileri hem de kendi mesleğini savundu. Sürekli gülümsemesi içime mutluluk yayıyordu. İltifat etmeyi her ne kadar sevmesem de gerçek anlamda hak ediyordu.

-          Hocam çok bakımlı ve güler yüzlüsünüz.

-          Teşekkür ederim. 71 yaşımdayım.

Gerçek anlamda şaşkınlığımı gizlemem mümkün değildi ve payıma düşen sessizliğim başlıyordu.

‘emekli öğretmenim. Kanser tedavisi gördüm.’ Her cümlesinin sonunda ve de ses tonunda hep bir gülümseme vardı. Bunu dile getirdiğimde ise ‘hayata bir kez geliyoruz. Şimdi gülmeyeceğiz de ne zaman güleceğiz’ dedi. Sonra meraklı sorularımla konu konuyu açtı.

Yutkundu bir an ve ekledi ‘ Saçlarım… Saçlarımın avuç avuç gittiğini anladığımda kalktım, aynaya baktım. Bu gördüğüm sen misin? Diye sordum kendime. İşte o zaman ağladım biraz. Sonra gözyaşlarımı sildim. Kendime geldim. Daha önceden iki tane peruk almıştım. Peruğu taktım, güzelce giyindim, süslendim, makyajımı yaptım. Sonra kızım beni gördü perukla. Anladı hemen saçlarımın gittiğini. ‘artık kel ve peruklu bir anneniz var’ dedim. Görmek istedi, sadece ona gösterdim. Tedaviye başladım. ( bir yandan bana vücudundaki izleri gösteriyordu ve her sözünü tebessümle süslüyordu) En çok uyurken zorlanıyordum. Sürekli elim peruğumdaydı acaba düştü mü, çıktı mı diye. Kendim için değil tabi, eşim için. Döndüğünde yatağında ‘kel’ olarak görsün istemedim. En çok o zamanlar zorlandım. Ama geçti iyileştim.

Belki de hiç sormamam gereken soruyu sorma gafletinde bulundum o an. Eşine karşı o denli hassas yaklaşımı yüzümde tebessüm oluşturmuştu çünkü.

-          Hala eşinizle mi berabersiniz peki? ( 71 yaşındaki bu genç, güzel, bakımlı bayanın belki hayır vefat etti vs demesini bekliyordum, bilmiyorum)

‘hayır’ dedi ve devam etti ‘ tam otuz beş yıl önce, ona hoşça kal dedim. Şaşkınlığımı bir kez daha neden sorusuyla dile getirdim.

‘ona bir daha beni kanser etmene izin vermeyeceğim dedim ve hoşça kal dedim.’

İhanet mi?

‘Evet. Ben ofisindeki kişiyle bir şeyler olduğunu seziyordum ama hep hayır diye reddediyordu. Ben de safım ya inanıyordum. Sonra bir gün süslenmiş, teniz kıyafetleriyle hazırlanmış ve (ismini hatırlayamıyorum şu an kadının adını söyledi) kadınla tenis oynamaya gideceğini söyledi. O an ne hissettiğimi anlayamazsın. Allah da yaşattırmasın ama ben o denli kötü olduğumu hiç ama hiç hatırlamıyorum. O an hasta oldum.

Nasıl yani? O nedenle mi ?

‘evet. Onu hissedemezsin. Balkona çıktım ben ne yapacağım dedim şimdi. Ben ne yapacağım.’ Anlatırken bile tüyleri diken diken oldu o an. Gülümsedi. Daha neler var neler dedi.

Film gibi, sonra ne oldu?

Komşumuz vardı. Çok yakınımız. Ona anlattım. Kızdı. Eşiyle birlikte hadi kalk gidiyoruz dedi. Birlikte kalktık, tenis kortuna gittik.

O anda kızı geldi ve işim bitti hadi gidelim dedi. Ya işte böyle dedi ve gülümseyerek adım adım yanımdan uzaklaştı.

Hani bir filmin en can alıcı sahnesinde reklam girer ya araya öyle oldu.

Uzaklaştıkça aklımda kalan içten gülümsemesi ve de kanser tedavisinden sonra eşine ‘ beni bir daha kanser etmene izin vermeyeceğim, hoşça kal’ deyişi kaldı.

71 yaşında ve tam otuz beş yıl önce yaşadıklarını an be an anlatırken tekrar yaşadı. Hayatının dönüm noktası olmuş.

Unutmamış… Nasıl unutabilir ki? Belki de vücudundaki izler sürekli anımsatıyor ama o yaşadıklarını gözyaşları yerine tebessümle süslemiş.

‘ne yaşarsak yaşayalım. Üç günlük dünya hayata bir kez geliyoruz. Şimdi gülmeyeceğiz de ne zaman güleceğiz’ diyordu nasılsa.

Bir ihanet! Başkalaşan bir hayat!

İhanet o an aklımda ruh göçü gibi geldi. Sanki biri hayatınızı hazları ve zevkleri uğruna sizden alıyor ve siz ölen ruhunuzda yeniden can buluyorsunuz. Daha acıya dayanıklı, daha umursamaz ve belki de daha mutlu! (?)

Oysa küçük bir dokunuşta her an kanamaya müsait açık yara gibi… ne kapanıyor ne de unutuluyor.

Yapmayın bunu!

Hayat canımız istediğinde uzun, istemediğinde ise çok kısa. Canımı veririm dediğiniz kişi birden yabancı gelebiliyor size. O halde korkunuzu, karamsarlığınızı, karanlığınızı giydirmeye başladığınızı o teni azat edin. Daha sonra yeni umutlara ya da heveslerinize yönelin. Sizin ihtiraslarınız ve de yasak aşklarınızın size tattırdığı haz, yanı başınızda unuttuğunuz bir hayatın sonu olabilir.

Şarkıcı İzel’i hep merak ederdim. Yüzünün neden öyle olduğunu… O da ihanetten! İhanete uğradığını öğrendiğinde cildi öyle olmuş stresten, üzüntüden. Kızamık olduğunu sanıyormuş önce. Sonradan öğrenmiş nedenini ve geçmeyeceğini.

Gördüğünüz gibi zaman her şeye ilaç olmuyor. Yetmişine geldiğinde de anımsanınca tüyleri diken diken ediyor. Kimsenin buna hakkı yok. Engel olan da yok. Başlangıç için bir son gerekir. Bunu göze alamıyorsanız, başlamayın. Çünkü her başlangıcın bedeli yine bir son’dur.

Acıyı yaşamak zor ama anlatmak imkânsız! Güçlü olmanın tek yolu acıyla anlaşmaktır.

Ve şunu bilin ki çok gülümseyen yüzlerin ardında hep ağlayan bir göz vardır. Onlar acıyla başa çıkamayacaklarını anlayıp, acıyla barışanlardır.

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Tags: , , , , , ,

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz