Zamansızlık

Bugün ki yazımda siz okuyucularıma dünya hayatından ve zamansızlık çelişkisinden bahsetmek istiyorum. Bu konu ile alakalı kafamı kurcalayan onlarca şey var ki, bildiklerimi sizlerle paylaşmasam olmayacaktı elbette. Sizi daha fazla meraklandırmayayım öyleyse.

Bana göre arkadaşlar dünya hayatı; dakikası dakikasına düşünülmüş, lakin iki saate sığdırılmaya çalışan, başkarakterin göçüp gittiği; geride birbirinden zıt karakterlerin rol aldığı inanılması güç bilimkurgu sinema filminin senaryosu gibidir ve olağanüstü bir şekilde karmaşıktır. Ya da bir diğer ifade ile dünya hayatı, anlamsız parçaları olan anlamlı bir bütündür. Zamanın, insanın, canlı ve cansız maddelerin varlığının ne denli büyüklükte çelişkili olduğunu bilimin katkılarıyla anlatmaya çalışacağım size.

1-) Güneş ışınları önüne hiçbir engel çıkmadan düz bir çizgide ilerleyebilseydi, Dünya’ya ulaşması sadece 2 saniye sürerdi. Ancak gün ışığı o kadar külfetli ve zikzaklı bir yol izlemek zorunda kalıyor ki, Dünya’ya ulaşması yaklaşık 30 bin yıl alıyor. Yani, bugün tepenize düşen gün ışıkları aslında Buz Çağı’ndan kalma! Zamansızlığa inanmışımdır hep ben. Bu yazdıklarımda bir nevi ispatlıyor düşüncelerimi.

Dünyada yaşadığımı biliyorum, ama var olduğuma inanmıyorum! Nedeni; eğer dünyadan yayılan bir frekans uzaya milyonlarca yıl sonra gidiyorsa, Güneşten gelen ışıklar binlerce yıl sonra dünyaya ulaşıyorsa, bu zamansızlık demektir. Öyleyse soruyorum size:

-2012′de yaşadığım bu dünyada kaç yaşındayım? Üç yüz, bin beş yüz? Öldüm mü? Yaşıyor muyum? Kafanız karıştı öyle değil mi? Lakin henüz yeni başladık.

2-) İster inanın ister inanmayın, 1GB’lik bir flash diske, bir milyon evrene yetecek bilgi sığdırılabilir.

Pekâlâ, soruyorum size; biz insanlar, diğer canlılar ve varlığını bildiğimiz melekler, dünya diyerek adlandırdığımız bu gezegenin içinde mi yaşıyoruz, yoksa sadece yüce yaratıcıya ait bilgisayarının içinde ulaşılması çok kolay olan birer dosya yığını mıyız? Burada şaşkınlıktan duraksayıp şöyle bir sayıklıyorum kendi kendime:

- Nasıl var olduğunu bilmediğin gibi, nasıl yok olacağını da bilmemek insanların hiçbir şey bilmediğini kanıtlıyor oluyorsa, o zaman ne biliyoruz?

3-) Evrenin yapısı ile fizik kanunları bir araya geldiği zaman, ortaya çıkan “quantum teorisi” evrenin bir yerlerinde geçmişin sonsuz defa tekrarlandığı bir alan olduğunu öne sürüyor.

Zamanı gezegenimize benzeterek bir küre olarak biçimlendirebiliriz. Ki böyle bir durumda bir şeyler, bir şeylere, bişeyler devredecektir. Devir dağim… Fakat ne devrediyor? 2012′de yaşadığımızı düşünüyoruz, ama gerçekten 2012′de mi yaşıyoruz? İnsanların “olmayan” zamanı kısıtlayarak, düzene sokmaya çalıştıkları bir dünyada, insanların ne zaman yaşadığını bilmesi çok zor öyle değil mi? Belki milyonlarca yıl önce yaşamışımdır. Belki de evrenin başka bir ucunda hiç hayata gelmemişimdir. Tüm bunlar, yaşadıklarımız, başımıza gelen onca tatlı, tatsız anılar hiç yaşanmamış veya bitmiş olması ihtimali tüylerimi diken diken ediyor.

4-) Ayrıca bilim bizlere aldığımız her nefesin Fatih Sultan Mehmet’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın, Atatürk’ün ve hatta milyonlarca yıl önce yaşamış olan T-Rex’in soluğundan çıkan bir atomu içerdiğini söylüyor.

Evet, bilim bunu da kanıtlıyor, kanıtlıyor fakat mantık yerleştiremiyor! Mantıksızlık şurada devreye giriyor; benim soluğum gelecekte veya geçmişte yaşayan bir insanın nefesinde ki atom oluyorsa, ben hala bir yerlerde yaşıyorum demektir! Yani demek istediğim saydığım bu insanların hayatta olabileceği ihtimali. Öyleyse tekrarlamakta fayda var; biz hangi zamanda yaşadık, gerçekten yaşadık mı, yaşıyor muyuz, zaman var mı? Unutmayın; mantıksızlık mantığın başladığı zemin kattır.

Dünya hayatını dakikası dakikasına düşünülmüş bir sinema filmine benzettiğimi söylemiştim. Film bittiğinde nasıl yerini vizyondakilere bırakıyorsa, bizde yerimizi bizden sonrakilere bırakacağız, ama anlayamıyorum; ben bu sözleri yazarken burada mıyım, burada mıydım? Ayağımı toprağa bastığım, toprağı gördüğüm, dokunduğumu sandığım bu ne hödüğü belirsiz dünya hakikaten birer yokluk mu?

Eğer sözlerimde bir mantık, bir doğruluk payı arıyorsanız aramayı hemen bırakın ve kendinizi sorgulayın. Ben, ben miyim? Burada mıyım?

Bunu paylaş

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Email

Henüz yorum yok

Bir yorum yaz