İlkokul Müdürü

Annesinin eteğine yapışarak 7 yaşına kadar ulaşabilen tam bir anne kuzusuydum. Kayıt yaptırmak için müdür denilen adamın odasına girmiştik annemle. Orta anadoludaki yüzlerce cumhuriyet ilkokulu’ndan biri..

1987..

müdür odası..

80′li yıllarda tüm resmi makam odaları hafif nemli olup, basık havası küf kokardı.. büyükçe bir makam masasının önündeki koltuklara oturduk.. masasında kurulu olan bu etine dolgun adam, çift sarılı deve kuşu yumurtası kadar kocaman pürüzsüz ve kusursuz bakır rengi kel kafası, yanlardan siyah dikenler gibi dağınık çıkmış saçları –ki bu saçlar bir yumurtayı koruyan saman sapları vaziyetinde çevrelemişti- , kocaman kalın çerçeveli kolormatik gözlüğü ve burnunun altında yara bandı gibi duran kalın siyah bıyığı ile bana sırıtıyordu. hayatımda ilk tek altın dişi orda görmüştüm. bu adamın ismi turgut’tu. 1987′den itibaren turgut ismi bana hep davul kadar tok, tokmak kadar kalın simaları çağrıştıyor. aslında.. bu bir insan değildi. bu adam devletin ta kendisiydi. evet. devlet baba ete kemiğe bürünse, turgut kılığına girerdi :
- ee söyle bakalım evlat.. okumaya mı geldin yazmaya mı? ıhıhh hı hıhı

balgamlı boğazını hırıltadarak gülüyordu. tırstım. irkildim. anneme baktım hemen. ne diyecektim? ne demeliydim? ne deseydim? de beğenseydi?

- okumadan yazılmaz ki ama?
- vay vay kerata senii.. hmm.. evet kaydını yapalım bakalım
- ben kayıt olmuycam!

şatafatlı ama zevksiz işlemeli yekpare camdan oluşan 15 kiloluk kültablasındaki, hapishane duvarına yaslanıp yavaş yavaş ölmeye devam eden bir esir gibi yatık duran uzun samsun sigarasını alıp dudaklarına götürdü. kolormatik camların arkasından kısılan gözleri ile benim kaşları hafif yukarda bayık gözlerim, aramızdaki 1 metrelik mesafenin tam ortasında şiddetle çarpışıyor, sonra mesafe giderek benim aleyhime daralmaya başlıyordu. kısık gözlerinden gelen hattori hanzo kılıcı kadar keskin bir bakış üstüme üstüme yürüyordu. sigarasından bir nefes çekti. çıtır çıtır uzun samsun ormanları yanıyordu. eline bir kolonya şişesi aldı. okumam yazmam yoktu turuncu olduğuna göre tütün kolonyası olmalı..avcuna döküp iki elini sıvazladı ve boynuna sürdü. sonra gülümseyerek benim başıma da biraz tütün kolonyası döktü ve sigarasını kafamda söndürdü. bir doğumgünü pastasının maytabı gibi alevsiz kıvılcımlar saçarak tutuşuyordum

- kayıt olmayacaksın ne bok yemeye geldin lan buraya! al kadın!! götür bu sıpayı

dese yeriydi. ama demedi. dedi ki devlet baba:

- sana oyuncak alırım istersen?
- yaa gerçekten mi?
- evet. nasıl bir oyuncak istersin?
- trennn!! evet. bana tren alır mısın? ama böyle rayları var kuruluyor sonra üstünden geçiyor.
- tabi ki alırım yaa. ama kaydını yapalım önce olur mu?
- hihi evet olur.

ilk rüşveti her zaman devlet verir vatandaşa. ve bu rüşvet yerine getirilmeyecek bir söz olarak verilir. vaat edilen şeyi tekrar istemeye gitmek de olmazdı. 3 ay sonra odasına gidip:

- hani bana tren alacaktın?

diyemezdim. çünkü içinde bulunduğum öğrenme süreci sayesinde, böyle sorulan bir hesabın cevabı olarak, kıçımda bir bolu tüneli açılıp içinden doğu beyazıt ekspresinin geçeceğini de öğrenmiştim.
____________________________

fotoğraf için kullanılan kaynak:
http://istiyor.us/photos/1/8/1880_20082_23_18_43_47.jpg

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz