KORUYUCU MELEK

Onu görüyorum, bana gülümsüyor, el sallıyor, beni yanına çağırıyor. Yatağımdan kalkıp, terliğimi giymeden, çıplak ayakla yanına koşuyorum. Sessiz olmamı söylüyor, bizi duyabileceklerini, duyarlarsa arkadaşlığımıza izin vermeyeceklerini söylüyor. 
‘Merhaba, ben de seni bekliyordum. Birkaç gündür gelmiyordun, nerelerdeydin?’
‘Başkaları da var, onların yanındaydım.’
‘Beni niye aranıza almadınız?’
‘Sessiz ol, geliyorlar…’

Arkamı döndüğümde annemle babamın bana baktıklarını fark ediyorum. Annem saati şaşmadan, her daim yapılı saçları, ojeli tırnakları ve bakımıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Sadece geceleri yanıma uğruyorlar. Gündüz annem arkadaşlarıyla buluşur, babam işe gider, bakıcıyı da başıma dikerler. 

‘Şeyda, uyumadın mı sen? Haydi bakalım, uyku saatin…’
‘Çocuk değilim ben.’
‘Henüz 10 yaşındasın.’
‘Büyüdüm.’
‘Geç bakalım yatağa, haydi çok konuşma, yarın okulun var.’
‘Gitmeyeceğim, size bin kere söyledim! Orada beni kimse anlamıyor, burada onunla çok iyi anlaşıyorum.’

Her zamanki gibi yine ondan bahsedince annemle babam birbirlerine bakıp, derin bir iç çekiyorlar.

‘Kızım, kaç kere konuştuk seninle bunları…’
Annem bana bakarken, o yanıma gelip oturuyor. Elimi tutuyor…
‘Sakin ol, bizi ayırmak istiyorlar.’
‘Bakın işte kızdırdınız onu, görmüyor musunuz?’
‘Murat, ne yapacağız? İçim daraldı artık, bu böyle gitmeyecek. Şeyda’nın ciddi bir terapiye ihtiyacı var. O deyip duruyor, ortada hiç kimse yok. Kafayı mı yedi çocuğumuz, ne oldu?’
‘Hayır! Benim hiçbir şeyim yok. Çıkın odadan, çıkın! Oyun oynayacağız.’

Babam annemi alıyor ve sessizce odadan çıkıyorlar. 

‘Gittiler.’
‘Alıştım ben. Onlar her zaman giderler. Boş ver, biz oyunumuza bakalım.’
‘Benden bahsetmemeliydin. Bahsedersen arkadaşlığımız biter.’
‘Peki, bir daha olmaz, haydi oyun oynayalım.’

Onunla bildiğimiz bütün oyunları oynuyoruz, körebe, ip atlama, sessiz sinema, doktorculuk bile…
Onun beni anladığını biliyorum. Onu seviyorum. 

‘Gitmem lâzım’
‘Biraz daha kalsan… Çok sıkılıyorum, uykum da yok.’
‘Daha sonra yine gelirim.’
‘Tamam, hoşça kal.’

Bana baktığında gözlerinde samimiyeti, gözlerinde sevgiyi, gözlerinde hiç kimseden göremediğim yakınlığı görüyorum, el sallıyor…
Günler geçiyor, onu bekliyorum. Geceler geçiyor, gelmiyor. Bir gece pencereyi tıklatıyor, yanında başkaları da var. Pencereyi açıp, pencereden girmelerini izliyorum. Bizi tanıştırırken, onların da benim gibi olduklarını söylüyor. Onlar da benim gibilermiş. Onlar da ailesinden gerekli ilgiyi görememiş, oyuncaklara boğulmuş, annesi ve babası iş yoğunluğundan, kendi ihmalkârlığından dolayı yalnız bırakılmış yalnız çocuklar…
Bütün bir geceyi kahkahalar eşliğinde geçiriyorken, annem odamın kapısını açıyor. Diğerlerini görüyor. Bir tek onu görmüyor.

‘Şeyda, bunlar kim?’
‘Arkadaşlarım. O getirdi, o tanıştırdı.’
‘O kim? Hey Allah’ım… Kafayı yiyeceğim, kızım, yavrum, lütfen kendine gel.’

Jelibonu’nu elinden hiç düşürmeyen Pelin araya giriyor.

‘Merhaba teyze, onu tanıyor musun sen de?’
Annem Pelin’in gözlerinin içine merakla bakıyor. 
‘Hayır yavrum tanımıyorum. Kimmiş bakalım o?’
‘Benim annem de tanımıyor. Onu sizler göremezsiniz ki. Sizin gibiler göremez ama biz görürüz.’
Oyuncak arabayı süren Ufuk, arabayı annemin ayağına doğru sürüp, gülüyor.
O ise ayakta, tam da annemin yanında duruyor, annemin onu görüp görmediğini denemek için ayağına basıyor, annem ayağında bir acı bile hissetmiyor.
‘Bak teyze, şu an yanında senin.’

Annem sağına soluna bakıp, tedirgin bir şekilde odamın kapısına doğru geri geri gidiyor.

‘Korkma anne, sana zarar vermez. O hiç kimseye zarar vermez. Bizim arkadaşımız o… Ama pelin haklı, onu sizler göremezsiniz. Çünkü zaten bizi de görmüyorsunuz. Bir cismimiz var, ayağına bastı az önce, hissetmedin. Ben bassam ayağına, hisseder, hatta okkalı bir tokat yapıştırırsın, öyle değil mi? Sizin ilgi sandığınız şey çocuklarınızı oyuncaklara boğup, gece yatağına yattığında iyi geceler öpücüğü verip, sabah olunca rutin işlerinize dalıp, çocuklarınızı bakıcılarına, okul yönetimine teslim edip, ancak canı yandığında kontrol etmek, ya da kendi kendine konuştuğunu görüp, delirdiğini düşünmek öyle mi? Onu göremezsin anne, onu bizler görebiliriz ancak. Ben ve benim gibi yalnız olan çocuklar… Belki bir yetimhanede büyümedik, her şeyimiz var, bir ailemiz var, ama şefkat dolu bir anne ve şefkat dolu bir baba istiyoruz. Acımızı görmeniz için geldi o. O şu anda burada anne, o burada; o bir melek… Çocuklarla çocuk olup, yetişkinlerle yetişkin olan, insanın derdinden anlayan, yalnız bırakmayan koruyucu bir melek…’

Ben bu kadar keskin konuşunca, annemin gözleri doluyor. Bana sarılmak için adım attığında, meleğimiz de sonsuzluğa doğru kayıplara karışıyor, onu bir daha görmüyoruz, annemizin, babamızın sıcaklığını hissedip, okul bahçesinde sevinçle koşuyoruz…

Dilara AKSOY

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Tags: , ,

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz