Kategori arşivi: Yazılar

ÖZGÜR RUH

Bir yolun ortasında,yalnız,ümitsiz,çaresiz,kaygı dolu beklemekteydi.Ne ıssız bir yoldu bu  yol,orman yoluydu sanırım.Kim,ne zaman onu bu yolun ortasında bırakmıştı? Ruhu, korkuyla dolmuştu.Gözleri şaşkın şaşkın bakıyordu.Sanki,yeni dünyaya gelmiş bir bebeğin,etrafını anlamaya çalışır bakışları vardı,yorgun,bitkin,şişmiş gözlerinde.Ruhu bilinmezliğin verdiği kasvetli bir ruhla bir bütün olmuştu sanki.Bedeni kaybolmuşluğun verdiği sinirle,ruhundaki asiliği ortaya çıkarmıştı.Bir insanoğlu görse etrafında,dövmeye niyet etmişti onu.Etrafını incelemeye başladı hiç kıpırdamadan.Uçan kuşlardan,taşlardan,kayalıklardan,yerde minik minik gezen karıncalardan başka hiçbir canlılık belirtisi yoktu.Yoksa ölmüş müydü?Haberi mi yoktu? “Daha çok erken,daha gencim,yaşanmamışlıklarım,isteklerim var.Neden ben?” diye düşündü.Bir yandan da kendini sakinleştiriyor,polyannacılık oynuyor,pembe renkli düşüncelere dalıyor,beynini o düşüncelere şartlıyor,iç sesine adeta sağır oluyordu.Ama içi çok sıkılmıştı.Gözlerini yukarıya dikti.Aman Allahım!Bu ne güzellik,bu ne güzel parlaklık.Ömründe ilk defa güneşin böyle güzel olduğunu iliklerine kadar hissetmişti.

“Ne aptalmışım,bu zamana kadar boşuna yaşamışım.”diye düşündü.Gözleri kamaşmıştı adeta.Arkasını döndü,bir anda,ne karanlık ne bilinmez bir yol diye düşündü.Ardına bakmadan koştu,koştu,koştu.Karşısına bir kapı daha çıktı.Göz alıcı parlaklıkta,bembeyazdı.Evet.cennetti burası.Yavaşça kapıya yaklaştı.Şeffaf bir kapıydı.Bir ruh gibi içinden geçti.Göğe yükselen bir merdiven,bir de yer in dibine inen bir merdiven gördü.Önce göğe yükselen merdivenden basamakları koşarak çıktı adeta.Ama göğe çıkamadı,başladığı yere tekrar geldi. “Bir de aşağı ineyim,ne olacak ki?”dedi.Hızlıca, basamakları indi.Yerin dibine gitmiyordu,yine başladığı yerdeydi.

O anda,koşturmanın anlamsız olduğunu anladı.Her şey onun içindeydi ona dönüyordu.Sessizce,bembeyaz düz yolda ilerledi,hiçbir şey düşünmeden,planlamadan,gözlerini kapattı,kendini sonsuzluğa bıraktı.O anda,bir kuş gibi kanatlanıp,özgürce uçtuğunu anladı,hissetti ama yine de gözlerini açmadı,ruhunu tam teslimiyetle,özgür bırakmıştı.

 

BİZ NE ZAMAN ÖLDÜK

18931Kaç gündür yazıp yazmama konusunda kararsızım. Bir yanım kalemi elime alıp, her şeyi dökmemi istiyordu, öbür yanım ise cesaret edemiyordu. O kadar karma bir dönemdeyim ki… Nereye dönsem, ıslanmış gözlerle bakışıyorum, acıya çarpıyorum. Ne kadar mutsuz herkes böyle?! Ürkütüyor bu beni… Desem de yok…

Neden yaşıyoruz biz? Neyiz? Kimiz? Neden varız allah aşkına… Duygularımız mı var? Düşünecek beyin kaldı mı ki? Hangimiz yapay gözyaşı kullanmıyoruz şimdilerde? Satır aralarında kalmıyor mu hayatlar?…

Ölümden hiç korkmazdım. Neden korkayım ki! Güçlüyüm derdim… Bunu en çok insanların ölümden korktuklarını gördüğümde söylerdim… Biri ölünce televizyonların üzerine atılan siyah örtüleri gördüğümde söylerdim. Biri öldüğünde sessizliğe bürünüldüğünde söylerdim… Herkesin üzeri kararıp, gözleri ağlamaktan kızardığında söylerdim… Sanki sesli konuşmak büyük günahmış gibi susmak zorunda kaldığımızda söylerdim. Herkes o kadar çaresiz, o denli acılı gözüktüğünde söylerdim kendime ‘ben ölümden korkmuyorum’ diye… Çocuk aklı işte… Şimdi anlıyorum… Bir ölünün ne denli yaşanmışlık olduğunu gördüğüm için korkumu korkusuzlukla bastırdığımı, şimdi anlıyorum. Çünkü şimdi hiçbirimizin gözleri ıslanmıyor kendiliğinden… Hepimiz sahte gözyaşları kullanıyoruz gözlerimizdeki kuruluk batmasın diye… Çok ağlamışlıktan değil, şiddetli duygusuzluktan… Şiddetli düşüncesizlikten göz pınarlarımız ıslanmıyor bile… Sanki içimizde atan bir şey yok… Sanki içimize beton dökmüşler… Yanı başımızda birileri ölüyor kılımız kıpırdamıyor… Her gün birileri gerçekten ölüyor… Öldürülüyor… Ecelin bedenlere yaklaşmasına gerek kalmadan birileri istiyor diye birilerinin sevdikleri ölüyor. Sonra bize onlar ölse de aslında ölmüyor diyorlar… Biz de tamam deyip, sadece sözlerle sözde üzülüyoruz. Allah günah yazmasın ama ne zaman bir şehit haberi gelse, önce nereden diye bakıyorum. Bu ayrımcılık yaptığımdan değil, kardeşim aklıma geldiğinden… Acaba onun görev yeri mi diye… Sonra kendimden utanıyorum… İçim bir deli oluyor… Sen de mi diyorum kendime öfkeyle… Dudaklarımda titrek bir mühür… Sessizlik sarıyor beni…

Televizyonların üstüne örtüler atılarak karartılmıyor ekranlar artık, başka türlü oluyor… Bir öpüşme sahnesiyle mesela… İçim bana haykırıyor ya deliriyorum o an suskunluğuma… Aslında öyle değil… Aklım almıyor… Donup kalıyorum… Anlayamıyorum… Kırk gün süren sessizliği anımsıyorum birden… Yine ürküyorum… Sanki yine o acının hissedilmesini bekliyorum… Şaka gibi acı çekelim istiyorum resmen… Delirdim mi ki ben?! Yok… Eskisi gibi his, sahici gözyaşı arıyorum sadece… Ama yok! Kimseden…
Ben anlayamıyorum. Lütfen… Lütfen söyler misiniz? Biz ne zaman öldük?!

ÖZLEM ERDEN

HEDEF,İLK HEDEFTİ CAMİ EMEVİ

Hedefti, ilk hedef cami emevi.

Oldum bu hayalle kendimin devi.,

Yakıyordu beni zafer alevi.

Sukutu hayal içinde mahzunum.

 

Kaçıncı senedir, kaçıncı Cuma.

Başlayamadım bir türlü hücuma.

Prangalandı terör tüm vücuduma.

Sukutu hayal içinde mahkûmum.

 

Ağlamasınlar isterdim anneler..

Çözümsüzlüğe döndü bahaneler.

Anlatamadığım neler var, neler.

Sukutu hayal içinde mağdurum.

 

Muhitin Arabî, Habeşi Bilal

Malumunuz elbet başımda ki hal.

Hakkınızı ediniz sizde helal.

Sukutu hayal içinde mahcubum.

 

Fatiha bitti şehit naaşında.

Okuyacaktım Eyyübin başında.

Aldandım bende nefis savaşında.

Sukutu hayal içinde mağlubum.

 

ORHAN AFACAN

İZMİR-20.12.2015

 

 

 

BİR YIĞIN KEMİKTEN SİLÜET

BİR YIĞIN KEMİKTEN SİLUET

Bu dünya hayatından ibaret sanma hayat.
Bir âdemsin topraktan yine dirileceksin.
Kefenlenmiş bedene toprak konacak kat, kat.
Bir yığın kemikten siluet görüneceksin.

Soğuyan bedeninde şişmeler başlayacak.
Sonra ölüm morluğu naaş’ı kaplayacak.
Kokmaman için ya morg, ya toprak saklayacak.
Bir yığın kemikten siluet görüneceksin.

Dünyadan aldıkların dünyada kalacaklar.
Hayır, şer amellerin seninle olacaklar.
Ecdadın, torunun mutlaka toplanacaklar.
Bir yığın kemikten siluet görüneceksin.

Gelişin neredendir ana rahmine düşün.
Kaç günden sonra oldu bir cenine dönüşün
Şaşırtmasın aklını ölümle görünüşün
Bir yığın kemikten siluet görüneceksin.

ORHAN AFACAN
İZMİR-13.11.2015-
Müminün 35-37

Not Defteri -1-

Not Defteri -1-

1 Ekim 2008 Çarşamba – İzmir

• İnsan hayatında ilk defa yaşadığı ve bir daha kolay kolay yaşayamayacağını düşündüğü bir duygudan vazgeçer mi? Vazgeçmesi ahmaklık olmaz mı?
• “Beynelmilel” isimli film…
Filmin son sahnesinin düşündürdükleri…
Yakın bir zamana kadar yasaklar nedeniyle cezalandırılan, sürgüne gönderilen, öldürülen insanlar bir bir gözümün önüne geldi.
Şimdi o yasaklar yavaş yavaş aşılıyor. Doğru olan biraz geç de olsa anlaşılıyor. Ama olan o yasaklar nedeniyle cezalandırılan insanlara oldu.
• Türkiye için şu ifadeyi çok rahat kullanabiliriz sanırım; halka bilgi vermek, halka karşı sorumluluk almak yerine, hoşlarına gitmeyen her durumda, başta halkı aydınlatmaya çalışan gazeteciler olmak üzere, herkesi azarlamaktan çekinmeyen yöneticilerin olduğu ülke…
• Kanuni Sultan Süleyman’ın İtalyan ressam Tiziano Vecellio tarafından 1538 yılında yapılan portresi…
• Eski bir proje: Çizilemeyen Portreler
Bir ara aklıma düşen, üzerinde çalışıp çok fazla yol kat edemediğim ama yine de uzunca bir süre zihnimi kurcaladığı için çok önem verdiğim projelerim oldu. Bu projeler arada bir tekrar aklıma gelir. Üzerinde yeniden çalışmak isterim ama bir şey beni engeller. Onların birer proje olarak kalması gerektiğini düşünürüm. İşte o nedenle bir noktaya kadar gelişip, gelişimini tam olarak hiçbir zaman tamamlayamayacaklarını düşündüğüm için her proje bir “penguen kolu/kanadı” gibi gelir bana.
Bu başlık altında o projeleri de yayınlamak iyi bir fikir.
• Yolsuzluklara karşı verdiği mücadeleyle halkın gözünde “temiz siyasetçi” mertebesine yükselmiş bir milletvekilini hemen yerel seçimlerde belediye başkanlığı adaylığına sürükleme isteği bu ülkeye ne kadar katkı sağlar?
Kaybetme olasılığı karşısında yolsuzluklara karşı verdiği mücadele de halkın gözünde değersizleşirse, kim bu mücadeleye kaldığı yerden devam edebilir?
Bırakalım da belediye başkanlığı için başka bir aday çıksın. Yolsuzluk konusunda böylesine yol almış bir milletvekili de yoluna emin adımlarla devam ederek yolsuzlukları bir nebze ortaya çıkarsın.
• “Demokrasi krallıktan iyidir, krallık hiçbir şeyden, hiçbir şey diktatörlükten.” (Nabokov)
• Dünyadaki ekonomik kriz nedeniyle başlayan “acele kamulaştırma” çalışmaları bir fayda getirir mi?
• NASA’nın gözlem aracı Phoneix’e göre Mars’a kar yağmış.
• Beyaz frezya…
• Maria Faranduri
• Milyonların gözü önünde, canlı yayında yeterince belge gösterip kuşkuları gideremeyen bir kişi niçin sürekli belge açıklayacağını söyler ki? Madem zamanında açıklayamadı, gösterdiği her belge kuşkuları daha da artırdı, o zaman niçin istifa edip bu olayla daha fazla gündemi meşgul etmekten vazgeçmez?
• Lorca
• Galiba doğru, her yazan kendi hoşuna giden tarzda yazılar yazma gayretinde. Öyleyse niye acımasızca eleştiriler yapılıyor da yazı serüveninin başındaki genç yazar adaylarına yazmayı bırakması telkin ediliyor.
Bıraksalar da isteyen istediği şekilde yazsa; beğenen okusa, beğenmeyen de bir daha o kişinin yazdıklarını okumasa daha iyi olmaz mı?
• Yeşim Ustaoğlu‘nun “Pandora’nın Kutusu” isimli filmi 56. San Sebastian Film Festivali’nde “Altın İstiridye” almıştı. Aynı festivalde Deniz Buga isimli genç Türk yönetmen de “Wednesdays (Çarşambalar)” isimli kısa filmiyle “Jüri Özel Ödülü”nü almış. Daha önce de Kardeşler ve Uyku isimli kısa filmleri varmış.
Bu ödüllü filmleri ne zaman izleyebileceğiz?
• Merak edilen her soruya, her ortamda cevap veremeyip, şeffaf olmayı başaramayan insanlar, bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olmayı hak etmezler.
• “Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan)” filminin senaristi Charlie Kaufman’ın yeni filmi “Synecdoche New York” ile Antalya Film Festivaline konuk olacağını okuyunca, Sil Baştan’ı yeniden izleme isteğim arttı.
• “Uğrunda ölmeye değmeyen bir hayat yaşanmaya da değmez.” (Malraux)
• Okuduklarım
- Vatan, Radikal ve Taraf gazeteleri
- Ahmet Altan’ın “Ve Kırar Göğsüne Bastırırken” isimli deneme kitabı
- Veysel Çolak’ın “Birkaç Kuş Birkaç Anı” isimli şiir kitabı
• İzlediklerim
- “Beynelmilel” isimli film
- NTV’de yayınlanan kültür-sanat programı Gece – Gündüz
- Star TV Ana Haber Bülteni
- Avrupa Yakası isimli dizinin 164. bölümü
Tuna BAŞAR

Şehvet ve Ümitsizlik

işte
sonunda bir kadını arzularken
ona aşık oluyorum
şehvetin etkisi kalbimde sevgiye dönüşüyor
imkansızlıkların etrafında dolaşan
ayrı dünyalar
ve ayrı insanlar
iki kalp arasındaki
sırat köprüsünden aşağıya düşmeden
geçmeye çalışıyor…
kıldan ince kılıçtan keskin gözlerin
şehvet ırmaklarımı kurutuyor
ellerin kalbimi boğuyor
ve kokun hayal dünyamın penceresini
karanlığın kollarına bırakıyor…
karanlıkların içinden
bir ışık parıltısı
seni ansızın zihnime yerleştiriyor
ve bir anda kalbim duruyor…

seni sevmek
ölümü bekler gibi beklenebilse
ve bir ümit olsa keşke.

Tuna Başar

/ 05.12.05 Afyonkarahisar/
420301_355697671116004_45100555_n

ACI ÇEKMEYE HAZIR MISIN?

Acı çekmeye hazır mısın?

Biliyorsun ki canın çok yanacak… Başlarda güçlü olmaya çalışacaksın, dik durduğunu haykıracaksın aynalara, sana bakanlara… Sonra kahkahalar atacaksın amansızca… Herkesin tek tek gözlerinin içine bakacaksın gülerek… Ta ki dudaklardan hayret sözlerini duyana kadar… Geceleri kendinle kalmamak için misafir olacaksın hayata… Kaçacaksın kendidnen… Sesinden… Gözlerinden… Durmayacaksın, hep yorulacaksın ama hissetmeyeceksin… Güçlü olduğunu söylediklerinde duymamış gibi geçip gideceksin önlerinden… Kimse seni seninleyken göremeyecek…
Kendine söyle şimdiden… Acı giyecek, acı duyacak, acı yiyecek, acı haykıracaksın…
Sonra kendinle yüzleşeceksin… Gözlerinle… Gözyaşların sarılacak sana önce… Sımsıkı… Ellerinle dokunacaksın onlara… Hissedeceksin… Haykırışların hıçkırıklarla buluşacak… İşte o zaman kendin olacaksın… Yastığın yaşaracak kollarının arasında… Tenin titreyecek… İçini dinleyeceksin, içine girercesine…
Tepeden tırnağa acı yoklayacak seni… Alışacaksın… Her ayrılık senin ayrılığın olacak, her göz yaşı senin yanaklarından geçecek… Tek kaldığını anlayacaksın…
Sonra yağmur yağacak… Acıdan arınacaksın… Yavaş yavaş kurulanacaksın güneşle…
Durulacaksın, şen kahkahaların büyümüş olacak… Ve tabi ki sen de…
Tenine ‘hayat devam ediyor’ yapışacak… Ne giyersen giy hiçbiri onun kadar yakışmayacak…
Sen başka olacaksın. Ama sen hiç bilmeyeceksin… Sanki hep senmişçesine…
Adımların hesaplı, temkinli olacak… Kolay gülmeyecek, kolay ağlamayacaksın… Sessizliği dinleyeceksin…
Merhaba demek kolay olmayacak kendi sesine… Nefes alışların değişecek…
Bir ben seni terk ederken, bir ben girecek yüreğinden içeriye… İşte böyle! Acı acı büyümeye devam edeceksin… Kim bilir belki kendini sevmeyi böyle böyle öğrenmiş olacaksın…

ÖZLEM ERDEN

05002826_k_11121724_dogruluk

Mugalata İle Doğruluk Perisi

05002826_k_11121724_dogruluk

  • Koşarak yanından uzaklaştım, zaten bundan sonrasında söyleyecekleri beni zerre kadar ilgilendirmiyordu. İnanmak ile inanmamak arasındaki çelişkilerimin düğümünü çözmüştüm onu sevmeye başladığımda. O, perdeyi aralasa aralasa bizim için; umuda dair ne varsa onları bize katmak için aralardı. Sevince, sevdiği insana yakıştırdığı tek şey kılıf oluyor insanın. Parmağımda can gibi ikimize ait olduğunu hatırlatan nişan yüzüğümü adeta kafasına çalarak ayrıldım yanından. Onunla olabilmek için dünyaları isteselerdi seve seve feda ederdim. Ama benim dünyam ondan ibaretti, onu nasıl olur da başkalarına teslim ederdim? Yapamadan sevdim. O benim çocukluk hayalimdi, onunla olabilmek için aşkı sırtlayıp sevgiye dair bütün iyi temennilerimi aşka adamıştım. Bir ay sonra evlenecektik. Gözleri kahve kokulu sevgilim… Telvemde ayrılık da çıkmamıştı hâlbuki.

 

  • Koşarak yanımdan uzaklaştı. Zaten bundan sonrasında ona söyleyeceğim ne olabilirdi ki? İnsanoğlu şeytana yenilir derler ya; aslında şeytan olan da melek olan da hep yine insanoğlu. Seçimlerimizin kaderini yaşatıyoruz sevdiklerimize ve en mühimi de kendimize. Birbirimizi çocukluğumuzdan beri tanırdık, ben önceleri ona arkadaş gözüyle baksam da zamanla uzun kumral saçlarının esiri olduğumu fark etmiştim. O uzun sarı saçların sahibi ben olmalıydım, onun her şeyi ben olmalıydım, bir başkası değil. Bir anlık heves değil, bir anlık heves değilsin dedim. Artık bana inanmıyordu. İnanması için bir nedenim vardı: ona duyduğum aşk. Yine de bu yeterli gelmeyecekti. Çünkü ben ona, sevdiğim dediğim kadına yanlış yapmıştım. Sonra farklı yolların farklı vasıtaları haline geldik. O koştu, ben peşinden koşmadım. Koşsam da gururum beni kolumdan hemen tutardı. Gurur… Sevenleri ayıran gurur mu ki?

 

“Birbirlerini seviyorlardı, bunu neden yaptın?”

“İkimiz oynadık ve ben kazandım. Bilirsin, birimizden biri kazanmak zorunda. İradeli olsaydı da bana yenilmeseydi o da o zaman.”

“Bunu yapmamalıydın, sen, sen çok kötüsün.”

“Şimdi zırvalamayı kes. Kazandım mı, kazandım. Ayrıldılar mı, ayrıldılar. Zafer benim…”

“Seni öldürmem lazım.”

“Haydi, bir dene bakalım, sen beni öldürsen bile ben yeniden başka bir insanda doğarım merak etme sen.”

 

  • Bir başkasıyla evlenişini seyrediyorum. Damatlık ona o kadar yakışmış ki! Kollarında gelin çiçeği olacaktım, hiçbir zaman yüzümü soldurmayacaktı. Kahrediyor beni, hâlâ onun kokusu var üstümde. Hâlâ o sinmiş gecelerime, gündüzlerimin günaydınlı sürprizleri oluyor sesi; kulaklarımda. Onu o kadar çok özlüyorum ki… Bir başka kadın var kollarında, bir başka kadının yanında ve bir başka kadınla. Şöyle bir uğrayıp, ona mutluluklar dileyip çekip gidecektim. Tıpkı o gün yaptığım gibi. Başaramadım. Ben ona mutluluk dileyeyim derken farkında olmadan bütün mutsuzluklarımı yanıma alıp da gelmişim. Yine ona, onu son bir kez görmek için gelmişim.

 

 

 

  • Yine karşımdaydı upuzun kumral saçlarıyla. Yalnız bu kez kollarımda başka bir kadın vardı. Aradan geçen beş yıllık zaman bile unutturamamıştı bana onu, yalnız gururum el vermemişti, yapamamıştım. Hatalarımı affettirememek şöyle dursun, üstüne bir de başka bir kadınla evlenmeyi seçmiştim. Aşkta gurur olur muydu? Gurur ne kadar geçerliydi? Ben gururlu bir adam oldum da sadık bir adam olmayı hiç bilemedim. Kendimi yaralarımla dövmek için mi evleniyorum başka bir kadınla? Ya da yaram taze değil imajını mı vermeye çalışıyorum gururla?

 

“Bunu nasıl yaptın sevenlere? Nasıl oldu da Murat’ın başka bir kadınla evlenmesine göz yumdun? Sen çok ama çok kötüsün.”

“Önce ufak bir sürpriz, hayatın acı bir sürprizi gibi başladı her şey. Sonrası sonra… Bak işte, o tam da benim düşlediğim gibi şimdi başka bir kadınla. Yağmur’un adı yağmurlarda saklı değil artık, yağmur’un yağmuru onun kendi gözlerinde, bak yaş olmuş; ağlıyor… Sen doğruluksun, dürüstlüksün ve ben mugalâta… Seninle olan savaşlarımızda hep ben kazanacağım…”

 

  • Her şey dün gibi netti Yağmur’un hafızasında. Murat’la birbirlerini çok seviyorlardı, Murat onun çocukluk aşkıydı ve eninde sonunda son aşkı olarak yanında kalacaktı. Sonra bir gün Murat’ı başka bir kadının kollarında, başka bir kadının hayatında, başka bir kadının yolunda buldu. Murat ona yalan söylemişti, onu aldatmıştı. Doğruluk ile Mugalâta’nın bir savaşıydı bu. İnsanlar gururun aşkın sevginin ve sevmenin derecesini ölçemezken bir de yalanlara kapılıveriyorlardı. Capcanlı duruyordu karşısında şimdi Murat. Onu aldattığı kadının kollarında! Kendisine bunu neden yaptığını kendisi de bilmiyordu. Onu tebrik etmek için dikilmişti güya karşısına. Tebrik ile acının yönü değişmişti yine… Belki de suratına tükürecek ve acısını hafifletecekti içinde. Yapamazdı. Yapmadı.

“Seni öldürmem lazım Mugalâta. Sen, sevenleri bile ayıracak kadar kötüsün. Doğru gibi görünüp insanları, birbirlerini sevenleri kandırıyorsun. Şeytanla birlik oluyorsun ve bütün melekleri; doğrulukları yerle bir ediyorsun. Bak, seven birilerini daha ayırdın. O bir başka kadının kollarında, sevdiği kadın yalnızlığın huzurunda can çekişiyor. Seni öldürmeliyim, hemen burada şimdi!”

“Sana söyledim doğruluk perisi. Sen beni öldürsen dahi ben başka insanlarda ve başka ruhlarda yaşamaya devam edeceğim. Çünkü neden biliyor musun? Bu dünyanın düzeni böyle… Ben olmasam sen hiç olamazsın. Yalanlar riyalar yanlışlar olmasa doğruluğun kıymeti ve doğruluğun peşinde koşan doğru olan insanların kıymetleri anlaşılır mı ki?”

“Bana ahkâm kesmeyi bırak! Seni hemen burada öldüreceğim.”

 

Doğruluk perisi Mugalâta’nın tam karşısında dikilmiş silahını ateş almak üzere Mugalâta’ya doğrultmuştu. Adeta insanlığı kurtarmak üzere atılan bir adımdı bu.

“Başka insanların canını yakmana, sevenlerin birbirlerine yanlış yapmalarına göz yummana izin vermeyeceğim, gerekirse şuracıkta vuracağım seni. Son duanı et!”

Doğruluk Perisi Mugalâta’yı vurmuştu. Mugalâta yerde çırpınırken Murat sevdiği kadının yağmur gözlerinden öpemeden onu kaybetmişti. Kollarında o kadın vardı, sevdiği kadına bir anlık gafletle yanlış yaptığı o kadın. Yağmur, yağmur dolu gözlerini kaldırımların ıslaklığına razı etmişti. Silahın ateş aldığını bir tek onlar duymuşlardı:. Biri Doğruluk Perisi, diğeri ise son nefesini vermek üzere olan Mugalâta…

Mugalâta son nefesini verirken dünyaya yeniden geleceğini, başka insanları yanlışlarla yoldan çıkartacağını biliyordu. Onun işiydi bu. Onun adıydı bu. Ona bu yüzden Mugalâta derlerdi. Doğru gibi görünen yanlışların adresiydi o. Bir de gurur vardı, sevenlerin sevdiklerine gidememe bahaneleri olarak yaşayan. Doğruluk Perisi mugalâta’yı vurduğu ve öldürdüğü için ceza bile almadı, almazdı.

Çünkü zaten mugalâta başka bir düzende başka yanlışları yaşatmak için yeniden dünyada olacaktı. Doğruluk Perisi ve gurur da… Üçü aynı düzende olmasa insanlık var olmayı becerebilir miydi?

Gökten üç niyet düştü. Biri mugalâta, biri doğruluk perisi ve sonuncusu gurur… Kim hangisine ihtiyaç duyuyorsa onu alacaktı. Üçü hiçbir zaman yok olamazdı ama hafifletilebilirdi insanlığa kattığı acıları. İnsanoğlu doğruluğu seçmekte direnirse mugalâta kendi acısını yalnızca kendisinde sarmayı seçebilirdi belki, gurur da kendisinden bir halt olmayacağını anlayıp çeker giderdi. Anlardı ki insanlar birbirlerini sevmeye devam ettikçe daha güzeller… Anlardı ki sevdiğini sevdiğine söyleyen insanoğlu nefes aldıkça dünya hep daha güzel…

Dilara AKSOY

Bir Aşksız Kalp Hikayesi

Bir adam, bir kadın ve günlerden bir gün. Herkes için bir gün,kadın için sadece o gün. Gözlerinin gözleriyle buluştuğu an, anlardan bir an ama onun için bir ömürde sadece o an.

Beklenmedik bir günde beklenmedik bir ayrılık. Acılı,sancılı geçmek bilmez aylar.Semada  yankılanan dualar,vuslatı bekleyen bir çift göz ve kırık bir kalp.Her gün gözlerinin gözleriyle buluştuğu anı hayal edip duran bir kadın.

Ya adam?Belki de bu ayrılıktan memnun bir adam.Belki de sadece kadın için bunun adı ayrılık.

Hayat, günün birinde yine kesiştirir yollarını,aynı yerde.Kadın artık kalbinde taşıdığı tertemiz aşkını onun kalbine hediye etmek ister.Aldanır tertemiz kalbi onun süslü sözlerine ,kendi gibi bilir karşısındakini. Ağzından dökülen her sözün kalpten dudaklara ulaştığını zanneder.Hakikat öyle değildir ne yazık ki.Tanıdıkça,günler geçtikçe adam umursamazca kırar kadının kalbini binlerce kez.

O, kırık kalple  gezerken,adam pervasız,acımasız kalbiyle gezer.Kadın aşkı içinde yaşar durur adam ise başka kalplerde tüketir.Kadın, her anında onun adını kalbinden geçirirken adam onu sadece gördüğü anlarda hatırlar.Kadın üzülür,kıskanır,ağlar.Bir gün kendine sorar.Bu kadar fedakarlık niye,kimin için?Ona değer mi?O andan itibaren üzülmekten yorulan kadın her şeyi bırakır.Önce saygısı sonra sevgisi uçar gider.

Kırık kalbi anlamasa da adam zorla anlattırmıştır kalbindeki aşkın adamın aşksız kalbinde yeri olamayacağını.

Seviyorumlarda Tüketilen Sevgiler

Öznesi gizli, eylemden oluşan tek bir cümledir “Seviyorum.”Kimi zaman dostlukla kimi zaman da aşkla çarpan kalpleri, birbirine sıkı sıkıya bağlar.

Günümüzde artık bu cümleyi kurmak çok kolay. Bir insan bir insanı çabucak seviyor  kolay elde ettiği sevgiyi de çabucak harcayabiliyor.

Sevgiyi,insanoğlu yanlış yerlerde arıyor,yanlış yerlerde bulduğunu zannediyor,yanlış kişilerde yanlış şekillerde harcıyor.Birbirlerini sevdiklerini söyleyen kişiler sanki aralarında sözlü antlaşma yapmış gibi,çıkarlarına ters düştükleri anda antlaşmalarını fesh ediyor ve her şey bitiyor.Karşısındakinin hep kendini anlaması bekleniliyor anlamak için çaba sarf edilmiyor.Sevgi artık masum kalplerde,saf ruhlarda aranmıyor,sevgi maddede,madde içinde para da ve parayla elde edilebileceklerde aranıyor.

Sevgiyi, maneviyattan çıkarıp denklemlere dönüştürüyor acımasız insanoğlu. Kalplerde yaşamaktansa aşkı, sevgiyi beyinlerde yaşamayı tercih ediyor. Denklemlerde, bilinmeyenlere istediği değerleri veriyor, matematiksel hesaplar yapıyor,topluyor,çıkarıyor,çarpıyor,bölüyor.

Kendisi için seviyor karşısındakini bu nedenle de her haliyle onu kabul etmiyor, edemiyor. Sevdiğini zannettiği kişiye karşı duyduğu hissi bedenden ruha taşıyamıyor.Aslında şöyle bir düşünürsek bu insanların birbirlerine duyduğu hisse,sevgi demek ,gerçek sevgiyi yaşayanlara ne büyük hakaret değil mi?Ama içinde bulunduğumuz şu dünyada sevginin ne hallere düştüğünü anlatabilmem için bu güzel kelimeyi,bu his içinde kullanmak zorundayım.

Unutmadan söylüyüm bir de alternatifler dünyasında yaşayan sevgiler var.Sevdiği olduğu halde insanlar, sevebilme potansiyeli olabilecek insanları hayatında koleksiyon gibi biriktirme yapıyor.Bir bakmışsın ki,göz açıp kapatıncaya kadar hayatından o gitmiş bu gelmiş.

İnsanoğlu sevmeye değil sevilmeye aç kalmış aslında.Herkes kendini sevsin,kendini beğensin,kendi için mücadele etsin peşinde.Sevilsin de sevenler ne halde olursa olsun umrunda değil.Sevilmediğini hissettiği anda da geriye dönüş,eskileri arayış içerisine girme eyleminde.

Artık  sevgiyi kimle yaşadığının önemi kalmamış, sevgi her yerde,herkesin kalbinde yaşanır olmuş.Kişi,karşısındaki için mücade etme gereği duymuyor bu nedenle. Alternatifi çok.O olmazsa bu olur,bu da olmazsa şu olur.İnsanlar sevgi de kararsız seveni harcamakta vicdansız.İnsanların kalbi,gözü kör.Hep kendini sevmeyenlerin peşinde.Kendine değer verene,karşılık beklemeden sevene,saf kalbini açana karşı kayıtsız,duyarsız.Nasıl olsa herkes şımartmış ,herkes seviyorum demiş niye bir kişiye gönül bağlasın ki?Ama bilmez ki,o seni seviyorum diyenlerin onu niye sevdiğini.Temiz kalbi için mi yoksa eşsiz ruh güzelliği için mi? Ne için?

İşte böyle böyle tükenmek, bitmek üzere sevgi kavramı ne yazık ki. Sevgisizler için bunun bir önemi yok, ama sevgiyi para da, geçici güzelliklerde, bedenlerde,karşılıklı çıkarlarda aramayanlar için öyle değil.

Bu insanlardan istediğimiz tek şey kalpten inanmadığınızı dillerinizden dökmeyin.Sevmiyorsanız sevmiyorum deyin.Çünkü sevmiyorum diyenler değil  en çok seviyorum diyenler acıtır insanın canını.