VİCDANIN SUSTUĞU YERDE İNSANLIK KONUŞAMAZ

Günümüzde soğuktan korunmak adına en kaliteli giysilerle sarıp sarmaladığımız bedenlerimizin aksine, iliklerine kadar buzlu, tozlu havayı içine çeken, bütün pisliğe, karanlığa şahit bırakılan çocuklar sokaklarda. Bu durumdan utanç duymak gerekirken, ‘sokağın çocukları’ gibi tanımlamalarla ‘sözde’ vicdanların görünürdeki ‘acıma’ duygularıyla sanki hak ettikleri yer sokaklarmış gibi lanse edilmektedir.

Uzaktan ‘ah vah’ sözlerinin altında, iten, korkan, karanlığa sürükleyen bir toplumun günahkârları, varlığından bile habersiz olan çocuklar sayılmaktadır. Öte yandan sahipsiz olmadığı halde, yetiştirme yurtlarına terk edilen, yabancı gözlerin merhametine muhtaç bırakılan çocuklar ise ‘kimsesiz’ sıfatıyla heba olmaktadır. Peki, ama neden?

Savaş dönemlerinde, anne babasını yitiren çocukları, sokaklardan kurtarıp, yeniden topluma kazandırmak amacıyla açılan ‘çocuk yuvaları’ amacının dışına taşmıştır. 90’lı yıllardan beri kimsesiz ve sokak çocuklarının artışı bunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Aksi iddia ediliyorsa ve gerçekten eskilerin söylediği gibi bizleri leylekler getirmediyse, neden kimsesiz çocuk sayısı artmaya başladı savaşı olmayan bir ülkede?

Araştırdığınız zaman önünüze çıkan sebepler;

Geçim sıkıntısı, yoksulluk, ebeveynlerin mutsuz evlilikleri, anlaşmazlıkları, boşanmaları, başka evlilikler, kocasını kendine bağlamaya çalışan kadının çocuk doğurması, babalığa hazır olmadığını sonradan anlayan erkekler, vs. Her ne kadar bu gibi gerekçeler öne sürülse de hiçbiri bir çocuğu karanlığa itmeyi, yaşama hakkını elinden almayı haklı kılamaz.

Bir kadını sıradan bir birey olmaktan çekip çıkaran, annelik gibi kutsal bir sıfatı kazandıran, herkesçe saygın bir hale getiren, cenneti ayaklarının altına serdiren çocukken, terk edilmesi şanssızlık veyahut kader olarak nitelendirilemez. Yine bir erkeği adam eden, babalık vasfına kavuşturan, gücünün göstergesi olan varlık çocukken, itilmesi, suçlu ilan edilmesi hiçbir şekilde kabul edilemez.

İnsanlara bu konudaki görüşleri sorulduğunda cahilliği, yoksulluğu üzerlerine geçirip, anlayış bekliyorlar. Bilinçsizce çocuk sahibi olmak cahilliğin suçu olabilir; fakat hangi cahillik vicdanı delip, çocuğu dışarı attırabilir? Ayrıca herkes, söz konusu olan kimsesiz ve sokak çocuklarının durumunu bir vicdan ya da ebeveynlerin inisiyatifinde olan bir konu gibi yorumluyor. Asıl iplerin kopma noktasına gelindiği aşama da budur. Keyfi keder duyguların, anlık heveslerin sonunda istenmeyen varlık olarak sömürülen çocuklar da kendilerini dünyaya getirenler gibi yaşama hakkına sahiptirler. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları’na dair sözleşmenin çok sayıda maddesi de çocukların sağlıklı bir yaşam sürdürmelerini desteklemektedir.

İhmal edilen, terk edilen, istismara uğrayan ya da işkenceye tabi tutulan çocukların iyileştirilmesi ve yeniden topluma kazandırılmasından DEVLET sorumludur. Fakat ülkemizde bu maddenin göz ardı edildiği, sokaklardaki ve kimsesiz çocuk yuvalarındaki çocukları yok sayarak, unutarak  ‘en az 3 çocuk yapın’ sözleriyle halkı bilinçsizce teşvik etmelerinden anlaşılmaktadır. Bu görüşleriyle yarattıkları çelişkinin farkında olmadıklarını da ortaya koymuş bulunuyorlar.

Peki, ne yapılması gerekiyor?

Öncelikle NEDEN diye sorgulanmasını istediğim temel sorulardan biri şudur;

Çocuklar kimsesiz çocuk yuvalarına anne babaları tarafından terk edildiklerinde talepleri neden kabul görüyor? Yetiştirme yurtlarında olan her çocuk camii avlusunda ve ya bir yerlerde bulunmuyor. Aileleri dilekçelerle başvuruyor ve kabul ediliyor. Neden?

Geçim sıkıntısı yüzünden çocuklarını yetiştirme yurtlarına bırakan aileler, durumlarını düzelttiklerinde çocuklarını geri almak yerine, sanki onlar hiç doğmamış, kendilerinin çocukları değilmiş gibi yok sayıp, yeniden evlenip, yeniden çocuk sahibi olunuyor. Neden bunun önüne geçilmiyor? Çocuklarını bırakan ailelere süre koşulu getirtilmiyor?

İş bulamadığı gerekçesiyle okula gitmesi gereken çocuklarını çalıştıran anne baba var, yaşı tutmayan çocukları çalıştıran işverenler de var. Bir tek neden bu çocuklar okulda değil diye soran yok. Neden soran yok?

Okula gönderilmeyen ve aileleri tarafından çalıştırılan çocuklar için daha önce kız çocuklarını okula göndermeyen ailelere yapıldığı gibi caydırıcı ve zorlayıcı cezalar getirilmelidir.

Çocuk sorumluluğundan kurtulmanın bu denli basit ve kolay olması ve herkesçe normal karşılanması, geçim sıkıntısı çeken aileleri çocuklarına şiddet uygulayarak onların sorumluluğundan kurtulmaya teşvik etmektedir. Bunun en büyük nedeni ise çocuk yuvalarında çocuklarına bakımlarının sağlanacağı düşüncesidir.

Yetiştirme yurdunda kaderine terk edilen bir çocuk yaş gruplarına göre yurttan yurda sevk ediliyor. Sürekli yer değişikliğinden dolayı tüm bağlarını koparan çocuk, yurttan ayrılma zamanı gelene kadar normal çocuklarla iletişim bile kuramıyor. Çünkü normal ailelerin gözünde onlar tehlikeli, ne olduğu belirsiz ve kendi çocuklarından uzak tutulması gereken kişiler olarak lanse ediliyor. Ve bazı aileler çocuklarına da bu şekilde ifade ederek, onlar tarafından da dışlanılmasını sağlıyor.

Ailesi tarafından terk edilen çocuk, sahibi olduğu halde kimsesiz damgasıyla büyüyor. Yetiştirme yurtlarında ilgisiz ve sevgisiz bir şekilde büyüyen çocuk toplum tarafından da benimsenmeyip, dışlanıyor. Güven duygusunu kazanamıyor ve tüm önyargıların hedefine giriyor. Kimse iş vermek istemiyor, kimse kızıyla ya da oğluyla evlendirmek istemiyor. Özetle küçükken ailesi tarafından itilen, terk edilen çocuk, büyüdüğünde de toplum tarafından itilmeye ve terk edilmeye mahkûm ediliyor. Bu bir insanlık suçudur. O çocuklar kinle, nefretle, intikam duygusuyla büyüdüklerinde, kızlarınıza, eşlerinize tecavüz eden, malınızı mülkünüzü çalıp, çırpan, zarar gördüğü için zarar veren potansiyel suçlular haline bürünüyor. Toplum bunu kendi eliyle yapıyor. Bu da gösteriyor ki kimsesiz ve sokak çocukları sadece kendilerini terk eden anne ve babanın değil tüm toplumun ortak suçudur.

İnsanlar sokaklarda kalan çocukların sadece erkekler olduğunu var sayarak, tinerci, hırsız vs olarak görüyor. Peki ya kızlar? Onlar sizce nerelerde bulunuyor? Fuhuş bataklarında, suçlu ortaklıklarında yer alıyorlarsa bu toplumun suçudur.

Kimsesiz ve sokak çocukları tanımlarının kabul edilemeyeceğini ve bunun bir vicdani suçun ötesinde suç olduğunu içeren bir yasa düzenlenmelidir.

Ailelere caydırıcı cezalar getirtilmelidir.

Kimsesiz çocuk yuvalarının sayısını arttırmak yerine ailelerin çocuklarından kopmalarını engelleyici yasalar düzenlenmelidir. Aksini uygulayanların cezalandırılması gerekmektedir.

Caydırıcı hiçbir hükmün yer almadığını gün geçtikçe artan ve hatta aile içinde yer alan çocuklara yönelik şiddetten, istismarlardan, tacizlerden anlamak hiç de zor değil. Buna dur denilmelidir artık.

Bir erkek ve bir kadının birlikteliği bir aile yapma gücüne sahip değildir çocuk olmadan.

Eğer ki hükümet ‘en az 3 çocuk yapın’ önerisinde bulunabiliyorsa, çocukların sağlıklı yaşam koşullarını da oluşturmak zorundadır. Çocuklar için belli bir gelir kaynağı sağlanmalıdır.

Sokak sözcüğü hayvanlara bile etiketlendirilemezken, bir çocuğa mal edilemez.

Bu herkesin işlediği ortak suçtur!

O halde kaldırımlarda, yollarda, karda kışta başını bacakları arasında kenetleyen çocuklar kimin çocukları diye sorgulamaya başlanmalıdır. En önemlisi neden sokakta hala?

Bu konunun kamuoyunda yer almasını ve herkesin gözlerini açmasını, daha bilinçli bir şekilde sorumluluklarına sahip çıkmalarına davet edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Uzaktan uzağa acıdığınızı dile getirip, merhametinizi bile esirgediğiniz çocuklara hayat borçlusunuz. Siz borcunuzu ödemediğiniz sürece onlar gelecekte sizler için karanlığın sembolü olarak yansıyacaklardır. Bu durumda cezalandırılması gerekenler onlar değil, onları o hale getirenlerdir. Elinizin tersiyle ittiğiniz, hor gördüğünüz çocuklar, gelecekte özene bezene yetiştirdiğiniz çocuklarınızın da kaderini değiştirebilir. Felaketle yüzleşmeyenlerin omuz silkmesi yüzleşmeyecekleri anlamına gelmez. Sizlerin beş dakikalık zevklerinizin kalıntısı olarak görüp, hayatlarını kararttığınız çocuklar,  gerçek anlamda insanlığın tek somut yüzleridir.

Sokaklardaki çocuklardan korkuyorsanız, size zarar verebileceklerini düşünüyorsanız, vicdanınızın kopan çığlıklarındandır. Korku, suç işleyenin bedeninde gezer. Çocuklardan korkmanızın sebeplerini düşünmeniz için sizleri vicdanınızla konuşmaya davet ediyorum.

Eğer vicdanınız susuyorsa, konuşmayın…

Zira vicdanların sustuğu yerde insanlık konuşamaz…

                                                                                                                                                           ÖZLEM ERDEN

 

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Tags: , , , , ,

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz