Kategori arşivi: Yazılar

gecenin-buyusu

Gecenin Büyüsü

Gece mi daha güvenlidir yoksa gündüz mü? Cevap gayet basit çünkü gerçek hiçbir zaman değişmez, aynı kalır.

Gece her zaman gündüzden daha güvenlidir çünkü size yalan söylemez. Gerçekleri süsleyip püsleyip, yalanlarla donatılmış bir tepside sunmaz size. Gece sadedir, saftır.  Gerçekler bütün çıplaklığıyla tam karşınızda durur, size meydan okumak ister gibi.

Belki de sırf bu yüzden siz insanlar geceyi gündüzden daha tehlikeli buluyorsunuz; çünkü gerçekleri görmeye tahammül edemiyorsunuz. Her zaman onlarla karılaşma anını gündüz vakti yapıyorsunuz, güneşin şahitliğinde.  Onlarla aranızda gün ışığından örülü, kalın bir duvar olması sizi güvende hissettiriyor.

Oysa sadece kendinizi kandırıyorsunuz. Kendinize ihanet ediyorsunuz ve bunun bedelini ödemekten kurtulamıyorsunuz, kurtulamayacaksınız!

Ben siz insanlardan farklı olarak geceyi seçiyorum. Bir pencerenin önüne oturup, gerçeklerle yüzleşmeyi tercih ediyorum. Düşünsenize sadece siz ve görmeyi reddettiğiniz gerçekler…

Ve siz onlarla derin bir tartışmaya girdiğiniz an çalan bir kapı. Ama gerçekler size izin vermiyor arkanıza dönmek için. Ruhunuzla birlikte bedeninizi de onlarla birlikte tutmak istiyorlar, bu ne kadar acı olsa da…

“Burada ne yapıyorsun?”

Sesi duyduğunuz an kendinize gelirsiniz.  Ruhunuz yavaş yavaş gerçeklerden sıyrılmaya başlar. Ama gece buna izin vermez.

“Düşünüyorum.”

“Tek başına mı?”

“Hayır, yanımdakileri görmüyor musun?”

Ve arkanızdaki boşluktan gelen son bir soru… “Bende aranıza katılabilir miyim?”

Cevap basittir. “Hayır, yer yok.”

Yer yoktur çünkü gece bütün gerçekleriyle odanızın içindedir. Ve böylece başka bir kimseye yer yoktur.

Gece güvenlidir; çünkü yıldızlar çıplaktır, ay çıplaktır, gerçekler çıplaktır. Gündüz tehlikelidir; çünkü yıldızlar güneş ışığının arasında kaybolmuştur, ay kaybolmuştur, gerçekler kaybolmuştur.

melek-yuzlum

Melek Yüzlüm

Hey sevdam. Sana sevdam diyorum çünkü sen hala deli yürekli sevdamsın benim.Bir meleğin vardı senin hatırlarmısın.Her güne günaydın melek yüzlü güzel kadınım diye başladığın.Her melek yüzlüm dediğinde kanatlarını çırparak uçan senin etrafında.Senin yarattığın bir melekti oysa.Melek olmazdan,uçmayı bilmezden önce karanlıkla dolu siyah bir dünyası vardı.Melek olmak,uçmak değil yaşamak nefes almak bile imkansız olan siyah bir dünyaydı yaşamı.İnadına ayakta durup inadına karanlıktan korkmadan siyahtan çekinmeden yaşamaya çalıştığı bir dünyaydı.Sen geldin sonra ve sihirli ellerinle dokundun sanki dünyasına,senle beyaza büründü aydınlandı her yer.Siyah korkarak kaçtı beyazın cesaretinden karanlıksa susarak çekildi köşesine aydınlığın gücünden.Beyaz o kadar asildi ki, o kadar etkileciydi ki aşık oldu meleğin beyaza,aşık oldu sana sevdam….Sen her melek yüzlüm dediğinde cennete dönüyordu dünyası .Kanatları o kadar güzeldi ki ,o kadar parlaktı ki, bir o kadar da renk renkti hayranlık uyandıran.Gözleri kamaşıyordu meleğinin ve kamaşan gözleriyle uçmaya çalışıyordu.çok tökezledi çok düştü farkına bile varamadan.Her düşüşünde hırpalandı melek alışık olmadığı beyaz dünyada.Çünkü siyahtan eser kalan karanlık lekeler kalmıştı silmeye gücünün yetmediği,yettiği zamanda geç kaldığı,senin göremediğin meleğinin farkına varamadığı karanlık lekeler.Meleğin her düşüşünde acıdı canı hırpalandı sevda yüklü yüreği.yine de vazgeçmiyordu senin meleğin olmaya çalışmaktan,istiyordu ki senin hayal ettiğin gibi bir melek olayım.Ama ışıl ışıl renk renk kanatlarda taksan bir kul işte,bir kuldan da melek ancak bu kadar oluyor ne yapsanda.Her kulda bir siyahlık her beyazda ise siyahtan kalan karanlık melek olmaya engel oluyor çabalasan da…

Hey sevdam sen var ya sen; taktın kanatları daha uçmayı bile öğrenememişken melek bile olamamışken yargıladın onu siyahtan gelen karanlık lekelerden.Her seferinde kalksada ayağa melek olmayı öğretmedin,melek nasıl olunur anlatmadın hiç,beli ki sende bilmiyordun melek olmayı.Yinede çaresizce uçuştu etrafında belki öğrenirim melek olmayı umuduyla….. Ta ki sen gidene kadar.Oysa meleğin yaşamak istemişti senle, senin yarattığın o beyaz dünyada,istemişti ki senden;güçlü olasın yıkamasın kimse seni,bu benim sevdam diyebilsin.gücünden güç alarak uçabilsin.İstemişti ki senden; hiç bırakma onu hep sev, sev ki o da yaşasın sevdasını ve beyazı gururla.İstemişti ki senden;senle gözde olsun,özde olsun,sözde olsun,mutlu olsun….Söz vermiştin meleğine herkes bizi kıskanacak,nerden bu sevda mutluluk diye düşünecek.Tutarsın sanmıştı sözünü ama yapamadın duramadın sözünün ardında.İnanmıştı güvenmişti sana,cesaretinin gücünün adına sevdan uğruna yaparsın her şeyi sanmıştı.çünkü sendin siyahı korkutan sendin karanlığı susturan…

Nedensizce bırakıp gittin meleğini,belki dönerim diye.Anlamadı anlam veremedi gidişine.bekledi dönersin geri diye.dönmedin dönemedin gittiğin yerden,belki de dönmeye de yeniden başlamaya da gücün ve cesaretin yoktu. Oysa meleğin sen giderken gri bir dünyanın içine düştü,ne siyahtı her yer ne de beyaz alabildiğine gri alabildiğine umutsuz…. Kırıldı meleğinin kanatları sensizlikle düştüğü gri dünyada,artık acıyordu canı,sızlıyordu yüreği için için kanıyordu kanatları ve amansız bir griliğe bürünmüştü gözyaşları,solmuştu o güzelim melek yüzü.Gri bir dünyası vardı artık umutsuzlukla bezenmiş.Bilesin sevdam ölüyor melek yüzlün gri tüketiyor onu yavaş yavaş,ince bir hastalık gibi içine süzülüyor umutsuzluk ve bundan doğan sensizlik….İstediği tek şey var artık meleğinin senden.kurtar onu bu amansız grilikten ve sensizlikten,yeniden beyaz olsun her yer,yeniden aydınlık olsun senle olsun dünyası,yeniden yaşa sevdanı yaşa ki canlasın yeniden taksın kanatlarını,yeniden uçuşsun etrafında sevdayla aşkla ve yeniden melek yüzlü güzel kadının olsun.Çünkü hala seviyor meleğin seni,çünkü hala ilk günkü kadar aşık sana,çünkü hala seni sen olduğun için yaradan aşkı için seviyor.Çünkü hala günaydın melek yüzlüm diyeceğin güne umut ekip sevgi büyütüyor…

Hey Sevdam sana sesleniyorum duyuyormusun,günler kavram kargaşasının içinde zaman kendi varlığını çoktan unutmuş içine düştüğüm derbeder dünyada saatlerse boşuna bir çarkın içinde yelkovanla akrep yarışının traji komik hikayesi içinde savrulup tükeniyor adeta..Kelimeler her zamaki kifayetsizliğinin dalgasında boşuna akıp geçiyor beyhude.Bense mahpus etmişşim kendimi sevdama bu gönüllü mahpusluk ama zannetmeyin ki kollarıma kelepçeyi ayağıma prangaları suçluyum diye vurdular.Kendi kendime kelepçeler takıpkendi kendime ayağıma prangalar geçirdim,yüreğimide sensiz yaşamasın diye sürgüne gönderdim..Biter bir gün bu sürgün ne kelepçeler kalır ellerimde nede beni hareketsizliğe iten ayağımdaki prangalar.Her şey olması gerektiği gibi dengesine outurur elbet.Sen gel varlık sebebim sen gel ki son bulsun bu yanlız mahpusluk son bulsun bu çarsiz çarelere sarmaladığım sevdam gözlerinle huzura ersin.Gözlerin huzurum sölerin umudum ve sen mutluluğumsun çünkü benim.Ben seni sen yanımdayken bile içime sığdıramazken sen uzaklardeyken nasıl bu derbederliği yaşamam nasıl sevdama mahpus olmam ki…Yargılama beni sadece gel dö melek yüzlüm dediğin bana dön yeter….

Hey Sevdam,ben sana sevdamı haykırıyorum ya sanma isyan sanma umutsuzluk sanma yaşamdan bıkkınlık.ben seni sensizken bile sevmeye razıyım.Sadece içime sıkıştırıp ağzını konuşmasın diye mühürlediğim dudaklarımmlan dökülmeye korkan duygularımın yazılı hale dökülmüş şekli bu…Mühürlü dudaklarım haykıramıyor ki sevdamı sadece kelimelerinin içine askıya bırakıyorum anlarsın sevdamı belki diye…Yine Melk yüzlüm dersin belki diye…Biliyorum hatta eminim bir yerlerde elbet bensizliğin hüznü var seninde yüreğinin derinliklerinde saklı..uzun zaman ya da yakın zaman kimbilir hangi zaman belirsiz belki ama dönüş yolunda olduğun haberi ulaşalı pek bir zaman olmadı.Geliyorsun işte nihayet geliyorsun ve melek yüzlün burda adını sevda eylediğim seni gittin günden bu yana değişmeyen bir hasretle sevdasıyla bekliyor…Bil ama melek yüzlün seviyor seni…Hoşgeldin adını sevda eyleyip üzerine sevda girdirdiğim hoşgeldin yüreğime hayatıma…

savas-istemiyorum-anne

Üşüdüm Anne!

Bombalar yağıyor anne… içimi sızlatan yüreğimi parça parça eden sızılar yağıyor gökten. Bir ışık geliyor önce çarpıyor insanın suratına tam orta yerinden.. Dünya kararıyor birden. Çok mu yaşadık anne, bombalar bizim evimizi neden vuruyor? Ağlıyorum enkazın altında bağırıyorum sesimi duyan yok mu diye. Kimse sesimi duymuyor anne. Taşın toprağın içinde nefes nefeseyim hiçbirşey gelmiyor aklıma seni düşünüyorum..

Senli günleri yoksa artık sensiz günleri mi demeliyim? Herşey gözümün önüne geliyor gelmesine geliyor da neyi farkettim biliyormusun anne. Yaşıyormuyum acaba yoksa bunların hepsi bir rüyamı. Anne diye haykırasım geliyor ama… bağıramıyorum anne! Duyuyormusun beni bağıramıyorum. Sesim çıkmıyor anne. Üzerimde ki topraklar bana çoktan kefen oldu da ben mi farkına varamıyorum. Hani kefen beyaz olurdu? Benimki kahverengi anne.. küçük bir ışık var tam gözümün önünde başımı çevirmek istiyorum çeviremiyorum ellerimi hissetmiyorum anne..

Bacaklarım ? yerindeler mi acaba? Işık aralanıyor işte buldular beni.. çıkartıyorlar bu kahverengi örtünün içinden.. bir sedyeye koyuyorlar beni götürüyorlar hiç bilmediğim yerlere. Anne nerdesin? Beni arıyorsun zannediyordum. Unuttun mu beni anne? Artık bacaklarım yok ellerimse ellerim değil artık. Ne demeliyim bilmiyorum ama sen yoksun işte.. ben ben seni beklerken beyaz önlüklü amcalar geliyor yanıma. Belki yaşar diyorlar ben yaşıyorum diyorum beni duymuyorlar. Sana hasret günler çoktan başladı anne. Bana öldüğünü söylüyorlar ama ben inanmak istemiyorum. Öldün mü anne? Gerçekten gittin mi ?

Dört duvar.. ne tarafa baksam SEN. Sensiz günler demiştim o günler çok uzakta değillermiş. Ben seni bırakıp gidicem diye üzülürken.. sen beni bırakıp gittin anne. Allah-u Teala’nın yanındaymışsın.. mutlu oldum Annem orada kesinlikle iyidir dedim kendi kendime.. günlerim Allah’a yalvarmak ile geçiyor artık. Sana gelmek için gün sayıyorum senli günleri özlemle bekliyorum.