Otobüs

Otobüste şöför hariç dört kişi vardı. Ve şöför dahil beş kişiden yalnız bir tanesi, bir Attila İlhan şiirinin sonunun nasıl bittiğini hatırlamaya çalışıyordu, bir adamdı bu.

Belediye otobüsüydü. Belediye, bu hizmeti vermek “zorunda” olduğu için belki de, dandik bir otobüstü, rica minnet ilerliyordu, arada kesik kesik öksürüyordu. Adam önündeki demire bakıyordu, tasarlanırken yolcular tutunsun diye düşünülerek konulmuş demir yarı yarıya paslanmıştı, muhtemelen ilk başta etrafı bir şeyle kaplıydı, böyle çıplak demir değildi. Adam otobüsün kaç model olduğundan hareketle kaç elin buraya dokunmuş olabileceğini düşündü. Demirin üzerinde panayır düzenlemekte olan virüs ve bakterilerden bi tanesi, adamın zihnini okudu, ve sigaradan boğuklaşmış sesiyle onyedibinikiyüzonaltı dedi.

Adam, “Peki o ellerden kaç tanesi birbirinin yanağını okşamıştır?” diye sordu.

Bakteri bunu duymadı. Ya da duymamazlıktan geldi.

Otobüs durdu. Şöför hariç dört kişiden biri olan beyaz saçlı yaşlı bir adam, sigaradan boğuklaşmış sesiyle şöföre kolaylıklar diledi. Şöför bunu duymadı, ya da duymamazlıktan geldi.

Adam, küçüklükten beri alışkanlığı olduğu için belki de, inen yaşlı adamın nereye gittiğine baktı, adam bi yere yönelmemişken otobüs hareket etti. Adam “ben daha erken ölürüm bu adamdan” diye düşündü. Ölüm düşüncesinin getirdiği sıkıntıyı, son durakta inecek olmanın getirdiği rahatlık dengeledi, şöförden bağırarak ya da bir buton aracılığıyla bir şey rica etmesine gerek kalmayacaktı. Kabasaba ve umursamaz, uyuyakalabilir, isterse hiç inmeyebilir, ya da hava kapalıysa “belki ölmek hakkını kullanabilirdi”.

Adam, Attilla İlhan’ın o şiirinin son mısrası konusunda hala emin değildi.

Adamın gözüne önündeki koltuğun yazı yazılmış ve karalanmış arka kısmı çarptı. bi yerde kocaman “MeliSSS kalp SiNeeMM” vardı. Adam, akli dengesi ve hormonları yerinde iki kızı hayattan böylesine soğutan, böylesine çaresizliğe iten sebepler üzerinde düşündü ve keyfi kaçtı.Sonra kafasını kaldırdı,inmeye hazırlanan sarı saçlı küçük oğlan çocuğunu gördü, “Ben de küçükken sarışınmışım” böyle diye düşünüp kaçan keyfini düzeltti.Elinde bir basket topu tutan çocuk, inerken şöföre hiç bir şey demedi. İndikten sonra çocuğun nereye gittiğine bakan adam, çocuğun indiği yerden iki adım ötede adamın biri tarafından başının okşandığını gördü, sarışın olmayan bir adamdı bu.Belki küçükken o da sarışındı.

Otobüste şöför hariç iki kişi kalmışlardı.

Adam o şiirin sonunu düşünmekte olduğunu unutmuş olarak kafasını kaldırdı ve bu kez “sigara içilmez” yazısını gördü. yasak olanın cazibesi hakkında düşünmeye başladı.Bir şey sırf yasak diye sevilebilir miydi, normalde zararlı ve alelade bir şey.

Normalde zararlı ve alelade bir kadın, sırf yeşil gözlü diye sevilebilir miydi?

Adam, dalıp gitmişti. Bakışları kadının gözlerine doğru aktı. Ortada bir levha ya da bir cehennem tasavvuruna rastlamayan bakışlar başka yöne gitme ihtiyacı hissetmedi, zaten bu şaka yalnızca kadının gözlerini kaçıracağı dört saniye sonrasına kadar sürecekti, ve komik değildi.

Adamın içini bir sıkıntı kapladı ve her sıkıntı sonrasında bir kolaylığın geleceğini umarak, beklemeye başladı.Bi süre sonra kadın inmek istedi, iyi günler diledi ve şöför bu kez iyi günler dileğine karşılık verdi.

Otobüsün indiği yerde sıska esmer bir adam, hayatının hiç bir döneminde sarışın olmadığına emin olunabilecek bir adam, gülümseyerek kadına sarıldı.

Adam “hah hatırladım be şiirin sonunu” dedi.

Şiirin sonu şuydu:

Güldü mü cenazeye benzerdi yüzü
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım,,

Adam, bu kez de başını unutmuştu şiirin.

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Tags:

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz